19. bölüm / 29
Anonim YazıyorBölüm 19
Bölümler 29Şu an: Bölüm 19
- 1 Bölüm : 11.156 kelime
- 2 Bölüm : 21.333 kelime
- 3 Bölüm : 31.112 kelime
- 4 Bölüm : 41.105 kelime
- 5 Bölüm : 51.252 kelime
- 6 Bölüm : 61.077 kelime
- 7 Bölüm : 71.511 kelime
- 8 Bölüm : 81.031 kelime
- 9 Bölüm : 91.266 kelime
- 10 Bölüm : 101.133 kelime
- 11 Bölüm 111.110 kelime
- 12 Bölüm 121.544 kelime
- 13 Bölüm 131.278 kelime
- 14 Bölüm 141.469 kelime
- 15 Bölüm 152.275 kelime
- 16 Anonim 162.237 kelime
- 17 Anonim 171.007 kelime
- 18 Bölüm 182.226 kelime
- 19 Bölüm 192.481 kelime · Okuduğun bölüm
- 20 Bölüm 201.480 kelime
- 21 Bölüm 212.147 kelime
- 22 Anonim 22: Deniz ve Rukiye2.016 kelime
- 23 Bölüm: 231.801 kelime
- 24 Bölüm: 241.322 kelime
- 25 Bölüm: 252.414 kelime
- 26 Bölüm: 262.173 kelime
- 27 Bölüm: 272.054 kelime
- 28 Bölüm: 282.068 kelime
- 29 Bölüm: 292.033 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
𝗕𝘂 𝗯𝗼̈𝗹𝘂̈𝗺 𝗴𝗲𝗰𝗶𝗸𝘁𝗴̆𝗶 𝗶𝗰̧𝗶𝗻 𝗱𝗶𝗴̆𝗲𝗿 𝗯𝗼̈𝗹𝘂̈𝗺𝘂̈ 2-3 𝗴𝘂̈𝗻𝗲 𝘆𝘂̈𝗸𝗹𝗲𝘆𝗲𝗰𝗲𝗴̆𝗶𝗺 (o´ω`o)ノ 𝗶𝘆𝗶 𝗼𝗸𝘂𝗺𝗮𝗹𝗮𝗿!
"İlk defa aynı okula gidiyoruz değil mi?"
Rukiye üniversiteye bu sene başlamıştı. Benimle aynı okulda olmak için büyük çaba sarfetmişti ama sonunda başarmıştı. Koluma girip dudağını büktü.
"Bu sefer de bölümlerimiz ayrı amaaa."
Bu hâline gülmüştüm.
"Üzgünüm ama mimarlık okumak için hevesim yoktu. Benim geleceğim girişimcilikte. O yüzden işletme benim için en uygun bölüm."
"Biliyoruz biliyoruz.."
Bugün üniversitenin ilk günüydü. Kenan'la o günden sonra pek görüşemedik. Onun yerleşmesi, benim okul hazırlıkları yapmam gerekiyordu. Bu süre zarfında benden ilişkimizin nasıl ilerlemesini istediğimi düşünmemi istemişti. Zaten istemese de zihnimin susmayacağını bilmiyordu. Geleceği olmayan bir ilişkiye başlamak niyetinde değildim. Doğru kişi olup olmadığını elbette zaman gösterecekti ama aceleye getirmeden adım atmanın daha sağlıklı olacağını düşünüyordum.
"Kampüste görüşürüz."
Rukiye kendi bölümüne gitmek için benden ayrıldı. Fakülte binasına girmeden yoğunlaşan fısıltı sesleriyle merak edip arkama baktım. Okulun bahçesine giren 2 lüks araç ve bir motor tüm dikkatleri üstlerine çekmişti. İkinci yıllar bu araçların kime ait olduklarını zaten biliyordu.
Afra, Esilya, Nil ve Öktem..
