Anonim Yazıyor kitap kapağı

27. bölüm / 29

Anonim Yazıyor

Bölüm: 27

Vaveyla Yazarı: Beyaz Yeşim

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 29Şu an: Bölüm: 27

Rukiye tavanı izleyip durdu bir süre. Dün duyduğu cümle kulaklarında dönüp duruyordu.

“Senden hoşlanıyorum.”

Kalbi yine aynı hızla çarptı.

Mihrimah’ın sesi aklına geldi:

"Acele etmene gerek yok. İstemiyorsan da sorun değil. İstiyorsan da sorun değil." demişti.

Ama yine de… Deniz’i görünce ne diyecekti?

Kampüse girene kadar aynı düşünceler zihininde dönüp durmuştu. Etrafına bakındı bir süre, her zamanki gibi kalabalıktı. Mihrimah yanında sakince yürüyordu.

“Çok mu belli oluyor?” diye fısıldadı Rukiye.

“Ne?”

“Heyecanlı olduğum.”

Mihrimah gülümsedi.

“Biraz. Ama tatlı duruyor.”

“Dalga geçme ya…”

Tam o sırada biri arkadan seslendi.

“Günaydın kızlar!”

Deniz.

Her zamanki gibi rahat, omzunda çantası, saçları dağınık. Ama gözleri… direkt Rukiye’yi buldu. Bir saniye fazla baktılar birbirlerine. İkisi de aynı anda gözlerini kaçırdı. Mihrimah bunu fark edip sinsice gülümsedi.

“Benim biraz işim var, burada ayrılıyorum.” deyip bilinçli şekilde uzaklaştı.

Şimdi sadece ikisi kalmıştı. Deniz ensesini kaşıdı.

“Şey, dün söylediklerim… garip miydi?”

Rukiye nefes aldı.

“Yok. Sadece… beklemiyordum.”

“Pişman değilim ama,” dedi Deniz hemen. “Bil istedim.”

Sessizlik.

Sonra daha yumuşak bir sesle:

“Cevap vermekte acele etme. Sadece kaçma benden yeter."

Rukiye istemsizce gülümsedi.

“Öyle bir niyetim yoktu.”

Deniz de gülümsedi.

"Bunu duyduğuma sevindim."

O an, henüz adı konmamıştı ama aralarındaki her şey değişmişti.

~𝑴𝒊𝒉𝒓𝒊𝒎𝒂𝒉~

İkisinin fotoğraflarını çekip Kenan'a attım ve altına 'Yeni bir aşk doğuyor.' yazıp gönderdim. Cevabı gecikmemişti.

Kenan: İçimin rahatladığı bir haber oldu. Herzamanki gibi günümü güzelleştirdin sevgilim 🌹

Doğum günümde yaşananlar için böyle söylediğine emindim.

Ben: Böyle söyleyeceğini biliyordum 🤭 Ama artık Deniz'e karşı düşüncelerinin değişme zamanı geldi sanırım değil mi?

Kenan: Onun hakkında düşündüğüm tek şey; ondan haz etmediğim. Hem bu konuyu kapatsak mı? Ne de olsa artık bir önemi yok. Sen benimsin. Ben de seninim :)

Ben: Haklısın ₍ᐢ⑅•ᴗ•⑅ᐢ₎♡

Kenan: Ve?

Üfff, bu çocuk tam bir sevgi pıtırcığı.

Ben: Seni seviyorum 💕

Kenan: Ben de seni seviyorum sevgilim. Günün güzel geçsin.

Ben: İkimizin de (o´ω`o)ノ

Gülümsemem dersliğe girene kadar devam etmişti. Nil'in yanını boş görünce hedefe doğru ilerlemeye başladım. Adını söylediğimde başını kaldırıp bana doğru bakmıştı ama yüzü tiksinir bir hâl aldığında buna anlam verememiştim.

Ta ki gözlerini diktiği adam beni hafif ittirerek Nil'in yanına geçtiğinde asıl meselenin ben olmadığımı anlamıştım. Daha önce hiç görnediğim bir adamdı ama her tavrı 'Ben züppeyim.' diyordu.

"Bu senin dersin değil, gider misin?"

Nil'in tavırları adamın pek umrunda değildi.

"Derslerimi bilecek kadar beni araştırdığını görmek güzel. Benimle ilgilenmiyor gibi davranmana gerek yok."

