Anonim Yazıyor kitap kapağı

12. bölüm / 29

Anonim Yazıyor

Bölüm 12

Vaveyla Yazarı: Beyaz Yeşim

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 29Şu an: Bölüm 12

Gece esintisini gerçekten seviyordum. Özellikle sıcak bir gündüzün ardından gecenin o meltemi beni çok iyi hissettiriyordu.. normal günlerde.

Şuan yanımda yürüyen yabancı birisi varken ama ben sebepsizce ondan etkilenirken düşündüğüm pek bir şey yoktu.

Aah, kendime ondan etkilendiğimi söylediğime inanamıyorum!

Gözucuyla Ali'ye baktım. Elleri cebinde yere bakarak yürüyordu. Sıkılmaması için konu düşünürken strese girmiştim. Habire dudağımı kemiriyordum. Sadece evimin yolunu tarif etmek için ağzımı açıyordum. O da onaylamak için..

"Teşekkür ederim." diyebilmiştim sonunda. "Hâlâ yolumuz var ama.. Yine de, söylemek istedim."

Yüzüne bakamıyordum.

"Rica ederim." demişti o da. Sanırım yine susacaktık.

"Ve ben de teşekkür ederim."

Zor da olsa bakmıştım ona. Yüzüm ne şekilde bilmiyorum ama gülümsemesini tekrar gördüğüm için sorun değildi.

"Garip bir şey söylemişim gibi bakma, yardım ettin bugün değil mi? Onun için ediyorum."

"Ah, haklısınız."

"Resmî konuşmana gerek yok. İş verenin değilim."

Gergin bir gülüşle "Evet, doğru. Peki" demekle yetinmiştim. Aaah, gerçekten çok sıkıcıyım! Niye aklıma söyleyecek bir şey gelmiyor!? Neden neden neden?!

"Kuzenine hiç benzemiyorsun, ondan daha samimi olduğun kesin."

Sırf sohbet olsun diye ağzıma ilk geleni söylemiştim ve o da kuzenini yerme, Ali'yi övme cümlesiydi.. Tamam.

"Yani kuzenin de iyidir belki ama bana davranışlarını beğenmiyorum, bu yüzden söyledim. Yani sen tâbi ki seviyorsundur, bana kızmanı istemem. Kuzen sonuçta satsan satılmaz, atsan atılmaz ay yani kuzenindir, ona söz gelsin istemezsin anlarım. Iıh.. ben.. yanlış anlaşılıyorum sanırım."

Kaşlarımı düşürüp özür diler modda Ali'ye bakıyordum. O ise konuşmalarımı kaşları kalkık dinledikten sonra ağzını araladı. Ben tenkit içerikli sözler beklerken gülmeye başlamıştı. Bu normal bir tepki mi?

"Ne? Ne söyledim ki?"

Gülmesi kıkırdamaya dönüşünce "O yüzden gülüyorum ya! Neden böyle konuştuğunu anlamadım ama yüz ifaden çok komikti." diyerek devam etti.

"Strese girince düzgün davranamayanlardanım."

"Neden strese girdin ki?"

Kendimin bile anlam veremediği şekilde ondan etkilendiğim için olduğunu hayatta söyleyemem!

"Şey, böyle sessiz sessiz durunca sıkılabileceğinden endişe ettiğim için. Saçma değil mi?"

Diğer bir stres sebebim de buydu. Ali'nin yüzünde gördüğüm tebessüm, o kadar içtendi ki.. içimde bir kıpırtı hissetmiştim. Aval aval bakıyordum kesin şuan.

"Hayır, aksine bu senin ne kadar düşünceli olduğunu gösteriyor." Gökyüzüne bakıp daha kısık bir sesle "Bana birini hatırlattı." demişti. O kişi her kimse, Ali'nin hayranlık duyduğu birisi gibi görünüyordu. Kıskançlık? Sanırım biraz oluştu.

"Kuzeninin arkadaşımla nereye gittiğini biliyor musun?"

Daha fazla düşünmesin diye konuyu değiştirmem peki..

Düşüncelerinden uzaklaşıp bana dönmüştü.