(𝑌𝑎𝑧𝑑𝚤𝑔̆𝚤𝑚 𝑏𝑖𝑟 𝑏𝑎𝑠̧𝑘𝑎 𝑘𝑢𝑟𝑔𝑢𝑛𝑢𝑛 𝑘𝑎𝑟𝑎𝑘𝑡𝑒𝑟𝑙𝑒𝑟𝑖 ( ̄▽ ̄)~*)
Bu 4 kız üniversitenin popüler kızlarıydı. O kadar şâşâlı bir okul hayatları vardı ki; Sanki biz onların hikayesinin yan karakterleri gibiydik. Özgüveni düşük insanlar muhtemelen bu şekilde düşünüyordu. Ancak ben biliyorum ki; herkes kendi hayatının başrolüdür ve bunu çalabilecek bir başka kişi de yoktur.
Kişinin kendisi hayatının çalındığını düşünmediği sürece..
Arabalarından çıktıklarında giyim tarzları herzaman ki gibi dikkat çekiciydi. İçeri girmekten vazgeçip yolu kapatmamak adına kenara çekildim. İçlerinden Nil, benimle aynı bölümde okuyordu ve aynı derslere giriyorduk. Kızlar kapıya doğru yürürken onları izleyip fısıldaşan insanlara pek aldırış etmiyorlardı. Kapıya yaklaştıklarında Nil beni görünce elini kaldırdı ve enerjik bir şekilde "Selam!" dedi. Gülümsedim.
"Selam. Nasılsınız?"
Nil önce söze atladı.
"İyiyiz. Sen nasılsın?"
"Ben de iyiyim. Her zamanki gibi popülersiniz."
Aralarında en umursamaz ve biraz aksi olan Öktem;
"Müzelik eşyaymış gibi gözlerini dikip bakmalarından hoşlandığımı söyleyemem." dedi omzundan arkasına bakıp.
Esilya, Öktem'in koluna girip "Bu gri saçlar tabiki dikkat çeker." diyerek kıkırdadı.
Afra "Bu kadar ilgili olduklarına göre ilk yıl olmalılar." dediğinde Öktem umursamazca "Herneyse, hadi gidelim." demişti. Nil ve bana "Görüşürüz." diyerek geri döndüler ve kendi bölüm binalarına gittiler. Biz de yürümeye başladık. Nil'in giyimi diğerlerine göre daha sadeydi ve uzun boyu dışında çok da dikkat çekmezdi. Grubun içinde olması onu görünür yapmıştı. Bu yüzden ilk Nil'le tanıştıktan sonra diğerleriyle tanışmam mümkün olmuştu.
Açıkçası hepsi gayet normal kızlardı. Konuşması kolay ve bizim gibi insanlardı. Dışarıdan bakıldığında yaydıkları enerji yaklaşmayı zorlaştırıyor bunu inkar edemem. Ancak bazen cesur davranmak zihindeki önyargı ve korkuları yokedecektir.
Sınıfa gelmiştik. Henüz ders saatine birkaç dakika vardı. Orta sıralarda bir yere oturmuştuk. Nil dirseğini masaya koyup başını avuç içlerine koyarak bana döndü. Bir şeyler söylemek istemişti sanırım ama telefonu çalınca vazgeçmişti. O telefonda konuşurken ben de eşyalarımı çıkartmış ve geriye doğru yaslanmıştım.
"Sana numaramı kim verdi?!"
Nil, sessizce bağırdığında şaşırmıştım.
"Ne?! Şimdi de stalker mı oldun? Yekru, gerçekten çocukça davranıyorsun. Seninle eğlenmek isteyen çok kız bulursun. Onlara git seni p.ç"
Telefonu suratına kapatmıştı. Bu kızların popüler olma sebebi aslında konuştuğu kişi ve arkadaşlarıydı. Bu okulun sahiplerinin oğulları bu kızlarla fazlasıyla ilgileniyordu.
Evet.. aslında kendimi klişe bir roman dünyasında hissediyordum.
"Bu çocuk niye bana taktı anlamıyorum? Neymiş dikkatini çekmişim, benimle ilgileniyormuş, benimle uğraşmak eğlenceliymiş! Bu bencil adamları kim sever ki?! Adam sapık gibi peşimde dolanıyor. Nerde görse bir laf atma!"
