20. bölüm / 29
Anonim YazıyorBölüm 20
Bölümler 29Şu an: Bölüm 20
- 1 Bölüm : 11.156 kelime
- 2 Bölüm : 21.333 kelime
- 3 Bölüm : 31.112 kelime
- 4 Bölüm : 41.105 kelime
- 5 Bölüm : 51.252 kelime
- 6 Bölüm : 61.077 kelime
- 7 Bölüm : 71.511 kelime
- 8 Bölüm : 81.031 kelime
- 9 Bölüm : 91.266 kelime
- 10 Bölüm : 101.133 kelime
- 11 Bölüm 111.110 kelime
- 12 Bölüm 121.544 kelime
- 13 Bölüm 131.278 kelime
- 14 Bölüm 141.469 kelime
- 15 Bölüm 152.275 kelime
- 16 Anonim 162.237 kelime
- 17 Anonim 171.007 kelime
- 18 Bölüm 182.226 kelime
- 19 Bölüm 192.481 kelime
- 20 Bölüm 201.480 kelime · Okuduğun bölüm
- 21 Bölüm 212.147 kelime
- 22 Anonim 22: Deniz ve Rukiye2.016 kelime
- 23 Bölüm: 231.801 kelime
- 24 Bölüm: 241.322 kelime
- 25 Bölüm: 252.414 kelime
- 26 Bölüm: 262.173 kelime
- 27 Bölüm: 272.054 kelime
- 28 Bölüm: 282.068 kelime
- 29 Bölüm: 292.033 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Rukiye'yle kantinde otururken düşünceli hâlim onu meraklandırmış olmalı ki "Neyin var?" diye sormuştu.
"Ciddi bir şey değil." Gözlerine bakıp "Umarım." dediğimde "Anlat hemen!" demişti.
"Güya çocukluk arkadaşıyız ama neden kötü hissettiğin şeyleri bana anlatmaktan çekiniyorsun anlamıyorum. Tamam arada sana çıkışıyorum ama bu büyük bir şey olmamalı."
Gözlerini kısıp "Değil dimi?" diye sorduğunda gözlerimi devirip "Tabiki değil." dedim. "Sadece sana anlatacak kadar ciddi değil."
Gözlerimi ellerimden çekip Rukiye'ye baktım. Hayalkırıklığı yaşadığını suratından anlıyordum. Ama neden olduğunu bilmiyordum.
"Neden öyle bakıyorsun?"
"Mihrimah, bazen düşünüyorum da çok fazla içine kapanıksın. Kenan iyi anlıyor senin derdini."
Kahvemden bir yudum alıp "Elimde değil." dedim.
Evet, Kenan gerçekten beni anlıyordu. O yüzden bugün gönlünü almam gerekiyor.
~~~~~
Rukiye'ye söylemiştim Kenan'la buluşacağımızı o yüzden bensiz gitmişti.
Kenan'a da mesaj atmıştım. Şu anda Üniversitenin kapısında gelmesini bekliyordum. Omzumdan birinin dürtmesiyle arkama baktım. Nil ve Esilya bana gülümseyerek bakıyorlardı.
"Naber?"
Nil'in sorusuna "İyiyim, sizden?" dediğimde "Biz de iyiyiz. demişti. Esilya devam etti.
"Uzaktan seni gördük de, istersen gideceğin yere bırakabiliriz?"
Gülümserken başımı iki yana salladım.
"Teşekkürler ama birini bekliyorum."
"Öyleyse sorun yok. Görüşürüz."
Onlar uzaklaşırken telefonum da çalmıştı.
"Efendim?"
"Geldim. Sağ tarafına bakar mısın?"
Onu gördüğümde telefonu kapatıp arabaya doğru ilerlemeye başladım. Sürücü kapısı açılınca nefesimi tuttum.
Acaba gergin bir gün mü geçireceğiz?
