7. bölüm / 24
MASKELER lBÖLÜM lV - İLK KAYIP
Bölümler 24Şu an: BÖLÜM lV - İLK KAYIP
- 1 bilgilendirme yazısı17 kelime
- 2 BÖLÜM l - İLK MASKE2.628 kelime
- 3 BÖLÜM ll - GEÇMİŞİN İZLERİ2.281 kelime
- 4 BÖLÜM lll - HATIRLAMAM GEREKENLER2.238 kelime
- 5 BÖLÜM lV - İLK KAYIP2.507 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 BÖLÜM V - KAYIP OLAN2.602 kelime
- 7 BÖLÜM Vl - SAKLADIĞIM KİŞİ2.461 kelime
- 8 BÖLÜM VVl - SEKİZ NUMARALI KAPI2.456 kelime
- 9 BÖLÜM Vlll - KAPININ ARDINDA2.334 kelime
- 10 BÖLÜM lX - BAŞLADIĞIMIZ YER2.283 kelime
- 11 BÖLÜM X - İLK KAYIT2.385 kelime
- 12 BÖLÜM Xl -2.285 kelime
- 13 BÖLÜM Xll - ESKİ HASTANE2.353 kelime
- 14 BÖLÜM Xlll - HATIRLADIĞIM GECE2.189 kelime
- 15 BÖLÜM XlV - SAKLI ZARF2.365 kelime
- 16 BÖLÜM XV - GÜVENMEK2.343 kelime
- 17 BÖLÜM XVl - ONU BEN GÖNDERDİM2.423 kelime
- 18 BÖLÜM XVll - BABAMIN SON CÜMLESİ2.331 kelime
- 19 BÖLÜM XVlll - GÖNDERİLMEYEN MESAJ2.067 kelime
- 20 BÖLÜM XIX - GÖLGE1.988 kelime
- 21 BÖLÜM XX - PERON 31.988 kelime
- 22 BÖLÜM XXl - UNUTULAN GECENİN TANIĞI1.652 kelime
- 23 BÖLÜM XXll - KIRILAN MASKE1.637 kelime
- 24 BÖLÜM XXlll - İKİNCİ MASKENİN GÖLGESİ1.142 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
SAYFA 1
Fotoğrafı elimden düşürmedim.
Deniz.
İsmini zihnimde tekrar ettiğim her seferinde göğsümün içinde bir şey biraz daha ağırlaşıyordu. Sanki bu isim yalnızca bir insanın adı değildi. Sanki yıllardır kapalı duran bir kapının üzerinde yazıyordu ve ben o kapının önünde, anahtarı elimde tutuyordum.
Fotoğrafa tekrar baktım.
Mert bendim.
Eylül yanımdaydı.
K ise biraz geride duruyordu.
Ama Deniz...
Deniz fotoğrafın tam ortasındaydı.
Yüzüne baktıkça garip bir tanıdıklık hissi oluşuyordu. Onu daha önce gördüğümü biliyordum. Fakat nerede gördüğümü hatırlayamıyordum.
Asıl korkutucu olan buydu.
Bir insanın yüzünü unutmak değildi.
Onu hatırlamaya çalışırken kendi zihninin sana karşı koymasıydı.
Fotoğrafın arkasındaki yazıya tekrar baktım.
“BİR SONRAKİ HATIRLAYACAĞIN ŞEY, İLK KAYIP OLACAK.”
İlk kayıp.
Bu iki kelime zihnimde yankılandı.
Kayıp olan kimdi?
Deniz mi?
Yoksa ben mi?
Telefonumu elime aldım. Eylül’ü aramak istedim.
Ama parmağım arama tuşuna gitmedi.
Çünkü ilk kez ondan korkuyordum.
Ve bu korkunun sebebi onun bana zarar verecek olması değildi.
Bana gerçeği söylemesinden korkuyordum.
SAYFA 2
Telefon ekranında Eylül’ün adı duruyordu.
