23. bölüm / 24
MASKELER lBÖLÜM XX - PERON 3
Bölümler 24Şu an: BÖLÜM XX - PERON 3
- 1 bilgilendirme yazısı17 kelime
- 2 BÖLÜM l - İLK MASKE2.628 kelime
- 3 BÖLÜM ll - GEÇMİŞİN İZLERİ2.281 kelime
- 4 BÖLÜM lll - HATIRLAMAM GEREKENLER2.238 kelime
- 5 BÖLÜM lV - İLK KAYIP2.507 kelime
- 6 BÖLÜM V - KAYIP OLAN2.602 kelime
- 7 BÖLÜM Vl - SAKLADIĞIM KİŞİ2.461 kelime
- 8 BÖLÜM VVl - SEKİZ NUMARALI KAPI2.456 kelime
- 9 BÖLÜM Vlll - KAPININ ARDINDA2.334 kelime
- 10 BÖLÜM lX - BAŞLADIĞIMIZ YER2.283 kelime
- 11 BÖLÜM X - İLK KAYIT2.385 kelime
- 12 BÖLÜM Xl -2.285 kelime
- 13 BÖLÜM Xll - ESKİ HASTANE2.353 kelime
- 14 BÖLÜM Xlll - HATIRLADIĞIM GECE2.189 kelime
- 15 BÖLÜM XlV - SAKLI ZARF2.365 kelime
- 16 BÖLÜM XV - GÜVENMEK2.343 kelime
- 17 BÖLÜM XVl - ONU BEN GÖNDERDİM2.423 kelime
- 18 BÖLÜM XVll - BABAMIN SON CÜMLESİ2.331 kelime
- 19 BÖLÜM XVlll - GÖNDERİLMEYEN MESAJ2.067 kelime
- 20 BÖLÜM XIX - GÖLGE1.988 kelime
- 21 BÖLÜM XX - PERON 31.988 kelime · Okuduğun bölüm
- 22 BÖLÜM XXl - UNUTULAN GECENİN TANIĞI1.652 kelime
- 23 BÖLÜM XXll - KIRILAN MASKE1.637 kelime
- 24 BÖLÜM XXlll - İKİNCİ MASKENİN GÖLGESİ1.142 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
SAYFA 1
İstasyona vardığımızda saat 23.17'ydi.
Peron 3'ün karşısında durduk.
Her şey yıllar önce bıraktığım gibiydi.
Eski banklar.
Sessiz raylar.
Karanlık bekleme salonu.
Ve duvarın üzerinde hâlâ duran saat.
23.40.
Arda önümde yürüyordu.
Eylül hemen arkasındaydı.
Emir ve Kaan biraz geride kalmıştı.
Ben ise yalnızca perona bakıyordum.
Çünkü burası bana yabancı değildi.
Daha önce burada bulunmuştum.
Bunu artık biliyordum.
Ama ne zaman geldiğimi hatırlayamıyordum.
“Burası.”
Arda durdu.
“Evet.”
“Babam burada mı?”
“Bilmiyorum.”
“Az önce onunla konuştun.”
“Evet.”
“Peki sana ne söyledi?”
Arda birkaç saniye sustu.
“‘Mert'i getir.’ dedi.”
“Neden?”
“Bilmiyorum.”
Eylül araya girdi.
“Başka bir şey söyledi mi?”
Arda:
“Tek bir şey daha.”
“Neymiş?”
“Bu kez Gölge'nin peşinden gitme.”
“Peki ne yapacağız?”
Arda bana baktı.
“Gölge'nin bizi bulmasını bekleyeceğiz.”
Tam o sırada istasyonun eski hoparlöründen cızırtı geldi.
Ardından bir anons duyuldu.
“Peron 3.”
Kısa bir sessizlik.
“23.40.”
Saatin akrebi ilerledi.
23.18.
SAYFA 2
“Bizi buraya kim çağırdı?”
Kaan çevreyi kontrol ediyordu.
“Baban.”
“Emin misin?”
“Hayır.”
“Az önce Arda da onunla konuştu.”
“Telefonun diğer ucundaki kişinin gerçekten baban olduğunu nereden biliyoruz?”
Bu soru hepimizi susturdu.
Arda başını kaldırdı.
“Sesini tanıyorum.”
