11. bölüm / 24
MASKELER lBÖLÜM Vlll - KAPININ ARDINDA
Bölümler 24Şu an: BÖLÜM Vlll - KAPININ ARDINDA
- 1 bilgilendirme yazısı17 kelime
- 2 BÖLÜM l - İLK MASKE2.628 kelime
- 3 BÖLÜM ll - GEÇMİŞİN İZLERİ2.281 kelime
- 4 BÖLÜM lll - HATIRLAMAM GEREKENLER2.238 kelime
- 5 BÖLÜM lV - İLK KAYIP2.507 kelime
- 6 BÖLÜM V - KAYIP OLAN2.602 kelime
- 7 BÖLÜM Vl - SAKLADIĞIM KİŞİ2.461 kelime
- 8 BÖLÜM VVl - SEKİZ NUMARALI KAPI2.456 kelime
- 9 BÖLÜM Vlll - KAPININ ARDINDA2.334 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 BÖLÜM lX - BAŞLADIĞIMIZ YER2.283 kelime
- 11 BÖLÜM X - İLK KAYIT2.385 kelime
- 12 BÖLÜM Xl -2.285 kelime
- 13 BÖLÜM Xll - ESKİ HASTANE2.353 kelime
- 14 BÖLÜM Xlll - HATIRLADIĞIM GECE2.189 kelime
- 15 BÖLÜM XlV - SAKLI ZARF2.365 kelime
- 16 BÖLÜM XV - GÜVENMEK2.343 kelime
- 17 BÖLÜM XVl - ONU BEN GÖNDERDİM2.423 kelime
- 18 BÖLÜM XVll - BABAMIN SON CÜMLESİ2.331 kelime
- 19 BÖLÜM XVlll - GÖNDERİLMEYEN MESAJ2.067 kelime
- 20 BÖLÜM XIX - GÖLGE1.988 kelime
- 21 BÖLÜM XX - PERON 31.988 kelime
- 22 BÖLÜM XXl - UNUTULAN GECENİN TANIĞI1.652 kelime
- 23 BÖLÜM XXll - KIRILAN MASKE1.637 kelime
- 24 BÖLÜM XXlll - İKİNCİ MASKENİN GÖLGESİ1.142 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
SAYFA 1
17 numaralı kapının önünde durduğumda ilk fark ettiğim şey sessizlikti.
Koridorda tek bir ses bile yoktu.
Arda birkaç adım gerimde duruyordu.
Eylül ise yanımdaydı.
Gözlerimi kapıya diktim.
Bu kapıyı daha önce açmıştım.
Bunu artık biliyordum.
Ama bu kez kapının ardında ne olduğunu bilmiyordum.
Telefonumu cebimden çıkardım.
Deniz’in gönderdiği son mesaj hâlâ ekrandaydı.
“EMİR SENİ BEKLİYOR.”
“Deniz gerçekten bunu mu söyledi?” diye sordu Eylül.
“Evet.”
“Peki sesinden emin misin?”
“Eminim.”
Arda kapıya yaklaştı.
“Burada bir şey değişmiş.”
“Ne?”
“Kapının kilidi.”
Kilide baktım.
Gerçekten de daha önce gördüğüm kilitten farklıydı.
“Biri buraya sonradan müdahale etmiş.”
Eylül fısıldadı.
“Belki de bizi buraya getirmek için.”
Anahtarı çıkardım.
17 numaralı anahtar avucumdaydı.
“Bu anahtar bu kapıyı açacak.”
Arda başını salladı.
“Öyleyse aç.”
Anahtarı kilide yerleştirdim.
Çevirdim.
Klik.
Kapı açıldı.
Ama içeride karanlık yoktu.
Oda ışıklarla aydınlatılmıştı.
Ve duvarın tam karşısında büyük bir ayna vardı.
Aynanın üzerinde tek bir cümle yazıyordu.
“GEÇ KALDIN, MERT.”
SAYFA 2
Bir süre kimse hareket etmedi.
Aynadaki yazıya bakıyordum.
“Bunu kim yazmış?”
Arda odaya girdi.
“Bilmiyorum.”
Eylül hemen arkasından geldi.
Ben de içeri girdim.
Odanın ortasında eski bir masa vardı.
Masanın üzerinde üç şey duruyordu.
