10. bölüm / 24
MASKELER lBÖLÜM VVl - SEKİZ NUMARALI KAPI
Bölümler 24Şu an: BÖLÜM VVl - SEKİZ NUMARALI KAPI
- 1 bilgilendirme yazısı17 kelime
- 2 BÖLÜM l - İLK MASKE2.628 kelime
- 3 BÖLÜM ll - GEÇMİŞİN İZLERİ2.281 kelime
- 4 BÖLÜM lll - HATIRLAMAM GEREKENLER2.238 kelime
- 5 BÖLÜM lV - İLK KAYIP2.507 kelime
- 6 BÖLÜM V - KAYIP OLAN2.602 kelime
- 7 BÖLÜM Vl - SAKLADIĞIM KİŞİ2.461 kelime
- 8 BÖLÜM VVl - SEKİZ NUMARALI KAPI2.456 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 BÖLÜM Vlll - KAPININ ARDINDA2.334 kelime
- 10 BÖLÜM lX - BAŞLADIĞIMIZ YER2.283 kelime
- 11 BÖLÜM X - İLK KAYIT2.385 kelime
- 12 BÖLÜM Xl -2.285 kelime
- 13 BÖLÜM Xll - ESKİ HASTANE2.353 kelime
- 14 BÖLÜM Xlll - HATIRLADIĞIM GECE2.189 kelime
- 15 BÖLÜM XlV - SAKLI ZARF2.365 kelime
- 16 BÖLÜM XV - GÜVENMEK2.343 kelime
- 17 BÖLÜM XVl - ONU BEN GÖNDERDİM2.423 kelime
- 18 BÖLÜM XVll - BABAMIN SON CÜMLESİ2.331 kelime
- 19 BÖLÜM XVlll - GÖNDERİLMEYEN MESAJ2.067 kelime
- 20 BÖLÜM XIX - GÖLGE1.988 kelime
- 21 BÖLÜM XX - PERON 31.988 kelime
- 22 BÖLÜM XXl - UNUTULAN GECENİN TANIĞI1.652 kelime
- 23 BÖLÜM XXll - KIRILAN MASKE1.637 kelime
- 24 BÖLÜM XXlll - İKİNCİ MASKENİN GÖLGESİ1.142 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
SAYFA 1
Telefon ekranındaki son mesaja bakmaya devam ediyordum.
“ŞİMDİ 8 NUMARALI KAPIYA GİT.”
Mesajın altında başka hiçbir şey yoktu.
Ne isim vardı.
Ne numara.
Ne de kim tarafından gönderildiğini anlayabileceğim bir ipucu.
Ama bu kez korktuğum şey mesaj değildi.
8 numaralı kapının kendisiydi.
Çünkü artık biliyordum.
Bu kapı benim geçmişimde sıradan bir yer değildi.
Deniz burada kaybolmuştu.
Emir burada bulunmuştu.
Ben burada bir şey saklamıştım.
Ve bütün bunların arasında başka bir Mert vardı.
Eylül yanıma geldi.
“Gitmek zorunda değilsin.”
Telefonu cebime koydum.
“Gitmek zorundayım.”
“Ya orada seni bekleyen kişi gerçekten seni tanıyorsa?”
“Beni zaten tanıyor.”
Arda kapının yanında duruyordu.
“Bu kez yalnız gitmeyeceksin.”
Ona baktım.
“Sen de geleceksin.”
“Evet.”
Eylül başını salladı.
“Ben de.”
Üçümüz evden çıktık.
Arabaya bindiğimizde kimse konuşmadı.
Şehrin ışıkları camdan geçip gidiyordu.
Ben ise yalnızca tek bir şeyi düşünüyordum.
Emir beni arıyorsa, neden 8 numaralı kapıya çağırıyordu?
SAYFA 2
Apartman 8'e vardığımızda saat gece yarısını geçmişti.
Arabadan indiğim anda içimde garip bir his oluştu.
Burayı daha önce görmüş gibiydim.
Ama hatırlamıyordum.
Arda binanın girişine baktı.
“Burası.”
Eylül sessizce yanımda durdu.
“İçeri girmeden önce bir şeyi bilmen gerekiyor.”
“Ne?”
“Burada yaşananların tamamını hatırlamayabilirsin.”
“Artık buna alıştım.”
“Hayır, Mert.”
Eylül bu kez çok ciddiydi.
