8. bölüm / 24
MASKELER lBÖLÜM V - KAYIP OLAN
Bölümler 24Şu an: BÖLÜM V - KAYIP OLAN
- 1 bilgilendirme yazısı17 kelime
- 2 BÖLÜM l - İLK MASKE2.628 kelime
- 3 BÖLÜM ll - GEÇMİŞİN İZLERİ2.281 kelime
- 4 BÖLÜM lll - HATIRLAMAM GEREKENLER2.238 kelime
- 5 BÖLÜM lV - İLK KAYIP2.507 kelime
- 6 BÖLÜM V - KAYIP OLAN2.602 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 BÖLÜM Vl - SAKLADIĞIM KİŞİ2.461 kelime
- 8 BÖLÜM VVl - SEKİZ NUMARALI KAPI2.456 kelime
- 9 BÖLÜM Vlll - KAPININ ARDINDA2.334 kelime
- 10 BÖLÜM lX - BAŞLADIĞIMIZ YER2.283 kelime
- 11 BÖLÜM X - İLK KAYIT2.385 kelime
- 12 BÖLÜM Xl -2.285 kelime
- 13 BÖLÜM Xll - ESKİ HASTANE2.353 kelime
- 14 BÖLÜM Xlll - HATIRLADIĞIM GECE2.189 kelime
- 15 BÖLÜM XlV - SAKLI ZARF2.365 kelime
- 16 BÖLÜM XV - GÜVENMEK2.343 kelime
- 17 BÖLÜM XVl - ONU BEN GÖNDERDİM2.423 kelime
- 18 BÖLÜM XVll - BABAMIN SON CÜMLESİ2.331 kelime
- 19 BÖLÜM XVlll - GÖNDERİLMEYEN MESAJ2.067 kelime
- 20 BÖLÜM XIX - GÖLGE1.988 kelime
- 21 BÖLÜM XX - PERON 31.988 kelime
- 22 BÖLÜM XXl - UNUTULAN GECENİN TANIĞI1.652 kelime
- 23 BÖLÜM XXll - KIRILAN MASKE1.637 kelime
- 24 BÖLÜM XXlll - İKİNCİ MASKENİN GÖLGESİ1.142 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
SAYFA 1
“Deniz’e ne oldu?”
Soruyu tekrar ettim.
Eylül gözlerimin içine baktı ama cevap vermedi.
O sessizlik, duyabileceğim en kötü cevaptı.
Çünkü insan bazen gerçeği bilmediğinde değil, karşısındaki kişinin gerçeği söylemekten korktuğunu anladığında daha çok korkuyordu.
“Eylül.”
Sesim bu kez daha alçaktı.
“Deniz’e ne oldu?”
Eylül başını eğdi.
“Bilmiyorum.”
“Az önce bildiğini söyledin.”
“Hayır. Ne olduğunu bildiğimi söyledim. Sonunu değil.”
“Bu nasıl mümkün?”
Eylül gözlerini kapattı.
“Çünkü o gece hepimiz oradaydık.”
O cümleyle birlikte odanın havası değişti.
Hepimiz.
Bu kelime zihnimde yankılandı.
Mert.
Eylül.
K.
Deniz.
Dört kişi.
Fotoğraftaki dört kişi.
Birden fotoğrafı tekrar elime aldım.
“Sen, K ve Deniz... bir de ben.”
Eylül başını salladı.
“Evet.”
“Peki neden fotoğrafın arkasında ‘ilk kayıp Deniz değil’ yazıyor?”
Eylül cevap vermedi.
Fotoğrafı masaya bıraktım.
“Kim kayboldu?”
Bu kez Eylül doğrudan bana baktı.
“Sen.”
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
“Ben zaten buradayım.”
“Şimdi buradasın.”
“Ne demek istiyorsun?”
Eylül dudaklarını araladı.
“On yedi Ekim gecesinden sonra bir süre ortadan kaybolan kişi sendin.”
İçimdeki bütün sesler sustu.
Çünkü ilk kez kaybolan kişinin Deniz olmadığını anlamaya başlamıştım.
Kayıp olan bendim.
SAYFA 2
“Ben nerede kayboldum?”
Eylül cevap vermeden önce uzun süre düşündü.
“Bunu burada konuşmamalıyız.”
“Burası zaten her şeyin başladığı yer.”
“Hayır.”
Sesi sertleşti.
“Burası her şeyin hatırlanmaya başladığı yer.”
Bu cümle beni susturdu.
Koridorun sonunda duran kapıya baktım.