Bir kayıt cihazı.
Bir fotoğraf.
Ve küçük bir zarf.
Zarfın üzerinde yalnızca bir isim vardı.
EMİR.
Kalbim hızlandı.
“Bu onun.”
Eylül bana baktı.
“Emin misin?”
“Evet.”
Zarfı elime aldım.
Ama açmadım.
Bir an bekledim.
Çünkü artık biliyordum.
Bu odadaki her şey bana geçmişimden bir parça veriyordu.
Ama her parça aynı zamanda başka bir şeyi de benden alıyordu.
Arda masaya yaklaştı.
“Önce kayıt cihazını dinleyelim.”
“Hayır.”
Arda şaşırdı.
“Niye?”
“Önce zarfı açacağım.”
Zarfı yavaşça açtım.
İçinden tek bir kâğıt çıktı.
Emir’in yazısıydı.
“Mert, bunu okuyorsan sonunda buraya geri döndün.”
Gözlerimi kâğıttan ayıramıyordum.
“Beni arama demiştim.”
Bir satır daha vardı.
“Ama biliyorum, yine de geleceksin.”
Eylül nefesini tuttu.
Kâğıdın devamını okudum.
“Çünkü sen hiçbir zaman yarım kalan şeyleri bırakamadın.”
Son cümle daha kısa ve daha ağırdı.
“Ben de senin yarım kalan parçanım.”
SAYFA 3
Kâğıdı indirdim.
“Bu ne demek?”
Eylül cevap vermedi.
Arda da sustu.
“Bana biriniz açıklayacak mı?”
Arda yavaşça konuştu.
“Belki Emir, senin geçmişindeki bir kişi olmaktan daha fazlasıdır.”
“Ne demek istiyorsun?”
“Bilmiyorum.”
“Biliyorsun.”
“Hayır.”
Eylül kâğıdı benden aldı.
“Devamı var.”
Arkasını çevirdi.
Orada başka bir cümle yazıyordu.
“BENİ BULDUĞUNDA İLK SORACAĞIN ŞEYİ BİLİYORUM.”
Altında soru vardı.
“BEN KİMİM?”
Bir süre o cümleye baktım.
Bu soru aslında Emir’in kendisiyle ilgili değildi.
Benimle ilgiliydi.
Çünkü Emir’in kim olduğunu buldukça, benim kim olduğum da değişiyordu.
Kayıt cihazını elime aldım.
Çalıştırdım.
Önce cızırtı geldi.
Sonra Emir’in sesi duyuldu.
“Mert.”
Bir an nefesimi tuttum.
“Eğer bunu dinliyorsan, 17 numaralı kapıyı açtın.”
Kayıt birkaç saniye sustu.
“Buraya geldiğinde yalnız olmadığını göreceksin.”
Arkamıza baktık.
Kimse yoktu.
Emir’in sesi devam etti.
“Çünkü o da orada.”
Kayıt durdu.
Arda cihazı kontrol etti.
“Devam edecek.”
Birkaç saniye sonra kayıt yeniden başladı.
“Beni arıyorsan, önce aynaya bak.”
Aynaya döndüm.
Ve o anda aynada kendimi yalnız görmedim.
SAYFA 4
Aynada benim arkamda biri vardı.
Döndüm.
Kimse yoktu.
Tekrar aynaya baktım.
Gölge hâlâ oradaydı.
Eylül de görmüştü.
“Mert…”
“Gördüm.”
Arda aynaya yaklaştı.
“Bu bir yansıma.”
“Hayır.”
Gölge aynada hareket etti.
Bizimle birlikte hareket etmiyordu.
Bir adım attı.
Sonra durdu.
Yüzü görünmüyordu.
Ama omuzlarının şekli tanıdıktı.
Çok tanıdıktı.
“Bu…”
Cümleyi tamamlayamadım.
Gölge başını kaldırdı.
Aynanın üzerine yeni bir yazı belirdi.
“BENİ HATIRLADIN.”
Eylül geri çekildi.
Arda bana baktı.
“Sen onu tanıyor musun?”
“Hayır.”
Ama içimdeki başka bir ses cevap verdi.
“Evet.”
Aynadaki gölge elini kaldırdı.
Sonra parmağıyla aynaya bir şey yazdı.