Kaan:
“Ses taklit edilebilir.”
Arda:
“Babanın kullandığı cümleyi de mi?”
“Belki.”
“Hayır.”
Arda bana baktı.
“Babanın sadece benim bildiğim bir cümleyi söyledi.”
“Ne söyledi?”
Arda cevap vermeden önce bana yaklaştı.
“Çocukken sana verdiği lakabı söyledi.”
“Ne lakabı?”
Arda başını eğdi.
“Bunu sana söylememem gerekiyor.”
“Artık saklama.”
“‘Sessiz Çocuk.’”
İçimde bir anı canlandı.
Babamın beni çocukken odama götürdüğü bir gece.
“Sen sessiz bir çocuksun.”
“Çünkü çok şey görüyorsun.”
“Bir gün bunların hepsini anlayacaksın.”
Görüntü kayboldu.
“Bu cümleyi sadece babam biliyordu.”
Kaan:
“Ya da senin çocukluk kayıtlarına erişimi olan biri.”
Arda cevap vermedi.
Eylül saate baktı.
23.22.
“Daha on sekiz dakika var.”
“Ne olacak?”
“Bilmiyorum.”
Ama içimde bir his vardı.
Bu kez bir kayıt dinlemeyecektik.
Bu kez biri gerçekten karşımıza çıkacaktı.
SAYFA 3
Peronun sonuna doğru yürüdük.
Rayların yanında küçük bir kulübe vardı.
Kapısı aralıktı.
Arda içeri girdi.
Bir süre sonra dışarı çıktı.
Elinde eski bir zarf vardı.
Üzerinde:
“MERT.”
yazıyordu.
Zarfı bana verdi.
Açtım.
İçinden tek bir kağıt çıktı.
“PERON 3'E TEK BAŞINA GEL.”
Altında:
“YANINDAKİLERİ GÖRÜNCE ŞAŞIRMA.”
“ÇÜNKÜ ONLAR DAHA ÖNCE BURADAYDI.”
Eylül kağıdı okudu.
“Daha önce buradaydık.”
Emir başını salladı.
“Ben hatırlıyorum.”
“Ne hatırlıyorsun?”
“Burası.”
“Ne olmuştu?”
“Sen babanla tartışıyordun.”
“Ne hakkında?”
“Beni göndermek istiyordu.”
“Babam seni mi göndermek istiyordu?”
“Evet.”
“Niye?”
Emir:
“Çünkü benim burada kalmam seni tehlikeye atıyordu.”
Kaan:
“Doğru.”
“Sen de mi buradaydın?”
“Evet.”
“Eylül?”
Eylül gözlerini kapattı.
“Ben de.”
Üçüne baktım.
Hepimiz aynı yerdeydik.
Ama yalnızca ben hiçbir şeyi hatırlamıyordum.
Zihnimde bir cümle belirdi.
“Bunu unutman gerekiyor.”
Kim söylemişti?
Bilmiyordum.
Ama ses…
Arda'ya aitti.
SAYFA 4
Arda'ya döndüm.
“Bana o gece ‘bunu unutman gerekiyor’ dedin mi?”
Arda birkaç saniye sustu.
“Evet.”
“Niye?”
“Çünkü baban öyle istedi.”
“Babam neden?”
“Çünkü o gece bir karar verdin.”
“Ne kararı?”
Arda:
“Babanı göndermek.”
İçimden bir ürperti geçti.
Yine aynı şey.
“Onu ben gönderdim.”
“Evet.”
“Ama neden?”
“Çünkü seni takip eden kişi babana ulaşmıştı.”
“Ve ben babamı korumak için onu gönderdim.”
“Evet.”
“Peki sonra?”
Arda:
“Sonra sen bana başka bir şey söyledin.”
“Ne?”
“Beni de unut.”
Bir an hiçbir şey söyleyemedim.
“Ben bunu neden söyledim?”
“Çünkü Gölge'yi biliyordun.”
“Sen Gölge'ydin.”
“Evet.”
“Ve ben seni neden unuttum?”
Arda:
“Çünkü beni unutursan, seni takip edenler beni de unutacağını düşündü.”
“Bu mantıklı değil.”
“Çocukken böyle düşündün.”
Eylül araya girdi.
