15. bölüm / 24
MASKELER lBÖLÜM Xll - ESKİ HASTANE
Bölümler 24Şu an: BÖLÜM Xll - ESKİ HASTANE
- 1 bilgilendirme yazısı17 kelime
- 2 BÖLÜM l - İLK MASKE2.628 kelime
- 3 BÖLÜM ll - GEÇMİŞİN İZLERİ2.281 kelime
- 4 BÖLÜM lll - HATIRLAMAM GEREKENLER2.238 kelime
- 5 BÖLÜM lV - İLK KAYIP2.507 kelime
- 6 BÖLÜM V - KAYIP OLAN2.602 kelime
- 7 BÖLÜM Vl - SAKLADIĞIM KİŞİ2.461 kelime
- 8 BÖLÜM VVl - SEKİZ NUMARALI KAPI2.456 kelime
- 9 BÖLÜM Vlll - KAPININ ARDINDA2.334 kelime
- 10 BÖLÜM lX - BAŞLADIĞIMIZ YER2.283 kelime
- 11 BÖLÜM X - İLK KAYIT2.385 kelime
- 12 BÖLÜM Xl -2.285 kelime
- 13 BÖLÜM Xll - ESKİ HASTANE2.353 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 BÖLÜM Xlll - HATIRLADIĞIM GECE2.189 kelime
- 15 BÖLÜM XlV - SAKLI ZARF2.365 kelime
- 16 BÖLÜM XV - GÜVENMEK2.343 kelime
- 17 BÖLÜM XVl - ONU BEN GÖNDERDİM2.423 kelime
- 18 BÖLÜM XVll - BABAMIN SON CÜMLESİ2.331 kelime
- 19 BÖLÜM XVlll - GÖNDERİLMEYEN MESAJ2.067 kelime
- 20 BÖLÜM XIX - GÖLGE1.988 kelime
- 21 BÖLÜM XX - PERON 31.988 kelime
- 22 BÖLÜM XXl - UNUTULAN GECENİN TANIĞI1.652 kelime
- 23 BÖLÜM XXll - KIRILAN MASKE1.637 kelime
- 24 BÖLÜM XXlll - İKİNCİ MASKENİN GÖLGESİ1.142 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
SAYFA 1
Eski hastanenin önüne geldiğimizde saat 03.05’ti.
Binanın dış cephesi karanlığın içinde neredeyse görünmüyordu. Yıllardır kullanılmayan bir yer gibi duruyordu ama giriş kapısının üzerinde hâlâ çalışan küçük bir ışık vardı.
03.17’ye on iki dakika kalmıştı.
Telefonumu çıkardım.
Emir’in son mesajı hâlâ ekrandaydı.
“EMİR ORADA.”
Bir süre ekrana baktım.
Sonra Eylül’e döndüm.
“Burada kal.”
Eylül başını salladı.
“Hayır.”
“Eylül.”
“Bu kez seni yalnız bırakmayacağım.”
Deniz arabadan indi.
“Ben de geliyorum.”
Arda arkamızdan geldi.
“Ben kapıda kalırım.”
“Hayır.”
Üçü de bana baktı.
“Bu kez hepimiz birlikte gireceğiz.”
Kapıya doğru yürüdük.
Eski hastanenin kapısı kilitli değildi.
Bu daha da kötüydü.
Çünkü biri bizim gelmemizi bekliyordu.
Kapıyı açtım.
İçeriden ağır bir sessizlik geldi.
Koridorun sonunda kırmızı bir ışık yanıp sönüyordu.
Saatime baktım.
03.09.
Bir adım attım.
Sonra ikinciyi.
Ve o anda hastanenin içinden bir ses duyuldu.
“Mert.”
Emir.
SAYFA 2
Koşmaya başladım.
Koridorun sonunda bir kapı vardı.
Ses oradan geliyordu.
Kapıyı açtığımda içeride kimse yoktu.
Sadece eski bir sandalye ve üzerinde bir dosya vardı.
Dosyanın üzerinde:
MERT YANAR
yazıyordu.
Ellerim titremeye başladı.
Dosyayı açtım.
İlk sayfada çocukluk fotoğrafım vardı.
Altında bir tarih.