“Hatırladığın her şey doğru olmayabilir.”
Bir süre ona baktım.
“Ne demek istiyorsun?”
“Bazı anılarının yerleri değişmiş olabilir.”
“Kim değiştirdi?”
Eylül cevap vermedi.
Arda konuştu.
“Bunu içeride anlayacağız.”
Binaya girdik.
Koridor sessizdi.
Duvarlarda eski ilanlar vardı.
Merdivenlere doğru ilerlerken bir anda durdum.
Duvarın üzerinde küçük bir çizik gördüm.
Üç harf.
M.
E.
D.
Parmaklarımı çiziklerin üzerinde gezdirdim.
“Bunu ben mi yaptım?”
Eylül yanıma geldi.
“Hayır.”
“Kim yaptı?”
“Deniz.”
Bir anda koridor gözümün önünde değişti.
Aynı duvar.
Aynı çizikler.
Ama çocukluk halim karşımda duruyordu.
Yanında Deniz vardı.
Deniz duvara bir harf daha yazıyordu.
K.
Görüntü kayboldu.
“K harfini de o yazdı.”
Arda bana baktı.
“Emin misin?”
“Evet.”
“Öyleyse Deniz K'yı bizden önce tanıyordu.”
SAYFA 3
Merdivenleri çıkmaya başladık.
Birinci kat.
İkinci kat.
Üçüncü kat.
Her basamakta içimdeki gerginlik artıyordu.
Dördüncü kata geldiğimizde durdum.
Koridorun sonunda 8 numaralı daire vardı.
Kapının üzerindeki numaraya baktım.
8.
Bir an nefesimi tuttum.
Eylül arkamda duruyordu.
“Hazır mısın?”
“Hayır.”
“Yine de açacak mısın?”
“Evet.”
Arda kapıya yaklaştı.
“Ben açayım.”
Elimi kapının üzerine koydum.
“Hayır.”
İkisi de sustu.
“Bu kapıyı daha önce ben açtım.”
“Bunu nereden biliyorsun?”
“Hatırlıyorum.”
Kapı kolunu çevirdim.
Kapı kilitli değildi.
Yavaşça açıldı.
İçerisi karanlıktı.
Işığı açtım.
Salon boştu.
Eski bir koltuk.
Küçük bir masa.
Duvarın üzerinde çerçeveler.
Ve yerde duran bir kutu.
Kutunun yanında tek bir fotoğraf vardı.
Fotoğrafı aldım.
Dört kişiydik.
Ben.
Deniz.
Emir.
Eylül.
Ama fotoğrafın tarihi 17 Ekim değildi.
Fotoğrafın üzerinde 18 Ekim yazıyordu.
Arda fotoğrafa baktı.
“Bu imkânsız.”
“Neden?”
“Çünkü 18 Ekim sabahı buraya geldiğimizde ev boştu.”
“Demek ki fotoğraf daha sonra çekildi.”
Eylül fotoğrafı elimden aldı.
“Hayır.”
“Ne?”
“Fotoğrafın arkasına bak.”
Çevirdim.
Tek cümle vardı.
“18 EKİM SABAHI BURADA SADECE BİRİNİZ VARDINIZ.”
SAYFA 4
“Birimiz mi?”
Arda fotoğrafa yeniden baktı.
“Dört kişilik fotoğraf ama notta sadece bir kişinin burada olduğu yazıyor.”
“Belki fotoğraf eski.”
“Hayır.”
Eylül fotoğrafın köşesini gösterdi.
“Bu fotoğrafın çekildiği saat yazıyor.”
Saate baktım.
06.12.
“18 Ekim sabahı.”
Eylül başını salladı.
“Evet.”
Bir anda odanın içindeki hava ağırlaştı.
“Peki fotoğrafı kim çekti?”
Kimse cevap vermedi.
Çünkü fotoğraftaki dört kişinin hiçbiri kamerayı tutmuyordu.
Arda odanın diğer tarafına geçti.
“Burada başka bir şey olmalı.”
Dolapları kontrol etmeye başladı.
Ben ise duvardaki çerçevelere bakıyordum.
Bir çerçevede çocukluk fotoğrafım vardı.
Yanında Deniz.
Bir başka çerçevede Emir.
Sonra Eylül.
Ama en son çerçeve boştu.
Çerçevenin altında küçük bir yazı vardı.
“BU FOTOĞRAFTA OLMASI GEREKEN KİŞİYİ HATIRLA.”