Sonra tekrar Eylül’e döndüm.
“Beni buraya sen getirdin mi?”
“Hayır.”
“Deniz’i?”
Eylül gözlerini kaçırdı.
“Hayır.”
“K kim?”
Yine sustu.
“Eylül, artık bana yarım cevaplar verme.”
“Çünkü tam cevabı verirsem bana inanmayacaksın.”
“Denemeden bilemezsin.”
Eylül birkaç saniye boyunca bana baktı.
Sonra yavaşça konuştu.
“K, o gece bizimle değildi.”
Kaşlarımı çattım.
“Fotoğrafta var.”
“Evet.”
“O zaman nasıl bizimle değildi?”
“Fotoğraf çekildiğinde K orada değildi.”
Fotoğrafa tekrar baktım.
K’nın siluetini gördüm.
“Bu mümkün değil.”
“Sen de ilk gördüğünde böyle söyledin.”
“Ne zaman?”
“Fotoğrafı ilk bulduğumuzda.”
“Kim buldu?”
Eylül sustu.
“Ben mi?”
“Hayır.”
“Deniz mi?”
Eylül başını iki yana salladı.
“Peki kim?”
Eylül’ün yüzündeki korkuyu görünce cevabı tahmin etmekten korktum.
“Arda.”
Adı odada yankılandı.
Eylül yavaşça başını salladı.
“Evet.”
İçimde yeni bir soru oluştu.
“Arda o gece neredeydi?”
Eylül cevap vermedi.
Ama artık bunun cevabını öğrenmeden buradan çıkmayacağımı biliyordum.
SAYFA 3
“Arda o gece neredeydi?”
Eylül kapıya baktı.
Sonra bana.
“Burada değildi.”
“Bunu nereden biliyorsun?”
“Çünkü onu ben gönderdim.”
Bir an sustum.
“Ne?”
“Arda’yı ben gönderdim.”
“Deniz’i bulması için mi?”
“Hayır.”
“Beni bulması için mi?”
Eylül cevap vermedi.
Cevabı yüzünden anlamıştım.
“Beni bulması için.”
“Evet.”
“Ben nerede kayboldum?”
Eylül’ün gözleri doldu.
“Hatırlamıyorsun.”
“Hatırlamak istiyorum.”
“Hatırladığın anda her şey değişecek.”
“Zaten hiçbir şey eskisi gibi değil.”
Bir süre birbirimize baktık.
Sonunda Eylül konuştu.
“On yedi Ekim gecesi saat 23.40’ta buradaydın.”
“Deniz’le?”
“Evet.”
“Sonra?”
“Sonra sen dışarı çıktın.”
“Deniz?”
“İçeride kaldı.”
“Ben neden çıktım?”
Eylül başını eğdi.
“Bilmiyorum.”
“Bilmiyorsun mu?”
“Bilmiyorum.”
“Peki beni kim buldu?”
“Arda.”
“Ne zaman?”
“Ertesi sabah.”
“Ben neredeydim?”
Eylül’ün sesi titredi.
“Bir hastanenin önünde.”
İçimde soğuk bir his yayıldı.
“Hastaneye neden gitmişim?”
Eylül cevap vermedi.
“Yaralı mıydım?”
“Hayır.”
“Peki neden oradaydım?”
Eylül gözlerini kapattı.
“Çünkü üç saat boyunca aynı cümleyi tekrar ediyordun.”
“Ne cümlesi?”
Eylül bana baktı.
“Deniz’i kaybettim.”
SAYFA 4
Cümle kafamın içinde dönüp durdu.
Deniz’i kaybettim.
Deniz’i kaybettim.
Deniz’i kaybettim.
Bir an için odanın duvarları uzaklaştı.
Hastane.
Soğuk bir sabah.
Beyaz ışıklar.
Bir sandalye.
Ben oturuyordum.
Karşımda Arda vardı.
“Deniz nerede?”
Arda bana bakıyordu.
“Bilmiyorum.”
“Yalan söyleme.”
“Ben de onu arıyorum.”
“Deniz’i kaybettim.”
Görüntü kayboldu.
Gözlerimi açtığımda Eylül önümdeydi.
“Hatırladın.”
Başımı tuttum.
“Bir kısmını.”
“Ne gördün?”
“Arda.”
“Ne söylüyordu?”
“Deniz’i arıyordu.”
Eylül bir an sustu.
“Demek o da hatırlıyor.”
“Ne demek bu?”
“Arda sana hiçbir zaman her şeyi anlatmadı.”
“Bunu artık anladım.”