"Sürekli girdiğin dersleri bana söylediğin için biliyor olabilir miyim? Ayrıca ilgilenmiyorum zaten. Şimdi defol git!

"Üzgünüm. Bugün senin yanındayım."

Adam gözlerini Nil'den çekip sırıtan ifadesinin yerini tehditkar bir bakışa çevirip bana dönmüştü.

"Uzaklaş."

Sesinin tonu iliklerime kadar korku hissettirmişti. Normalde haksızlığa ya da kaba tavırlara karşı sesimi çıkartırdım ama karşımdaki adamın bakışlarında tekinsiz bir soğukluk vardı.

“Mihrimah, git lütfen,” dedi Nil. Sesi titriyordu ama bu korkudan ziyade öfkeden kaynaklı bir titremeydi “Onunla uğraşma, değmez.”

Sonra gözlerini adama dikip "Yekru bey herzamanki gibi görgüsüz tavırlarını bırakmayacak." demişti.

Bu ismi daha önce duymuştum. Sanırım en son telefonda küfür ettiği kişi buydu. Klişe bir aşk hikayesi demiştim ama durum beklediğimden karmaşık gibi görünüyordu. Nil'in böyle bir adamla olması üzücü olurdu. Nil tekrar bana dönüp "Mihrimah, üzgünüm." dediğinde boğazımı temizleyip sonra konuşmuştum. "Tabiki, sorun değil."

Yekru denen kişi hiç bana o şekilde bakmamış gibi Nil'e dönmüş ve sırıtmaya kaldığı yerden devam etmişti. Böyle dengesiz bir insandan hızlıca uzaklaşır umarım. Onun için bir şey yapamayacak olmak canımı sıkmıştı.

(Yekru ve Nil başka hikayelerin karakterleri ve ilişkileri hep böyle toksik oldu 😅 Eski bir hikaye o yüzden eleştirimi Mihrimah'la yapmış oldum 😂 )

Birkaç basamak daha çıkıp uzakta bir yere oturdum. Onları gözetlemek istemediğim için eksiklerimi çalışmaya başladım. Ders çalışmayı sevdiğim söylenemezdi ama staj dönemi yaklaşıyordu ve en azından bilgi açısından daha iyi olmalıydım.

Şimdi düşündüm de Kenan'ın işi hakkında hiçbir fikrim yoktu. Acaba şirkette hangi pozisyonda çalışıyordu? Bunu bir ara sormalıyım.

Ders hocası sınıfa girdiğinde Yekru denen kişi ayaklanmıştı ve hocayı umursamadan dersten çıkıp gitmişti. Biraz yaşlıca hoca gözlüklerini düzeltip görmezden gelerek konuya girmişti.

Bu adamın kim olduğunu gerçekten bilmek istemiyorum.

Dersten bitince ilk işim Nil'in yanına gitmek oldu. Hızlıca yanına oturup ellerini tuttum ve hızlıca konuşmaya başladım.

"Ders boyunca kalbim endişeden deliye döndü. Bu adamın derdi ne? Sürekli böyle zorbalık mı görüyorsun yoksa? Bana anlatabilirsin, birlikte çözüm arayalım."

"Mihrimah bir sakin ol!"

Nil'in sesiyle durdum. Ama bir süreliğine.. Bu sefer sakince devam ettim.

"Nasıl sakin olabilirim? Böyle korkutucu bir insan seni rahatsız ediyor."

Ellerini çekip benim ellerimi tuttu.

"Ordan bakınca nasıl göründüğünü biliyorum ama merak etme, göründüğü gibi değil. Ayrıca kızlar da biliyor."

"Onlar da mı biliyor?" dedim şaşkınlıkla. "Peki neden kimse bir şey yapmıyor? Nil, adam resmen seni sınıfın ortasında taciz ediyor, bana 'uzaklaş' derken gözlerinden ateş çıkıyordu!"

Nil hafifçe gülümsedi.

"Mihrimah, Yekru’yu durdurabilecek bir mekanizma henüz icat edilmedi. O, kuralların dışında yaşayanlardan. Kızlar biliyor çünkü o her yerde karşımıza çıkıyor. Alıştık artık diyelim."

"Alışmak mı? Bu alışılacak bir şey mi?" diye çıkıştım.

