Anonim Yazıyor kitap kapağı

22. bölüm / 29

Anonim Yazıyor

Anonim 22: Deniz ve Rukiye

Vaveyla Yazarı: Beyaz Yeşim

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 29Şu an: Anonim 22: Deniz ve Rukiye

Rukiye, hızlı adımlarla evin yolunu tuttu. Zihninde onlarca soru dönüp duruyordu. Evin önüne geldiğinde birkaç derin nefes aldıktan sonra kapıyı açtı. İçerisi sessizdi, sadece mutfaktan gelen hafif bir tıkırtı annesinin orada olduğunu gösteriyordu.

Lale Hanım kızının eve döndüğünü görünce hafifçe gülümsedi:

"Hoş geldin kızım. Aç mısın? Yemek hazır."

Rukiye, annesinin bu rahat tavrına içerlemişti. Sanki hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu.

"Aç değilim. Ama konuşmamız gereken şeyler var."

Lale Hanım, hafifçe başını sallayarak ocakta olan çayın altını kıstı ve kızına döndü:

"Dinliyorum."

Rukiye, derin bir nefes aldı.

"Anne, Deniz’le aranızda neler dönüyor? Neden bana onunla bu kadar yakın olduğunuzu hiç söylemedin?"

Lale Hanım, bir an duraksadı. Sonra masaya oturdu ve karşısındaki sandalyeyi işaret etti:

"Otur kızım. Bunu konuşalım."

Rukiye, tereddütle sandalyeye oturdu. Annesinin ciddi ifadesi, içindeki endişeyi daha da artırdı.

"Öncelikle şunu söylemeliyim ki kızım, hiçbir şey senin düşündüğün gibi değil."

Lale hanım bir süre durakladı. Anlatıp anlatmama konusunda kararsızdı. Ancak işler bu noktaya geldikten sonra devam etmek zorunda olduğunu biliyordu. Suratında beliren kederle konuşmasına devam etti.

"Sana en başından anlatmalıyım sanırım." Rukiye yutkundu. Annesinin anlatacaklarına dikkat kesilmişti.

"Biliyorsun, kafeyi sen okula başladıktan sonra açtık. Bir gün kafeye senin yaşlarında bir çocuk geldi. Sanırım sen 8, o 9 yaşındaydı. Tahmin edersin ki, Deniz'di."

"O kadar küçükken mi tanıştınız?" Rukiye şaşkınlığını gizleyemiyordu. Annesi başını aşağı yukarı sallayıp devam etti.

"Dışarıda yağmur yağıyordu ve sırılsıklamdı. Bir masaya oturdu ve kafasını gömüp sessizce ağlamaya başladı. İlk başta tepki vermedim. Yine de masasına biraz kurabiye koydum ve işime geri döndüm. Uzun bir süre ağladı. Aklıma sen geliyordun. Sen bu kadar ağlasan nasıl içim acırsa.. ona da öyle içim acıdı ve karşısına oturdum.

Kafasını kaldırıp yaşlı gözlerle bana baktı. Ona kurabiyeleri gösterip yemesini söyledim. Biraz sakinleşmişti sanırım çünkü ikiletmeden iç çekerek yemeye başladı. Sonra daha iyi olduğunda bana anne ve babasının boşanacaklarını öğrendiğini anlattı. Ve babası çoktan yurtdışına gitmek için hazırlanmaya başlamış. Annesi ise sadece ağlıyormuş.

Daha 9 yaşında bir çocuğun bunları yaşıyor olması beni çok üzdü. O gün onunla bir çok şey hakkında konuştuk. Ona kafeye her zaman gelebileceğini ve kurabiyelerden istediği kadar yiyebileceğini söylediğimdeki sevinci hâlâ zihnimde canlı."

Annesinin hüzünlü gülümsemesi ve Deniz'in yaşadıkları kalbini acıtıyordu.

"O günden sonra gerçekten sık sık kafeye gelir oldu. Arka sokakta oturdukları için gelmesi çok da zor değildi. Anlayacağın kızım, onun büyüyüp bu yaşa gelmesine şahittim. Onun bir annesi, öğüt vereni oldum."

"Neden bana da anlatmadın? Babam biliyor mu?"