Elimi çerçevenin üzerine koydum.
Bir anda başım döndü.
Gözlerimi kapattım.
Bir ses duydum.
“Onu buraya getirme.”
Başka bir ses cevap verdi.
“Artık çok geç.”
İlk ses yeniden konuştu.
“Eğer Mert onu görürse her şeyi hatırlayacak.”
Gözlerimi açtım.
“Birisi burada benim hakkımda konuşmuş.”
Arda yanıma geldi.
“Kim?”
“Bilmiyorum.”
Eylül çerçeveye baktı.
Sonra yüzü değişti.
“Bu çerçeve daha önce doluydu.”
SAYFA 5
“Kim vardı?”
Eylül cevap vermedi.
“Eylül.”
“Bilmiyorum.”
“Yine aynı şeyi söylüyorsun.”
“Çünkü söylemek istemediğimden değil.”
“Öyleyse neden?”
Eylül çerçeveye baktı.
“Çünkü onu hatırlarsan, bazı şeylerin neden senden saklandığını anlayacaksın.”
“Biri benden neden saklandı?”
“Çünkü seni korumak istedi.”
“Emir gibi.”
Eylül başını salladı.
“Emir gibi.”
O sırada Arda seslendi.
“Buraya bakın.”
Mutfaktan çıkmıştı.
Elinde eski bir defter vardı.
Defterin kapağında benim ismim yazıyordu.
MERT.
Defteri açtım.
İlk sayfada yalnızca bir tarih vardı.
17 EKİM.
İkinci sayfada tek bir cümle.
“Bugün onu ilk kez gördüm.”
Üçüncü sayfayı çevirdim.
“Bana Mert dedi.”
Dördüncü sayfa.
“Beni kendisi sanıyor.”
Kalbim hızlandı.
Beşinci sayfa.
“Bazen gözlerine bakınca kim olduğunu anlayamıyorum.”
Altıncı sayfa.
“Deniz onun farkında.”
Sonraki sayfada isim vardı.
Emir.
“Emir her şeyi öğrendi.”
Bir sonraki sayfada K harfi.
“K bizi izliyor.”
Defterin son sayfasını çevirdim.
Orada yalnızca şu yazıyordu:
“Eğer Mert bu defteri bulduysa, demek ki ben artık yanında değilim.”
Sayfanın altında isim vardı.
Deniz.
SAYFA 6
Defteri elimden bırakamadım.
“Bu Deniz'in yazısı.”
Eylül sessizce başını salladı.
“Evet.”
“Demek Deniz buradaydı.”
“Evet.”
“Ne zamana kadar?”
“18 Ekim sabahına kadar.”
Defterin son sayfasına tekrar baktım.
“Ben artık yanında değilim.”
Bu cümle içimde bir yere oturdu.
“Deniz bana veda etmiş.”
Arda başını salladı.
“Belki.”
“Hayır.”
Defteri kapattım.
“Bu bir veda değil.”
Eylül bana baktı.
“Nereden biliyorsun?”
“Çünkü Deniz beni tanıyordu.”
“Bu ne demek?”
“Bana bir şey bırakmış.”
Defterin kapağını yeniden açtım.
Kapağın iç kısmında küçük bir çizik fark ettim.
Bir ok işareti.
Oku takip ettiğimde defterin kapağının altında küçük bir bölüm olduğunu gördüm.
İçinden bir anahtar çıktı.
Anahtarın üzerinde 17 yazıyordu.
Eylül nefesini tuttu.
“Bu anahtar...”
“17 numaralı kapının.”
Arda başını salladı.
“Demek iki kapı birbirine bağlı.”
“17 ve 8.”
Bir anda aklıma başka bir görüntü geldi.
Ben 17 numaralı kapının önündeydim.
Deniz yanımdaydı.
Emir arkamdaydı.
Sonra Deniz bana anahtarı uzatıyordu.
“Bunu sakla.”
“Niye?”
“Çünkü bir gün geri döneceksin.”
Görüntü kayboldu.
Anahtarı avucumda sıktım.
“Deniz bunun olacağını biliyordu.”
SAYFA 7
Arda defteri masaya koydu.
“Bir şey daha var.”
“Ne?”
Defterin ortasındaki sayfaları gösterdi.
“Burada bazı sayfalar yırtılmış.”
Gerçekten de ortada büyük bir boşluk vardı.
“Kim yırttı?”