Kenan yüzünde gülümsemeyle çıktığında nefesimi vermiştim. Ben de gergin olmayı bırakıp gülümsedim. Onu bu şekilde görünce acaba dünkü konuşmayı kafamda mı büyütüyorum diye düşünmeden edemedim.
Benimle beraber diğer tarafa geçip kapımı açmıştı. Teşekkür edip oturduğumda kapatmıştı. Emniyet kemerimi bağladım hemen. Kenan da gelmiş ve oturup kemerini bağlamıştı. Elleri direksiyonda bana döndü.
"Öncelikle nasıl olduğunu sormak istiyorum."
Bu bir îma mı? Dünden sonra nasılsın mı diye soruyor yoksa her zamanki sıradan nasılsın'ı mı?
Biraz çekinerek "İ-iyiyim." dedim. Bir yandan da yüz ifadesini okumaya çalışıyordum. "Sen nasılsın?"
Yüzü bana dönükken başını direksiyondaki ellerine koyup üzgün bir yüz ifadesiyle nefesini verdi.
"Imm, biraz kırgın hissediyorum açıkçası. Bu kırgınlıkla günümün güzel geçeceğini düşünmüyorum. Ne yapsak?"
Kafamda kırk tane senaryo yazılırken gözlerim büyümüştü. Konuşmak için ağzımı açtım ama anlamsız şeyler söylemekten başka bir şey yapmıyordum. Yumruk yaptığı elini ağzına kapatıp gülmesini tutmaya çabalıyordu.
Ben hiçbir şey anlamıyordum ve endişeden kalbim yerinden çıkacaktı.
"Ben.. şey..."
Sonunda kendini tutamamış olacak ki gülmeye başladı. Ne kadar güzel gülüyor diye düşünüyorken kendime gelip "Ne! Neden gülüyorsun? Ben burada anksiyete krizi geçiyorum." dedim somurtarak. Kollarımı göğsümde bağladım sonra.
Konuşmaya çalışıyor ama güldüğü için kelimeler ağzından çıkmıyordu. Sakinlediğinde işaret parmağının üzeriyle gözündeki akmamış yaşı sildi.
"Üzgünüm. Seninle biraz eğlenmek istedim."
"Orasını anladım zaten. Yüzüme yüzüme güldün."
Yüzündeki tebessümle gözlerini bana çevirdi ve biraz yaklaşıp burnuma dokundu.
"Bu, sevgimden şüphe ettiğin için senin cezandı."
Kaşlarımı düşürüp aşağı baktım.
"Benim niyetim o değildi."
Çenemden tutup kendisine bakmamı sağladı.
"Tamam üzme kendini, kıyamıyorum sana."
Yanaklarımın kızarmasına rağmen gözlerimi indirip "Baya baya kıydın daha demin. Endişeden kalbim yerinden çıkacaktı." dediğimde muzipçe gülümseyip "Telafi edebilirim." demişti. Ben nasıl bir telafi olduğuyla ilgili hayallere dalmışken elini yüzümden çekmiş ve tekrar direksiyonu tutmuştu.
"Ama önce şu mevzuyu bir açıklığa kavuşturalım. Ben o mesajı görünce benden şüphe ettiğini düşündüm. Sen ne niyetle atmıştın?"
Utandığım için yüzüne bakamıyordum. Gözlerimi ellerime indirip öyle konuştum.
"Ben.. biraz uykuluydum. Sonra aklımdan bu geçti ve istemsizce sana yazmışım."
Bir şeyler demesini bekledim. Sessizlik uzun sürünce yüzüne baktım. Tek kaşını kaldırdı.
"Yani, uykuluyken mi benden şüphe ettin?"
"Hayır, senden şüphe etmedim!"
Sesimi istemeden yükseltince "Üzgünüm." demek zorunda hissettim. "Bu şüphe değil.. şey.. bana sevildiğimi ve düşünüldüğümü o kadar güzel hissettiriyorsun ki.. bunu gerçekten yaşıyor olmak hayal gibi.."
