Anonim Yazıyor kitap kapağı

16. bölüm / 29

Anonim Yazıyor

Anonim 16

Vaveyla Yazarı: Beyaz Yeşim

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 29Şu an: Anonim 16

Ellerimi başımın üzerinde birleştirip güzel bir gerindim. Serin bir cafede soğuk kahve içmek için oturmuştuk. Artık Mehmet'in cafesine gitmeyi bıraktık. Bir kere onu dışarıda sigara içerken görmüştüm. O da beni görmüştü ama umursamaz bir tavırla başka tarafa bakmıştı. Bu durumdan oldukça memnundum açıkçası.

"Sonunda ağustos bile bitiyor ve okulların açılmasına az kaldı he?" dediğimde Rukiye hayalkırıklığıyla kafasını masaya koydu.

"Lütfen hatırlatma! Daha çok gezme planlarım var ama zaman yok!"

Kollarımı göğsümde bağladım.

"Gökte yıldız, sen de gezi planları.. Hadi yurtiçi gezilerini anlarım da, yurtdışı gezi planlarını gerçekleştirme pek mümkün değilken neden listeye ekledin ki?"

Kafasını kaldırıp gözlerini kıstı.

"Hayallerinin gerçekleşmesi için sanki olacakmış gibi yazmalısın önce kardeşim!"

"Öyle yaparsam gerçekleşir miymiş?

"Bilemezsin! Bakarsın ki hiç beklemediğin anda senin için imkan oluşur."

Tek kaşımı kaldırıp sırıttım.

"İkisi de aynı sonuca varıyor yani. Neden sadece gerçekleştireceğin şeyleri yazmıyorsun? Böylece hayalkırıklığı yaşamazsın."

Rukiye elini çenesine koyup beni süzmeye başladı.

"Ne?"

"Olaylara hep böyle gerçekçi yaklaşırsan bir gün uyandığında hayalgücünün yokolduğunu farkedebilirsin dikkat et. Benden söylemesi."

"Sağol kardeşim ama bu yokolabilen bir şey değil. Çünkü-"

"Bekle! Şimdi bana bunun bilimsel açıklamasını yapmayacaksın değil mi?"

Aslında yapacaktım. Ben susunca "Evet yapacaktın tabi ki" diyerek göz devirdi. Sonra aklına bir şey gelmiş ve sırıtmıştı. Gözlerini gözlerime dikti.

"Seni ruhsuzlukla suçlayacaktım ama aklıma ne geldi bil bakalım?"

"Ne geldi?"

"Mehmet'le ayrıldığımız gün, öğlen vakti dışarı çıkacakken sen ve Ali'yi binanınızın önünde konuşurken gördüm. Sanırım buluşmuştunuz?"

O günün üzerinden birkaç hafta geçti ve artık bu konuda rahatsız hissetmiyordu sanırım.

"Evet, bana cafede yardım ettiğim için bir şeyler ısmarladı."

İmâlı bakışları ve sırıtışı genişledi.

"Mihriciğim, bu gözler iyi gözlemcidir. Senin tavırların saaaanki o çocuktan hoşlanıyormuşsun gibi bir his uyandırdı."

Yüzüm yanmaya başlamıştı ama iki kez gördüğüm birinden hoşlanıp hoşlanmadığımdan hâlâ emin değildim.

"Sa-saçmalama! Neden hoşlanacakmışım? Hem telefon numaralarımızı bile almadık! Sence hoşlansam almaz mıydım!"

"Biraz yavaş ilerlediğin için aklına gelmeyeceğini tahmin etmiştim." diyerek cebinden bir kağıt çıkardı. Parmaklarının arasında tutarken "İşte!" dediğinde bir şey anlamamıştım.

"Ne bu?"

"Ne olacak? Ali'nin telefon numarası."

Gözlerim kocaman açılmıştı.

"Ne?! Sen nasıl aldın?"

Yüzüne tiksiniyor gibi bir ifade yerleştirdikten sonra "O şerefsizden istemiştim." dedi. Sonra yüzünü düzeltti. "Ama sonra ayrılma mevzusu falan girince unuttum. Bugün çekmecemde görünce aklıma geldi. İşte, al."