İşin sonunda onunla beraber olacaksın Nilciğim..
Bana yakınmaya devam ederken dinlemekten vazgeçtim ve sınıfta göz gezdirdim. Kapıdan içeri giren Deniz'e gözüm çarpmıştı. Arkadaşlarını görünce selam verip yanlarına oturdu. Rukiye onu sürükledikten sonra neler olduğunu bilmiyordum. Umarım çok sorun çıkmamıştır.
~~~~~~~
Öğle arasında Rukiye'yle kafeteryada buluşmuştuk. İlk gün olduğu için ikimiz de rahattık açıkçası. Etrafı gezdirme işini bugünlük es geçmiştik.
Rukiye'nin gözlerini bir yere sabitlemiş dikkatle baktığını görünce ben de merak edip bakmıştım. Deniz ve arkadaşlarının olduğu yere bakıyordu.
"Bu bakışları biliyorum. Yine bir aşık olma meselesi mi?"
Kollarını masaya yayıp kafasını kollarına koydu. Hâlâ gözleri oradaydı.
"Offf, tam benim tipim ama tekrar hayalkırıklığı yaşamaya cesaretim yok. Bu çocuk en azından itiraf etti senden hoşlandığını."
Bunu ilk defa duyuyordum.
"Ne dedin? Bu da nereden çıktı?"
"Doğum günü partisinden sonra yalnız kaldığımızda sormuştum. Hoşlantıymış."
Bakışları solukken bir anda gözleri büyümüş ve hızla kafasını diğer tarafa çevirmişti.
Tekrar Deniz'e baktım. Bizim tarafa bakarak sırıtırken beni gördüğünde elini kaldırmıştı. Ben de elimle selam verip döndüm.
"Hâlâ bakıyor mu?"
Gözucuyla baktım.
"Gidiyorlar."
Kafasını kaldırıp salık saçlarını geriye attı. Bu hallerinden dolayı endişenlenmeye başlamıştım. Birisine bağlanmak zorunda mı hissediyordu kendini bilmiyordum ama çok fazla platonik hoşlantıları olmuştu. Belki de yine bunlardan biridir..
Ayrıca neden benden hoşlanacak insanlar senin tipin oluyor ki? Bu durum fazla karmaşaya sebep oluyor!
"Bana öyle bakma." Rukiye neşeli bir şekilde "Sadece beğeniyorum. Herhangi bir şey hissetmiyorum ona karşı." dediğinde başımı salladım.
"İyi gününde de kötü gününde de yanında olacağım." "Duygularını benimle açıkça paylaşabilirsin tamam mı?"
"Biliyorum Mihrimah, ben de senin yanındayım. Bazen bencil davransam da daima seni önemsiyorum ve sözlerine değer veriyorum."
Elini tuttum. Dalga geçerek "Aramızdakileri yanlış anlayacaklar. Kısmetimi kapatma." diyerek elini çekip saçlarını kulaklarının arkasına sıkıştırdı. Gülümsedim.
Şimdilik çok üzerine gitmesem iyi olacak..
~~~~~~
4 gibi son dersim bittiğinde Rukiye'ye yazdım ve çıkışa yakın bankların birinde oturdum. Okul binasının fotoğrafını çekip Kenan'a attım. Rastgele fotoğraf çekip atmak bizim için alışılagelmiş bir şeydi artık.
Rukiye gelene kadar çantama koyduğum romanı okumak için elime alıp kaldığım yeri açtım. Daha ilk sayfam bitmeden sayfaya damlayan birkaç damla su ile başımı yukarı kaldırdım. Aynı şekilde yüzüme de damlayınca yağmur yağacağını anlamıştım. Çıkarken hava durumuna bakmamıştım. Henüz çiselerken telefonumdan hızlıca baktım. Yoğun bir yağış gözüküyordu.
Hemen kalkıp gördüğüm üstü kapalı alana gitmiştim. Rukiye'yi arayıp haber vermek istesem de telefonu açmamıştı. Hızlanan yağmurla damlayan suların fotoğrafını çektim. Hem Rukiye'ye hem Kenan'a atmıştım.