“Bilmiyorum.”
Eylül sayfalara baktı.
“Deniz yırtmış olabilir.”
“Niye?”
“Birinin okumasını istemediği için.”
“Benim bile mi?”
Eylül cevap vermedi.
O anda telefonum yeniden titredi.
Yeni mesaj.
“DEFTERDEKİ EKSİK SAYFALARI ARAMA.”
Hemen ardından ikinci mesaj geldi.
“ÇÜNKÜ ONLARI SEN YOK ETTİN.”
Telefonu Arda'ya gösterdim.
“Bunu kim gönderiyor?”
Arda ekranı inceledi.
“Bilmiyorum.”
“Bana sürekli geçmişimi anlatıyor.”
“Belki de seni yönlendiriyor.”
“Beni nereye?”
“Bilmiyorum.”
Eylül telefonuma baktı.
“Mesajların geldiği numara var mı?”
Numarayı açtım.
Ekranda numara görünmüyordu.
Yalnızca “Bilinmeyen” yazıyordu.
Sonra bir mesaj daha geldi.
“EKSİK SAYFALARI BULMAK İSTİYORSAN, YATAK ODASINA GİT.”
Üçümüz aynı anda koridora baktık.
Yatak odasının kapısı açıktı.
İçeri girdik.
Oda tamamen boştu.
Yatağın üzerinde yalnızca bir zarf vardı.
Zarfın üzerinde ismim yazıyordu.
MERT.
Zarfı açtım.
İçinden yırtılmış bir sayfa çıktı.
Üzerinde tek bir cümle vardı.
“EMİR'İ SAKLADIĞINDA YALNIZ DEĞİLDİN.”
SAYFA 8
“Yanımda kim vardı?”
Kimse cevap vermedi.
Sayfayı çevirdim.
Arkasında başka bir cümle vardı.
“BUNU HATIRLARSAN, ONU DA HATIRLAYACAKSIN.”
“Onu.”
Bu kelime artık zihnimi yoruyordu.
Herkes bir kişiden bahsediyordu.
Ama kimse adını söylemiyordu.
“Kim bu kişi?”
Eylül gözlerimin içine baktı.
“Bilmiyorum.”
“Yalan.”
“Hayır.”
“Biliyorsun.”
Eylül başını eğdi.
“Bir zamanlar biliyordum.”
“Şimdi?”
“Şimdi hatırlayamıyorum.”
Bu cümle beni durdurdu.
“Sen de mi unutuyorsun?”
Eylül cevap vermedi.
Arda araya girdi.
“Burada birbirimize soru sormayı bırakmalıyız.”
“Niye?”
“Çünkü biri bizi izliyor.”
O anda yatak odasının kapısı kendi kendine kapandı.
Eylül irkildi.
Arda hemen kapıya yöneldi.
Kapıyı açtığında koridor boştu.
Ama yerde başka bir fotoğraf vardı.
Fotoğrafı aldım.
Bu kez yalnızca iki kişi görünüyordu.
Ben ve Deniz.
Arka planda bir kapı.
Kapının üzerinde 8.
Fotoğrafın arkasında:
“DENİZ SANA GERÇEĞİ SÖYLEMEK İÇİN GELDİ.”
Altında başka bir cümle vardı.
“AMA ONU DİNLEMEDİN.”
Bir anda görüntü geldi.
Deniz bana bir şey söylüyordu.
Ben ona bağırıyordum.
Sonra Emir araya giriyordu.
Ve ben...
Sustum.
SAYFA 9
Görüntü devam etti.
Deniz karşımda duruyordu.
“Bana güvenmiyorsan, ona güven.”
“Emir'e mi?”
“Evet.”
“Onu neden tanıyorsun?”
Deniz cevap vermiyordu.
Ben daha da sinirleniyordum.
“Benden ne saklıyorsunuz?”
Emir araya girdi.
“Çünkü bunu öğrenirsen kendini suçlayacaksın.”
“Ne yaptım?”
Deniz bana baktı.
“Henüz hiçbir şey.”
“Henüz?”
O kelime beni daha da korkutmuştu.
Emir yanıma yaklaşmıştı.
“Mert, beni dinle.”
“Hayır.”
“Bana güven.”
“Güvenemem.”
Emir'in yüzündeki ifade değişmişti.
“Bir gün bana güvenmek zorunda kalacaksın.”
Görüntü bir anda kesildi.