"Rukiye, şimdi alıp ne yapayım ki? Ben ilk adımı atacak kadar cesur biri değilim. Hem karşı tarafın ne hissettiğini bilmeden neden yazayım? Ya istemezse? Hayal bile etmek istemiyorum. Bu çok utançverici olur ve hayatta yüzüne bakamam daha."

"Amma büyüttün! Merak etme, berbat birisi değilse direk istemediğini söylemez. Belli eder zamanla ve sen de uzatmazsın konuşmayı."

"Beni düşündüğün için sağol ama istemiyorum Rukiye."

Kaşlarını kaldırdı.

"İstemiyor musun?"

"Evet."

"Atıyorum o zaman."

Denemek için sorar gibiydi. Ama ben emindim.

"Atabilirsin istiyorsan."

Avuçiçiyle alnına vurdu.

"Ne yapacağım ben seninle? İyi! Senin için saklayacağım. Hazır hissettiğinde veririm."

"At gitsin! İzinsiz alınan bir numarayla işim olmaz."

Kağıdı cebine koyup ayağa kalktı. Duymamazlığa vurup "lavaboya gidip geliyorum." dedi. Rukiye'nin gidişini izledim.

Neden böyle hissettiğimi anlamıyordum. Evet, Ali'yle görüştüğümüz zamanlar ondan hoşlandığımı düşünmüştüm ama şimdi yokluğunda onu pek de düşünmüyordum. Çünkü Kenan son zamanlarda tuhaf davranmaya başlamıştı. Sık sık beraber şarkı dinlemeyi teklif ediyordu. Bundan ben de hoşlanıyordum ama dikkatimi çeken şey; şarkıların hepsinin aşk temalı olmasıydı. En son 'Amo988 - Gülüşüne yanıyorum' şarkısını dinlemiştik. Açıkçası şarkıcının adı demode eski messenger isimleri gibiydi ama şarkıları hoşuma gidiyordu.

Şarkının videosu öyle olmasa bile bence platonik birisinin hisleri anlatılıyor ve onu sevdiği gibi karşı tarafın da kendisini sevmesini istiyordu. Bunlar kafamı karıştırıyordu. Cesaretimi toplayıp nedenini soramıyordum. Ama bu belirsizlik de beni geriyordu. Sanırım bir dahakine sormalıyım artık.

"Niye daldın öyle?"

Ne zaman geldiğini anlamadığım Rukiye'nin sesiyle irkildim. Soru sorar gözlerle bana bakıyordu. Şimdi düşününce Rukiye her zaman dertlerini anlatıyordu ama ben ketum davranıp anlatmıyordum. Ona haksızlık ettiğimi düşünmeye başladım.

"Kenan'ı hatırlıyor musun?"

Biraz düşündü. Hatırlayınca "Ah, şu sana mesaj atan kişi değil mi?" dedi.

"Evet,"

"Onunla görüşüyor musunuz hâlâ? Çoktan bırakmışsındır diye düşünmüştüm."

Kısaca ne durumdan ne duruma geldiğimizi anlattım.

"Şu sıralar biraz garip. Sürekli aşk şarkıları dinletiyor bana. Bundan bir anlam mı çıkarmam gerekiyor? Birisine aşık ve ona söyleyemiyor mudur? Ve onunla acısını paylaşmamı falan mı istiyor acaba?"

"Hı-hı, aynen öyle."

"Gerçekten mi?"

"Evet. Hatta sen şöyle yap; Ondan sevdiği kızın numarasını falan al, o kızla bunun arasını yap. Mutlu mesut yaşasınlar. Nasıl fikir?"

"Verir mi ki? Belki numarası yoktur?"

"Vardır vardır."

"Ama ben anlamam ki?"

"Orası kesin zaten! Anlasan zaten gelip bana bu soruları sormazsın zeki arkadaşım."

"Ne oldu şimdi ya!"

Bu kızın git-gelleri iyice çoğaldı kaçsam mı acaba?