Biraz kafamı toparladıktan sonra devam ettim.
"Yani düşüncemdeki ben şöyle söylüyordu."
Hayalimdeki benin rolüne büründüm. Yüzümü ellerimin arasına alıp başımı hafif yana eğdim ve beğeni dolu bakışlarımla Kenan'a gülümsedim.
"Beni gerçekten o kadar seviyor musun?"
Şaşkın bakışları bunu beklemediğini gösteriyordu. Eski halime dönüp yüzümü işaret ederek konuştum.
"İşte böyle hayal ettim. Ama yazınca bu duyguyu veremiyorsun."
Çaresizce kendimi anlatıyordum. Gözümün önünde kızarmasına şahit olunca durdum. Kenan da kendisinin farkına varmış olacak ki kafasını diğer tarafa çevirip "Ah, A-Anladım. Yani böyle oldu. Yanlış anlamışım." demişti. Camı açtı.
"İyi misin?"
Yüzüne bakmaya çalıştığımda elini yüzümün önünde durdurup görüşümü engellerken "İyiyim, iyiyim. Biraz sıcakladım sadece." demişti.
"Öyleyse tamam."
Bir erkeği şirin bulacağımı söyleseler inanmazdım. Kenan hem korumacı hem naif olmayı becerebilen nadir erkeklerdendi sanırım. Şuna bak! Kulaklarına kadar kızarmış.
Onu daha fazla utandırmamak için ben de camı açtım ve dışarıyı seyretmeye başladım. Arabayı çalıştırmıştı. Bir süre konuşmadan gittik. Neden yanlış anlayabileceği ile ilgili kafa yorarken mesajlara baktım. Hmmm, neden olabilir?
Biraz göz gezdirmemin ardından "Anladım." dedim.
"Neyi anladın?"
"Neden yanlış anladığını. Baksana."
Telefondaki mesajı gösterdim. Bir mesaja bir bana bakıyordu.
"Hâlâ anlamadım."
"Tabiki emoji koymamışım."
Cümleyi sağa kaydırıp aynı cümleyi sonuna emoji koyarak yazdım ve gösterdim.
'𝐻𝑒𝑟 𝑧𝑎𝑚𝑎𝑛 𝑏𝑒𝑛𝑖 𝑑𝑢̈𝑠̧𝑢̈𝑛𝑢̈𝑦𝑜𝑟𝑠𝑢𝑛. 𝐵𝑒𝑛𝑖 𝑔𝑒𝑟𝑐̧𝑒𝑘𝑡𝑒𝑛 𝑜 𝑘𝑎𝑑𝑎𝑟 𝑠𝑒𝑣𝑖𝑦𝑜𝑟 𝑚𝑢𝑠𝑢𝑛? (๑•ᴗ•๑)♡'
Kafasını salladı.
"Gerçekten hissiyatı değişti."
Telefonu kapatıp çantama koyarken konuştum.
"Çünkü emojiden dolayı hangi niyetle yazdığımı anladın. Daha önce olmadığı için hayal gücüne göre yorumlamıştın."
"Haklısın, şimdi olduğu gibi açıkça konuşmalıydım seninle."
"Ben de aynıyım. Olayı açıklayacak durumda hissetmiyordum kendimi ve konuşmayı bitirdim. Yanlış anlamana sebep olduğum için özür dilerim."
"Ben yanlış anladığım için özür dilerim."
"Hayır, ben anlatamadım. Ben üzgünüm."
"Hayır hayır, ben daha çok üzgünüm."
Kaşlarımı çatıp Kenan'a baktım. Yüzündeki sırıtış yine benimle dalga geçtiğini gösteriyordu.
"Kenan!"
"Tamam tamam daha yapmayacağım. Tepkilerin çok tatlı olduğu için kendimi tutamadım ne yapayım?"