“EMİR.”
Kalbim hızlandı.
“Emir burada mı?”
Gölge kayboldu.
Ayna tekrar sıradan bir aynaya dönüştü.
Odanın içi sessizleşti.
Masadaki fotoğrafı aldım.
Fotoğrafta ben ve Emir vardık.
Ama bu kez çocuk değildik.
Daha büyüktük.
Fotoğrafın arkasında tarih vardı.
18 Ekim.
Ve altında:
“SON KEZ BİRLİKTE.”
Eylül fotoğrafa baktı.
“Bu fotoğrafı hiç görmedim.”
Arda da yaklaştı.
“Ben de.”
“Öyleyse kim çekti?”
Cevap yine aynıydı.
Hiçbirimiz bilmiyorduk.
SAYFA 5
Fotoğrafın arkasındaki yazıyı tekrar okudum.
“SON KEZ BİRLİKTE.”
“Bu fotoğraftan sonra Emir kayboldu.”
Arda başını salladı.
“Evet.”
“Hayır.”
“Ne?”
“Emir kaybolmadı.”
Eylül bana baktı.
“Nereden biliyorsun?”
“Çünkü bu fotoğrafın çekildiği anda onunla konuşuyordum.”
“Ne konuşuyordunuz?”
“Bilmiyorum.”
Fotoğrafa baktım.
Gözlerimi kapattım.
Görüntü geldi.
Ben ve Emir bir odadaydık.
Emir karşımdaki sandalyede oturuyordu.
“Bunu yapma, Mert.”
“Başka seçeneğim yok.”
“Var.”
“Yok.”
“Bana güven.”
“Güvenemem.”
“Bana değilse kendine güven.”
Sonra kapı açılmıştı.
Karanlık bir siluet içeri girmişti.
Emir ayağa kalkmıştı.
“Sen burada ne arıyorsun?”
Siluet cevap vermemişti.
Ben ona dönmüştüm.
Ve o anda görüntü kesilmişti.
Gözlerimi açtım.
“Birisi odaya girdi.”
Arda sordu.
“Kim?”
“Bilmiyorum.”
Eylül bana yaklaştı.
“Emir ne yaptı?”
“Bana güvenmemi söyledi.”
“Sonra?”
“Biri geldi.”
“Kim?”
“Yüzünü göremedim.”
Masadaki kayıt cihazı yeniden çalıştı.
Emir’in sesi duyuldu.
“Eğer o kişiyi hatırlarsan, neden beni sakladığını da anlayacaksın.”
SAYFA 6
Kayıt devam ediyordu.
“Beni saklamanın sebebi K değildi.”
Arda başını kaldırdı.
“Ne?”
Kayıt sürdü.
“K sadece seni yanlış yöne götürdü.”
Eylül’ün yüzü değişti.
“Devamını dinleyin.”
Emir’in sesi yeniden geldi.
“Asıl kişi, senin güvendiğin biriydi.”
O an hepimiz sustuk.
“Güvendiğim biri…”
Eylül bana baktı.
“Kim?”
“Bilmiyorum.”
Kayıt devam etti.
“Sen onun sana yardım ettiğini düşündün.”
Bir cızırtı.
“Ve ona inandın.”
Bir başka cızırtı.
“Ben ise gerçeği gördüm.”
Kayıt durdu.
Arda cihazı tekrar çalıştırdı.
Hiçbir şey olmadı.
“Bitti.”
“Hayır.”
“Ne?”
“Emir yarım bırakmazdı.”
Tam o anda masanın altından bir kâğıt düştü.
Kâğıdı aldım.
Üzerinde yalnızca üç kelime vardı.
“EYLÜL’E GÜVENME.”
Eylül’ün yüzü bembeyaz oldu.
Arda kâğıda baktı.
“Bu gerçek mi?”
Eylül cevap vermedi.
Ben kâğıdı elimde tuttum.
“Emir bunu yazmış.”
Eylül gözlerime baktı.
“Biliyorum.”
“Benden sana güvenmememi istemiş.”
“Evet.”
“Peki neden?”
Eylül gözlerini kapattı.
“Çünkü ben de o gece bir şey yaptım.”
Odanın içindeki hava bir anda ağırlaştı.
“Ne yaptın?”
