18. bölüm / 29
Anonim YazıyorBölüm 18
Bölümler 29Şu an: Bölüm 18
- 1 Bölüm : 11.156 kelime
- 2 Bölüm : 21.333 kelime
- 3 Bölüm : 31.112 kelime
- 4 Bölüm : 41.105 kelime
- 5 Bölüm : 51.252 kelime
- 6 Bölüm : 61.077 kelime
- 7 Bölüm : 71.511 kelime
- 8 Bölüm : 81.031 kelime
- 9 Bölüm : 91.266 kelime
- 10 Bölüm : 101.133 kelime
- 11 Bölüm 111.110 kelime
- 12 Bölüm 121.544 kelime
- 13 Bölüm 131.278 kelime
- 14 Bölüm 141.469 kelime
- 15 Bölüm 152.275 kelime
- 16 Anonim 162.237 kelime
- 17 Anonim 171.007 kelime
- 18 Bölüm 182.226 kelime · Okuduğun bölüm
- 19 Bölüm 192.481 kelime
- 20 Bölüm 201.480 kelime
- 21 Bölüm 212.147 kelime
- 22 Anonim 22: Deniz ve Rukiye2.016 kelime
- 23 Bölüm: 231.801 kelime
- 24 Bölüm: 241.322 kelime
- 25 Bölüm: 252.414 kelime
- 26 Bölüm: 262.173 kelime
- 27 Bölüm: 272.054 kelime
- 28 Bölüm: 282.068 kelime
- 29 Bölüm: 292.033 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
𝑩𝒆𝒈̆𝒆𝒏𝒎𝒆𝒚𝒊 𝒗𝒆 𝒚𝒐𝒓𝒖𝒎 𝒚𝒂𝒑𝒎𝒂𝒚𝜾 𝒖𝒏𝒖𝒕𝒎𝒂𝒚𝜾𝒏!
ฅ( ̳• ◡ • ̳)ฅ
~~~~~~~
"Artık kolumu bırakır mısın?"
Kendisini sürüklemek için yoğun çaba harcayan kızdan zorlukla kolunu kurtarıp üstünü düzeltti. Kaşlarını çatmıştı.
"Suçlu yakalamış polis gibi ne bu hınç?"
Rukiye kollarını göğsünde bağlayıp ayağını rimitli bir şekilde yere vurmaya başladı.
"Bana bak! Arkadaşımın ilişkisini mahvetmeye falan mı çalışıyorsun?"
İlk defa o gün gördüğü kızın tavırlarının tuhaf ve kaba olduğunu düşünmüştü.
"Neyden bahsediyorsun?"
Öne doğru adım atan kızı tedirginlikle süzdü. Her an üstüne atlayacak gibi bir hâli vardı.
"Arkadaşımın! Yani Mihrimah'ın peşinde dolanma diyorum! Onun o çocukla beraber olması gerekiyor."
"Buna kim karar verdi merak ettim."
"Tabiki kendisi! Sakın kafasını karıştırayım deme."
Genç adam kızın söylediklerine alaycı bir sırıtmayla karşılık verdi.
"Tam olarak sen kimsin? Ve kimsin de bana ne yapacağımı söylüyorsun?"
Boyunu avantaj olarak kullanıp kıza yaklaşmış ve tepeden tehditkar bir şekilde bakarak korkutmak istemişti. Rukiye kafasını kaldırmıştı ancak hiçbir korku belirtisi yoktu. Ayak uçlarında yükselip çocuğa meydan okumaya çalışması Deniz'in beklemediği bir tavırdı. Yüzüne fazlasıyla yaklaşmış kıza bakakalmıştı.
"Adım Rukiye. Şimdi ne yapacaksın?"
Bal rengi gözleri arada sırada yanlarından geçen arabaların farlarıyla parlıyordu. Aralarındaki sessizlik uzun sürmüştü. Genç adam sonunda geri çekilip boğazını temizledi. Rukiye bu durumdan hiçbir şey anlamayarak "Neden susuyorsun? Bir şey söylesene." demek zorunda hissetmişti. Elleri cebinde kendisine sorgular gözlerle bakan çocuğu süzme fırsatı olmuştu.