Bu şımarık tavırlarına dayanamayıp gülmüştüm. Göz göze geldiğimizde içimde yayılan duygular ona daha çok bağlanmamı sağlıyordu.
~~~~~~
Genç kız annesinden aldığı telefonla okuldan sonra işlettiği kafeye gitmek için otobüs bekliyordu. Telefonunda sosyal medyaya atmak için çektiği fotoğrafları seçiyor, düzenliyor ve paylaşıyordu. Yaptığı şeye o kadar çok odaklanmıştı ki yanına gelen genç adamı bile farketmemişti. Aslında o da farketmesi için pek çabalamamış, sadece odaklanmış hâlini seyrediyordu. Arada sırada genç kızın yaptığı mimiklere tebessümle bakıyordu.
Genç kız işinin arasında gelen otobüsün numarasına hızlıca bakmış ve tekrar telefona dönmüştü ama binmesi gereken olduğunu farkedince hızlıca ilerleyip otobüse binebilmişti. Akbilini basıp ilerledi ve boş bir yere oturdu. Hemen ardından yanına birisi daha oturmuştu. İçinden 'Bir sürü boş yer varken neden benim yanım?' diye düşünmüştü.
Gözucuyla genç adama bakıp tekrar önüne dönmüştü.
Bir dakika..
Bu sefer şaşkınlıktan büyümüş gözleriyle başını çevirmişti.
"S-Sen.. Neden?"
Kollarını bağlamış sahte gülümsemesiyle konuşan Deniz'e bakakalmıştı.
"Dün şemsiyemi kapıp kaçman gerçekten çok komikti. Söylesene, bunun için ne yapmayı planlıyorsun?"
Aslında genç adam sinirli değildi çünkü başka bir arkadaşı şemsiyesini paylaşmış ve birlikte arabaya kadar gitmişlerdi. Yalnızca genç kıza biraz ders vermek istiyordu.
Rukiye şaşkınlığı üzerinden atmış ve yüzünü asmıştı.
"Önce sen başlattın! Israrlarınla beni bunaltmasaydın yapmazdım."
"Nereye gidiyorsun?"
Konuyla alakasız sorusuyla tek kaşını kaldırıp 'Ne alaka?' der gibi baktı.
"Şemsiyemi çaldın ve geri vermedin. Bana bir şeyler ısmarlamak istersin diye düşündüm."
"Buna çalmak denmez. Geri vereceğim."
"Ne zaman?"
Dalga geçer bir ses tonuyla "Bilmeeem." dediğinde Deniz sahte gülümsemesini gerçeğe çevirmişti.
"O zaman peşindeyim."
Genç adamın haklı oluşu bir şey demesini engelliyordu. Dilini dişine vurup ses çıkarmış ve telefonuna dönmüştü.
"Bunu kabul ettin olarak alıyorum."
Genç adam keyifli bir gün geçiriyordu. Genç kız için ise bunu söylemek pek mümkün değildi. Daha sonra birkaç durak sonra vardıkları yere kadar sessiz kalmışlardı.
Otobüsten indiklerinde Rukiye önde Deniz biraz arkasında yürümeye başladılar. Genç adam bu yolları biliyordu. Ama aynı yer olma ihtimalini pek düşünmedi. İlerledikçe 'Acaba' diye düşünmeye başlamıştı.
Sonunda kafeye gelmişlerdi. İçeri girdiklerinde Rukiye, Deniz'e yer gösterip beklemesini söyledi. Genç adam bir şeyler söylemek için çabalasa da Rukiye umursamamış ve arka tarafa geçip iş yapan annesine arkasından sarılarak "Ben geldim." demişti. Annesi kıkırdamış "Hoşgeldin." diyerek işini bırakıp kızına dönmüş ve sarılmıştı.
"Hoşbuldum." dedi Rukiye ayrılırken. "Şey, anne."
"Efendim."