Başını iki yana salladı.

"Deniz, size anlatmamam için bana söz verdirdi."

Rukiye kaşlarını anlamazca çattı.

"Neden?"

"Bana söylediği şey; Benden başka kimsenin acımasına ihtiyacı olmadığıydı. Ah ah, o yaştaki bir çocuğun bunları söylüyor olması bile ne kadar acı."

Lale hanım gözyaşlarını artık tutamamış ve derin bir nefes verip yanaklarından süzülmelerine izin vermişti. Rukiye karşısında başka bir çocuk için gözyaşı döken annesini anlamakta zorlanıyordu.

'Ya ben? Beni evde yalnız başıma bırakırken de bu kadar üzülüyor muydun? Yoksa o çocuk benim yerimi dolduruyor muydu? O senin ilgini alırken ben evde senin gelmeni bekliyordum. Bu aklına hiç geliyor muydu?'

Rukiye'nin iç sesi artık zihnini o kadar yoğun bir düşünce karmaşasına götürmüştü ki hızla ayağa kalkıp derin derin nefesler almaya başlamıştı. Kendisini hiç iyi hissetmiyordu. Lale hanım endişeyle kalktı ve kızının alnını, boynunu kontrol etmeye başladı.

"Ateşin falan mı var? İyi misin?"

"İyi değilim." dedi Rukiye annesinin elini iterken. Bir bardak alıp su içti. Ellerini alnına bastırıp çıldırmamak için kendisine hakim olmaya çalışıyordu.

"N-Ne oldu kızım? Beni korkutuyorsun. Neyin var?"

Rukiye ateş saçan gözlerini annesinin gözlerine dikti.

"Neyim mi var anne? Neyim var biliyor musun? Çok derdim var ama bir annem yok!"

Lale hanım, duydukları karşısında şaşırmış ve kalbi endişeyle hızlanmıştı.

"K-kızım, neler söylüyorsun? Ben buradayım."

Rukiye alaycı bir gülümsemeyle tek kaşını kaldırdı.

"Evet, buradasın. Ama anlattıklarına bakılırsa anneliği daha çok Deniz'e yapmışsın. Onun dertlerini dinlemiş, teselli etmiş, değer vermiş ve sevmişsin. Ama aklına okuldan eve gelen kızının boş bir eve girdiği ve seni beklediği hiç gelmemiş belli ki! Ben evde akşama kadar sen ve babamın gelmesini beklerken kaç kere uyuyakaldım ve sabah sizi görmeden kaç kere uyandım hatırlıyor musun?!"

Rukiye başını iki yana salladı. Dolan gözlerini sildi birçok kez.

"Hatırlamıyorsun değil mi? Sen burada oturmuş bana başka bir çocuğa gösterdiğin merhameti anlatırken benim "Ah, ne kadar da üzücü bir hikaye!" diyeceğimi mi sandın? Bir şey söyle anne! Bana da beni teselli edecek şeyler söyle artık! Beni de anladığını söyle! Benim de bu evde senin ilgine ihtiyacım olduğunu bilmiyor muydun!?

Bazen sizden nefret ettim, bazen sadece ağladım, bazen Mihrimah'lara gidip teselli buldum ama sonunda yine bu haldeyim!"

Rukiye artık konuşamıyor, sadece ağlıyordu. Lale hanım da ağlıyordu. Kızının konuşmalarını bilerek bölmemiş, içini dökmesine izin vermişti. Önce kızını omuzlarından tutup sandalyeye oturtmuştu. Rukiye karşı koymak için bile enerji bulamıyordu kendisinde. Ağlıyor, ağlıyor ve ağlıyordu.

Lale hanım ayakta, oturan kızını kendisine çekmiş ve saçlarını okşamaya başlamıştı. Annesinin kokusu Rukiye'nin burnuna doluyordu. Biraz kırgınlık, biraz öfke ama daha çok özlemle o da annesine sımsıkı sarılmıştı. Rukiye ağlıyor, annesi konuşuyordu.

"Özür dilerim kızım.. Bu zamana kadar seni yalnız bıraktığım için özür dilerim.. Sana iyi bir anne olamadığım için özür dilerim.. Seni anne sevgisinden, ilgisinden mahrum ettiğim için özür dilerim.. Bu zamana kadar seninle düzgünce sohbet etmediğim için özür dilerim.."