Rukiye ellerimi tutup "Merak etme kardeşim, bu aşk hayatı berbat olsa da tavsiye vermesini iyi bilen arkadaşın sana yardım edecek. Beni dinle ve dediklerimi yap tamam mı?" dediğinde kafamı salladım. Umarım başıma başka bir bela açmam..

~~~~~~

Odama geçip kendimi yatağa attım. Raki'nin nasihatleri bitmek bilmemişti bugün. Eve geldiğimde bile mesaj atarak aklına yeni gelen şeyleri yazıyordu. Sormakla hata mı ettim diye kendimi bir çok kez sorguladım ama iş işten geçmişti. Yemekteyken Kenan'ın mesaj attığını görmüştüm ama geri dönüş yapamamıştım. Rukiye'nin dediklerini yapmak için kendimi cesaretlendirdim. Mesajı açtım.

Kenan: Selam, nasılsın?

Ben: İyiyim, sen nasılsın?

Kenan: Ben de iyiyim. Neler yaptın bugün? Normale göre daha sıcaktı sanki. Umarım tüm gün kendini eve kapatmadın?

Sıcaklardan bunaldığımı sık sık yazdığım için bu sorusu garip gelmemişti.

Ben: Hayır, evde değildim 😅 Arkadaşımla kafeye gittik.

Kenan: Şu sürekli bahsettiğin arkadaşın mı?

Ben: Evet.

Kenan: Başka arkadaşların var mı?

Ben: Yani, okuldayken görüştüğüm kişiler var. Ama tatillerde genelde Rukiye'yleyim.

Ben: Sen neler yaptın peki?

Kenan: Rutin iş günüydü. Bugün fazla kalabalıktı sadece. İnsanlar sıcaktan kaçmak için kafelerde oturuyor.

Ben: Yakında Eylül ayına gireceğiz. Okullar açılınca rahatlarsınız.

Kenan: Sanırım öyle olur ama ben zaten sadece yaz dönemi için burada çalışmayı planlamıştım. Bu ay bitince çıkacağım.

Ben: Yaaa, peki sonra ne yapmayı planlıyorsun?

Kenan: Planım İstanbul 'a gelmek. Aslında ailem İstanbul'da zaten. Ben kafamı dağıtmak ve farklı ortamlarda bulunmak için Düzce'ye gelmiştim. Artık geri dönme vaktim geldi.

İnanamıyorum! Aslında burada mı yaşıyormuş? Kalbimin hızlanmasına engel olamıyordum.

Ben: Bunu duyduğuma şaşırdım.

Kenan: Senin için iyi mi yoksa kötü bir haber mi?

Ben: Görüşmeyecek olsak da iyi bir haber elbette. Senin adına sevindim. Burada ne yapacaksın? Okulun bitmişti sanırım.

Kenan: Babamın şirketinde olacağım. Uzun zamandır beni istiyordu ama kendimi gerçekten hazır hissettiğim için bu senenin uygun bir zaman olduğunu düşündüm.

Kenan: Sana başka bir şey sormak istiyordum. Doğum günün ne zaman?

Ben: Ne? Bana hediye mi göndereceksin yoksa? 🤩

Tam şaka yaptığımı yazacaktım ama Kenan'ın mesajıyla vazgeçtim.

Kenan: Neden olmasın?

Ben: Öyle bir şey olsa güzel olurdu.

Ne yazdım ben? Neden aklımdan geçeni yazdım ki! Silsem görmemiş gibi davranır mı acaba..

Kenan: Hâlâ söylemedin ne zaman olduğunu.

Konunun üstünde durmaması beni rahatlatmıştı.

Ben: 2 Eylül

Kenan: İlk kutlayan ben olmak istiyorum. Umarım başarırım.

Ben: Beni düşündüğün için teşekkür ederim. Bu konuda iyi şanslar ლ (╹◡╹ლ)

Kenan: Daha uzun konuşmak isterdim ama misafirlerim geldi. Biraz da olsa seninle muhabbet etmek istemiştim sadece.

Kenan son zamanlarda bu şekilde konuşmayı sıklaştırmıştı. Her okuduğumda mutlaka utanıyordum.

Ben: Seni daha fazla tutmayayım o halde, görüşürüz.

Kenan: Görüşürüz.

Kenan'a göre benim konuşmalarım daha mesafeli gibi geliyordu bana. Aaahh, herneyse..

Sırtüstü uzanıp tavanı izlemeye başladım. Bugün Rukiye'nin tavsiyelerini yapamamıştım. Birdahaki sefere artık.

Doğum günümü sordu..

Telefondan tarihe baktım. 1 hafta sonraydı. Gerçekten bir hediye vermeyi düşünüyor muydu? Yoksa sadece şaka mı yaptı? Tahmin edemiyorum..