"Bir arkadaşı da getirdim. Bana yardım etti de, bir şeyler ısmarlasam sorun olur mu?"
Konuyu açıklamak istememişti. Lale hanım elini yıkarken "Tabiki sorun olmaz. Aşk olsun o ne demek!" demişti. Rukiye, çok fazla gelmediği için rahatça bir şeyler için karar vermiyor ve annesine soruyordu.
"Arkadaşınla bir tanışıp merhaba diyeyim."
Genç kız gerek olmadığını söylese de dinletememiş ve beraber Deniz'in yanına gitmişlerdi.
Annesinin şaşırma seslerinin ardından "Uzun zamandır gelmiyordun, hoşgeldin çocuğum." demesini beklemiyordu Rukiye. Deniz çok rahat bir şekilde selamlamıştı.
"Hoşbuldum efendim. İş için başka şehirdeydim o yüzden yoktum. Ama okullar açıldı ve artık sık sık gelmeyi düşünüyorum."
"Bunu duyduğuma sevindim, seninle sohbet etmek çok hoş. İnsanı canlandırıyor."
Rukiye "Anne?" diyerek araya girme ihtiyacı hissetti. "Neler oluyor? Tanıyor musun Deniz'i?"
Bu sorusuna Deniz cevap vermişti.
"Evim bir arka sokakta. Buraya sık sık gelirim. Annen çok canayakın birisi olduğu için bazı özel konularımı dinleyip anne tavsiyeleri verdi."
Lale hanım, elini çenesine koyup anaç bir şekilde gülümsedi .
"Sen de benim bir çocuğum oldun artık. Kızımın arkadaşı olduğunu daha önce söyleseydin ya?"
"Aslında daha yeni tanıştık. Ben Mihrimah'la arkadaştım."
"Ah, Demek onunla arkadaşsın! O da benim kızım gibidir. Nasıl bir tesadüftür bu."
Annesinin şen kahkahasının yanı sıra Rukiye içinde oluşan kıskançlık duygusuyla nasıl başedeceğini bilmiyordu. Annesinin Deniz'le yaptığı samimi sohbet hiç hoşuna gitmemişti. Keskin bakışlarını Deniz'e yöneltti.
Genç adam da böyle bir durumun içinde olmayı beklemiyordu aslında...
**********
𝒀𝒆𝒏𝒊 𝒃𝒐̈𝒍𝒖̈𝒎 1 𝒉𝒂𝒇𝒕𝒂 𝒊𝒄̧𝒊𝒏𝒅𝒆 𝒈𝒆𝒍𝒊𝒓. 𝒀𝒆𝒏𝒊 𝒃𝒐̈𝒍𝒖̈𝒎 𝒎𝒆𝒔𝒂𝒋𝒍𝒂𝒓𝜾 𝒚𝒆𝒓𝒊𝒏𝒆 𝒃𝒐̈𝒍𝒖̈𝒎 𝒉𝒂𝒌𝒌𝜾𝒏𝒅𝒂 𝒈𝒐̈𝒓𝒖̈𝒔̧𝒍𝒆𝒓𝒊𝒏𝒊𝒛𝒊 𝒐𝒌𝒖𝒎𝒂𝒌 𝒃𝒆𝒏𝒊𝒎 𝒊𝒄̧𝒊𝒏 𝒃𝒊𝒓 𝒛𝒆𝒗𝒌
≧◠‿◠≦
𝑶 𝒚𝒖̈𝒛𝒅𝒆𝒏 𝒄̧𝒆𝒌𝒊𝒏𝒎𝒆𝒅𝒆𝒏 𝒅𝒖̈𝒔̧𝒖̈𝒏𝒄𝒆𝒍𝒆𝒓𝒊𝒏𝒊𝒛𝒊 𝒚𝒂𝒛𝜾𝒏𝜾𝒛.
ฅ( ̳• ◡ • ̳)ฅ
Bölüm etkileşimi