Dikkat çeken ilk şey; Aşırı uzun boyuydu. Kendisi normal boyutlarda olsa da onun yanında kısa hissediyordu. Siyah dağınık saçları ve buz mavisi gözleriyle hoş bir görüntüsü vardı. En beğendiği tarz olan spor şık tarzıyla baştan beri dikkatini çekiyordu aslında.
"Seninle kavga etmenin bir anlamı yok. Neden gitmiyorsun?"
"Bu ne şimdi? Kavgaya hazırdım niye hevesimi kırıyorsun?"
Rukiye'nin somurtmasını beklemeyen Deniz elinde olmadan gülmeye başlamıştı. Bu durumu Rukiye de beklemiyordu elbette. Şaşkınca gözlerini kırpıştırdı. Deniz gülmeyi bıraksa da konuşacak kadar kendine gelememişti. Yumruk yaptığı elini ağzına götürüp birkaç kere boğazını temizleyerek gülmeyi bitirmeye çalışıyordu.
"Hey, benimle dalga mı geçiyorsun?"
Kızgın surat ifadesini sevimli bulmuştu. Muzipçe gülümsedi.
"Hayır, sevimli olduğunu düşünüyordum."
Akşam olduğu için görünmese de Rukiye kızarmıştı. Beyaz tenli olması kızardığında kendisini saklayamayacak kadar belli ediyordu.
"N-N-Ne diyorsun be! Kimmiş sevimli! Sensin sevimli!"
"Hmmmm, utandın mı yoksa? Bak bu da bayağı şirinmiş."
Ellerini yanaklarına koydu. "Hiçte bile!"
"Konu nasıl buraya geldi ya!" diye mırıldanmıştı. En sonunda "Bu kadar alay ettiğin yeter. Ben gidiyorum." diyerek uzaklaşmaya başladı. Parmağını sallayıp "Arkadaşımdan uzak durmayı unutma!" demeyi de ihmal etmemişti. Deniz hiç cevap vermemişti. Rukiye eliyle yüzünü yelliyordu. Kendi kendine konuşmaya başladı.
"O yakışıklı suratıyla öyle bir şey nasıl söyler? Kim bilir kaç kızı böyle tavlamıştır. Gözleri karanlıkta bile nasıl da güzel gözüküyordu. Kendine gel kızım! Biraz daha konuşsa düşecektim çocuğa."
Arkasında duyduğu sesle korkmuş ve hızla arkasını dönmüştü. Deniz yakalanmamak için ağzını kapatmıştı ama çok geçti.
"Sen beni mi takip ediyorsun? Sa-"
'Sapık var' diye bağırmak üzereyken Deniz son anda anlamış ve ağzını kapatmıştı.
"Yanlış anladın! Öyle bir şey yok!"
Rukiye, Deniz'in elini çekmeye çalışsa da gücü yetmiyordu. Gözleri ateş saçarak bakmaya başladı. Deniz endişeliydi.
"Bak, bırakacağım tamam ama lütfen bağırma. Sana seslendim ama kendi kendine konuşmakla o kadar meşguldün ki duymadın."
Rukiye'nin gözleri açılmıştı. Söylediklerini duymuş muydu yani? Elindeki küçük çantayı beline geçirince Deniz mecburen elini çekmişti. Acıyla inleyerek belini tuttu.
"Offf! Neden yaptın şimdi?"
Genç kız utançtan diyecek bir şey bulamamış ve çareyi uzaklaşmakta bulmuştu. Hızlı hızlı yürüyordu. Deniz arkasından koşmuş ve yetişmişti.
"Yanımda yürüme sakın!" diye bağırdı Rukiye.
"Hava karardı. Yalnız başına gitmemen için sana eşlik ediyorum. Centilmen erkek sevmez misin?"
Son kısmı alay etmek için söylemişti. Yanına yaklaştırmadığı için arkasında yürüyor ve bu yüzden yüzünü göremiyordu.
"Centilmen erkek severim de, centilmenmiş rolü yapanlardan nefret ederim."
Aklına Mehmet geldiği için suratını ekşitmişti. Arkasına göz ucuyla baktı. Deniz başını hafif yana yatırıp sevimlice gülümsemişti. Kalbinin ritminin değişmesini yakışıklı yüzüne bağlamıştı. Kim böyle çocuk görse kalbi teklerdi.
Ruhsuzca "Mihrimah'ı seviyor musun?" diye sordu. Deniz bunu beklemediği için bir süre konuşmadı. Kendi içinde de muhasebe yapıyor gibiydi.