12 Ekim.
Fotoğrafın yanında kısa bir not bulunuyordu.
“İLK GÖZLEM.”
Bir sonraki sayfayı çevirdim.
“Denek, bazı olayları hatırlamakta güçlük çekiyor.”
Bir sonraki:
“Denek, kendisine söylenen olayları gerçek anı olarak kabul ediyor.”
Bir sonraki:
“Denek, kendi hatıraları ile kendisine aktarılan hatıraları ayırt edemiyor.”
Nefesim kesildi.
“Bunu kim yazdı?”
Deniz dosyaya baktı.
“Baban.”
Sayfanın altında imza vardı.
Babamın imzası.
Ama dosyanın son sayfasında başka bir imza daha vardı.
K.
Kaan.
“Demek gerçekten buradaydı.”
Eylül dosyayı elimden aldı.
“Bunu görmemeni istemiştim.”
“Benden daha ne kadar saklayacaktın?”
Eylül cevap vermedi.
Tam o sırada koridorun ışıkları söndü.
Karanlığın içinde bir ses duyuldu.
“03.17’ye çok az kaldı.”
Emir değildi.
Bu kez ses çok daha yakındı.
SAYFA 3
Telefonumun ışığını açtım.
Koridor boştu.
Ama ses hâlâ geliyordu.
“Baban seni burada bekledi.”
“Ne istiyor?”
Cevap gelmedi.
Deniz yanıma geldi.
“Ses kayıt sisteminden geliyor.”
Arda duvardaki eski kameraları gösterdi.
“Biri sistemi çalıştırmış.”
Koridorun sonunda küçük bir ekran yandı.
Ekranda bir görüntü vardı.
Çocukluğum.
Sekiz yaşındaydım.
Bir sandalyede oturuyordum.
Karşımda babam vardı.
Ekrandaki babam bana bakıyordu.
“Mert, sana bir soru soracağım.”
Çocuk halim başımı kaldırdı.
“Ben kimim?”
“Benim oğlum.”
Babam başını salladı.
“Peki başka biri sana benim başka biri olduğumu söylerse?”
Çocuk halim sustu.
“İnanır mısın?”
“Hayır.”
“Güzel.”
Babam kameraya doğru baktı.
Sonra tekrar bana döndü.
“Çünkü sana kim olduğunu ben söyleyeceğim.”
Görüntü birkaç saniye dondu.
Sonra devam etti.
“Bir gün bazı şeyleri unutacaksın.”
Çocuk halim korkuyla baktı.
“Neden?”
“Çünkü bazı gerçekleri bilmek seni tehlikeye sokacak.”
“Kim tehlikeli?”
Babam cevap vermedi.
Ekran karardı.
Sonra tek bir cümle belirdi.
“BUNU ONA HİÇ SÖYLEMEDİM.”
Ardından yeni görüntü açıldı.
Bu kez babam yalnızdı.
Kameraya bakıyordu.
“Mert bir gün buraya geri dönerse, artık onu durdurmayın.”
SAYFA 4
Görüntü kapandı.
Uzun süre kimse konuşmadı.
“Babam beni buraya geri döneceğimi bilerek mi gönderdi?”
Deniz başını salladı.
“Muhtemelen.”
“Peki neden?”
Eylül cevap verdi.
“Çünkü bazı cevapları sadece burada bulabilirsin.”
Arda koridorun diğer tarafını gösterdi.
“Orada bir kapı var.”
Kapının üzerinde 17 yazıyordu.
Yine.
Her şey yine aynı sayıya dönüyordu.
17.
Yaklaştım.
Kapının yanında küçük bir kart okuyucu vardı.
Telefonum titredi.
Emir’den mesaj.
“17’Yİ AÇ.”
Mesajın hemen ardından:
“AMA İÇERİDEKİ İLK ŞEYİ GÖRMEZDEN GEL.”
“NEYİ?”
Cevap gelmedi.
Kart okuyucuya dokundum.
Kapı açıldı.
İçerisi tamamen karanlıktı.
Telefonumun ışığını içeri tuttum.
Bir yatak.
Bir masa.
Bir dolap.
Ve duvarda asılı büyük bir ayna.