Aramakla aramamak arasında birkaç saniye kaldım.
Sonra aradım.
Telefon iki kez çaldı.
Üçüncüde açıldı.
“Uyumadın.”
Sesi uykulu değildi.
Sanki telefonu elimde tuttuğumu, odada tek başıma olduğumu, hatta fotoğrafa baktığımı biliyormuş gibiydi.
“Deniz kim?”
Karşı tarafta sessizlik oldu.
Bu sessizlik, cevaptan daha ağırdı.
“Bunu nereden çıkardın?”
“Fotoğraftan.”
“Fotoğrafı buldun.”
Soru değildi.
Cümleyi öyle söyledi ki, sanki zaten biliyordu.
“Evet.”
Nefesini duyabiliyordum.
“Fotoğrafın arkasında ne yazıyor?”
Bir an durdum.
Söylemek istemedim.
Çünkü Eylül’ün vereceği tepkiyi merak ediyordum.
“İlk kayıp.”
Telefonun diğer ucunda nefesi kesildi.
Sonra çok düşük bir sesle konuştu.
“Mert, fotoğrafı bırak.”
“Önce Deniz’i anlat.”
“Şimdi değil.”
“Ne zaman?”
“Hazır olduğunda.”
Bu cevap beni daha da öfkelendirdi.
“Ben neye hazır değilim, Eylül?”
Cevap vermedi.
“Benden ne saklıyorsun?”
Uzun bir sessizlik oldu.
Sonunda yalnızca şunu söyledi:
“Deniz’i hatırlamaya çalışırsan, önce neden kaybolduğunu hatırlarsın.”
Telefon kapandı.
Ekrana baktım.
Ve ilk kez anladım.
Eylül bana yardım etmiyordu.
Beni hazırlıyordu.
SAYFA 3
Telefonu yatağın üzerine bıraktım.
Odanın içinde birkaç adım attım.
Sonra durdum.
“Deniz neden kayboldu?”
Cümleyi kendi kendime söyledim.
Cevap gelmedi.
Ama zihnim cevap vermeye çalıştı.
Bir koridor.
Soğuk bir duvar.
Kapı numarası.
17.
Sonra bir ses.
“Buraya gelmemeliydin.”
Gözlerimi kapattım.
Görüntü hemen kayboldu.
Nefesimi tuttum.
Tekrar denedim.
Bu kez daha fazla şey geldi.
Bir kapının önündeydim.
Yanımda biri vardı.
Yüzünü göremiyordum.
Bir başka ses duyuldu.
“Deniz nerede?”
Bu sesi tanıyordum.
Benim sesimdi.
Gözlerimi açtım.
Kalbim hızlanmıştı.
Kendi sesimi hatırlamak normaldi.
Ama söylediğim cümleyi hatırlamıyordum.
Deniz nerede?
Demek ki onu arıyordum.
Peki neden?
Bir anda başımın içinde kısa bir uğultu başladı.
Masaya tutundum.
Görüntü tekrar geldi.
Bu kez Deniz’i gördüm.
Bana bakıyordu.
Yüzünde korku yoktu.
Aksine...
Sanki benden bir cevap bekliyordu.
“Bunu sen yaptın.”
Görüntü kayboldu.
Donup kaldım.
Bunu kim söylemişti?
Deniz mi?
Ben mi?
Yoksa zihnim, hatırlamadığım bir konuşmanın parçalarını mı birleştiriyordu?
O an bir karar verdim.
Deniz’i bulacaktım.
Ama önce ne olduğunu anlayacaktım.
Çünkü bu kez hiçbir şeyi yarım bırakmayacaktım.
SAYFA 4
Masaya oturdum.
Fotoğrafı önüme koydum.
Bu kez yalnızca Deniz’e baktım.
Yüzündeki ifadeyi incelemeye çalıştım.