"Hoşlantı diyebiliriz."
Bir süre bakıştılar. Sonra Rukiye önüne dönmüştü.
"Hoşlantıysa kendini çok kaptırma. Başkasını seven biriyle birlikte olsan bile sonunda terk edilen sen olursun."
"Tecrübeli gibi konuştun."
Aniden sesini yükseltmişti.
"Evet öyleyim! Bununla sorunun mu var?"
Saçını savurması Deniz'i gülümsetmişti.
"Önerini dikkate alacağım."
"Hıh!"
Rukiye içinden 'Bu utançverici durumdan kurtulmak istiyorum!' diye çığlık atıyordu. Sonunda eve vardıklarında arkasına dönüp sadece gözlerini kaldırdı. "Eşlik ettiğin için sağol."
Cevabını dinlemeden binaya girmişti. Deniz duymayacak olsa da "Önemli değil." demişti arkasından. "Umarım tekrar görüşürüz."
~~~~~~~~
-𝑴𝒊𝒉𝒓𝒊𝒎𝒂𝒉-
Aynada son kez kendime baktım. Dün Kenan beni eve bıraktıktan sonra bugün buluşmak için sözleşmiştik. Hâlâ gerçekliğini sorguluyordum. Soracağım birçok şey vardı.
Kenan'ı Ali olarak tanığımda neden daha önce tanışmış gibi hissettiğimi şimdi anlıyordum. Birbirimizi görmesek de enerjisel olarak tanımıştık sanırım.
Bugün çok sıcak olmadığı için şapka takmayacaktım. Güneş kremi, rimel ve hafif kırmızı rujumla hafif bir makyaj da yapmıştım. Saçlarımı salık bırakmış, üstten az bir tutam alıp arkada toplayarak toka takmıştım.
Anneme haber verip evden çıktım. Sahilde buluşmaya karar vermiştik. Minibüsle gitmeyi tercih ettim. Kenan benden önce vardığı için konum atmıştı. Konuma yaklaştığımda onu görmek için etrafı kolaçan ediyordum. Sonunda bir bankta oturduğunu görmüş ve oraya yönelmiştim. Yaklaştıkça kulağında kulaklık olduğunu görebilmiştim. Korkutmamak için önünde durdum. Başını kaldırıp bana baktığında elimi kaldırıp "Selam." dedim.
"Ah, hoşgeldin."
Bankta biraz kayıp bana yer açtı.
"Hoşbuldum. Ne dinliyorsun?"
Cebinden bir kulaklık teki çıkardı ve bana uzattı.
"Temizledim ve henüz kullanmadım. Sen de dinlemek ister misin?"
Sadece gördüğüm kulağında kulaklık olduğunu şimdi anlıyordum.
"Olur." diyip kulağıma taktım. Şarkıyı tekrar başlatmıştı. Ege Can Sal'ın 'Başa Sar' şarkısıydı. Göz ucuyla Kenan'a baktığımda onun da mırıldandığını farkettim. Hafif öne eğilmiş ve dirseklerini dizine koymuş denizi izlerken düşünceli bir şekilde söylüyordu. Kenetlediği ellerini usulca oynatıyordu. Bu şarkıda onu neyin bu kadar etkilediğini merak ediyordum.
Şarkı sözlerine odaklanmaya başladım.
"Dönüp bakmam inan artık geriye
Ama sanki silinmez kazınır deriye
Bu yaşadıklarımın izi tenimde gelir benimle
Kapıldım olur olmaz düşüncelere
Belki zaman zaman bahanelere
Teker teker, çareler tükendi birer birer
Durdum dedim, "Daha nereye?"
Ama başa sar çünkü
Elimdekiler kalmadı düştü
Bir anda tersine döndü
Gerçeği gördüm, hayalime küstüm.."
Kenan'ın ilk bana yazma sebebi geldi aklıma. Kendiyle ne yapacağını bilemez bir haldeydi. Hayallerini kaybetmiş, etrafındakileri çözemeyen biriydi. Bir şekilde bahanelerle kendini dinlemiyordu ve uyum sağlamak uğruna kendisini bastırıyordu. Şarkı biraz onu anlatıyor gibiydi.
Şarkı bittiğinde durdurdu. Durgun bir gülümsemeyle "Beğendin mi?" dedi. Gözlerinin içine baktım.