Ben: Yağmur başladı. Şemsiyesiz çıkmamaya dikkat et lütfen 🙌🏻
Kenan anında görmüştü ama cevap vermemişti. Bu durum bir tık moralimi bozsa da telefonu kapatıp cebime attım. Bir süre sonra Rukiye geri dönmüştü.
"Nerdesin?"
"Girişin orada çardak gibi bir yer buldum oradayım. Sen nerdesin?"
"Sizin binanın önündeyken yağmur başlayınca içeri girdim. Şey.. yanımda Deniz var ve.. sanırım şemsiye getirmiş. Arabası da varmış. Bizi eve bırakmak istiyor ama ben sorun olmayacağını söyledim. Bizim için sorun değil dimi Mihrimah?"
Onaylamam için son kısmı özellikle bastırmıştı. Şimdi ne söylemem gerektiğini bilmiyordum. Yağmur çok yağıyordu. Yağmurda ıslanmayı severdim ama sağanak yağmur biraz sıkıntıydı.
Gök gürlemesiyle Rukiye sessiz bir çığlık attı.
"Nerdesin Mihrimah?"
Bu soruyu Deniz sormuştu. Neden telefonu ona verdiğini anlamamıştım.
"Keçi kadar inatçı bir arkadaşın var. Gök gürültüsünden korkarken bile beni reddediyor."
"Hey! Sana kim telefonumu alabileceğini söyledi?"
"Korkmanla fırlatman bir oldu. Yakaladığım için bana teşekkür etmelisin!"
"Yakaladığınız için teşekkürler beyefendi, verin şimdi."
Onlar kavga ederken arkadan Kenan'ın araması belirdi.
"Size geri döneceğim ." diyip aramayı onayladım.
"Efendim?"
"Nerdesin şuanda?"
Bir anda sorunca şaşırmıştım. Genelde hal hatırla başlardı konuşmaya.
"Şey, hâlâ okuldayım."
Gülümsediğini belli ederek konuştu.
"Biliyorum. Okulun önündeyim ve şemsiye getirdim. Tam olarak nerdesin?"
Şaşkınlıktan bir süre anlamaya çalıştım. İçime yayılan sıcaklık bir anda moralimi düzeltmişti.
"Neden zahmet ettin?! Hem, nerden? Nasıl?"
"Mihrimah, beni boşver de nerde olduğunu söyle be güzelim."
Gü-Güzelim!
Kenan beni kalpten götürmeyi düşünüyordu galiba!
Kendimi zoraki sakinleştirip yerimi tarif ettim. Beklememi söyleyip kapattı. Suratım alev alırken tekrar Rukiye'yi aradım.
"Rukiye, Kenan gelmiş!"
"Ne? Nerden gelmiş? Ne zaman gelmiş? Nasıl gelmiş?"
"Ben de bilmiyorum ki ya! Sen de gel yanıma beraber gidelim. Deniz şemsiyesini paylaşsın seninle ya da bir şekilde halledin. Hadi!"
Yine Deniz araya girmişti.
"Siz gidin Mihrimah! Ben götürürüm bu keçiyi."
Rukiye cevap vermişti.
"Hayır, gitmeyin! Geliyorum ben de. Bekleyin tamam mı?"
"Tamam." dememle kapatması bir oldu. Telefona bakakalmıştım.
Bunlar ne ara bu kadar samimi oldular?
Derin bir nefes alıp verdim. Bir anda kafam allak bullak olmuştu ama sessizlikte yağmur sesi beni rahatlatmıştı. Kenan ve Rukiye'nin ne zaman geleceğini bilmediğimden oturmakla oturmamak arasında kalmışken uzaktan bana doğru gelen birisini görünce vazgeçtim. Biraz sonra daha net görmeye başlayınca Kenan olduğunu anlamıştım. El salladım uzaktan. O da elini sallamıştı.
"Selam." dedi yanıma geldiğinde.
"Selam."
32 diş sırıtıyordum. "Nasılsın?"
Benim tipime olsa gerek gülerek "İyiyim sen nasılsın? Yağmurda mahsur kalmış birine göre fazla mutlusun." dediğinde "Sen geldiğin için tabiki." dedim ilgimi belli edercesine.