Gözleri kameraya değil, bana bakıyormuş gibi hissettiriyordu.
Fotoğrafı çevirdim.
Arkasındaki yazıya tekrar baktım.
“Bir sonraki hatırlayacağın şey, ilk kayıp olacak.”
İlk kayıp.
Kelimeyi düşündükçe içimde açıklayamadığım bir sıkıntı oluşuyordu.
Sonra fotoğrafın kenarında küçük bir iz fark ettim.
Sanki fotoğraf daha önce başka bir şeyin üzerinde duruyormuş gibi.
Masadaki lambayı yaklaştırdım.
Fotoğrafın alt köşesinde küçük bir sayı vardı.
17.
Kalbim yeniden hızlandı.
17.
Bu sayı artık tesadüf olamayacak kadar sık karşıma çıkıyordu.
Kapı 17.
17 Ekim.
Saat 23.40.
Ve şimdi fotoğrafın köşesinde 17.
Telefonumu çıkarıp not aldım.
17.
Altına yazdım:
Deniz.
Sonra bir kelime daha ekledim.
Kayıp.
Üç kelime yan yana duruyordu.
17.
Deniz.
Kayıp.
Tam o sırada kapıdan bir ses geldi.
Üç kez vuruldu.
Donup kaldım.
Saat sabaha karşı dördü geçmişti.
Kimseyi beklemiyordum.
Kapıya yaklaşmadım.
Ses tekrar geldi.
Bu kez daha yavaş.
Bir.
İki.
Üç.
Ve ardından koridordan bir ses duyuldu.
“Mert.”
Eylül değildi.
Bu sesi tanımıyordum.
SAYFA 5
Kapıya doğru ilerledim.
Ama açmadım.
“Kim?”
Cevap gelmedi.
Kapının altından bir gölge geçti.
Sonra durdu.
Kalbimin sesini duyuyordum.
“Deniz’i arıyorsan...”
Ses dışarıdan geldi.
Cümle yarıda kesildi.
Bekledim.
“...yanlış kişiye güveniyorsun.”
Kapının arkasındaki gölge kayboldu.
Kapıyı açtığımda koridor boştu.
Kimse yoktu.
Yere baktım.
Kapının önünde küçük, beyaz bir kâğıt vardı.
Eğilip aldım.
Üzerinde yalnızca bir cümle yazıyordu.
“ÖNCE KAYBOLAN ŞEYİ BUL.”
Kâğıdı elimde tuttum.
Artık bunun bir oyun olmadığını biliyordum.
Birileri benim ne hatırladığımı takip ediyordu.
Birileri benden önce geçmişimi biliyordu.
Ve en kötüsü...
Benim hatırlamamı istemedikleri bir şey vardı.
Kâğıdı cebime koydum.
Sonra evin içini kontrol ettim.
Pencereler kapalıydı.
Kapı kilitliydi.
Kimse yoktu.
Ama salona döndüğümde fotoğrafın masada olmadığını fark ettim.
Bir an hareket edemedim.
Fotoğrafı nereye koyduğumu biliyordum.
Masaya bırakmıştım.
Şimdi yoktu.
Yavaşça masaya yaklaştım.
Fotoğrafın durduğu yerde başka bir şey vardı.
Eski bir anahtar.
Üzerinde küçük bir metal etiket bulunuyordu.
17.
SAYFA 6
Anahtarı elime aldım.
Soğuktu.
Metal avucumun içinde ağırlaştı.
17.
Artık sayıyı görmek bile içimde garip bir korku oluşturuyordu.
Anahtarı çevirdim.
Arkasında küçük harflerle bir şey kazınmıştı.
“İlk kayıp.”
Gözlerimi kapattım.
Bir süre öylece durdum.
Sonra zihnim yeniden geçmişe çekildi.
Bir kapı.
Karanlık bir koridor.
Elimde aynı anahtar.
Yanımda Eylül.
“Emin misin?”