Annesi daha birçok özür diledi. Rukiye yarı duyuyor yarı duymuyordu belki ama içindeki hırs ve öfke ateşinin söndüğünü hissediyordu.

Ne kadar süre ağlaştılar bilmiyorlardı. Sonunda masada karşılıklı oturmuş kırmızı ve şişmiş gözlerle birbirlerine kaçamak bakışlar atıyorlardı.

Lale Hanım, masanın üzerindeki peçeteyi alıp gözlerini sildi. Hafifçe öksürdü, boğazındaki düğümü çözmeye çalışıyordu. Rukiye ise ellerini kucağında sıkıca kenetlemiş, parmakları beyazlaşana kadar bastırıyordu.

"Rukiye..." diye başladı Lale Hanım, sesi kırık. "Seninle daha çok vakit geçirmeliydim. Bunu biliyorum. Ama işler, hayat... Hep bir şeyler araya girdi. Babandan da bahsetmiyorum bile. O daha çok çalıştı, daha çok yoruldu. Belki de bu yüzden Deniz’e... Onun yalnızlığını görünce..."

Rukiye başını kaldırdı. Gözleri hâlâ ıslaktı.

"Anne, onu suçlamıyorum. Aslında ona iyi davrandığın için de kızgın değilim. Sadece... Beni de görmeni istedim. Ben de yalnızdım. Seninle oyun oynamak, dertleşmek istedim. Ama sen hep meşguldün. Ya kafedeydin, ya başka işlerle uğraşıyordun."

Lale Hanım’ın yüzüne bir acı çöktü. Ellerini uzatıp Rukiye’nin ellerini tuttu.

"Bunu hiç fark etmemiştim. Gerçekten... Kendimi kaybetmişim. Bize hiç şikayet etmediğin için sorun yok zannediyordum. Ama şimdi anlıyorum. Ve söz veriyorum, bundan sonra her şey değişecek."

Rukiye gözlerini annesine dikti. İçinde küçük bir umut belirmişti, ama hâlâ korkuyordu.

"Nasıl?"

"Öncelikle işten daha erken gelmeye çalışacağım. Seninle her gün olmasa da çoğunlukla vakit geçireceğim. Birlikte yemek yiyeceğiz, konuşacağız, belki sinemaya gideceğiz... Ne istersen."

Rukiye’nin dudakları hafifçe titredi.

"Peki ya babam?"

Lale Hanım derin bir nefes aldı.

"Onunla da konuşacağım. Bu evde bir şeylerin değişmesi gerekiyor. Hepimiz... birbirimizi ihmal ettik."

Rukiye gözyaşlarını sildi. İçinde bir rahatlama hissetmişti, ama hâlâ yaralar vardı.

"Peki... Deniz? Sanırım ona çok haksızlık ettim."

"Onunla da konuşabilirsin," diye cevapladı Lale Hanım. "Belki ikiniz birbirinizi daha iyi anlarsınız."

Rukiye başını salladı. Belki de haklıydı. Belli ki Deniz de aynı yalnızlığı hissediyordu. Annesi ne kadar onunla ilgilense de gerçek ebeyenlerinin yerini tutamazdı.

"Çayımız kaynıyor. İster misin?"

Annesinin sorusuyla düşüncelerinden ayrılan Rukiye küçük bir tebessümle cevap verdi.

"Bugün çok şey yaşadık. Sanırım uyusam iyi olacak."

Lale hanım anlayışla başını sallayıp kızının alnından öptü.

"Haklısın, iyi geceler."

"İyi geceler anne."

Rukiye mutfak kapısından çıkmışken annesinin sesiyle eli kapının pervazında Lale hanıma döndü.

"Seni seviyorum kızım, iyi ki varsın."