"Artık şemsiyeli bir kahramansın. Beni kurtardın."
Dalga geçmek için söylemiştim ama o, ciddi söylemişim gibi bana çapkın bir bakış attı.
"Hmm, bu kahramanlık işi hoşuma gitti."
Sahte bir kızgınlıkla işaret parmağımı ona doğru uzattım.
"Bu herkese yapabileceğin bir şey değil, tamam mı?"
Gülmüştü.
"Sevgilimden başkasını kurtarmayacağıma söz veriyorum." diyerek asker selamı vermişti. Konuyu ilişkimize bağlayacağını bilmeliydim. Henüz bir şeye karar verememiştim ve bunu şuan açıklamak, durumu garip bir hâle sokar diye bir şey söylemek istemiyordum. Gözlerimi etrafta gezdirmeye başladım.
"Geldim!"
Âniden Rukiye'nin sesini duyunca irkilmiştim. Nefes nefese kalmıştı.
"Koşarak mı geldin?"
Elindeki şemsiyeyi kapatıp önce arkasına sonra bize dönüp cevap vermişti.
"Evet. Deniz'in ısrarından kurtulmak için şemsiyeyi kapıp kaçtım."
Kahkaha atmaya başlamıştı.
"Suratını görmeniz lazımdı. Beni sıkıştırmanın cezası bu! Şimdi ne yapıyorsa yapsın."
Gülmesi bitince "Sizin de aranıza girmiş gibi oldum ama bugünlük affedin." demişti sırıtarak. Kenan "Sorun değil, arabayla geldim zaten. Sen de yürümemiş olursun." dediğinde ikimiz de şaşırmıştık. Ben konuştum.
"Araba kullandığını bilmiyordum."
Elini ensesine atmıştı.
"Özellikle sakladığımdan değil, bunu söyleyecek bir zaman olmadı sanırım. Konu yokken bundan bahsetmem biraz garip olurdu."
"Haklısın."
Ben Kenan'la aynı şemsiyeyi paylaşırken Rukiye de benim yanımda yürüyordu.
"Araba senin mi?"
"Evet, babam liseyi bitirdikten sonra almıştı."
Rukiye'yle bir bakıştık. Orta sınıf bir aileden olmadığı kesindi. Açıkçası sadece onu daha iyi tanımak için soruyordum. Arabasının olup olmaması ona bakışımı değiştirmemişti elbette.
Bu sefer Rukiye merakla sordu.
"Sorması ayıp değilse baban ne iş yapıyor?"
Ben ayıptır diye sormamıştım halbuki. Rukiye bu konularda benden daha rahattı. Soruş tarzı komiğine gittiği için gülümsedi.
"Aile şirketimiz var."
Üstü kapalı bir cevaptı. Demek ki çokta açıklamak istediğini bir konu değildi. Rukiye de anlamış ve üstelememişti. Kapının önündeki arabaya varmıştık.
Kendisi bir 'BMW 320i'ydi. Dışı siyah içi krem renkti. Kenan benim için ön kapıyı açtığında LED'lerin içeriyi çok şık gösterdiğini farkettim. Arabanın kendisinde vardı sanırım çünkü ince bir ışık şeklindeydi. Asla göz kamaştırmıyordu.
Teşekkür ettiğimde Kenan kapımı kapattı. Rukiye'de arka koltuğa binmiş ve cam tarafından omzuma vurmaya başlamıştı. Sessizce çığlık atıyordu.
"Sana kapını açtı inanamıyorum! Hep böyle mi yoksa?!"
Kenan arabanın önünden dolaşıp sürücü tarafına geçiyordu. Gözüm onu takip ederken "Evet, öyle." demiştim. Rukiye tuhaf sesler çıkarırken onu uyarmıştım çünkü Kenan kapıyı açmıştı. Deli kız..
"Bana evinizin konumunu atar mısın?"
"Tabi."