~~~~~

Ertesi gün Rukiye tavsiyelerini yapmadığım için beni azarlamıştı. Hayır yani bunun için zaman yoktu dememe rağmen dinlemiyordu. Sonunda pes edip bir dahakine yapmam için baskı yaptı.

Ama o günden sonra hiç yazmamıştı. İnsanları rahatsız etmemek için ilk yazamama gibi bir huyum olduğu için ben de yazmamıştım. Hem işten çıkıp İstanbul'a dönmek için bir sürü şey yapması gerekiyordur.

Hadi biz de kendi işimize bakalım..

-- 2 𝑬𝒚𝒍𝒖̈𝒍 / 𝑺𝒂𝒂𝒕: 00:01 --

Gecenin sessizliğini telefonun sesi bölmüştü.

Mihrimah, önceki gece Rukiye ve ailesiyle neredeyse sabaha kadar oturmuşlardı. Sabah da işleri olduğu için erken kalkmak zorunda kalması bu gece erkenden uyumasıyla sonuçlanmıştı. Çok da yüksek olmayan bu müzik, uyku sersemi de olsa Mihrimah'ı harekete geçirmişti. Gözlerini açmadan sadece alışkanlıkla aramayı onaylamıştı. Aslında bunları bilinçli yapmıyordu. Tıpkı bir uyurgezer gibiydi.

"İyiki doğdun Mihrimah."

Telefonun diğer tarafındaki erkek sesi hem yabancı hem de bir o kadar tanıdık geliyordu. Uyuşukça "Hıı, kimsin? Sanki tanıyorum?" dediğinde bir kıkırdama sesi duyuldu.

"Sana, doğum gününü ilk benim kutlamak istediğimi söylemiştim."

"Aaa, Kenan'sın demek."

Mihrimah'ın uyku sersemi bir şekilde gülmesi hiç hoş değildi ama Kenan bunu sevimli bulmuştu. Sarhoş gibi konuştuğu için cümleleri anlamak zorlaşıyordu.

"Ne kadar gerçekçi bir rüya. Benimle konuşuyorsun şuan dimi?"

"Evet, süpriz yapmak istemiştim ama sanırım bana süpriz oldu. Umarım sabah olduğunda hatırlarsın."

Mihrimah yine saf saf gülmüştü.

"Böyle bir rüyayı nasıl unuturum ki? Merak etme, bir dahakine ben senin rüyana geleceğim tamam mı? Söz veriyorum."

Kenan, kafasında başka senaryolar kurmuştu ama bu durumu da başka sebepten sevmişti.

"Pekâlâ, bekleyeceğim. Söz verdin."

"Evet, evet.. Söz.. verdim."

Sesi son kısımda kısık çıkmıştı. Ardından gelen düzenli nefes alışverişi uykuya daldığını belli ediyordu.Kenan telefonu kapatmadan önce "Henüz süprizim bitmedi. Sabırsızlıkla bekle." demişti.

----𝑺𝒂𝒃𝒂𝒉-----

Uyanır uyanmaz bir şeyleri unutmuşluk hissi tuhafıma gitmişti. Gece uykumda ne yaptım da bu hisle uyandım hiçbir fikrim yoktu ama umursamayacak kadar uykuluydum. Telefonumun neden yatağımda olduğunu sorgulayarak yataktan çıktım ve lavaboda elimi yüzümü yıkadım. Doğum günümü ilk kutlayan annemdi. Sonra babam ve kardeşim. Hâlâ unuttuğum şey aklıma gelmemişti.