"Seni anlatıyor sanki."
"Beklediğim gibi.. bir şeyleri anlamada çok iyisin." Başını salladı. "Evet, bu yüzden dinlerim sıkça."
"İyi bir ruh halinde dinliyorsundur umarım."
Burnunu kırıştırdı önce. "Hmm, orası değişiyor." Sonra beni neşelendirmek için "Merak etme, artık başa sardım. İyi olacağım." demişti gülümseyerek. Ben de aynı şekilde tebessüm ettim.
"Sen öyle diyorsan, güveneceğim."
Kulaklığını çıkartınca ben de çıkardım ve ona uzattım.
"Temizleme işini sana bırakıyorum."
"Hay hay, elbette hanımefendi." dediğinde gülmüştüm. Telefonunu ve kulaklığı sırt çantasına atıp bana döndü. Dirseğini bankın yaslandığımız kısmın üstüne koyup "Sormadım üzgünüm, nasılsın?" demişti.
"İyiyim, sen nasılsın?"
Heyecanlanmaya başlamıştım. İstemsizce parmaklarımı omzumdan sarkan saçların içinden geçirdim.
"Ben de iyiyim. Sormak istediğin bir çok şey vardır sanırım."
Başımı salladım. Fazla meraklı görünmek istemiyordum. Hangisinden başlasam ki? Benim için en önemli meseleyi sorsam iyi olacak.
"Şey, biraz direkt olacak ama.. neden kendini gösterdin? Yanlış anlama, tabiki zamanına kendin karar vermekte özgürsün. Ben yalnızca merak ettim."
Kısaca gülmüştü.
"Endişelenme Mihrimah, yanlış anlamıyorum. Merak ettiğin şeyleri çekinmeden sorabilirsin."
Onay bekler şekilde baktığı için "Tamam." demiştim.
"Güzel. Soruna gelecek olursam bunun bariz bir açıklaması var ancak zamanı şimdi değil. Bunun için üzgünüm."
Hayalkırıklığına uğramadım desem yalan olurdu. Başımdaki ağırlıkla gözlerimi ellerimden Kenan'a çevirdim. Yaptığı şeyi farkedip hızlıca elini çekti.
"Az daha saçını bozuyordum." diyerek mahcup bir şekilde güldü. "Bu kadar üzülürsen ağzımda bakla ıslanmaz ama."
Omuz silktim.
"Sürekli gizemli takılıyorsun. Gizemleri sadece kitaplarda severim."
"Yani bekletme beni diyorsun öyle mi?"
"Evet."
Cebinden tekrar kulaklıkları çıkarttı ve "Bir şarkı daha dinleyelim. Cevabım içinde." dediğinde şaşırmıştım. Anlamasam da "Peki." dedim ve kulaklığı taktım.
"Doğru tahmin edemezsen ben söyleyene kadar bekleyeceksin ona göre."
"Amaaaa."
Omuz silkti. Mecburen "Tamam." demek zorunda kaldım. Harun Kolçak'ın 'Yanımda kal' şarkısı başlamıştı. Uzun zamandır dinlememiştim ama özlediğimi farkettim.
"Öyle savunmasız bir zamandı
Bulduğunda beni
Sen başlattın boyun eğdim
Kabullendim seni
Bu sözlerim sitem değil
Ama yazık değil mi bana
Çok yalnızdım kaybolmuştum
Sığındım işte sana"
İlk tanışmamızı anlatıyor gibiydi şarkı. Hafifçe tebessüm ettim.
"Kaygılarım yeniden uyanıyor
Bu duygular beni ürkütüyor
Yeniden yaşamak mı gerekiyor
Yine acılar yine korkular
Yine aşk
Yanımda kal yanımda kal
Düşlerin yetmezki bana
Yanımda kal yanımda kal
Çok geç rastladım sana"
Kalbim hızlanmaya başlamıştı. Bu sözlerden açıkça bir şeyler anlıyordum ama doğru mu anlıyordum ki?
Kafamı Kenan'a çevirdim. Denizi izlerken daha önce utandığında yaptığı gibi burnunun üstünü kaşıyordu. Sonra elini ensesine attı ve başını diğer tarafa çevirdi. Kulaklarının kızardığını görebiliyordum. Yani.. Doğru mu anlıyordum?