Eylül başını kaldırdı.
“Emir’i sana teslim ettim.”
SAYFA 7
“Ne?”
Eylül’ün sesi çok kısıktı.
“Emir’i sana teslim ettim.”
“Niye?”
“Çünkü başka seçeneğim olduğunu düşündüm.”
“Kim istedi?”
Eylül cevap vermedi.
“Kim?”
“Arda.”
Arda bir anda ona döndü.
“Ben senden bunu istemedim.”
“İstedin.”
“Hayır.”
“Bana onu Mert’e götürmem gerektiğini söyledin.”
Arda sustu.
Ben ikisine baktım.
“Demek ikiniz de oradaydınız.”
“Evet.”
“Ve Emir'i bana verdiniz.”
Eylül gözlerini indirdi.
“Evet.”
“Sonra ne oldu?”
Arda konuştu.
“Sen onu aldın ve gittin.”
“Nereye?”
“Bilmiyoruz.”
“Yalan.”
“Gerçek bu.”
Gözlerimi kapattım.
Bir görüntü daha geldi.
Ben Emir’le birlikte bir arabaya biniyordum.
Eylül kapının yanında duruyordu.
Arda biraz uzaktaydı.
Emir bana bakıyordu.
“Beni nereye götürüyorsun?”
“Güvenli bir yere.”
“Beni kimden koruyorsun?”
“Bilmiyorum.”
“Biliyorsun.”
Sonra Emir bana doğru eğilmişti.
“Eğer bana gerçekten yardım etmek istiyorsan, 17 numaralı kapıya gitme.”
Ama ben gitmiştim.
Görüntü kayboldu.
Gözlerimi açtım.
“Emir beni uyarmış.”
Eylül başını salladı.
“Evet.”
“Ben onu dinlemedim.”
“Evet.”
“Çünkü birine güveniyordum.”
Arda sordu.
“Kime?”
Cevabı söylemeden önce içimde bir şey kırıldı.
“Size.”
SAYFA 8
O cümleden sonra kimse konuşmadı.
Arda başını eğdi.
Eylül gözlerime bakamadı.
“Demek bana güveniyordun.”
“Evet.”
“Ve ben seni yanlış yönlendirdim.”
“Evet.”
Eylül’ün gözleri doldu.
“Üzgünüm.”
“Özür istemiyorum.”
“Ne istiyorsun?”
“Gerçeği.”
Eylül başını kaldırdı.
“Gerçek şu.”
Bir süre sustu.
“Emir sana teslim edildiğinde K bizi izliyordu.”
“Bunu biliyorum.”
“Hayır. K tek başına değildi.”
Arda ona baktı.
“Eylül.”
“Artık söylemek zorundayım.”
“Kim vardı?”
Eylül bana baktı.
“Sen.”
“Ben mi?”
“Evet.”
“Başka Mert?”
“Hayır.”
“Öyleyse kim?”
Eylül’ün sesi titredi.
“Senin geçmişindeki kişi.”
“Adı ne?”
Eylül sustu.
“Adını söyle.”
“Bilmiyorum.”
“Biliyorsun.”
“Hayır.”
“Eylül.”
“Hatırlayamıyorum!”
Sesi odada yankılandı.
Hepimiz sustuk.
Eylül gözlerini kapattı.
“Ben de bazı şeyleri unutmuşum.”
Bu cümle beni durdurdu.
“Senin hafızan da mı?”
“Evet.”
“Kim yaptı?”
Eylül başını kaldırdı.
“Bilmiyorum.”
Tam o anda kapının dışından bir ses geldi.
Birinin ayak sesleri.
Yaklaşıyordu.
Bir.
İki.
Üç.
Sonra durdu.
Kapının önünde biri vardı.
Ve kapı yavaşça açıldı.
SAYFA 9
Kapının arkasında kimse yoktu.
Koridor boştu.
Ama yerde bir zarf duruyordu.
Arda zarfı aldı.
Bu kez üzerinde tek bir isim vardı.
DENİZ.
Zarfı açtım.
İçinden bir fotoğraf çıktı.
Deniz tek başınaydı.
Arkasında ise 8 numaralı apartmanın dışı vardı.
Fotoğrafın altında tarih vardı.
19 Ekim.
“Bu fotoğraf 18 Ekim’den sonra çekilmiş.”