Aynanın üzerinde kırmızı kalemle tek bir cümle yazılmıştı.
“BENİ HATIRLIYORSUN.”
Eylül arkamda durdu.
“Bu yazıyı daha önce gördüm.”
Döndüm.
“Ne zaman?”
“Çocukken.”
Kalbim hızlandı.
“Benimle mi?”
Eylül başını salladı.
“Hayır.”
“Kiminle?”
“Babanla.”
O anda aynadaki yansıma değişti.
Benim arkamda biri vardı.
Hızla döndüm.
Kimse yoktu.
Tekrar aynaya baktım.
Yansımanın arkasındaki kişi hâlâ oradaydı.
Bu kez yüzünü gördüm.
Emir.
SAYFA 5
“Emir!”
Aynaya doğru koştum.
Ama arkamı döndüğümde yine kimse yoktu.
Aynanın üzerinde yeni bir yazı belirdi.
“GEÇ KALDIN.”
Ardından:
“AMA O HÂLÂ BURADA.”
Telefonum titredi.
Emir:
“AYNANIN ARKASINA BAK.”
Aynayı duvardan çekmeye çalıştım.
Yerinden oynamıyordu.
Arda yanıma geldi.
“Bırak.”
Birlikte çektiğimizde ayna sonunda hareket etti.
Arkasında küçük bir kapı vardı.
Kapının üzerinde isim yazıyordu.
EMİR.
Eylül nefesini tuttu.
“Bunu daha önce görmemiştim.”
Anahtarı cebimden çıkardım.
Eski istasyonda bulduğum anahtar.
Kilide uydu.
Kapıyı açtım.
İçeride küçük bir oda vardı.
Ortada tek bir sandalye.
Sandalyenin üzerinde Emir oturuyordu.
Başını öne eğmişti.
“Emir.”
Başını kaldırdı.
Gözlerimiz buluştu.
Bir süre hiçbir şey söylemedi.
Sonra:
“Sonunda.”
Yanına gittim.
“Neredeydin?”
“Burada.”
“Ne zamandır?”
“Uzun zamandır.”
“Beni neden çağırdın?”
Emir ayağa kalktı.
“Çünkü artık sana yalan söyleyemem.”
“Babam hakkında mı?”
Emir başını salladı.
“Baban hakkında.”
Bir an sustu.
Sonra bana baktı.
“Ve kendin hakkında.”
SAYFA 6
“Benim hakkımda ne var?”
Emir derin bir nefes aldı.
“Önce otur.”
Oturmadım.
“Konuş.”
“Senin baban seni değiştirmeye çalışmadı.”
“Bunu daha önce de söyledin.”
“Hayır. Bu kez tamamını söyleyeceğim.”
Emir masanın üzerindeki dosyayı aldı.
“Baban seni burada gözlemledi.”
“Biliyorum.”
“Ama sebebi senin hafızan değildi.”
“Ne peki?”
“Hatırladığın şeyler.”
“Ne hatırlıyordum?”
Emir gözlerimin içine baktı.
“İnsanların unuttuğu şeyleri.”
“Ne demek bu?”
“Sen çocukken insanların söyledikleriyle yaptıkları arasındaki farkı fark ediyordun.”
“Bu nasıl bir şey?”
“Birisi sana yalan söylediğinde bunu anlayabiliyordun.”
“Her zaman mı?”
“Çoğu zaman.”
Emir dosyayı açtı.
“Baban bunu fark etti.”
“Sonra?”
“Seni korumaya çalıştı.”
“Nasıl?”
“Hatırladığın bazı şeyleri kayda aldı.”
“Sonra?”
“Birileri bu kayıtları ele geçirdi.”
Kalbim hızlandı.
“Kaan mı?”
“Hayır.”
“Kim?”
Emir sustu.
“Babamın yanında olan kişi mi?”
“Hayır.”
“Öyleyse kim?”
Emir başını kaldırdı.
“Babanın bile korktuğu biri.”
O anda odanın ışığı yandı.
Duvarın üzerinde eski bir fotoğraf vardı.
Fotoğrafta babam vardı.
Yanında Kaan.
Emir.
Deniz.
Ve ben.