Telefonumu çıkarıp konumu attım. Gözüm bir önceki görüldü attığı mesajıma takıldı. Şimdi sebebini sorsam tuhaf mı olur? Göz ucuyla Kenan'a baktığımda onun da bana soru sorar gözlerle baktığını farkettim.
"Bir sorun mu var?"
Bu adam nasıl her sıkıntılı hissettiğimde anlıyor gibi benimle ilgileniyordu? Daha önce beni bu kadar önemseyen birisiyle tanışmamıştım.
"Sana yağmur yağdıyla ilgili mesaj atmıştım. Ve.. sen görüp cevap vermedin. Bu yüzden.. yanlış bir şey yapıp yapmadığım konusunda endişelendim."
Arabanın düğmesine basıp çalıştırırken nazikçe gülümsedi.
"Buraya yakındım ve sen resmi atınca gelmek için acele ettim. Cevap vermeyi es geçmem bu yüzdendi. Seni kötü hissettirdiğim için üzgünüm. Bir dahaki sefere dikkat edeceğim."
Böyle bir adama âşık olmamak mümkün mü?
"O kadar dikkat etmen gereken bir mesele değil. Kendini suçlu hissetme."
Park alanından çıkmıştı. Gözü yoldayken cevap verdi.
"Suçlu hissetmiyorum. Gerçekten seni önemsediğim için dikkat etmek istiyorum. Bu senin için bir sorun mu?"
Mest olmuştum. Saf saf baktığıma emindim.
"Tabiki sorun değil. Ben de dikkat edeceğim. Seni kötü hissettirirsem bana mutlaka söyle olur mu?"
Sıralı dişlerini göstererek güldü.
"Aynı şekilde hissetmemize sevindim."
Başka bir söylememişti. Kafamı çevirip camdan dışarı seyretmeye başladım. Üşümüş elimi sıcak yanağıma koyup kızarmamı engellemeye çalıştım ama nafileydi. Telefonuma gelen mesajla elime almıştım. Rukiye yazmıştı.
Rukiye: Benim burda olduğumu unutup niye cilveleşiyorsunuz ya!? Arkada utançtan koltuğa gömüldüm!
Rukiye: Bir daha sizinle bir yere gitmem ben!
Cam tarafından arkaya baktığımda Rukiye eliyle yüzünün alt yarısını örterek utandığını gizlemeye çalışıyordu. Sanırım Kenan'ın görmesini istemiyordu. Bu hâine gülmüştüm.
Mahalleye vardığımızda arabadan indik ve teşekkür ettik. Kenan yağmur yüzünden beni binanın önüne kadar götürmek istemişti ama Rukiye'de şemsiye olduğu için reddettim. Kabul edip arabayla uzaklaştığında Rukiye kolumu dürttü. Merakla ona döndüm.
"Bu çocuğun halleri bir garip. Kötü birisi diyemem ama sence de fazla kibar davranmıyor mu? Bu kadar anlayışlı, kibar ve centilmen ve sanırım zengin birisinin bizimle görüşmesine anlam veremiyorum."
"Rukiye, sanırım unuttun. Bana ilk yazan oydu. Sence statümü önemseyen birisi olsa benimle bir ilişki ister miydi? Dizilere ve romanlara ara vermelisin. Beynini yıkıyorlar."
"Sen yine de kendini çok kaptırma derim."
Mehmet olayından sonra şüpheci birisine dönüşmüştü. Düşündüğümden daha fazla etkilemişti sanırım onu. Her zaman gülümsediği için hislerini tam olarak anlayamadığım durumlar oluyordu. Umarım yakın zamanda daha iyi olur.
Gülümsedim.
"Endişeni anlıyorum. Ve biliyorsun ki benim kendimi kaptırmam biraz zordur."
Koluma girdi.
"Biliyorum biliyorum, yine de söyledim işte. Hadi sizin eve gidelim. Bugün annem Yasin'i alacak okuldan ve kafeye götürecek. Rahatım o yüzden, film falan izleyelim."
"Olur." dediğimde bize gittik. Rukiye'nin annesi kafe işlettiği için genelde Rukiye kardeşiyle ilgilenirdi. İki ebeveyni de çalıştığı için kendisini yalnız hissediyor mudur? Bir ara dertleşmek için zaman ayırmalıyım..