Gözlerimi açtığımda Eylül önümdeydi.
“Mert.”
“Hatırladım.”
“Ne?”
“Deniz bana gerçeği söylemeye çalışıyordu.”
Arda yaklaştı.
“Ne gerçeği?”
“Benim hakkımda.”
“Başka?”
“Emir onu destekliyordu.”
Eylül sessizce başını salladı.
“Evet.”
“Peki ben neden onlara inanmadım?”
“Çünkü başka birinin söylediklerine inanmıştın.”
“Kim?”
Eylül cevap vermeden önce uzun süre sustu.
Sonunda fısıldadı.
“K.”
İçimdeki bütün parçalar bir anda birleşti.
“K beni kandırdı.”
Arda başını salladı.
“Evet.”
“Bana ne söyledi?”
“Deniz'in sana ihanet ettiğini.”
“Ve ben inandım.”
“Evet.”
O anda fotoğraf elimden düştü.
“Deniz bana ihanet etmedi.”
Eylül gözlerini kapattı.
“Hayır.”
“Ben ona ihanet ettim.”
SAYFA 10
Bu cümleyi söyledikten sonra odada uzun bir sessizlik oldu.
“Ne yaptım?”
Arda bana baktı.
“Bunu henüz bilmiyoruz.”
“Ben biliyorum.”
Eylül şaşkınlıkla bana baktı.
“Ne hatırladın?”
“Deniz'e inanmadım.”
“Bu ihanet değil.”
“Onu yalnız bıraktım.”
“Nasıl?”
“17 numaralı kapıya gittim.”
Eylül başını salladı.
“Evet.”
“Sonra Emir'i yanıma aldım.”
“Evet.”
“Ve K'nın söylediklerini dinledim.”
Arda sustu.
“Sonra ne oldu?”
Gözlerimi kapattım.
Karanlık.
Bir koridor.
Emir.
Deniz.
Ve ben.
Sonra bir kapı kapanıyordu.
Ben dışarı çıkıyordum.
Ama Emir içeride kalıyordu.
“Emir'i içeride bıraktım.”
Eylül hemen konuştu.
“Hayır.”
“Gördüm.”
“Sen onu içeride bırakmadın.”
“Ne?”
“Onu oradan çıkardın.”
Arda Eylül'e baktı.
“Bunu söylememeliydin.”
“Artık saklayamayız.”
Ben ikisine baktım.
“Emir'i ben çıkardım.”
Eylül başını salladı.
“Evet.”
“Peki sonra?”
“Onu başka bir yere götürdün.”
“Nereye?”
Eylül sustu.
Arda cevap verdi.
“Eski evine.”
“Yani burada.”
“Evet.”
“Onu sakladım.”
“Evet.”
“Kimden?”
Arda gözlerini üzerime dikti.
“K'dan.”
İçimdeki düğüm biraz çözüldü.
Ama hemen ardından yeni bir soru geldi.
“Peki neden herkes Emir'in kaybolduğunu sandı?”
Eylül cevap verdi.
“Çünkü sen de ortadan kayboldun.”
SAYFA 11
“Ben de mi kayboldum?”
“Evet.”
“Ne kadar?”
“Bir gece.”
“Bir gecede ne oldu?”
Eylül gözlerini kaçırdı.
“Bilmiyorum.”
“Sen orada mıydın?”
“Evet.”
“Arda?”
“Ben ertesi sabah geldim.”
“Deniz?”
Eylül sustu.
“Deniz neredeydi?”
“Bilmiyorum.”
“Emir?”
“Seninleydi.”
“Sonra?”
“Sonra seni bulamadık.”
“Beni kim buldu?”
Arda cevap verdi.
“Ben.”
“Emir'i?”
Arda sustu.
“Emir'i bulamadım.”
“Çünkü onu sakladım.”
“Evet.”
“Ve o sonra gitti.”
Eylül başını salladı.
“Hayır.”
“Ne?”
“Emir gitmedi.”
İkisine de baktım.
“Öyleyse nerede?”
Eylül'ün gözleri doldu.
“Bunu bilmiyoruz.”
Telefonum yeniden titredi.
Yeni mesaj.
“BİLİYORSUN.”
Ardından ikinci mesaj geldi.
“SADECE HATIRLAMAKTAN KORKUYORSUN.”
Üçüncü mesaj geldi.
“EMİR'İ SON GÖRDÜĞÜN YERE BAK.”