Kendi korumacı dünyamda, Kenan'ın o yumuşak ama güven veren kollarında yaşarken, Nil'in bu kadar savunmasız görünmesi içimi parçalamıştı.

"Göründüğü gibi değil dedim."

"Kenan, benim sevgilim. Ona sorsam... Belki o bir yolunu bulur. Sonuçta o da iş dünyasında, belki ailesini falan tanıyordur."

Nil gözlerini büyüttü.

"Mihrimah! Bu kadar ileri gitmene gerek yok. Ayrıca Yekru'yu tanımıyorsun bile. Kenan veya başka birisi araya girerse neler yapacağını kestiremiyorum." Elimi destekler gibi sıktı ve gülümseyerek devam etti.

"Benim için endişelendiğini görüyorum, teşekkürler. Eğer benim başa çıkamayacağım bir durum olursa sana söylediğimden emin olacağım."

Boğazımda bir yumru oluştu. "Ama..."

"Aması yok. Bana güven."

Sırıtıp göz kırptı.

"Benim arkam da baya sağlamdır." dediğinde gülmeden edememiştim.

"O zaman yardıma ihtiyacın olursa bana mutlaka söyle."

"Tamam, söz veriyorum. Şimdi diğer derse gitmeliyim. Sen burada mısın?"

"Ben de çıkıyorum."

Sınıftan çıktığımızda Nil kendi yoluna gitti, ben ise kampüsün çıkışına doğru yürürken hala Yekru’nun o buz gibi sesini zihnimden atamıyordum. Telefonumu çıkarıp Kenan’a mesaj atmak istedim ama Nil’im isteği beni durduruyordu.

Tam o sırada, kampüsün çıkışındaki dev çınarın altında tanıdık bir silüet gördüm. Rukiye ve Deniz yan yana durmuş, hararetli bir şekilde konuşuyorlardı. Rukiye’nin yüzündeki o utangaç gülümseme, az önce şahit olduğum karanlık atmosferi bir nebze olsun dağıttı.

Yanlarına yaklaştığımda Deniz’in Rukiye’ye bir kağıt uzattığını gördüm.

"Bu ne?" diye daldım aralarına, havayı biraz dağıtmak isteyerek. Rukiye sıçrayarak bana döndü. "Mihrimah! Korkuttun ya..."

Deniz sırıttı. "Bu, Rukiye Hanım'ın yarınki kaçış planı. Eğer kabul ederse tabii."

Rukiye elindeki kağıdı bana gösterdi. Bir sergi davetiyesiydi. "Sanat sergisi mi?" dedim kaşlarımı kaldırarak. "Deniz, senden daha aksiyon dolu bir şey beklerdim."

"Bazen en büyük aksiyon, sessizlikte saklıdır Mihrimah," dedi Deniz, gözlerini Rukiye’den ayırmadan. "Hem Rukiye’nin bu sefer kalabalıktan kaçmak isteyeceğini düşündüm."

Rukiye’nin yüzü iyice pembeleşirken, içimden 'Vay be, Deniz dersine iyi çalışmış' diye geçirdim. Ama tam o sırada, otopark tarafında siyah, camları filmli bir arabanın yavaşça yanımızdan geçtiğini fark ettim. Arka cam milimetrik bir şekilde aralandı. Sadece bir saniyeliğine o tekinsiz bakışları tekrar gördüm.

Yekru

Araba durmadı, hızlanarak kampüsten çıktı. Ama bıraktığı o soğuk hava dalgası hepimizi titretmeye yetti. Deniz de fark etmişti. Kaşlarını çatıp arabanın arkasından baktı.

"Bu adam da kim?" diye sordu Deniz, sesi bir anda ciddileşerek. Uzun bakışlarım bu soruyu sormasını sağlamıştı. Rukiye de bana baktı, ben Nil’e verdiğim sözü hatırlayıp yutkundum.