Bu Eylül’ün sesiydi.
Ben cevap veriyordum.
“Girmek zorundayız.”
Görüntü kesildi.
Gözlerimi açtım.
Nefes nefese kalmıştım.
Eylül’ün yanında olduğumu hatırlıyordum.
Ama nereye girdiğimizi hatırlamıyordum.
Anahtarı masanın üzerine bıraktım.
Telefonumu aldım ve Eylül’e mesaj yazdım.
“17 numaralı kapının anahtarı bende.”
Gönder tuşuna bastım.
Mesaj okundu.
Cevap gelmedi.
Bir dakika geçti.
İki dakika.
Sonra telefon titredi.
Eylül:
“Onu bulduysan artık geri dönüş yok.”
Hemen yazdım.
“Kapının nerede olduğunu biliyor musun?”
Bu kez cevap daha hızlı geldi.
“Evet.”
“Bana söyle.”
Uzun süre yazıyor işareti göründü.
Sonra mesaj geldi.
“Bunu benden duymaman gerekiyor.”
Telefonu sıkıca tuttum.
“Kimden duymam gerekiyor?”
Eylül cevap vermedi.
Birkaç saniye sonra yeni bir mesaj geldi.
“Arda.”
Adını görünce içimde başka bir huzursuzluk oluştu.
Çünkü Arda’nın bu işin içinde olması, düşündüğümden daha büyük bir şeyin var olduğunu gösteriyordu.
SAYFA 7
Arda.
Bu isim zihnimde farklı bir his bırakıyordu.
Eylül’e güvenemediğim kadar Arda’ya da güvenemiyordum.
Ama Eylül’ün onu işaret etmesi tesadüf değildi.
Telefonu tekrar elime aldım.
Arda’nın numarasını buldum.
Aramak üzereydim ki telefon çaldı.
Arda arıyordu.
Bir an ekrana baktım.
Sonra açtım.
“Beni aramanı bekliyordum.”
Sesi sakindi.
“Eylül seninle konuşmamı istedi.”
“Biliyorum.”
“17 numaralı kapı nerede?”
Arda birkaç saniye sustu.
“Onu neden arıyorsun?”
“Çünkü anahtarı bende.”
Bu kez sessizlik daha uzun sürdü.
“Demek sonunda buldun.”
“Sen biliyordun.”
“Evet.”
“Deniz’i de biliyordun.”
“Evet.”
İçimdeki öfke yükseldi.
“Bana neden kimse bir şey anlatmıyor?”
Arda’nın sesi değişti.
“Çünkü bazı gerçekler öğrenilmez, hatırlanır.”
“Ben zaten hatırlıyorum.”
“Hayır, Mert.”
Sesi ilk kez sertleşti.
“Sen parçaları hatırlıyorsun.”
Sustum.
“Deniz’i hatırladın mı?”
“Yüzünü.”
“Yeterli değil.”
“Neden?”
“Çünkü Deniz’i hatırlamak, onun nerede kaybolduğunu hatırlamak demek.”
Telefon elimde dondu.
“Kaybolduğu yer neresi?”
Arda cevap vermeden önce derin bir nefes aldı.
“17 numaralı kapının arkasında.”
Kalbim sıkıştı.
“Orada ne var?”
“Senin unuttuğun bir gece.”
“Deniz yaşıyor mu?”
Bu kez Arda uzun süre cevap vermedi.
Sonunda yalnızca şunu söyledi:
“Bunu öğrenmek istiyorsan, kapıyı kendin açmalısın.”
SAYFA 8
Telefon kapandı.
Bir süre olduğum yerde kaldım.
Arda’nın son cümlesi zihnimde dönüp duruyordu.
Kapıyı kendin açmalısın.
Anahtara baktım.
Sonra saate.
Sabah olmak üzereydi.
Ama beklemek istemiyordum.
Çünkü ne kadar beklersen, o kadar fazla insanın benden önce hareket edeceğini hissediyordum.