Rukiye'nin gözleri buğulanırken "Ben de seni seviyorum anne, iyi ki varsın." demiş ve annesine sevgiyle baktıktan sonra odasına gitmişti.

~~~~~~

Ertesi gün okula gitmek için uyanan iki genç de kafalarında birçok düşünceyle hazırlanıyorlardı. Birisi nasıl özür dileyeceğini düşünürken, diğeri işlerin nasıl ilerleyeceğini merak ediyordu.

Rukiye, su içmek için mutfağa gitmiş ve tezgaha yaslanmak için döndüğünde bir süprizle karşılaşmıştı. Rukiye, kahvaltı yapmadan çıkardı her zaman. Annesi bunu biliyordu ancak bu sefer kızı için bir şeyler yapmak istemiş ve mutfak masasına meyvelerle süslenmiş pankek tabağı bırakmıştı. Rukiye gülümsemeyle masaya oturdu ve yemeğini bitirdi.

Mihrimah'la okula yürürken sessizdi. Arkadaşı konuyu bilse de bir şey sormak yerine kendisinin anlatmasını beklemeyi tercih etti. İki arkadaş yolları ayırmıştı.

Öğle arası olduğunda Mihrimah'ın dersi öğleden sonra olmadığı için Rukiye kantinde yalnızdı. Gözlerini dışarıda yağan yağmurdan çekip çayının üzerindeki buharın dağılmasını izlemeye başladı. Kasvetli hava ruh haline pek yardımcı olmuyordu.

O sırada Deniz, arkadaşlarıyla birlikte kantine girdi. Gözleri kafenin içinde gezinirken Rukiye'yi buldu ve hafif bir gülümseme yayıldı yüzüne. Arkadaşı Cenk'in omzuna elini atıp kendisine bakmasını sağlamıştı.

"Bensiz devam edin. Aradan sonra görüşürüz."

"Ya oğlum-"

Cenk, Deniz'in onu dinlemeden gittiğini farkedince Furkan'a dönüp "Şu adamın kafasına göre hareket etmesi beni deli ediyor." diyerek sitem etmişti. Furkan bu duruma gülmüştü.

"Herzaman ki hâli boşversene. Cezasını sonra veririz."

İki arkadaş anlaşarak diğer yöne ilerlemişlerdi. Deniz, kahvesini almış ve dibine geldiği halde kendisini farketmeyen Rukiye'ye bakıyordu. Hafifçe eğilip korkutmamak için "Merhaba," dedi sessizce.

Rukiye irkilerek başını kaldırdı, gözleri Deniz'in yüzüne odaklanırken kalbi hızla çarpmaya başladı. Elleri hafifçe titreyerek çay bardağını masaya bıraktı.

"Deniz! Ben... yani..." Boğazında düğümlenen kelimeleri zorlukla çıkarıyordu. Deniz hafifçe başını eğdi, sandalyeye otururken yüzündeki ifade yumuşadı. "Dinliyorum."

Derin bir nefes aldı ve gözlerini Deniz'in gözlerine dikti. "Dün gece her şeyi düşündüm de... Sana karşı davranışım için gerçekten çok özür diliyorum."

"Hmmm.. merak ediyorum ne değişti?"

Rukiye parmaklarını masada kenetledi, tırnakları avuçlarına hafifçe batıyordu. "Annemle konuştum. Her şeyi anlattı. Annem... senin için çok şey yapmış. Ben bunu bilmiyordum. Senin ona ne ifade ettiğini anladım. Ve benim ne kadar yanlış anladığımı. Ve aslında... kıskandığımı fark ettim. Annem seninle vakit geçirirken, ben kendimi dışlanmış hissettim. Ama bu senin suçun değil."
Sesi titreyerek devam etti: "Sana karşı çok haksızlık ettim. Öfkemle seni incittim ve bunun için pişmanım."

Deniz kahvesinden bir yudum aldı, sonra bardağı masaya bırakırken:

"Lale teyze de benim için çok şey ifade ediyor. Ama inan bana, annen hep seni düşündü. Bana anlattığı her şey... senin okul başarıların, ne kadar güçlü olduğun... Hep gururla bahsetti."

Rukiye’nin gözleri nemlendi:

"Bilmiyordum..."

Sohbet derinleştikçe, Deniz de yavaşça kendi duygularını açmaya başlamıştı farketmeden.