"Bir tahminim var, bugün annesinin ölüm yıldönümü. Mezarlığa hiçbir zaman tek başına gidememiştir. Bu yıl kimseyi bulamayacağından yakınıyordu. Arkadaşın onun için iyi gelmiştir."

"Sen buradasın ama?"

"Normalde gelmem. Bu sene özel durumlar yüzünden geldim."

"Anladım, herkesin kendine göre dertleri var değil mi?"

"Öyle."

Sessizliğimiz uzun sürmeden eve gelmiştik. Bizim daireyi gösterip "Evim şurası. Beni bıraktığın için teşekkürler." diyip gülümsedim. Ellerini cebine koyduktan sonra "Rica ederim. Bu arada tekrar tanıştığıma memnun oldum. Uzun süreden sonra ilk defa yabancı birisiyle rahat konuşabildiğimi hissettim." dediğinde daha bir mutlu şekilde "Ben de memnun oldum. Biraz daha kalırsan buralarda, görüşürüz inşallah." demiştim.

"Yarın dönmeyi planlıyorum."

Yüzümün asılmasına engel olamamıştım. Yine de belli etmemeye çalışıyordum.

"Ah, nasip değilmiş. İyi yolculuklar şimdiden."

"Teşekkürler."

Hiç içeri girme isteğim yoktu ama mecburdum. Ben onun gitmesini bekliyordum, sanırım o da benim gitmemi bekliyor olacak ki hâlâ bana bakıyordu. İlk konuşan ben oldum.

"Pekâlâ, iyi akşamlar."

Anlık irkilip "Evet, iyi akşamlar." diye karşılık verdiğinde dönüp binaya doğru ilerledim. İçeri girmeden önce bana seslendi

"Mihrimah!"

Adımla seslenmesine şaşırmıştım.

"E-Efendim."

Kekelemek mi! Umutsuz vakayım.

"Şey.. yarın da kafeye gelecek misin? Diye sormak istedim."

Hafif bir tebessümle konuştum.

"Hayır, ben sadece bu günlük yardım amaçlı gelmiştim."

İşle ilgili sorması birazcık hayalkırıklığı yarattı.

"Tam ifade edemedim. Demek istediğim; Yarın akşam eve döneceğim. O yüzden eğer kafeye uğrarsan sana bir şeyler ısmarlamak isterim."

Boş bulunup "Neden?" diye sordum. Aaahh!! Neden ne demek! Seni duygusuz şey!

Saçma sorumun üstünü örtmek için hızlıca konuşmaya başladım.

"Ah! Yani neden derken benim için zahmete girmene gerek yok demek istedim. Yoksa elbette yarın da görüşmek isterim. Hatta mutlaka geleceğim tamam mı? Ben seni daha fazla tutmayayım. O zaman görüşürüz!" diyerek hızla binaya girdim. Utancımdan daha fazla yüzüne bakamazdım. Koşarak merdivenleri çıktım. Kapıyı Sinan açmıştı. Hızlıca camın yanına gidip dışarıya baktım. Kalbim göğsümden çıkacak kadar hızlı atıyordu.

Aşağıya baktım. Ali hâlâ oradaydı. Ne? Gülüyor mu o? Kendimi rezil ettiğimi biliyordum. Perdeyi kapatıp yatağa attım kendimi. Yarın nasıl yüzüne bakacağım!