Ceketimi aldım.
Anahtarı cebime koydum.
Kapıya yöneldim.
Tam çıkacakken telefonum tekrar titredi.
Eylül.
“Tek başına gitme.”
Mesajın altında ikinci bir mesaj daha vardı.
“Ve Arda’ya tamamen güvenme.”
Bir an durdum.
Sonra üçüncü mesaj geldi.
“Çünkü Deniz konusunda sana söylemediği bir şey var.”
Telefonu cebime koydum.
Artık Eylül’ün uyarıları da yetmiyordu.
İkisi de bir şey saklıyordu.
Ama ben hangisinin ne sakladığını bilmiyordum.
Dışarı çıktım.
Hava soğuktu.
Sokak neredeyse boştu.
Arabaya bindim.
Motoru çalıştırmadan önce birkaç saniye direksiyonun başında oturdum.
Ellerime baktım.
Bir an için o elleri başka bir yerde gördüm.
Eski bir odada.
Masaya dayanmışlardı.
Karşımdaki kişi Deniz’di.
“Bunu yaparsan her şey değişir.”
Deniz’in sesi.
Sonra benim sesim:
“Zaten değişti.”
Görüntü kayboldu.
Direksiyonu tuttum.
“Ne yaptım ben?”
Cevap yoktu.
Arabayı çalıştırdım.
17 numaralı kapının olduğu yere doğru yola çıktım.
SAYFA 9
Yol boyunca hiçbir şey düşünmemeye çalıştım.
Ama zihnim buna izin vermedi.
Deniz.
Eylül.
Arda.
K.
17.
Hepsi aynı noktada birleşiyordu.
Bir süre sonra tanıdık olmayan bir sokağa girdim.
Yolun sonunda eski bir bina vardı.
Arabayı durdurdum.
Binaya baktım.
İçimde tuhaf bir his oluştu.
Burayı daha önce görmüştüm.
Emin değildim.
Ama bedenim benden önce hatırlıyor gibiydi.
Arabadan indim.
Binanın kapısına yaklaştım.
Kapının yanında küçük bir tabela vardı.
17.
Anahtarı cebimden çıkardım.
Kapının önünde durdum.
Elimi kilide götürdüm.
Tam anahtarı çevirecekken arkamdan bir ses geldi.
“Mert.”
Döndüm.
Eylül.
Sokağın başında durmuş bana bakıyordu.
“Buraya gelmemeni söylemiştim.”
“Bana neden söylemedin?”
Yanıma geldi.
“Çünkü önce kendimden emin olmam gerekiyordu.”
“Deniz burada mıydı?”
Eylül cevap vermedi.
“Bana bak.”
Baktı.
Gözlerinde korku vardı.
“Eylül.”
“Evet.”
“Deniz burada mıydı?”
Sonunda başını çok hafif salladı.
“Evet.”
İçimde bir şey çöktü.
“Peki sonra?”
Eylül gözlerini kapattı.
“Sonrasını sen biliyorsun.”
“Hayır.”
“Biliyorsun, Mert.”
“Hatırlamıyorum.”
Eylül bana yaklaştı.
“İşte sorun da bu.”
Bir süre birbirimize baktık.
Sonra Eylül, kapıya baktı.
“Bu kapıyı açarsan bazı şeyleri geri alamayız.”
Anahtar elimdeydi.
Ama artık korktuğum şey kapının arkasında ne olduğu değildi.
Korktuğum şey, kapıyı açtığımda kendimi hatırlayacak olmamdı.
SAYFA 10
“Ben açacağım.”
Eylül başını kaldırdı.
“Mert...”
“Bu kez kaçmayacağım.”
Anahtarı kilide yerleştirdim.
Çevirdim.
Kilitten gelen küçük ses, bütün sokağa yayılmış gibi geldi.
Kapı açıldı.
İçerisi karanlıktı.