"Sadece bir züppe işte." Yalan söylemek istemediğim için bu kısa cevabın ardından gülerek "Neyse, sergi diyorduk? Ben de mi gelsem acaba?" dediğimde "Asla!" dedi ikisi aynı anda. Kahkahalarımız kampüsün stresini biraz olsun azaltsa da, hâlâ endişeli hissediyordum.

~~~~

Öğle arasında kantine gittiğimde Nil'in kardeşi Öktem'i görmüştüm. Bu beklemediğim bir tesadüftü. Bir bardak kahve alıp yanına gittim. Nil'e göre daha mesafeli görünüyordu dışardan ama tanıdıklarına karşı daha rahattı. Uzun sohbetlerimiz olmamıştı ama Nil'in durumunu başkasıyla konuşmam mümkün değildi.

"Merhaba."

Öktem bir elinde kahve diğer elinde telefon geriye yaslanmış rahat bir şekilde otururken sadece gözlerini çevirmişti.

"Merhaba?"

Tanışsak da hâlâ konuşmaya başlamak zor görünüyordu.

"Oturabilir miyim?"

Gözlerini boş sandalyeye çevirip "Elbette." dediğinde oturdum. Soru sorar bakışlarına karşı beklemeden konuya girdim.

"Konu Nil." Tepkisizdi. "Ders başlamadan Yekru denen birisi yanına geldi ve onu gerçekten rahatsız ettiği kesindi. Bana attığı bakışları da sayarsak Nil hakkında endişeliyim."

Gözlerini etrafta bir süre gezdirdi. Ardından bana bakıp "Ablamla konuştun mu?" diye sordu.

"Evet, endişelenecek bir şey olmadığını söyledi. Ama bunun gerçek olup olmadığını merak ediyorum."

"Öyle söylemişse, öyledir."

"Neden bu kadar rahatsın? O senin ablan. Biraz daha ilgili olabilirsin."

Âni çıkışımla henüz ağzına götürdüğü bardakla eli havada kalmış ve keskin bakışlarını gözlerime dikmişti. İçmeden masaya geri koydu ve dirseklerini masaya yaslayıp yüzünü biraz daha yaklaştırdı.

"Ben de merak ediyorum.. Sen ne yapabilirsin?"

Yutkundum. Yekru kadar olmasa da Öktem'de de aynı tehditkâr hava vardı.

"Henüz bilmiyorum."

"O zaman üstüne vazife olmayan şeylere karışma Mihrimah. Bizimle sadece okulda beraber olan birisin. Hayatımız hakkında bir şeyler biliyormuş gibi davranmayı bırak ve endişelerini kendi hayatına sakla."

Kahvesini eline alıp bacak bacak üstüne attı ve eski rahat pozisyonuna geçti. Öktem’in o buz gibi sesi, Yekru’nun bakışlarından bile daha çok acıtmıştı canımı.

"Haklısın," dedim, sesim beklemediğim kadar dik ama kırgın çıkarak. "Sadece okulda beraber olduğu biriyim. Ama bazen dışarıdan bakan biri, içeride körleşenlerden daha net görür tehlikeyi."

Gözü telefonda umursamazca "Tek tehlikenin Yekru olduğunu nereden biliyorsun?" diye sorduğunda anlam verememiştim.

"Bu da ne demek?"

Derin bir nefes alıp verdi sıkkınca. Tekrar bakışları beni bulmuştu.

"Tek derdimiz Yekru değil Mihrimah. Onun arkadaş takımıyla da biz uğraşıyoruz."

Zihnimi zorlayarak unuttuğum şeyleri hatırlamaya çalışıyordum. Bu kızların popüler olma sebepleri... Tabi ya..

"Bu okulun sahipleri..."

Sızlayan alnımı sağ elimle ovmaya başladım. Ortalıkta dolanan dedikoduları umursamasam da benim de kulağıma gelmişti. Okulun sahibi 4 ortaklardı ve oğulları da bu üniversitede yüksek lisans yapıyorlardı. Bizim kızlar da bu adamlarla sık sık beraber görüldükleri için popüler olmuşlardı. Olayın iç yüzünün böyle karanlık olmasını beklemiyordum.

Parmaklarımı saçlarımdan geçirip nefes verdim. Kahvemden hiç içmediğimi farkettiğimde bir yudum alıp masaya bıraktım.

Sıradan bir evde, sıradan bir mahallede, sıradan okul hayatı geçirmiş birisi olarak bilmediğim hayatlar hakkında ne yapması gerektiğini bilen biriymiş gibi konuştuğuma inanamıyorum.