“Ve haklıydın.”
“Nasıl?”
“Çünkü seni izleyenler, seni koruyanları takip ediyordu.”
Emir:
“Bu yüzden herkes senden uzaklaştı.”
Kaan:
“Bu yüzden baban kayboldu.”
Saat:
23.27.
Yedi dakika kalmıştı.
SAYFA 5
Peronun karşısındaki saat yeniden çalışmaya başladı.
23.28.
Sonra hoparlörden cızırtı geldi.
Bu kez babamın sesi.
“Mert.”
Hepimiz donduk.
“Beni duyuyorsan…”
“Buradasın.”
Ses çok netti.
“Ve yanındaki insanlara hâlâ güveniyorsun.”
Eylül bana baktı.
Babam devam etti.
“Onlardan korkma.”
“Çünkü hiçbiri seni buraya getiren kişi değil.”
Kaan derin bir nefes aldı.
“Demek kayıt.”
Arda başını salladı.
“Hayır.”
“Bu canlı.”
Hepimiz sustuk.
Hoparlörden babamın sesi tekrar geldi.
“Beni arama.”
“Ben seni bulacağım.”
“Fakat önce sana bir şey göstermem gerekiyor.”
Peronun karşısındaki küçük bekleme salonunun kapısı açıldı.
İçerisi karanlıktı.
Kapının üzerinde:
“3.”
yazıyordu.
Arda:
“Oraya gitmeliyiz.”
“Babam orada mı?”
“Bilmiyorum.”
İçeri girdik.
Duvarlarda eski fotoğraflar vardı.
İstasyonun yıllar önceki hali.
İnsanlar.
Trenler.
Bekleyen yolcular.
Ve bir fotoğraf.
Onu görünce durdum.
Fotoğrafta babam vardı.
Yanında Kaan.
Yanında Arda.
Ve…
Bir çocuk.
Ben.
Fotoğrafın tarihi:
17 Ekim.
Saat:
23.17.
SAYFA 6
Fotoğrafı elime aldım.
“Bu fotoğrafta ben neden gülüyorum?”
Eylül fotoğrafa baktı.
“Çünkü o gece ilk kez korkmadığını düşünüyordun.”
“Ne olmuştu?”
“Bilmiyorum.”
Kaan:
“Ben biliyorum.”
Hepimiz ona döndük.
“Baban sana bir seçim sundu.”
“Ne seçimi?”
“Gitmek veya kalmak.”
“Nereden?”
“Merkezden.”
“Ben ne seçtim?”
“Kaldın.”
“Niye?”
Kaan:
“Çünkü Erin'i bırakmak istemedin.”
Emir başını eğdi.
“Ben de oradaydım.”
“Sen ne yaptın?”
“Beni sakladın.”
“Kimden?”
Emir cevap vermeden önce fotoğrafın arkasını çevirdi.
Orada bir cümle vardı.
“İKİ KİŞİ GİDECEK.”
“Biri geri dönecek.”
“Biri kalacak.”
Eylül:
“Bu ne demek?”
Arda:
“Bilmiyorum.”
Ama ses tonundan yalan söylediğini anladım.
“Biliyorsun.”
Arda gözlerini kapattı.
“Evet.”
“Kim gitti?”
“Erin.”
“Kim kaldı?”
Arda bana baktı.
“Sen.”
“Peki Emir?”
“Sen onu sakladın.”
“Peki babam?”
Arda:
“Baban seni bekledi.”
“Sonra?”
“Sonra saat 23.40 oldu.”
SAYFA 7
Saatin akrebi ilerledi.
23.31.
Arda konuşmaya devam etti.
“23.40'ta baban perona çıktı.”
“Tek başına mı?”
“Hayır.”
“Kim vardı yanında?”
“Bir kişi.”
“Kim?”
Arda cevap vermedi.
“Gölge mi?”
“Hayır.”
“Öyleyse kim?”
“Bilmiyorum.”
“Arda.”
“Gerçekten bilmiyorum.”
Eylül fotoğrafı tekrar inceledi.
“Burada bir ayrıntı var.”
“Ne?”
Fotoğrafın köşesinde bir yansıma görünüyordu.
Bir camın üzerinde.
Bir adam.
Yüzü görünmüyordu.