Ama fotoğrafın köşesinde başka biri daha vardı.
Yüzü karalanmıştı.
SAYFA 7
Fotoğrafı duvardan aldım.
“Bu kim?”
Emir bana baktı.
“Onu daha önce gördün.”
“Kim?”
“Hatırlamıyorsun.”
“Sen biliyorsun.”
“Evet.”
“Adı ne?”
Emir sustu.
“Emir.”
“Henüz söyleyemem.”
“Bunca zamandır beni bunun için mi beklettin?”
“Hayır.”
“Öyleyse neden?”
“Çünkü onun adını söylediğim anda seni tekrar hedef hâline getireceğim.”
“Ben zaten hedefim.”
“Hayır.”
Emir başını salladı.
“Şimdiye kadar hedef değildin.”
“Ne diyorsun?”
“Sen yemdin.”
O kelime odanın içinde yankılandı.
“Ne?”
“Baban seni kullanmadı.”
“Peki kim?”
“Babanın karşısındaki kişi.”
“Beni ne için kullandı?”
“Onu bulmak için.”
“Neyi?”
Emir gözlerini kaçırdı.
“Babanın sakladığı son kayıt.”
“İlk kayıt değil mi?”
“Hayır.”
“İlk kayıt sadece başlangıçtı.”
Emir masanın altından başka bir kutu çıkardı.
Kutunun üzerinde:
“SON KAYIT”
yazıyordu.
Kutuyu bana uzattı.
“Bunu baban bana verdi.”
“Ne zaman?”
“Kaybolmadan önce.”
“Babam mı?”
“Evet.”
“Babam nerede?”
Emir bana baktı.
“Bunu öğrenmek istiyorsan önce kaydı dinle.”
SAYFA 8
Kutuyu açtım.
İçinden küçük bir kaset çıktı.
Üzerinde sadece bir tarih vardı.
18 EKİM.
Kaseti eski kayıt cihazına yerleştirdim.
Cızırtı başladı.
Sonra babamın sesi duyuldu.
“Mert.”
Gözlerimi kapattım.
“Eğer bunu dinliyorsan, Emir sana ulaştı.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Demek ki plan işe yaradı.”
Emir bana baktı.
Babam devam etti.
“Ben kaybolduktan sonra sana anlatılan her şeyin bir kısmı doğru olacak.”
“Bir kısmı ise seni yanlış yere götürecek.”
“Çünkü seni arayan kişi, gerçeği öğrenmeni istemiyor.”
“Onun amacı seni öldürmek değil.”
Sesim çıkmadı.
“Onun amacı, senin kimi koruduğunu öğrenmek.”
Kayıt devam etti.
“Sen birini korudun, Mert.”
“Çocukken.”
“Ve yıllar sonra onu tekrar korudun.”
“Kim olduğunu hatırlamıyorsun.”
“Çünkü ben senden bunu unutmamanı değil…”
“Hatırladığında ne yapacağını öğrenmeni istedim.”
Kayıt birkaç saniye sustu.
Sonra babamın sesi daha alçak çıktı.
“Eğer bir gün beni ararsan, sana bir soru soracaklar.”
“Babanı mı seçersin?”
“Emir’i mi?”
“Cevabın hiçbirisi olmalı.”
Kayıt durdu.
Sonra yeniden başladı.
“Çünkü ikisini de seçersen, gerçek düşmanın kazanır.”
Kayıt kesildi.
Emir bana baktı.
“Artık anlıyor musun?”
“Hayır.”
“Anlayacaksın.”
SAYFA 9
Tam o sırada dışarıdan bir kapı sesi geldi.
Arda hemen ayağa kalktı.
“Biri geldi.”
Deniz kapıya yöneldi.
Eylül bana baktı.
“Buradan çıkmalıyız.”
Emir başını salladı.
“Hayır.”
Hepimiz ona döndük.
“Gitmeyeceğiz.”
“Neden?”
“Çünkü bizi buraya getiren kişi sonunda gelecek.”
“Kim?”
Emir cevap vermedi.
Koridordan ayak sesleri gelmeye başladı.
Yavaş.
Düzenli.
Yaklaşıyordu.
Adımlar kapının önünde durdu.