~~~~~
Telefonumundan gelen sesle kafamı kaldırdım. Önümdeki kitaba baktım. Sanırım kitap okurken uyuyakalmıştım. Gözlerimi ovuşturup esnedim. Telefondan saate baktıktan sonra mesaja girmiştim.
Kenan: İyi akşamlar Mihrimah, nasılsın? Bugün yağmur yüzünden hava serinlemişti ve ince giyinmiş gibi görünüyordun. Biraz endişelendim.
Hâlâ tam ayık değildim ama mesajı okuduğumda yüzüme can gelmişti ve dudağım kendi kendine hareket edip kıvrılmıştı. Kenan'ın bendeki etkisi genelde böyleydi ya, orası ayrı..
Ben: İyi akşamlar. Merak etme iyiyim(*^_^*)
Ben: Bu kadar soğuktan hasta olacak kadar zayıf değilim. ฅ՞•ﻌ•՞ฅ
Ben: Sen nasılsın?
Kenan: Ben de iyiyim. Evimin birkaç eksiği vardı onlarla ilgilendim.
Ben: Yardım edebileceğim bir şey olursa mutlaka söyle. Seve seve ederim.
Kenan: Teklifin için teşekkürler. Birçok şey bitti ama dekorasyon için birkaç süs eşyası almak istiyordum. Eğer senin için de uygunsa yarın okuldan sonra seni almaya gelebilirim.
Hmmm, süs eşyaları konusunda hiç zevkim yok açıkçası ama onu reddetmek de istemiyorum. Biraz bile olsa yardım etmek istiyorum. Tam yazacakken o yazmıştı.
Kenan: Hava durumuna baktım, yarın hava güneşli.
Havadan dolayı reddedeceğimi mi düşündü acaba? Tebessüm ederken yazdım.
Ben: Çok iyi bir haber. O zaman yarın derslerim bittiğinde sana yazarım.
Esnemeye başladım.
Kenan: Tamamdır, yarın görüşürüz. Geç oldu, uykusuz okula gitmeni istemem.
Ben: Her zaman beni düşünüyorsun. Beni gerçekten o kadar seviyor musun?
Kıkırdarken donup kaldım. Uyku sersemi hâlim gitmiş ve yeterince canlanmıştım. Telefonu yatağa attım ve yastığı kucağıma alıp kafamı gömdüm. Utançtan yatakta tepinmeye başlamıştım.
Neden, neden, neden ya!? Daha ne kadar düşünmeden yazıp kendini utandırmaya devam edeceksin?! Neden düşündüğün şeyleri yazıyorsun ki? Ah ben Aaah!
Kafamı kaldırıp telefona baktım. Henüz yazmamıştı. Görmedi mi acaba? Bir umut telefonu açıp baktım ama görmüştü. Neden yazmıyor ki? Yanlış bir şey mi yazdım? Ama ben.. sanmıştım ki..
İçimi kaplayan kötü his 'yazıyor' yazısını görünce yerini meraka bırakmıştı.
Kenan: Bunu gerçekten sorup sormadığını düşünüyordum ama silmediğine göre cidden soruyorsun?
Hızlı hızlı yazmaya başladım.
Ben: Şey, ben uykuluydum ve aslında yazmak istememiştim. İçimden düşünüyordum.
Kenan: Anladım, sorun değil. İyi geceler Mihrimah.
Ben: İyi geceler.
Hayır, bu bir sorun! Neden kırıldığını hissediyorum.
Telefonu kapatıp yatağımın yanındaki komidine koydum. Tırnaklarımı kemirmeye başladığımın farkına varıp elimi ağzımdan çektim.
Yarın kendimi daha iyi ifade etmeliyim. Evet evet, endişelenmeye gerek yok Mihrimah. Yarın ola hayrola..
Düşünmekten uyku tutmayacağını bildiğim halde yatağa yattım ve uykuya geçme ritüellerini denemeye başladım.
✿✿✿✿✿✿✿✿✿
Bölüm etkileşimi