Eylül yanımdaydı.
Birlikte içeri girdik.
Koridor beklediğimden daha uzundu.
Duvarlarda eski izler vardı.
Bir adım attım.
Sonra bir tane daha.
Her adımda zihnimde başka bir görüntü beliriyordu.
Deniz koridorda yürüyordu.
Ben arkasındaydım.
Eylül diğer tarafta duruyordu.
“Burada kalmalıyız.”
Benim sesim.
Deniz dönüyordu.
“Sen hâlâ anlamadın.”
Görüntü kayboldu.
Duvara tutundum.
Eylül koluma dokundu.
“İyi misin?”
“Bunu daha önce yaşadım.”
“Evet.”
“Sen de buradaydın.”
“Evet.”
“Deniz de.”
Eylül cevap vermedi.
Koridorun sonunda bir kapı vardı.
Üzerinde 3 yazıyordu.
Kapıya yaklaşınca bir şey dikkatimi çekti.
Kapının yanında eski bir kamera vardı.
Kameraya baktım.
Sonra Eylül’e.
“Bizi biri izliyor.”
Eylül başını salladı.
“Biliyorum.”
“Ne zamandır?”
“Uzun zamandır.”
“Kim?”
Eylül cevap vermedi.
Tam o anda kameranın küçük ışığı yandı.
Kırmızı bir ışık.
Kayıt başladı.
Eylül’ün yüzü gerildi.
“Buradan gitmeliyiz.”
Ama ben yerimden kıpırdamadım.
Çünkü kapının altından bir şeyin ışığı görünüyordu.
İçeride biri vardı.
SAYFA 11
Kapıya baktım.
Eylül kolumu tuttu.
“Mert, yapma.”
“İçeride biri var.”
“Biliyorum.”
“Kim?”
“Bilmiyorum.”
Yavaşça kapıya yaklaştım.
Elimi kapı koluna uzattım.
Tam açacakken içeriden bir ses geldi.
“Geç kaldınız.”
Eylül dondu.
Benim nefesim kesildi.
Bu sesi tanıyordum.
Ama hatırlamak istemiyordum.
Kapıyı açtım.
Oda boştu.
Yalnızca ortada bir masa vardı.
Masanın üzerinde bir kayıt cihazı duruyordu.
Yanında da bir fotoğraf.
Fotoğrafı aldım.
Deniz.
Bu kez tek başınaydı.
Arkasında aynı bina vardı.
Fotoğrafın altında bir tarih yazıyordu.
17 Ekim.
Saat 23.40.
Fotoğrafı çevirdim.
“Beni aradığında artık çok geçti.”
Yazıyı okuduğum anda zihnimde bir görüntü oluştu.
Deniz bu odadaydı.
Ben karşısındaydım.
Eylül kapının yanında duruyordu.
Deniz bana bakıyordu.
“Beni burada bırakırsan geri dönemem.”
Ben ona cevap veriyordum.
“Döneceksin.”
“Emin misin?”
“Evet.”
Sonra görüntü kesildi.
Gözlerimi açtığımda fotoğraf hâlâ elimdeydi.
Eylül bana bakıyordu.
“Ne hatırladın?”
“Onu burada bıraktığımı.”
Eylül’ün yüzü değişti.
“Ne?”
“Deniz’i.”
“Hayır.”
“Buradaydı.”
Eylül başını iki yana salladı.
“Hayır, Mert.”
“Hatırlıyorum.”
“Hayır.”
Bu kez sesi titredi.
“Sen onu burada bırakmadın.”
Bir an sustum.
“Peki ne yaptım?”
SAYFA 12
Eylül cevap vermedi.
Odadaki sessizlik gittikçe ağırlaştı.
Kayıt cihazına baktım.
“Bunu dinleyeceğim.”
Eylül hemen karşı çıktı.
“Hayır.”
“Neden?”
“Çünkü son kez dinlediğinde ne olduğunu hatırlamıyorsun.”