Kahvaltı, ev toparlama derken çoktan öğleni geçmişti saat.

Rukiye benden habersiz doğum günümü kutlamak için bir yer ayarlamıştı ve liseden ve üniversiteden birkaç kişiyi çağırdığını söylemişti. Annelerimiz süslemeler için yardım ettikten sonra eve gelmişler. Sadece biz gençler olacaktık. Beni doğum günüme hazırlamak için bahane bulamayacağını bildiği için canım arkadaşım partiyi söylemek zorunda kalmıştı. Süprizlerden pek hoşlanmazdım zaten.

Odama geçip hazırlanmaya başladım. Eylül ayı olsa da hava hâlâ sıcaktı. Bu yüzden belden genişçe açılan çiçekli bir elbise giydim. Bugün için biraz süslenmekten zarar gelmez diye düşündüm. Kapatıcı ve fondötenden sonra bordo rujumu üst dudağıma hafifçe sürüp elimle yaydım. Diğer türlü aşırı koyu olması beni rahatsız ediyordu. Parmağımda kalan ruju da allık olarak yanağıma sürmüştüm.

Kirpiklerimi kıvırıp rimeli uç kısımlarından sürdüm ki daha doğal ve ayrık dursun. Biraz da göz kalemi geçip parfümümü sıktım. Saçlarımı bir kuaför kadar usta olan arkadaşım Rukiye'ye dağınık topuz yaptırdım. Yazın salık saçla asla gezemezdim. Ben de sadece spor ayakkabı olduğu için Rukiye'den babet almıştım. Sonunda hazır olunca beraber çıktık.

Neden Eylül 'de bile bu kadar sıcak? Moralimi düzeltmeliyim! Kendi kendime doğum günü şarkısı söylemeye başladım. Rukiye 'Ne yapıyor bu deli' der gibi bakıp güldü.

"Bir şey söyleyeceğim. Nasıl doğum günü kızını yürütürsünüz? İnsan bir araba hazırlar bu kadar mı fakiriz ya!"

"Yakındaki yeri ayarladık, oraya kadar arabaya gerek yok yani."

Gözlerimi büyüttüm.

"Yakındaki derken? Sakın bana-"

Gözlerini devirip "Saçmalama Mihrimah, aklından geçen yer değil tabiki. Deli miyim ben?" dediğinde "Evet." dedim. Saçlarını savurup "Ayh biraz var delilik ama emin ol yüzsüz değilim." dediğinde 'Ondan da azıcık var' diyemedim. O kadarı da kusurcuk olsun.

Sonunda geldiğimizde içeriye serin havaya girmek iyi hissettirmişti. Önce konfeti patlattılar ve sonra iyiki doğdun diye bağırıp alkışladılar. Açıkçası bu ortamda utanmadan duramamıştım. Hepsinin arkadaşım olması biraz rahatlamamı sağlıyordu. Hepsiyle tek tek merhabalaştıktan sonra doğum günüm pasta ve hediyelerle devam etmişti.

En sonki hediyeyi üniversitede aynı bölümde okuduğumuz Deniz vermişti. Başlarda birbirimize pek dikkat etmemiştik ama yaptığımız proje ödevinden sonra arkadaş olmuştuk.

"Seni böyle süslenmiş görmek beni şaşırttı açıkçası."

Koluna hafifçe vurdum.

"Senin gözünde olmayabilir ama ben de bir kadınım ve bazen süslenmek istiyorum."

Şaka yaptığım için gülmüştüm ama beni biraz ciddiye aldı sanırım. Yüzü ciddileşmişti.

"Bunu nerden çıkardın? Senin bir kadın olduğunun farkındayım. O kadar hödük değilim, aşk olsun Mihrimah."