Arda başını salladı.
“Demek Deniz buradan sonra da yaşamış.”
Eylül fotoğrafı aldı.
Arkasında yazıyı gördü.
“Beni arıyorsanız, doğru yere bakmıyorsunuz.”
Altında bir adres vardı.
Ama adresi okuduğumda içimde bir şey değişti.
Çünkü bu adresi biliyordum.
“Burası benim şirketimin eski adresi.”
Arda şaşırdı.
“Şirketinin mi?”
“Evet.”
“Deniz oraya neden gitmiş?”
“Bilmiyorum.”
Eylül fotoğrafı bana uzattı.
“Belki Emir oradadır.”
“Belki.”
Tam çıkacakken kayıt cihazı tekrar çalıştı.
Bu kez Emir’in sesi daha netti.
“Mert.”
Durduk.
“Eğer Deniz’in fotoğrafını bulduysan, artık sana söyleyebilirim.”
Kayıt birkaç saniye sustu.
“Ben kaybolmadım.”
Eylül gözlerini kapattı.
“Beni Deniz sakladı.”
Arda bir anda başını kaldırdı.
“Ne?”
Emir devam etti.
“Çünkü K beni arıyordu.”
“Ve seni saklamasının sebebi…”
Ses kesildi.
Sonra son cümle geldi.
“Çünkü benim bildiğim şeyi K da biliyordu.”
Kayıt durdu.
Arda fısıldadı.
“Ne biliyordu?”
Ben fotoğrafı sıkıca tuttum.
“Benim gerçek kimliğimi.”
SAYFA 10
“Benim gerçek kimliğim ne?”
Bu soruyu söylediğim anda odadaki sessizlik ağırlaştı.
Eylül bana baktı.
“Bunu henüz bilmiyoruz.”
“Emir biliyordu.”
“Evet.”
“Deniz biliyordu.”
“Evet.”
“K biliyordu.”
“Evet.”
“Sen?”
Eylül cevap vermedi.
“Sen de biliyor muydun?”
Eylül uzun süre sustu.
Sonra başını salladı.
“Evet.”
Kalbim hızlandı.
“Peki Arda?”
Arda gözlerini kaçırdı.
“Ben de biliyordum.”
“Ve yıllardır bana söylemediniz.”
“Çünkü bunu öğrenirsen her şeyi değiştireceğini biliyorduk.”
“Ben kimim?”
Eylül gözlerime baktı.
“Sen Mert’sin.”
“Bu cevap değil.”
“Biliyorum.”
“Öyleyse?”
Eylül cevap vermek üzereyken telefonum çaldı.
Deniz.
Aramayı açtım.
“Deniz?”
“Beni dinle.”
“Sen neredesin?”
“Bunun önemi yok.”
“Benim kim olduğumu biliyor musun?”
Sessizlik.
“Deniz!”
“Evet.”
“Kimim?”
Deniz’in sesi titredi.
“Sen o gece değişmedin, Mert.”
Nefesimi tuttum.
“Ne demek bu?”
“Sen değişmedin.”
“Öyleyse ne oldu?”
Deniz cevap vermedi.
Sonra tek bir cümle söyledi.
“Senin içindeki kişi ilk kez o gece ortaya çıkmadı.”
Ardından telefon kapandı.
SAYFA 11
Telefon elimde kaldı.
“İlk kez o gece ortaya çıkmadı.”
Bu cümle kafamın içinde dönüp duruyordu.
Arda bana baktı.
“Bunu daha önce biliyor muydun?”
“Hayır.”
Eylül sessizdi.
“Eylül.”
“Efendim?”
“Sen bunu biliyordun.”
Eylül gözlerini kapattı.
“Evet.”
“Ne zamandır?”
“Çok uzun zamandır.”
“Ne kadar?”
“Çocukluğundan beri.”
O an bütün dünya sessizleşti.
Çocukluğum.
Eski ev.
Emir.
Deniz.
O yüz.
O gölge.
Hepsi aynı yere bağlanıyordu.
“Demek çocukken de vardı.”
Eylül başını salladı.
“Evet.”
“Diğer Mert çocukluğumdan beri mi vardı?”
“Bilmiyorum.”
“Yalan.”