Şarkı arkada çalmaya devam ediyordu ama pekte duymuyordum. İçimde beklemediğim bir endişe hali vardı. Kenan'dan hoşlandığımı biliyorum ama bu daha ilerisi için yeterli mi bilmiyordum.
Şarkı bittiğinde kulaklığı çıkardım. Dudaklarımı kemiriyordum ve Kenan'ın yüzüne bakamıyordum. Derin bir nefes alıp verdim ve ona döndüm. Yüzü hâlâ pembemsiydi. Benim de ondan farkım olduğunu sanmıyordum. Ağzımı açmış konuşmak isterken "Sorun değil." diyerek araya girmişti.
"Hemen cevap vermek zorunda değilsin. Birçok şey oldu ve düşüncelerini toparlamak için zamana ihtiyacın olacaktır. Bu yüzden beklemeni istemiştim ama belki de böylesi daha iyidir."
Bu kadar anlayışlı olması her seferinde beni şaşırtıyordu. Minnettarlığımı nasıl ifade edeceğimi bilemiyordum.
"Herzaman böyle düşünceli olmayı nasıl başarıyorsun bilmiyorum ama teşekkürler."
"Bu sadece sana özel bir durum. Başkasına pek yapmam."
Muzipçe sırıtması utanmama sebep oluyordu. Daha fazla dayanamayıp hızlıca ayağa kalktım ve "Bir şeyler mi içsek?" diye sordum ona bakmadan. "Hava sıcakladı mı ne?"
Sessizce gülmüştü. Sonra ayağa kalktığını duydum.
"Bir cafeye gidelim o zaman. Yolun karşısında güzel bir tane var gibi."
Gösterdiği tarafa baktım. Dışını gerçek mi yapay mı olduğunu bilmediğim pembe çiçeklerle kaplamışlardı.
"Tatlı görünüyor. Gidelim mi?"
"Elbette. Hanımlar önden."
Önden ilerledim. Birkaç adım sonra yanımdaydı.
Cafeye vardığımızda anında gelen garsonla siparişlerimizi vermiştik.
"Eee, daha soracakların vardır diye düşünüyorum. Devam edelim mi?"
"Olur. Kaç kardeşsiniz?"
"3 kardeşiz. Ben en büyükleriyim. ikiz kardeşlerim 17 yaşında ve adları Anıl ve Açelya."
"Çok güzel. Aynı mı yoksa ayrı yumurta mı?"
"Aynı yumurta."
"Birbirlerine çok benziyorlar yani. Böyle ikizlere hayranım gerçekten. Çok hoşuma gidiyorlar."
"Bir de bize sor." dediğinde gülmüştüm. "Bir gün seni onlarla tanıştırmak isterim."
"Ben de tanışmak isterim."
Siparişlerimiz gelmişti. Garson kız ben yokmuşum gibi sadece Kenan'la ilgileniyordu. En son "Başka isteğiniz var mı?" derken fazla yakınlaşmış ve açıkça niyetini belli eden bakışlarla da ileriye gitmişti. Aşırı rahatsız olmuştum. Kız sonunda gittiğinde kahvemden bir yudum aldım. Kıskançlık dalgası vücudumu sarmıştı ama daha bir ilişkide bile değildik.
Sanırım buna hakkım yoktu. Biraz rahatlamam gerekiyor.
"Kendini kötü mü hissediyorsun?"
Duyguları suratına yansıyan biriydim. Yine de gülümseyip "Hayır, iyiyim. Aklım başka yere gitti de." dedim. Pek inanmasa da daha fazla soru sormamıştı.
Kenan hakkında merak ettiğim bir çok şey konuştuk oturduğumuz süre boyunca. Sohbetimiz ne kadar keyifli olsa da şu garson kız kadrajıma girip beni rahatsız ediyordu. Kasayı görebildiğim taraftaydım ve arkadaşıyla bizim tarafı işaret ederek konuşmaktan çekiniyor gibi değildi. Yanında bir kadınla gelmiş adama sulanmak bana çok abes geliyordu.
Kenan, hesabı istediğinde yine aynı kız gelmişti. Kenan'ın taviz vermemesi hoşuma gitmişti açıkçası. Kredi kartıyla ödemesini yaptı. Kız fişle beraber bir kâğıt da vermişti ve bunu gizleme ihtiyacı bile hissetmemişti. Verdiği gibi gitmişti.