“Belki de şimdi hatırlayacağım.”
“Ya hatırlamak istemediğin şeyi hatırlarsan?”
“Zaten bundan kaçıyorum.”
Kayıt cihazını elime aldım.
Eylül bir adım geri çekildi.
“Ben seni durdurmaya çalışıyorum.”
“Biliyorum.”
“Hayır, bilmiyorsun.”
Sesi ilk kez kırıldı.
“Sen her şeyi hatırladığında benden nefret edebilirsin.”
O cümle beni durdurdu.
“Ben senden neden nefret edeyim?”
Eylül gözlerini kaçırdı.
“Çünkü o gece sana yalan söyledim.”
O an bütün düşüncelerim durdu.
“Ne yalanı?”
“Deniz hakkında.”
“Ne söyledin?”
Eylül cevap vermedi.
“Eylül.”
Gözlerime baktı.
“Deniz’in kaybolduğunu söyledim.”
“Değil mi?”
“Hayır.”
“Peki?”
Eylül’ün gözleri doldu.
“Deniz kaybolmadı.”
Odaya sessizlik çöktü.
“Ne demek bu?”
Eylül bir adım geri attı.
“Deniz’i biz kaybetmedik.”
“Kim kaybetti?”
Eylül cevap vermeden önce kapıya baktı.
“Sen.”
İçimde bir şey buz kesti.
“Ben mi?”
Eylül başını eğdi.
“Sen onu bir yere götürdün.”
“Nereye?”
Eylül konuşmadı.
Tam o sırada koridordan ayak sesi geldi.
SAYFA 13
İkimiz de kapıya döndük.
Ayak sesleri yaklaşıyordu.
Yavaş.
Sakin.
Sanki gelen kişi burada ne olduğunu biliyordu.
Eylül yanıma geldi.
“Mert, ışığı kapat.”
“Kim geliyor?”
“Bilmiyorum.”
“Yalan söyleme.”
“Bu kez söylemiyorum.”
Işık kapandı.
Oda karanlığa gömüldü.
Kapının önündeki gölge büyüdü.
Bir el kapı koluna uzandı.
Eylül nefesini tuttu.
Ben masanın kenarında durdum.
Kapı açılmadı.
Birkaç saniye sonra ayak sesleri uzaklaşmaya başladı.
Eylül fısıldadı:
“Gitti.”
Ama ben hareket etmedim.
Çünkü o anda kayıt cihazının kendiliğinden çalıştığını fark ettim.
Karanlığın içinde bir ses duyuldu.
Benim sesim.
“Deniz’i buraya getirmemeliydim.”
Eylül gözlerini kapattı.
Kayıt devam etti.
“Eğer bunu dinliyorsan, artık her şeyi hatırlamaya başlamışsındır.”
Sesim sakin değildi.
Korkmuş gibiydi.
Sonra başka bir ses geldi.
Deniz.
“Mert, bana söz verdin.”
Kayıtta birkaç saniyelik sessizlik oldu.
Ardından benim sesim:
“Özür dilerim.”
Deniz:
“Bunu yapmak zorunda değilsin.”
Ben:
“Başka yolum yok.”
Kayıt kesildi.
Odadaki sessizlik geri döndü.
Eylül bana baktı.
“Şimdi anlıyor musun?”
Başımı kaldırdım.
“Hayır.”
“Sen o gece bir şeyden kaçıyordun.”
“Neyden?”
Eylül cevap vermedi.
Kayıt cihazının ekranına baktım.
Tek bir dosya kalmıştı.
Dosyanın adı:
İLK KAYIP.
SAYFA 14
Parmağımı ekrana götürdüm.
Eylül hemen elimi tuttu.
“Bunu dinleme.”
“Dinlemeliyim.”
“Mert, lütfen.”
Sesindeki korku gerçekti.
Bu kez onu görmezden gelmedim.