"Ben de senin yerinde olsam aynı şeyi hissederdim. İkimiz de aynı şeyi istedik: Onun ilgisini. Ama farklı yollardan."

Rukiye iç çekti:

"Belki de bu yüzden anlaşamadık. Sen onun yanında bir sığınak buldun, ben ise... uzaklaştım."

Deniz, masaya hafifçe vurdu:

"Öyleyse bir anlaşma yapalım. Artık birbirimizi yabancı gibi görmeyelim. Ben senin anneni çok seviyorum, evet. Ama bu, seninle de iyi geçinemeyeceğim anlamına gelmiyor. Yani.. senin için de sorun yoksa?"

Rukiye gözlerini Deniz'e çevirip mahcup bir sesle konuştu.

"Bu.. affettin demek mi oluyor?"

Deniz sırıtarak "Evet, affettim." dedikten sonra yanağında bir noktayı kaşırken gözlerini kaçırdı.

"Sanırım.. ben de biraz alınganlık yapmış olabilirim. Sana karşı alaycı davrandım. Aslında senin ne hissettiğini anlıyorum. Ve.. seninle kavga etmek istememiştim. Sadece... beni yanlış anlaman beni biraz kızdırmıştı. Bunun için üzgünüm."

Rukiye, Deniz'in samimiyetini hissedince rahatladı.

"Artık sorun değil. Sonunda bu sorun çözüldüğü için mutluyum."

Üstlerinden bir yük kalkmış gibi hissetmişti iki tarafta. İkisi de bir an sessiz kaldı. Kantinin gürültüsü, etraflarında devam ediyordu, ama onlar için her şey bir anda daha sakin ve daha huzurlu görünüyordu.

Deniz, kahvesini bitirmişti. Rukiye'ye doğru elini uzattığında şaşkın bakışlarını bekliyordu zaten.

"Belki... her şeyi baştan başlatabiliriz? Resmi olarak tanışalım mı?"

Rukiye küçük bir kahkaha attı:

"Pekâlâ.. Merhaba, ben Rukiye. Annemin inatçı kızı."

Deniz gülümseyerek "Ben de Deniz. Lale teyzenin... (bir an düşündü) en sevdiği müşterisi." dediğinde Rukiye "Tanıştığıma memnun oldum." diyerek devam etmişti. Deniz, yoğun bakışlarını Rukiye'nin gözlerine sabitlerken "Ben de öyle. Umarım bundan sonra daha iyi anlaşırız." demişti. Rukiye utandığını hissetmeye başlamıştı. Yavaşça elini çekti.

"Neden olmasın?"

Deniz iki eliyle ceketini düzeltti.

"Barışmanın şerefine seni eve bırakmayı teklif ediyorum."

Yumruk yaptığı elinin baş parmağıyla pencerenin camlarına değen yağmuru gösterdi. Rukiye, yağmur damlalarını izlerken aklına kaçırdığı şemsiye gelince yanakları kızararak dudağını dişledi. Gözünü Deniz'e çevirdi. Deniz sırıtışını genişletti.

"Ah, merak etme. İkinci bir şemsiyem var neyseki. Kaçırdığın şemsiye benden sana bir hatıra kalsın. Gördükçe beni hatırlayacak olman hoşuma gitti."

Rukiye, Deniz'in alaycı tavırlarının hoşuna gittiğini farketmese de yavaş yavaş birbirlerine çekiliyorlardı. Rukiye, utandığını saklamak için hızla kalktı ve kendi telefonuna bir şeyler yazıp Deniz'e hışımla uzattı. Deniz kaşlarını kaldırıp önce Rukiye'ye sonra telefona baktı. Klavye kısmında bir numara vardı. Deniz, hafifçe sırıtıp telefonu eline aldı ve kendi numarasını yazdı. Arama tuşuna bastığında kendi telefonunun melodisini duyunca kapattı. O da ayağa kalkmıştı. Rukiye'nin telefonunda bir şeyler daha yaptıktan sonra sahibine geri vermiş ve "Çıkışta görüşürüz." diyerek uzaklaşmıştı.

Rukiye, son arananlara baktığında Deniz'in kendisini -Şemsiye stoğum- diye kaydettiği görünce gülmeye başlamıştı.

"Bu şemsiye olayını unutmayacak sanırım." diye mırıldandı gözü telefondayken..

✯✯✯✯✯✯✯✯✯✯✯✯

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

51okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.