Sonra biri konuştu.
“Emir.”
Emir’in yüzü değişti.
“Onu tanıyor musun?”
Başını salladı.
“Evet.”
“Kim?”
“Babam.”
O an herkes sustu.
Kapının kolu hareket etti.
Bir saniye.
İki saniye.
Kapı açıldı.
İçeri bir adam girdi.
Yüzü karanlıkta kalıyordu.
Ben sadece siluetini görebiliyordum.
“Emir.”
Adamın sesi babamın sesine benziyordu.
Ama aynı değildi.
Bir adım attı.
Işık yüzüne vurdu.
Babam değildi.
Ama onu daha önce görmüştüm.
Eski istasyonda.
“Sen…”
Adam bana baktı.
“Evet.”
“Sen babamın yanındaki kişisin.”
“Yanındaki değil.”
“Ne?”
“Karşısındaki.”
Emir ayağa kalktı.
“Onu buraya getirmemen gerekiyordu.”
Adam gülümsedi.
“Ben getirmedim.”
Gözleri bana çevrildi.
“Baban getirdi.”
SAYFA 10
“Babam nerede?”
Adam cevap vermedi.
“Bana cevap ver.”
“Babanı bulmak istiyorsan önce bir şeyi hatırlamalısın.”
“Yine aynı şey.”
“Çünkü bütün cevapların başladığı yer orası.”
“17 Ekim mi?”
Adam başını salladı.
“Hayır.”
“18 Ekim mi?”
“Hayır.”
“Çocukluğum mu?”
“Evet.”
Emir araya girdi.
“Yeter.”
Adam ona baktı.
“Sen hâlâ onu koruyorsun.”
“Evet.”
“Ve hâlâ yanlış kişiyi koruyorsun.”
“Hayır.”
Adam bana döndü.
“Babanın senden sakladığı en büyük şey şu.”
“Ne?”
“Senin hafızanı silen kişi baban değildi.”
Bunu zaten biliyordum.
Ama adam devam etti.
“Baban sadece seni kurtarmaya çalıştı.”
“Kim yaptı?”
Adam sustu.
Sonra:
“Sen.”
Odadaki herkes dondu.
“Ben mi?”
“Evet.”
“Ben çocukken mi?”
“Evet.”
“Nasıl?”
Adam masaya bir fotoğraf bıraktı.
Fotoğrafta çocuk halim vardı.
Yanımda Emir.
Arkamızda babam.
Ve karşıda o yüzü karalanmış kişi.
Fotoğrafın arkasında şu yazıyordu:
“İLK KEZ KENDİ KARARINI VERDİĞİN GECE.”
“Bu ne demek?”
Adam cevap verdi.
“Sen, çocukken bir şeyi seçtin.”
“Neyi?”
“Hatırlamamayı.”
SAYFA 11
Bu cümle içimde bir şeyleri yerinden oynattı.
“Ben mi istedim?”
“Evet.”
“Niye?”
“Çünkü birini korumak istedin.”
“Kimi?”
Adam cevap vermeden Emir’e baktı.
Emir başını eğdi.
“Emir’i mi?”
Adam sustu.
Emir gözlerime baktı.
“Evet.”
“Sen miydin?”
“Evet.”
“Benden ne sakladın?”
“Bunu sana anlatmak istemedim.”
“Anlat.”
Emir gözlerini kapattı.
“Çocukken babanın odasında bir şey gördün.”
“Ne?”
“Bir kayıt.”
“Ne kaydı?”
“Bir insanın konuşması.”
“Kim?”
Emir başını kaldırdı.
“Sen.”
Nefesim kesildi.
“Ben mi?”
“Evet.”
“Ne diyordum?”
“Birinden korktuğunu söylüyordun.”
“Kimseden?”
Emir sustu.
Adam cevap verdi.
“Kendinden değil.”
“Kimden?”
“Babanın yanında duran kişiden.”
“Bu adam mı?”
Adam başını salladı.
“Hayır.”
“Öyleyse kim?”
Adam ilk kez gerçekten korkmuş gibi göründü.
“Onun adını söylemek için henüz erken.”
“Yeter artık!”
Sesim odada yankılandı.