"Bu da ne?" diyerek kağıdı açtı. Kaşları çatılmıştı. Anlamamış gibi "Bir şey mi oldu?" diye sordum.
"Yanımda sen olduğun halde numarasını yazmış. Ne kadar saygısızca bir tavır."
Kağıdı yırtıp masaya bıraktı ve benden mahcup bir şekilde özür diledi.
"Senin suçun değildi. İnsanların hareketleri bizim sorumluluğumuzda değil."
"Yine de seni kötü hissettirdi ve bunun için özür dilemeli."
Kalkmak için hareketlendiğinde elini tuttum. Önce elimize sonra bana baktı.
"Burası çok kalabalık. Onun kadar ben de utanacağım. O yüzden boşverelim olur mu?"
"Emin misin?"
"Evet, eminim. Hem sen yabancılarla konuşma konusunda çekingen değil miydin?"
Tebessüm ettim. Benim aksime o sırıtmıştı. Elini avucumun içinde çevirip parmak uçlarımı kavradı.
"Öyle bile olsa hâlâ bir erkeğim. Sevdiğim kadının duygularını daha çok önemsiyorum. "
Bu beklemediğim itirafla suratım alev almaya başlamıştı. Yüzüne bakamayacak kadar çok utanıyordum. Elimi çekmeye yeltendiğimde daha sıkı tutup "Hadi kalkalım." diyerek ayaklandı ve bana yaklaştı. Son anda telefonumu almayı akıl edebilmiştim. Ben de ayağa kalkmıştım. Utancımı gizlemek için telefonumla gözümden aşağısını kapattım.
Neden çanta almadım ki?
Kafeden çıkmıştık.
"Şimdi nereye gitmek istersin?" diye sorarken elimi bırakmadan parmaklarını parmaklarımın arasından geçirip hafifçe sıktı. Vücudumda bir elektrik dalgası hissettim.
Bu da ne böyle!? Hiç böyle şeyler hissetmemiştim. Sadece ben mi böyle hissediyorum acaba?
Kenan'ın biraz arkasında kalmıştım.
"Şey.."
Şimdi elimi çeksem çok mu garip olurdu? Sanki herkes bize bakıyor gibi geliyordu. Kenan durup bana döndü. Hâlâ ona bakamıyordum ama ayaklarından anlamıştım.
"Ah, biraz hızlı oldu sanırım. Üzgünüm."
Elimi yavaşça bıraktı.
"Seni rahatsız etmiş olmalıyım."
Başımı hızlıca kaldırıp biraz sesli "Hayır!" diyerek inkar ettiğimde gerilmiş suratı rahatlamıştı. "S-Sadece utanıyorum. Henüz kalbim hazır değil sanırım."
"Eğer öyleyse, rahatladım."
Ellerini cebine koyup başını hafifçe yana yatırdı.
"Bekleyeceğimi söyledim. Yine de.. en azından bana karşı hislerini öğrenebilir miyim?"
Daha önce birçok kez bunu düşünmüştüm. Ancak pekte mümkün olduğunu düşünmediğim için daha fazla derinleştirmemiştim. Bunun cevabı; Kenan'ı Ali olarak tanıdığımda belli olmuştu aslında.
"Seninle Ali olarak tanıştığımızda, sanırım seni bilinçdışı tanımıştım. Çünkü sana karşı bir çekim hissetmiştim."
"Öyle mi?" Şaşırdığı belliydi.
"Sen beni tanımış mıydın?"
"İsmini duyunca ihtimalini düşündüm elbette. Ama üzerinde düşünmemiştim. Sonra arkadaşınla kuzenimin birlikte olması, cafede kuzenimin tavırlarını görünce anlamıştım. Ve tabiki sana tatlı ısmarladığım gün mesaj atmamın sebebi kesinleştirmek içindi."
"Herşeyi düşünmüşsün." Gülümsedim. O da aynı şekilde gülümsedi.
"İşimi şansa bırakamazdım."
Gözlerinin içine bakıp hislerimi itiraf ettim.
"Şimdi neden seni gördüğümde öyle hissettiğimi anlıyorum. Çünkü senden çoktan hoşlanmaya başlamıştım. O kadar ki.. yüzünü bilmesem de kalbimin tanıyacağı kadar."
✰✰✰✰✰✰✰✰
Bölüm etkileşimi