“Sen neden bu kadar korkuyorsun?”
Eylül birkaç saniye sustu.
Sonra yavaşça konuştu.
“Çünkü bu kaydın sonunda Deniz’in başına ne geldiğini duyacaksın.”
“Sen biliyor musun?”
“Evet.”
“Bana söyle.”
“Bunu söyleyemem.”
“Neden?”
“Çünkü o son cümleyi sen söyledin.”
Elimi geri çektim.
Ekrana baktım.
İLK KAYIP.
Sonra Eylül’e.
“Ben dinleyeceğim.”
Kaydı başlattım.
Önce sessizlik vardı.
Sonra uzak bir kapı sesi.
Deniz’in nefesi.
Benim sesim:
“Buradan çıkmalısın.”
Deniz:
“Sen de gel.”
“Gelemem.”
“Neden?”
Sessizlik.
Sonra ben:
“Çünkü beni izliyorlar.”
Deniz:
“Kim?”
Ben cevap vermedim.
Bir süre sonra Deniz’in sesi daha da yaklaştı.
“Mert, arkamda biri var.”
Kayıt kesildi.
Sonra tekrar başladı.
Bu kez benim sesim çok daha alçaktı.
“Deniz.”
Cevap yoktu.
“Deniz?”
Sessizlik.
Sonra yalnızca bir cümle.
Ben söylemiştim.
“İlk kayıp sensin.”
Kayıt bitti.
Eylül’ün elini bıraktım.
Odaya baktım.
“Ben bunu neden söyledim?”
Eylül ağlamamak için kendini tutuyordu.
“Çünkü o gece...”
Cümlesini tamamlayamadı.
Ben ayağa kalktım.
“Eylül.”
Başını kaldırdı.
“Deniz’e ne oldu?”
Bu kez kaçmadı.
“Bilmiyorum.”
İlk kez onun da gerçekten korktuğunu gördüm.
SAYFA 15
Odanın içinde uzun süre kimse konuşmadı.
Ben kayıt cihazına bakıyordum.
Eylül ise kapıya.
İkimiz de aynı şeyi düşünüyorduk.
Deniz gerçekten kaybolmuş muydu?
Yoksa bütün bu zaman boyunca yanlış soruyu mu soruyorduk?
Masadaki fotoğrafı tekrar elime aldım.
Deniz’in yüzüne baktım.
Bu kez yüzünde yalnızca tanıdıklık görmüyordum.
Bir şey daha vardı.
Korku.
Fotoğrafın arkasını çevirdim.
Daha önce fark etmediğim bir yazı vardı.
Küçük harflerle, neredeyse silinmiş şekilde yazılmıştı:
“İLK KAYIP DENİZ DEĞİL.”
Nefesim kesildi.
Eylül’e baktım.
“O zaman kim?”
Eylül cevap vermedi.
Fotoğrafın alt köşesinde başka bir şey fark ettim.
Bir tarih.
18 Ekim.
17 Ekim gecesinden sonraki gün.
Ve altında tek bir isim:
MERT.
Fotoğrafı elimden düşürdüm.
Bir adım geri çekildim.
“Hayır.”
Eylül bana baktı.
“Mert...”
“Hayır.”
Zihnimde görüntüler üst üste binmeye başladı.
Kapı.
Deniz.
Eylül.
K.
17.
23.40.
Sonra başka bir görüntü.
Ben.
Tek başıma.
Aynanın karşısında duruyordum.
Ve aynadaki kişi bana bakıp şöyle diyordu:
“Sen kayboldun.”
Gözlerimi açtım.
Eylül önümdeydi.
Ama artık onu dinlemiyordum.
Çünkü ilk kez gerçeğin ucuna dokunmuştum.
Deniz’in kaybolması, hikâyenin başlangıcı değildi.
Bir şey ondan önce olmuştu.
Ve o şeyin adı...
Mert’ti.
Bölüm etkileşimi