“Bunu söylemek istemiyorum.”
“Çünkü korkuyorsun.”
Eylül bana baktı.
“Evet.”
“Benden mi?”
“Hayır.”
“Öyleyse neden?”
“Gerçeği öğrendiğinde kendini suçlayacağından korkuyorum.”
“Ben zaten kendimi suçluyorum.”
“Bilmediğin bir şey için suçlanamazsın.”
“Ben ne yaptım?”
Eylül cevap vermedi.
Arda masadaki fotoğrafı kaldırdı.
“Burada bir şey var.”
Fotoğrafın kenarında küçük bir tarih yazıyordu.
12 yıl önce.
Altında tek kelime.
“İLK.”
“İlk ne?”
Arda fotoğrafı çevirdi.
Arkasında şu cümle vardı.
“İLK KEZ ONU BURADA GÖRDÜN.”
SAYFA 12
Aynadaki boş çerçeve gözümün önüne geldi.
Çocukluk evim.
Ağaç.
Emir.
Deniz.
Ve o kişi.
“Oraya geri dönmeliyiz.”
Eylül başını salladı.
“Evet.”
“Bu gece.”
Arda itiraz etmedi.
Binadan çıktığımızda hava soğumuştu.
Arabaya bindik.
Bu kez eski çocukluk evine doğru ilerliyorduk.
Yol boyunca hiçbirimiz konuşmadık.
Evin önüne geldiğimizde kapının açık olduğunu gördük.
Arda arabayı durdurdu.
“Biri bizden önce gelmiş.”
İçeri girdik.
Ev karanlıktı.
Ama salondaki masa üzerinde bir ışık yanıyordu.
Masaya yaklaştım.
Üzerinde küçük bir kutu vardı.
Kutunun üzerinde ismim yazıyordu.
MERT.
Kutuyu açtım.
İçinden çocukluk fotoğrafım çıktı.
Bu kez fotoğrafın yanında bir not vardı.
“BUNU HATIRLARSAN, EMİR’İ BULACAKSIN.”
Fotoğrafın arkasını çevirdim.
İlk kez yüzü net gördüm.
Çocukluğumun yanında duran kişi.
Emir değildi.
Deniz değildi.
K değildi.
Ve o yüzü tanıyordum.
Yıllardır hayatımda olan biriydi.
Gözlerim büyüdü.
“Bu…”
Eylül yanıma geldi.
Fotoğrafı görünce dondu.
“Hayır.”
Arda da fotoğrafa baktı.
O da sustu.
“Kim bu?” diye sordum.
Eylül cevap vermedi.
Ben fotoğrafa bakmaya devam ettim.
Sonunda hatırladım.
“Bu Arda.”
SAYFA 13
Arda'nın yüzündeki ifade değişti.
“Ne?”
“Çocukken de sen vardın.”
Arda fotoğrafı elimden aldı.
Uzun süre baktı.
“Bu fotoğrafı daha önce görmedim.”
“Ben gördüm.”
“Ne zaman?”
“Şimdi.”
Arda fotoğrafa yeniden baktı.
“Bu ben değilim.”
“Yüzün aynı.”
“Hayır.”
Arda fotoğrafın tarihine baktı.
“Bu tarihte ben başka bir şehirdeydim.”
Eylül fotoğrafı aldı.
“Arda haklı olabilir.”
“Nasıl?”
“Fotoğraftaki kişi Arda’ya benziyor.”
“Demek Arda değil.”
“Evet.”
O anda fark ettim.
Fotoğraftaki kişinin yüzü Arda’ya benziyordu.
Ama gözleri farklıydı.
Daha koyu.
Daha soğuk.
Ve boynunda küçük bir işaret vardı.
K.
Arda fotoğrafı görünce geriye çekildi.
“Bu kişi...”
“Kim?”
“Bilmiyorum.”
Eylül fısıldadı.
“Belki de K’nın gerçek yüzü budur.”
Fotoğrafın arkasında yeni bir cümle gördüm.
“BANA K DEDİNİZ.”
Bir alt satır:
“AMA BENİM GERÇEK ADIMI HİÇ SORMADINIZ.”
Kalbim hızlandı.
“Demek K bir isim değil.”
Arda başını salladı.
“Bir harf.”
“Ve gerçek adı?”