Arda telefonu aldı.
“Son gördüğün yer neresi?”
Gözlerimi kapattım.
Bir oda.
Bir pencere.
Bir masa.
Ve kapının yanında küçük bir saat.
06.12.
“Burası.”
Eylül bana baktı.
“Ne?”
“Emir'i son gördüğüm yer burası değil.”
“Öyleyse neresi?”
“Çocukluk evim.”
Arda başını kaldırdı.
“Oraya hiç gitmedik.”
“Ben gittim.”
SAYFA 12
Çocukluk evimin görüntüsü zihnimde giderek netleşiyordu.
Bahçede eski bir ağaç.
Tahta bir kapı.
Pencerenin önünde küçük bir sandalye.
Ve o sandalyede oturan bir çocuk.
Emir.
Ama Emir orada tek başına değildi.
Yanında başka biri vardı.
Çocukluğum.
İki çocuk yan yana oturuyordu.
Emir elindeki küçük kutuyu bana uzatıyordu.
“Bunu sakla.”
“Ne bu?”
“Büyüyünce açarsın.”
“Ne zaman?”
“Her şeyi unuttuğunda.”
Görüntü kayboldu.
Gözlerimi açtım.
“Bir kutu vardı.”
Eylül hemen sordu.
“Nerede?”
“Çocukluk evimde.”
Arda başını salladı.
“Oraya gitmemiz gerekiyor.”
“Evet.”
Tam çıkacakken masanın üzerinde başka bir şey gördüm.
Küçük bir kâğıt.
Üzerinde tarih vardı.
18 Ekim.
Altında:
“EMİR'İ BULMAK İSTİYORSAN, ÖNCE ÇOCUKLUĞUNU BUL.”
Kâğıdı aldım.
Sonra arkasını çevirdim.
Bir adres vardı.
Çocukluk evimin adresi.
Ama adresin altında bir isim daha yazıyordu.
Deniz.
“Deniz bunu bırakmış.”
Eylül kâğıda baktı.
“Demek o da oraya gitmiş.”
Arda başını salladı.
“Ve muhtemelen cevabı orada buldu.”
Kapıya yöneldim.
Tam çıkarken telefonuma son bir mesaj geldi.
Bu kez mesaj çok kısaydı.
“GEÇ KALMA.”
SAYFA 13
Arabaya bindiğimizde artık kimse konuşmadı.
Çocukluk evime giderken zihnimde sürekli aynı görüntü dönüyordu.
Emir.
Çocukluğum.
Deniz.
Ve kutu.
Yolun yarısında Eylül konuştu.
“Mert.”
“Ne?”
“Bir şey hatırlarsan hemen söyle.”
“Tamam.”
“Tek başına karar verme.”
“Tamam.”
Arda aynadan bize baktı.
“Oraya vardığımızda dikkatli olacağız.”
“Kimden?”
“K'dan.”
“Ya K orada değilse?”
“Daha kötü.”
“Neden?”
“Çünkü o zaman bizi oraya gönderen başka biri var demektir.”
Bu cümleden sonra yeniden sustuk.
Bir süre sonra eski evin sokağına girdik.
Evin önünde durduğumuzda kalbim hızlandı.
Kapı eskisi gibiydi.
Bahçe küçülmüş gibi görünüyordu.
Ama ağaç hâlâ oradaydı.
Arabadan indim.
Kapıya doğru yürüdüm.
Bir anda geçmiş yeniden canlandı.
Çocukluğum ağacın altında oturuyordu.
Yanında Emir vardı.
Deniz uzaktan onları izliyordu.
Sonra bir adam bahçeye giriyordu.
Yüzü görünmüyordu.
Çocukluğum Emir'in elini tutuyordu.
Emir fısıldıyordu.
“Kimseye söyleme.”
“Ne?”
“Bizi bulduğunu.”
Görüntü kesildi.
Başımı kaldırdım.
“Birisi bizi burada bulmuş.”
Arda yaklaştı.
“Kim?”
“Bilmiyorum.”
Sonra kapının yanında küçük bir taş gördüm.
Taşın altında bir kâğıt vardı.
Kâğıdı çıkardım.
Üzerinde tek bir cümle yazıyordu.
“ONU İLK KEZ BURADA GÖRDÜN.”
SAYFA 14
Kâğıdın altındaki cümleyi okurken içimde garip bir his oluştu.
“Onu.”