“Yıllardır herkes bir şey biliyor. Herkes benden bir şey saklıyor. Herkes beni koruduğunu söylüyor.”
“Ben gerçeği istiyorum.”
Emir yanıma geldi.
“Gerçek seni yaralayabilir.”
“Yine de istiyorum.”
Adam başını salladı.
“İşte babanın senden beklediği cevap buydu.”
SAYFA 12
“Baban nerede?”
Adam sonunda cevap verdi.
“Yaşıyor.”
Kalbim duracak gibi oldu.
“Onu nerede bulabilirim?”
“Henüz bulamazsın.”
“Neden?”
“Çünkü önce son kaydı bulmalısın.”
“Bu kayıt mı?”
“Hayır.”
“Son kayıt nerede?”
Adam bana baktı.
“Evinde.”
“Benim evimde mi?”
“Evet.”
“Benim haberim olmadan mı?”
“Yıllardır orada.”
“Nasıl bulacağım?”
Adam cebinden küçük bir anahtar çıkardı.
Anahtarı masaya bıraktı.
Üzerinde 23.40 yazıyordu.
Anahtarı elime aldım.
“Bu neyin anahtarı?”
“Çalışma odasının.”
“Babamın?”
“Hayır.”
“Benim evimdeki çalışma odasının.”
Şaşırdım.
“Benim evimde çalışma odası yok.”
Adam gülümsedi.
“Var.”
“Ben bilmiyorum.”
“Çünkü o odayı hiç hatırlamadın.”
Eylül bana baktı.
“Mert…”
“Sen biliyor muydun?”
Eylül sustu.
“Eylül.”
“Evet.”
“Benim evimde gizli bir oda mı var?”
“Evet.”
“Ve bana söylemedin.”
“Çünkü oraya girersen her şeyi hatırlayacağından korktum.”
“Belki de artık hatırlamam gerekiyor.”
Adam kapıya yöneldi.
“Yarın gece 23.40.”
“Ne olacak?”
“Kapıyı aç.”
“Sonra?”
Adam arkasını dönmeden konuştu.
“Babanın neden kaybolduğunu anlayacaksın.”
SAYFA 13
Adam kapıdan çıktı.
Peşinden gitmek istedim.
Ama Emir kolumdan tuttu.
“Hayır.”
“Bırak.”
“Şimdi değil.”
“Onu kaybedemem.”
“Onu takip edersen daha büyük bir şeyi kaçırırsın.”
“Ne?”
“Babanın son kaydını.”
Adam koridorda kayboldu.
Arda peşinden gitmek için hareketlendi.
“Ben bakarım.”
“Hayır.”
Arda durdu.
“Bu kez hepimiz birlikte hareket edeceğiz.”
Deniz başını salladı.
“Doğru.”
Eylül bana yaklaştı.
“Eve dönmeliyiz.”
“Hayır.”
“Neden?”
“Çünkü artık biliyorum.”
“Neyi?”
“Benden sakladığınız bir oda var.”
Eylül sessiz kaldı.
“Beni oraya götüreceksiniz.”
“Mert…”
“Ya siz götürürsünüz ya ben tek başıma giderim.”
Deniz derin bir nefes aldı.
“Götüreceğiz.”
Hastaneden çıkmaya başladık.
Koridoru geçerken duvardaki eski saate baktım.
03.17.
Saat durmuştu.
Yine.
Ama bu kez 03.17 beni korkutmuyordu.
Çünkü artık onun ne olduğunu anlamaya başlamıştım.
Bir saat değildi.
Bir işaretti.
Bir başlangıç.
Arabaya bindiğimizde Emir yanımdaydı.
“Sen de geliyorsun.”
“Evet.”
“Bu kez kaçmayacaksın.”
“Hayır.”
“Peki bana bir şey söyle.”
“Ne?”
“Babam gerçekten beni korumaya mı çalıştı?”
Emir gözlerimin içine baktı.
“Evet.”
“Peki neden hâlâ ondan korkuyorsun?”
Emir cevap vermedi.
SAYFA 14
Eve vardığımızda hava aydınlanmaya başlamıştı.
Herkes içeri girdi.
Ben doğrudan çalışma odasına yöneldim.