Ama elindeki dosyanın üzerinde bir harf vardı.
E.
“Bu kişi E ile başlayan biri.”
Emir:
“Erin?”
“Hayır.”
Eylül:
“Eren?”
Kaan:
“Hayır.”
“Başka kim var?”
Kimse cevap vermedi.
O sırada kapının dışından ayak sesi geldi.
Hepimiz döndük.
Bir kişi koridorda yürüyordu.
Yüzü görünmüyordu.
Ama durdu.
Bize baktı.
Sonra elindeki zarfı yere bıraktı.
Ve geri döndü.
Arda kapıya koştu.
Ama kişi çoktan gitmişti.
Zarfı aldım.
Üzerinde:
“23.40'TAN ÖNCE AÇMA.”
yazıyordu.
Saat:
23.34.
Altı dakika.
Beklemek zorundaydık.
SAYFA 8
Zarfı elimde tuttum.
Dakikalar geçmek bilmiyordu.
23.35.
23.36.
23.37.
Emir yanıma geldi.
“Bunu açtığında her şeyi değiştirecek.”
“Nereden biliyorsun?”
“Çünkü o zarfı daha önce gördüm.”
“Ne zaman?”
“Çocukken.”
“Kim açtı?”
“Sen.”
“Ne gördün?”
Emir başını salladı.
“Hatırlamıyorum.”
Eylül:
“Belki bu yüzden hafızan kapandı.”
“Belki.”
Kaan duvarın yanında durmuştu.
“23.40'ta zarfı aç.”
“Peki açınca?”
“Ne görürsen gör, hemen tepki verme.”
“Niye?”
“Çünkü bu kez gördüğün şey bir anı olmayabilir.”
Arda:
“Bir kayıt olabilir.”
“Ya gerçekse?”
Kaan:
“O zaman daha da dikkatli ol.”
Saat:
23.39.
Bir dakika.
Hepimiz saate baktık.
23.40.
Zarfı açtım.
İçinden küçük bir anahtar çıktı.
Bir fotoğraf.
Ve tek bir not.
“PERON 3'ÜN ALTINA BAK.”
Arda:
“Ne?”
Peronun kenarına gittim.
Eski tahtaların altında küçük bir kapak vardı.
Anahtarı soktum.
Kapak açıldı.
İçeride bir kutu vardı.
Kutunun üzerinde:
“SON KAYIT.”
yazıyordu.
SAYFA 9
Kutuyu çıkardım.
Hepimiz etrafına toplandık.
Üzerinde babamın el yazısı vardı.
“Bunu Mert açacak.”
Kutunun içinde bir kayıt cihazı ve bir mektup vardı.
Mektubu açmadan önce cihazı çalıştırdım.
Babamın sesi geldi.
“Eğer bu kaydı dinliyorsan…”
Bir süre sustu.
“Demek ki Gölge'yi buldun.”
Arda bana baktı.
Babam devam etti.
“Fakat Gölge'nin kim olduğunu bilmek, gerçeğin tamamını bilmek değildir.”
“Gölge seni korudu.”
“Bunu unutma.”
“Arda'nın sana yaklaşmasının nedeni buydu.”
Arda gözlerini kapattı.
“Fakat Gölge programını ben başlattım.”
“Sonra birisi onu benden aldı.”
“Bu kişi benim düşmanım değildi.”
“Benim ortağımdı.”
Kaan:
“Selim.”
Babam devam etti.
“Selim, Mert'i korumak istediğini söyledi.”
“Ama zamanla korumakla kontrol etmek arasındaki farkı unuttu.”
İçimde bir şey yerine oturdu.
Selim.
Babamın eski ortağı.
Hepimizin peşindeki kişi.
Ama kayıt daha bitmemişti.
“Selim, Mert'in hafızasına dokunmadı.”
“Bunu yapan kişi…”
Kayıt kesildi.
Cihazın ekranında:
“DEVAM DOSYASI: 23.41.”
SAYFA 10
Dosyayı açtım.
Babamın sesi devam etti.
“Bunu yapan kişi Kerem değildi.”
“Kerem yalnızca sonuçları takip etti.”
“Gerçek müdahaleyi yapan kişi…”
Uzun bir sessizlik.
“Benim.”
Hepimiz donduk.