Bu tuhaf hissiyatı hayatımda ilk defa yaşıyordum. Acaba şu son günlerde yaşadıklarım aklımı mı karıştıyordu? Kadın-erkek ilişkilerinde gözü olmayan birisi olarak bundan başka sebep bulamıyorum. Evet, evet öyle olmalı. Bugün iyi bir uyku çekip yarına eski Mihrimah olarak uyanmalıyım!

~~~~~~

"Mihrimah! Şu zeytini alamıyorsan elinle ye ya da başka bir şey ye."

Kendime gelip önümdeki zeytine baktım. En son çatalı batırıp ağzıma attım.

Hiçbir şey değişmedi.

Zaten düzgün de uyuyamadım. Düşünceler kafamda dönüp durdu. Zar zor uyuduğumda da çok geç olmuştu saat.

"Neyin var?"

Bugün ne giysem? Kenan'la konuşmadık geldiğinden beri. Bir ara yazsam mı?

"Mihrimah!"

Yok ya, onun yazmasını beklesem daha iyi.

"Sana diyorum kız!"

Kolumdaki acıyla bir çığlık attım. Annem çatal batırmıştı.

"Ne oldu ya! Niye batırdın anne?"

"Sana sesleniyorum duymuyorsun! Leyla gibi ne düşüncelere daldın?!"

"Önemli bir şey değil. Ben doydum, mutfağı toplayacağım."

Ayaklanıp masadaki boşları toplayıp mutfağa götürdüm. Bulaşık makinesi dolu olduğu için oflayıp yerlerine dizmeye başlarken bir yandan da ne giyeceğimi düşünmeye başlamıştım.

Aklıma Raki'nin süslendiği gün geldi. Onu kınamıştım ama bu kadar kısa sürede başıma geleceğini bilmiyordum.

Derin bir nefes alıp verdim. Sakinim.. Çok düşünmeden elime ne gelirse giyeceğim tamam mı Mihrimah? Tamam!

İşim bitince üstümü değiştirdim ve anneme seslenip çıktım. Neyseki bu sefer şapkamı unutmamıştım. Binadan çıkarken Kenan mesaj atmıştı.

Kenan: Selam, görüşmeyeli nasılsın?

Ben: Selam 🙌🏻 iyiyim sen nasılsın?

Kenan: Ben de iyiyim.

Ben: Hâlâ İstanbul'da mısın? Baya meşgul olmalısın.

Kenan: Evet İstanbul'dayım ama yakında döneceğim. Açıkçası umduğumdan daha yoğun geçti. Bu süreçte de yeni insanlarla tanışma fırsatım oldu.

Ben: Bu haberi duyduğuma sevindim ☺️

Ben: Biliyor musun? Seninle aynı gün kuzenim de İstanbul'a geldi ve adı Kenan'dı! İnanabiliyor musun?

Ben: Acaba sen misin diye çok korktum 😅

Kenan: Neden? Akraban olmam o kadar mı hoşuna gitmezdi?

Hem yürüyüp hem yazmak biraz zordu ama yanlış anlama olmasın diye çabalıyordum.

Ben: Hayır tabiki! Yanlış anlama lütfen. Bu kuzenim biraz kaba birisiydi. Sen ise değilsin. Bu yüzden dedim. Yoksa kuzenim olsan iyi arkadaş olabilirdik ☺️

Kafeye gelmiştim. İçeri girip etrafa bakındım. Biraz göz gezdirdikten sonra Ali‘yi görmüştüm. Telefonuyla ilgileniyordu. Kenan‘a mesaj attıktan sonra yanına gittim.

Ben: Şimdi birisiyle buluşmaya geldim. Tekrar görüşürüz olur mu?

Ali‘nin beni görmesiyle mesaj sesi aynı zamanda denk gelmişti. Telefonu cebine koymuştu. Umursamayıp gülümsedim. O da gülümseyip "Hoşgeldin." diyerek yanıma geldi ve oturmam için sandalyeyi geriye çekti. Bu hareketi anlık kalp çarpıntısı yapsa da sakince "Hoşbuldum." diyip oturdum. Bu zamanda böyle centilmence davranan birileri kalmış mıydı ya?

Ali, yerine oturduktan sonra samimi bir gülümsemeyle "Nasılsın?" diye sordu. Ben de aynı samimiyetle cevap vermeye çalışıyordum.

"İyiyim, sen nasılsın?"

"Ben de iyiyim. İstersen önce siparişleri verelim."

"Olur."

Garsonu çağırdığında siparişleri verdik. Heyecanlanmaya başladığım için kafamı eğmiştim. Zor durumda kaldığımda şapkamın yüzümü örtmesi için başımı eğmek alışkanlık olmuş gibiydi. Gerçekten kurtardığı zamanlar da olmuştu.