Yine aynı kelime.
Ama bu kez bir şey değişmişti.
Kimin hakkında konuşulduğunu artık biliyordum.
Emir değildi.
Deniz değildi.
K değildi.
Benim çocukluğumda karşılaştığım başka biriydi.
“Eylül.”
“Efendim?”
“Ben onu tanıyorum.”
Eylül sustu.
“Kim olduğunu biliyorum.”
Arda hemen sordu.
“Kim?”
Cevap vermek için ağzımı açtım.
Ama kelime çıkmadı.
Çünkü hatırlamak üzere olduğum şey bir isim değildi.
Bir yüzdü.
Çocukluğumda gördüğüm bir yüz.
Sonra yıllar boyunca unutmuş olduğum bir yüz.
Ve o yüzü gördüğüm anda bütün hikâyenin neden bu kadar karmaşık olduğunu anlamaya başladım.
“Bu kişi...”
Bir anda telefonum çaldı.
Ekranda bilinmeyen numara vardı.
Açtım.
Kimse konuşmadı.
Sonra çok tanıdık bir ses duyuldu.
“Sonunda hatırladın.”
Donup kaldım.
Bu ses...
Deniz'di.
“Deniz?”
Karşı tarafta sessizlik oldu.
Sonra Deniz konuştu.
“Emir'i arama.”
“Sen neredesin?”
“Bunu sana söyleyemem.”
“Beni neden buraya gönderdin?”
“Çünkü artık gerçeği taşıyabilecek durumdasın.”
“Emir nerede?”
Deniz'in sesi titredi.
“Emir seni bekliyor.”
“Beni nerede bekliyor?”
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra Deniz tek bir adres söyledi.
Ve telefonu kapattı.
Adres, 17 numaralı kapının bulunduğu binaydı.
SAYFA 15
Telefon elimde kaldı.
Kimse konuşmuyordu.
“Deniz.”
Arda hemen sordu.
“Ne dedi?”
“Emir beni bekliyormuş.”
Eylül'ün yüzü değişti.
“Nerede?”
“17 numaralı kapıda.”
Arda başını kaldırdı.
“Bu mümkün değil.”
“Neden?”
“Çünkü 17 numaralı kapı boş.”
“Artık değil.”
Eylül bana baktı.
“Deniz seni oraya göndermek istemiş.”
“Evet.”
“Peki neden?”
“Çünkü Emir oradaymış.”
Arda birkaç saniye düşündü.
“Bu bir tuzak olabilir.”
“Olabilir.”
“Gitmemeliyiz.”
“Gitmeliyiz.”
Eylül araya girdi.
“Ben Mert'le geleceğim.”
Arda başını salladı.
“Ben de.”
Arabaya doğru yürüdük.
Tam kapıyı açacağım sırada telefonum yeniden titredi.
Yeni mesaj.
Bu kez mesaj Deniz'den değildi.
“17 NUMARALI KAPIYI AÇTIĞINDA, KİMİN KAYBOLDUĞUNU ÖĞRENECEKSİN.”
Altında başka bir cümle vardı.
“EMİR'İN DEĞİL.”
Bir mesaj daha geldi.
“DENİZ'İN DE DEĞİL.”
Son mesaj birkaç saniye sonra geldi.
“BU KEZ KAYBOLAN SEN OLACAKSIN.”
Telefonu kapattım.
İçimde korku vardı.
Ama bu kez korkunun yanında başka bir şey de vardı.
Kararlılık.
Çünkü artık kaçtığım şeyin dışarıda olmadığını biliyordum.
Yıllardır kaçtığım şey kendi geçmişimdi.
Ve 17 numaralı kapı, o geçmişin son kilidi gibi önümde duruyordu.
Arabaya bindim.
Eylül yanıma oturdu.
Arda motoru çalıştırdı.
Şehir ışıkları geride kalırken gözlerimi kapattım.
Ve ilk kez, zihnimin derinliklerinden gelen o sesi susturmadım.
“Bu kez kapıyı sen açacaksın, Mert.”
Ses bendim.
Ama bu kez başka biri gibi gelmiyordu.
Çünkü artık biliyordum.
Bazen insanın en büyük sırrı, başkasının sakladığı şey değil...
Kendisinden sakladığı gerçektir.
Ve ben o gerçeğin kapısına yeniden gidiyordum.
17 numaralı kapıya.
Bölüm etkileşimi