“Ben Mert'in bazı anılarını kendim kapattım.”
“Çünkü o gece gördüğün kişiyi hatırlarsan, seni koruyamayacağımı biliyordum.”
“Fakat seni kandırdım.”
“Bunun için özür dilerim.”
Eylül ağlamaya başladı.
Babam:
“Eylül sana yalan söylemedi.”
“Ben ona söylememesini söyledim.”
“Arda sana ihanet etmedi.”
“Ben onu Gölge yaptım.”
“Emir seni terk etmedi.”
“Sen onu sakladın.”
“Kaan seni bırakmadı.”
“Babanın isteğini yerine getirdi.”
Sonra sesi değişti.
“Fakat bir kişi vardı.”
“Bana da sana da yalan söyledi.”
“Ve o kişi…”
Kayıt yine kesildi.
Arda cihazı aldı.
“Burada bir dosya daha var.”
Açtık.
Ekranda:
“23.42 — SON.”
yazıyordu.
Babamın sesi:
“Mert.”
“Şimdi sana en zor gerçeği söyleyeceğim.”
SAYFA 11
“18 Ekim gecesi seni takip eden kişi Selim değildi.”
“Kerem değildi.”
“Kaan değildi.”
“Arda değildi.”
“Eylül değildi.”
“Emir değildi.”
“Erin değildi.”
“Baban da değildi.”
Bir sessizlik.
“Çünkü seni takip eden kişi…”
“Senin hayatına sonradan girmedi.”
“Sen onu çocukluğundan beri tanıyorsun.”
Kalbim hızlandı.
“Fakat onu düşman olarak değil…”
“Bir arkadaş olarak gördün.”
Eylül bana baktı.
“Kim?”
Babamın sesi:
“Bunu ben söylemeyeceğim.”
“Çünkü bu adı duyduğunda, hafızandaki son kapı açılacak.”
“Ve o kapının arkasında…”
Kayıt cızırtıya dönüştü.
Sonra tek bir kelime:
“GÖRÜŞECEKSİN.”
Cihaz sustu.
Hepimiz birbirimize baktık.
“Görüşeceğim.”
Arda:
“Evet.”
“Ne zaman?”
“Şimdi.”
“Kimle?”
Arda peronun karşısındaki karanlığa baktı.
“Babanla.”
SAYFA 12
İstasyondaki kapı açıldı.
Bir adam içeri girdi.
Adımlarını duyabiliyorduk.
Ama yüzünü göremiyorduk.
Kaan hemen geri çekildi.
Eylül nefesini tuttu.
Emir bana baktı.
“Bu o.”
“Kim?”
“Baban.”
Adam birkaç adım daha attı.
Işığın altına girdi.
Yüzünü gördüm.
Babam.
Gerçekten babamdı.
Yıllardır zihnimde yalnızca parçalar halinde kalan yüzü şimdi karşımdaydı.
Bir an hareket edemedim.
Babam bana baktı.
“Mert.”
Tek kelime.
Ama içimde yıllardır biriken her şeyi yerinden oynattı.
“Sen hayattasın.”
“Evet.”
“Bizi neden bıraktın?”
“Bırakmadım.”
“Öyleyse neden?”
Babam Eylül'e baktı.
Sonra Arda'ya.
Sonra Emir'e.
“Çünkü sizi korumam gerekiyordu.”
“Benden neyi sakladın?”
Babam birkaç saniye sustu.
“Gölge'nin gerçek sahibini.”
“Kim?”
Babam başını kaldırdı.
“Selim.”
Kaan hemen başını salladı.
“Hayır.”
Babam ona baktı.
“Selim Gölge'yi kullandı.”
“Peki sahibi kimdi?”
Babamın yüzü değişti.
“Selim'in de üstünde biri vardı.”
SAYFA 13
“Kim?”
Babam cevap vermeden önce peronun sonuna baktı.
“Bunu söylemek için buraya gelmedim.”
“Öyleyse neden?”
“Çünkü sana gerçeğin ilk yarısını vermek için geldim.”
“İkinci yarısı?”
“Onu kendin bulacaksın.”
“Yine mi?”
Babam yaklaştı.
“Çünkü artık seni korumak istemiyorum.”
Şaşırdım.
“Ne?”
“Artık kendi kararlarını vermeni istiyorum.”