"Şapka takmayı seviyor musun?"

Gözlerimi kaldırıp baktığımda elini çenesine koymuş beni incelediğini gördüm. Gözleri bir şey arar gibiydi.

"Evet, seviyorum. Yazın en sık kullandığım aksesuar. Senin de böyle sevdiğin bir eşyan var mı?"

"Açıkçası; Bunun hakkında pek düşünmedim. Hmm, biraz düşünürsem şu sıralar telefon diyebilirim." derken muzipçe gülümsedi.

"Konuşmaktan keyif aldığım birisi var çünkü."

Biraz zoraki bir şekilde "Sevgilinden bahsediyorsun sanırım?" diye sordum.

"Hayır, sevgilim değil. Yakın zamanda sevgilimden ayrıldım açıkcası. Biraz da o kişinin sayesinde diyebilirim."

"O zaman bu kişiye iyi birisi diyemeyiz."

"Biraz uzun bir hikaye. Belki bir gün anlatırım sana."

Gizemli tavırlardan hoşlanan birisi değilim aslında ama Ali yapınca o kadar da kötü hissetmemiştim.
Tedirginlikle sordum;

"Özel konulara girmem seni rahatsız etti mi, diye endişeleniyorum."

"Sorun değil, anlatan bendim."

Gülümseyip "O zamana kadar bekleyeceğim." dedim.

Siparişlerimiz gelmişti. Nedense Ali'nin sipariş ettiği tatlının görüntüsü o kadar hoşuma gitti ki; Tadına bakma isteğimi bastıramıyordum. Bu yüzden kendi tatlımı yerken Ali'nin çatalını batırıp ağzına götürmesini izliyordum resmen. O çiğnerken ben yutkundum. Sonra hayal dünyasından çıktığımda Ali'nin sessiz gülüşünü gördüm.

Yanaklarımın kızarmaya başladığını hissedebiliyorum.

"İstersen tadına bakabilirsin." diyerek tabağını önüme doğru ittirdi.

"Hayır hayır! Yaptığım şeyden dolayı çok utanıyorum zaten yiyemem."

Ellerimle yüzümü kapattım. Neden bütün utançverici şeyleri Ali'nin karşısında yapmak zorundayım?!

"Ben de seninkinin tadına bakarsam, sorun olmaz sanırım."

Parmaklarımı araladım. Ali, çatalıyla tatlımdan bir parça alıp yedi.

"Lezzetliymiş. İşte sen de ye."

Böyle yapınca biraz rahatlamıştım.

"Gerçekten sorun değil, dimi?"

"Gerçekten sorun değil."

"Gerçekten gerçekten sorun değil, dimi?"

Abarttığımın farkındayım. Yine de tiksinip yemezse daha kötü hissedeceğim.

Gülerken "Gerçekten gerçekten sorun değil. Mihrimah, artık yer misin?" demişti.

"Peki" diyerek tatlısından biraz alıp tadına baktım. Güzel tatlılar yemek beni herzaman gülümsetmiştir.

"Çok iyi! Benimkinden daha lezzetli!"

"O zaman tatlımı sana veriyorum."

Dişlerimde bir şey kalması ihtimaline karşı elimi ağzıma siper ettim.

"Böyle yapma lütfen, beni çok mahcup ediyorsun."

"Kötü hissedeceğini düşünmemiştim, üzgünüm. Beğendiğin için vermek istedim."

Bu sözü bana Kenan'ı hatırlattı. İstemsizce gülümsemiştim.

"Senin olan bir şeyi birisi beğendi diye öylece veremezsin. Bu durumda kendine de biraz önem verip bunu yapmak isteyip istemediğini de düşünmelisin. Neticede herkesi memnun edemezsin. Elindeki herşeyini versen de.."

Gözlerini masada gezdirirken düşünceliydi.

"Yüzyüze daha etkileyici oluyor." diyerek mırıldandı. Neyden bahsettiğini anlamamıştım. Sonra bana bakıp "Haklısın." Dedi sadece.

2 saniye geçmemişti ki masanın üzerine yansıyan silüeti görünce başımı sol tarafıma çevirdim. Bu kızıl saçları nerde görsem tanırdım. Her zamanki enerjisiyle "Selaaam! Beni hatırladın mı?" dediğinde refleks olarak "Nasıl unuturum," deyivermiştim. Başka türlü unutulacak bir insan değilsin.

~~~~~~~~~~~~

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

57okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.