"Şaka yaptım yahu! Neden bu kadar ciddiye aldın." Ellerimi teslim olur gibi kaldırıp "Üzgünüm, böyle bir şey söylemem daha." dediğimde sırıtmıştı. Önüme düşen saçı kulağımın arkasına yerleştirip "Okulda görüşürüz." dedikten sonra diğer arkadaşlarının yanın gitmişti. Aslında o tutam, saç modelimin bir parçasıydı ama umursamayıp kızlara döndüm. Rukiye ve liseden arkadaşlarım Açılay ve Buse bana gözlerini büyütmüş bakıyorlardı.

"Ne oldu?" dedim şaşırarak. Buse;

"O çocuk kim?"

"Üniversiteden arkadaşım. Aynı bölümde okuyoruz."

Açılay;

"Arkadaşın olduğuna emin misin?"

"Tabiki eminim. Sevgilim olsa haberim olurdu değil mi?" dedim gülerek. "Biraz temas konusunda rahat olduğu için yanlış anlamış olabilirsiniz ama arkadaşız kızlar."

Üçü de bana kınamış gözlerle bakıyordu. Omuz silktim. Bazı şeyleri anlamayacak kadar saf değildim tabiki ama umursamamayı tercih ediyordum. Kenan gibi tam olarak anlayamadığım insanlar da yok değil.

Yine sanki bir şeyleri unutmuşum hissi kapladı içimi. Sabahtan beri gitmedi.

Birkaç kişiyle daha konuştuktan sonra lavaboya gittim. Ellerimi yıkarken gelen mesaj sesiyle elimi hızlıca kuruladım ve mesaja baktım.

Kenan: Kafenin yanındaki ağaca gelir misin?

Hem mesaja hem de bir önceki 2 dakikalık sesli aramaya şok olmuştum. Geceyarısı beni mi aramış ve ben de açmış mıyım?

Bir anda birkaç cümle zihnimde belirdi.

‘𝑰̇𝒚𝒊𝒌𝒊 𝒅𝒐𝒈̆𝒅𝒖𝒏 𝑴𝒊𝒉𝒓𝒊𝒎𝒂𝒉.‘

‘𝑵𝒆 𝒌𝒂𝒅𝒂𝒓 𝒈𝒆𝒓𝒄̧𝒆𝒌𝒄̧𝒊 𝒃𝒊𝒓 𝒓𝒖̈𝒚𝒂‘

‘𝑩𝒆𝒏𝒊𝒎𝒍𝒆 𝒌𝒐𝒏𝒖𝒔̧𝒖𝒚𝒐𝒓𝒔𝒖𝒏 𝒔̧𝒖𝒂𝒏 𝒅𝒊𝒎𝒊?‘

Tırnağımı ısırdım. Rüya değil miydi? Kenan gerçekten benimle mi konuştu?! Elimi kalbime koydum ve aynadaki yansımama baktım. Belirsizlikten dolayı korku ve heyecan dalgası bedenimi sarmıştı. Bu durumlarda anksiyetesi tutan bir insandım ve şuan o ağaca gitmek için cesarete ihtiyacım vardı. Ellerim titriyordu. Gözlerimi kapatıp sakinleşmek için nefes alıp vermeye başladım.

Ne kadar süre öylece bekledim bilmiyorum. Lavaboya giren başka birisinin sesiyle kendime gelmiştim.

"İyi misin Mihrimah?"

Beklemenin faydası olmayacağı belliydi. Gülümseyip "İyiyim. Biraz dışarıya çıkıyorum merak etmesinler." diyerek lavabodan çıktım. Çıkana kadar birkaç kişiye daha aynı açıklamayı yaptım. Ağacı bulmak için etrafa baktım. Ağacı görünce kalp atışım daha da hızlandı. Büyük bir gövdesi vardı. Görünen kısımda kimseyi göremedim. Etrafında dolanmaya başlayınca bir omuz gördüm önce. Sonra elleri cebinde bekleyen kişi bana döndü. Gülümsemesi yine etkileyiciydi.

"Ali?"

"Selam, ilk kutlayan bendim ama tekrar söylemek istiyorum. Doğum günün kutlu olsun."

İlk kutlayan Ali mi?

✿ ✿ ✿ ✿ ✿ ✿ ✿ ✿ ✿ ✿ ✿ ✿ ✿ ✿ ✿ ✿

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

54okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.