“Bunca yıldır beni neden yönlendirdin?”
“Çünkü çocuktun.”
“Şimdi?”
“Artık değilsin.”
Babam cebinden küçük bir fotoğraf çıkardı.
Bana uzattı.
Fotoğrafta bir çocuk vardı.
Ben.
Yanımda ise başka bir çocuk.
Yüzünü görünce durdum.
“Bu…”
Babam:
“Hatırladın mı?”
Evet.
Bu kez hatırladım.
Çocuk bana gülümsüyordu.
Ben ona “Gölge” diyordum.
Ama fotoğrafın arkasında gerçek adı yazıyordu.
“Eren.”
Eren.
Erin'in kardeşi.
SAYFA 14
Başım döndü.
“Eren…”
Babam:
“Evet.”
“Gölge Eren miydi?”
“Hayır.”
“Öyleyse neden?”
“Çünkü Eren, Gölge'nin kim olduğunu biliyordu.”
“Ve sen?”
“Ben de biliyordum.”
“Peki neden bana söylemedin?”
“Çünkü Eren seni korumak için kendisini senden uzaklaştırdı.”
Emir:
“Ben de o gece oradaydım.”
Babam ona baktı.
“Evet.”
“Peki Erin?”
“Erin gerçeğin diğer tanığıydı.”
Eylül:
“Peki Gölge?”
Babam sustu.
Sonra:
“Gölge, tek bir kişi değildi.”
“Bir görevdi.”
“Bir koruma zinciriydi.”
“Ve o zincirin son halkası Arda'ydı.”
Arda başını eğdi.
Babam devam etti.
“Ama Arda'dan önce…”
“Eren vardı.”
İçimdeki bütün parçalar yerine oturmaya başladı.
Eren.
Erin.
Arda.
Gölge.
Hepsi aynı hikâyenin farklı noktalarıydı.
Babam bana son kez baktı.
“Fakat Eren'in senden sakladığı bir şey var.”
“Ne?”
Babamın yüzü ciddileşti.
“18 Ekim gecesi seni takip eden kişi…”
Sustu.
“Eren değildi.”
SAYFA 15
“Öyleyse kimdi?”
Babam cevap vermedi.
Peronun karşısındaki saat 23.41'i gösteriyordu.
Babam bana bir zarf uzattı.
Üzerinde:
“Eren'e.”
yazıyordu.
“Bunu ona ver.”
“Eren nerede?”
Babam gözlerini benden kaçırdı.
“Bilmiyorum.”
“Sen bilmiyorsan kim biliyor?”
“Erin.”
Emir hemen başını kaldırdı.
“Erin nerede?”
Babam:
“Onu bulduğunuzda her şeyin son kısmını öğreneceksiniz.”
“Peki sen?”
“Ben artık saklanmayacağım.”
“Bizimle gelecek misin?”
Babam başını salladı.
“Hayır.”
“Niye?”
“Çünkü beni takip edenler hâlâ var.”
“Yine mi?”
“Evet.”
Tam o sırada perondan bir tren sesi geldi.
Babam geri çekildi.
“Gitmem gerekiyor.”
“Baba!”
Durdu.
“Beni neden bıraktın?”
Babam bana baktı.
“Çünkü o gece senden uzaklaşırsam hayatta kalacağını düşündüm.”
“Peki şimdi?”
“Şimdi seni yalnız bırakmayacağım.”
Tren yaklaşırken babamın sesi son kez duyuldu.
“Eren'i bul.”
“Çünkü Gölge'nin gerçek hikâyesi onunla başlamadı.”
“Seninle başladı.”
Tren perona girdi.
Bir anlığına görüntü kayboldu.
Tren geçtiğinde babam yoktu.
Elimde yalnızca Eren'e yazılmış zarf vardı.
Zarfın arkasında tek bir cümle bulunuyordu:
“Eren'i bulduğunda, 18 Ekim gecesinin gerçek yüzünü göreceksin.”
Ve ilk kez…
Geçmişimden kaçmak istemedim.
Çünkü artık biliyordum.
Beni takip eden gölge geçmişimde değildi.
Hâlâ bir yerlerdeydi.
Ve bu kez…
Ben onun peşinden gidecektim.
Bölüm etkileşimi