Eylül fotoğrafın altındaki küçük yazıyı gösterdi.
Orada tek bir isim vardı.
“KAAN.”
SAYFA 14
“Kaan.”
İsmi söylediğim anda içimde bir anı canlandı.
Çocukluk evinde bir adam.
Ben.
Emir.
Deniz.
Ve Kaan.
Kaan bize gülümsüyordu.
“Beni hatırladınız mı?”
Çocuk halim başını sallıyordu.
Emir ise arkamda duruyordu.
“Onunla konuşma.”
Kaan Emir'e bakıyordu.
“Sen hep şüphecisin.”
Deniz araya giriyordu.
“Bizi neden takip ediyorsun?”
Kaan gülümsemeyi bırakıyordu.
“Çünkü Mert'in ne olduğunu biliyorum.”
Görüntü kesildi.
Gözlerimi açtığımda herkes bana bakıyordu.
“Hatırladım.”
Arda sordu.
“Ne?”
“Kaan.”
Eylül’ün yüzü değişti.
“Ne yaptı?”
“Bizi çocukken tanıyordu.”
“Sonra?”
“Beni takip etti.”
Arda başını salladı.
“Peki Emir?”
“Emir ona güvenmedi.”
“Deniz?”
“O da güvenmedi.”
“Sen?”
Bir süre sustum.
“Ben güvendim.”
Eylül gözlerini kapattı.
“İşte her şey orada başladı.”
“Ne başladı?”
“Senin ona güvenmen.”
“Sonra ne oldu?”
Eylül cevap vermedi.
Telefonum titredi.
Yeni mesaj.
“ARTIK GERÇEK ADIMI BİLİYORSUN.”
Bir başka mesaj geldi.
“AMA EMİR'İN NEDEN KAYBOLDUĞUNU HÂLÂ BİLMİYORSUN.”
Son mesaj:
“ÇÜNKÜ ONU KAYBEDEN KAAN DEĞİLDİ.”
Ekrana baktım.
Altında tek bir cümle daha belirdi.
“ONU KAYBEDEN SENDİN.”
SAYFA 15
Telefonu elimde tutarken hiçbir şey söyleyemedim.
“Onu kaybeden sendin.”
Bu cümle içimde yankılandı.
Eylül yanıma geldi.
“Mert.”
“Bana dokunma.”
Eylül durdu.
Arda sessizce bekliyordu.
“Emir’i ben mi kaybettim?”
Eylül cevap vermedi.
“Eylül.”
“Evet.”
“Nasıl?”
“Onu korumaya çalışırken.”
“Ne yaptım?”
Eylül gözlerini kapattı.
“Onu bir yere gönderdin.”
“Nereye?”
“Bilmiyorum.”
“Yine bilmiyorum.”
“Gerçekten bilmiyorum.”
Arda araya girdi.
“Emir sana bir adres bırakmıştı.”
“Biliyorum.”
“Hayır. Başka bir adres.”
Arda cebinden küçük bir kâğıt çıkardı.
Kâğıdı bana uzattı.
Üzerinde tek bir adres vardı.
Adresin altında Emir’in el yazısı:
“Beni gerçekten bulmak istiyorsan, başladığımız yere dön.”
“Başladığımız yer.”
Çocukluk evime baktım.
Sonra fotoğrafa.
Sonra Eylül'e.
“Burası değil.”
Arda başını salladı.
“Değil.”
“17 numaralı kapı da değil.”
“Değil.”
“8 numaralı apartman da değil.”
“Değil.”
“Öyleyse neresi?”
Arda cevap vermedi.
Kâğıdı çevirdim.
Arkasında tek bir kelime yazıyordu.
“OKUL.”
Bir an nefesim kesildi.
Çocukluğum.
Emir.
Deniz.
Kaan.
Her şeyin başladığı yer.
Okul.
Telefonuma son bir mesaj geldi.
“YARIN DEĞİL.”
“BU GECE.”
Ekrana baktım.
Son mesaj birkaç saniye sonra geldi.
“EMİR ORADA.”
Başımı kaldırdım.
“Gidiyoruz.”
Ve ilk kez, geçmişimin peşinden gitmediğimi hissettim.
Sanki geçmişim bu kez beni çağırıyordu.
Bölüm etkileşimi