Ama evde böyle bir oda yoktu.
Salon.
Mutfak.
Koridor.
Yatak odası.
Ve…
Koridorun sonunda boş bir duvar.
Eylül yanıma geldi.
“Burada.”
“Burada hiçbir şey yok.”
“Dikkatli bak.”
Duvara yaklaştım.
Parmaklarımı yüzeyde gezdirdim.
Bir yerde küçük bir çizgi hissettim.
Bastırdım.
Duvarın bir kısmı içeri doğru hareket etti.
Gizli bir kapı açıldı.
İçerisi tamamen karanlıktı.
Telefonumun ışığını tuttum.
Bir masa.
Eski bir bilgisayar.
Kasetler.
Dosyalar.
Ve duvarda büyük bir fotoğraf.
Fotoğrafa yaklaştım.
Fotoğrafta ben vardım.
Emir vardı.
Deniz vardı.
Eylül vardı.
Arda vardı.
Kaan vardı.
Babam vardı.
Ve en köşede o kişi.
Yüzü yine karalanmıştı.
Ama bu kez fotoğrafın üzerinde başka bir yazı vardı.
“HEPİNİZ ONUN İÇİN BURADASINIZ.”
Masadaki bilgisayar kendi kendine açıldı.
Ekranda tek bir dosya vardı.
SON KAYIT.
Dosyayı açtım.
Ekranda babam göründü.
Bu kez yalnız değildi.
Yanında yüzünü göremediğim biri vardı.
Babam kameraya baktı.
“Mert.”
Bir an durdu.
“Eğer bunu izliyorsan…”
“Demek ki artık gerçeğin peşindesin.”
Yanındaki kişi başını kaldırdı.
Yüzünü hâlâ göremiyordum.
Babam devam etti.
“Ve artık sana söylemem gereken tek bir şey kaldı.”
SAYFA 15
Görüntüde babamın yüzündeki ifade değişti.
İlk kez gerçekten korkmuş görünüyordu.
“Mert…”
“Ben seni unutmaya zorlamadım.”
“Ben seni hatırlamaya zorladım.”
Ekrana baktım.
“Çünkü unuttuğun şey benim yaptığım bir şey değildi.”
“Senin kendi seçimin de değildi.”
“Birileri senin hatıralarını değiştirdi.”
“Ve ben bunu fark ettiğimde çok geç olmuştu.”
Babam yanındaki kişiye döndü.
“Onu koruyabilecek misin?”
Yanındaki kişi cevap vermedi.
Babam tekrar kameraya baktı.
“Eğer bir gün oğlum buraya gelirse, ona gerçeği söyle.”
“Gerçek ne?”
Babamın sesi titredi.
“Benim kaybolmamın sebebi Mert değil.”
“Emir değil.”
“Deniz değil.”
“Eylül değil.”
“Arda değil.”
“Kaan bile değil.”
Görüntüdeki kişi ilk kez konuştu.
“Peki sebep kim?”
Babam cevap vermedi.
Sadece kameraya baktı.
Ve son cümlesini söyledi.
“Onu tanıyorsun.”
Ekran karardı.
Ardından tek bir yazı belirdi.
“23.40’TA KAPIYI AÇ.”
Bilgisayar kapandı.
Odanın içinde kimse konuşmadı.
Ben ise sadece duvardaki fotoğrafa bakıyordum.
Yüzü karalanmış kişiye.
Sonra bir şeyi fark ettim.
Fotoğrafın köşesinde küçük bir tarih vardı.
17 EKİM.
23.40.
Ve o tarihin hemen altında benim çocukken yazdığım tek bir cümle bulunuyordu:
“BİR GÜN ONU BEN BULACAĞIM.”
Artık biliyordum.
Aradığım kişi yıllardır hayatımın içindeydi.
Ve ben onu bulmaya çalışırken, aslında kendimden sakladığım en büyük gerçeğe doğru yürüyordum.
23.40 geldiğinde o kapıyı açacaktım.
Bu kez hiçbir şeyi unutmayacaktım.
Çünkü artık unutmak benim seçimim değildi.
Gerçeği hatırlamak ise benim kararım olacaktı.
Bölüm etkileşimi