Gözlerimin kahvemde takılı kaldığını Öktem'in "İyi misin?" sorusundan sonra kendime gelince anlamıştım. Kendimi toplamak adına dudağımı bir süre ısırıp bıraktım ve konuşmaya başladım. Yüzüne bakamıyordum.

"İyiyim. Yalnızca.. gerçekten bilmediğim bir konu hakkında yüksekten konuştuğumu farkettim. Oysa sizinle oturup konuşmuşluğum bile o kadar az ki."

Yine sustum. Başka ne diyebilirdim ki?

"Hmmm.."

Öktem'e baktım. Yüzündeki anlayışlı gülümseme onu bambaşka birisi gibi gösteriyordu.

"Kendini eleştirebilmek.. takdir edilesi bir özellik."

Kahvesini bitirip masaya bıraktı ve ayaklanmadan önce "Madem artık anladın.. bırak da kendi sorunlarımızı kendimiz çözelim. Görüşürüz." demiş ve gitmişti.

"Görüşürüz." demiştim sessizce ama gittiği için pek de önemi yoktu. Kendime söylemiş gibi olmuştum.

Bekleseydin biraz zalımın kızı..

Artık soğumuş kahvemi hızlıca içip kalkmıştım. Burası beni boğmaya başlamıştı. Kendimi dışarı attığımda yaşadığımı hissettim. Kafesten kaçmış bir kuş gibi hafiflemiştim. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım ve verirken gözlerimi açıp gökyüzüne baktım.

Kenan'ı özledim..

Gökyüzündeki bulutları bir şey ararmış gibi süzerken boynumdaki garip baskı bana en son ne zaman gökyüzüne baktığımı sorgulattı. Rüzgarın hafif esintisi ve mavi gökyüzündeki bulutlar.. anda kalmak konusunda biraz daha çabalamalıyım. Yoksa insanın doğası gereği kötü hislerin içimde birikmesine engel olamayacaktım.

Çalan telefonumla bu büyülü an bozulmuştu ama bu konuda tatmin olmuş hissettiğim için sorun etmedim.

Ekrandaki isim.. gerçekten bunu nasıl başarıyor bilmiyordum. İlk konuşan bendim.

"Alo."

Sesi meraklıydı.

"Sevgilim? Sesin hiç iyi gelmiyor. Ne oldu anlatır mısın?"

Hafif bir kıkırtıdan sonra "Özel bir gücün olabilir mi?" dediğimde bana ayak uydurup "Hangisinden bahsediyorsun?" diye karşı soru sormuştu. Genişleyen gülümsememle devam ettim.

"Favorim olandan bahsediyorum. Ne zaman kendimi kötü hissetsem bir mesajın bir araman ile kurtarılmış hissediyorum. Bunun nasıl başarıyorsunuz Kenan bey?"

Sesli ama kısa bir gülmenin ardından etkileyici bir ses tonunda konuşmaya devam etti.

"Kalbim senin frekansına o kadar mühürlü ki, ruhundaki en ufak bir dalgalanma benim dünyamda fırtına koparıyor. Seni hissetmek benim için nefes almak gibi doğal bir refleks artık.

Sen benim hayatıma girdiğinden beri gökyüzü daha mavi, rüzgar daha ferah. Eğer seni o karanlık düşüncelerden bir an olsun çekip çıkarabiliyorsam, bu senin içindeki o güzel ışığın bana yol göstermesi sayesindedir. Ben sadece o ışığın sönmesine asla izin vermeyecek olan koruyucunum."

Konuşurken kullandığı ses tonu, hislerini tarif ederken kullandığı kelimeler, tasvir ederken kullandığı metaforlar.. hepsini.. hepsini seviyorum. Bazen utançla kızaran yüzünü, bazen yoğun duygu yüklü bakışlarını.. hepsini o kadar çok seviyorum ki.. bu duyguları nasıl ileteceğimi bilemez hâle geliyorum.

"Seni seviyorum." diyebildim sadece. Görüşümü bulanıklaştıran yaşlar akmadan elimin tersiyle sildim. "Seni gerçekten çok seviyorum Kenan."

"Ben de seni çok seviyorum sevgilim. Bundan hiç şüphen olmasın. Şimdi beni endişelerimden kurtarıp anlatır mısın?"

Endişelenmemesi için bir şeyler söylemek için ağzımı açmışken karşı taraftan duyduğum âni bir fren sesi ve bir gürültü.. ardından gelen korna sesleriyle kalbim hiç olmadığı kadar hızlanmıştı.

Kenan..

Kaza mı geçirdi?

❂ ❂ ❂ ❂ ❂ ❂ ❂

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

50okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.