Bir an sessizlik oldu.
Sonra cebimdeki anahtarı çıkardım.
17 numaralı anahtarı.
“Bunu neden bana bıraktılar?”
Eylül anahtara baktı.
“Çünkü kapıyı açman gerekiyordu.”
“Kim istedi bunu?”
Eylül cevap vermedi.
“Arda mı?”
“Hayır.”
“K mı?”
Eylül’ün yüzü değişti.
İşte o an anladım.
K’nın adı geçtiğinde Eylül’ün korkusu değişiyordu.
Bu yalnızca korku değildi.
Tanıma vardı.
“Eylül.”
“Ne?”
“K’yı tanıyorsun.”
Gözlerini kaçırdı.
“Evet.”
“Kim olduğunu biliyorsun.”
“Evet.”
“Bana söyle.”
Eylül başını kaldırdı.
“Henüz değil.”
SAYFA 5
“Henüz değil.”
Bu iki kelime artık beni çıldırtacak kadar tanıdık geliyordu.
Herkes bir şey biliyordu.
Ben ise kendi hayatımın içinde misafir gibiydim.
“Benden ne saklıyorsunuz?”
Eylül cevap vermedi.
“Deniz nerede?”
“Bilmiyorum.”
“K nerede?”
“Bilmiyorum.”
“Arda ne biliyor?”
“Çok şey.”
“Sen?”
Eylül gözlerime baktı.
“Ben de çok şey biliyorum.”
“Peki neden söylemiyorsun?”
“Çünkü bazı şeyleri sana anlatırsam, hatırlamazsın.”
“Ne demek bu?”
“Senin hafızan sadece unutmadı, Mert.”
Sustu.
“Bazı şeyleri değiştirdi.”
Bu cümleyle birlikte içimde bir şey koptu.
“Ben delirmedim.”
“Bunu söylemedim.”
“Öyle düşünüyorsun.”
“Hayır.”
“Öyleyse ne oldu bana?”
Eylül yanıma geldi.
“Sen kendini korumaya çalıştın.”
“Kimden?”
“Gerçekten.”
Cevabı beklemediğim kadar ağırdı.
“İnsan bazen yaşadığı şeyi unutmak için zihninin bazı kapılarını kapatır.”
“Ben hangi kapıyı kapattım?”
Eylül 17 numaralı kapıya baktı.
“Bu kapıyı.”
Anahtarı sıkıca tuttum.
“İçeride ne var?”
Eylül cevap vermedi.
Kapıya doğru yürüdüm.
“Bunu öğrenmeden gitmeyeceğim.”
Eylül arkamdan geldi.
“Mert.”
Durdum.
“İçeri girdiğinde önce bir şey göreceksin.”
“Neyi?”
“Bir masa.”
“Sonra?”
“Masaya dokunma.”
Nedenini sormak üzereydim.
Ama Eylül’ün yüzündeki ifadeyi görünce sustum.
Çünkü o, gerçekten korkuyordu.
SAYFA 6
Kapının önünde durdum.
Anahtarı kaldırdım.
Kilide yerleştirdim.
Eylül arkamdaydı.
“Hazır mısın?”
“Hayır.”
“Yine de açacak mısın?”
“Evet.”
Anahtarı çevirdim.
Kapı açıldı.
İçeri girdiğimde ilk gördüğüm şey gerçekten bir masa oldu.
Eski, ahşap bir masa.
Üzerinde hiçbir şey yoktu.
Ama odanın ortasında duruyordu.
Sanki özellikle oraya bırakılmıştı.
Eylül kapının yanında kaldı.
“Masaya dokunma.”
Masaya yaklaştım.
“Burası ne?”
“Bilmiyorum.”
“Yalan.”
“Gerçekten bilmiyorum.”
Masayı incelemeye başladım.
Üzerinde çizikler vardı.
Dört tane derin çizik.
Parmaklarımı yaklaştırdım.
Eylül hemen uyardı.
“Dokunma.”
Elimi geri çektim.
Çiziklerin altında küçük bir tarih vardı.
17.10.
Yanında da saat:
23.40.
Nefesimi tuttum.
“Burada oturmuşuz.”
Eylül başını salladı.
“Evet.”
“Deniz de?”
“Evet.”
“K?”
“Hayır.”
“Arda?”
“Hayır.”
“Yani yalnızca üçümüz.”
“Evet.”
Bir an durdum.
“Peki fotoğrafta neden dört kişi var?”
Eylül cevap vermedi.
Masaya tekrar baktım.
Bu kez altında küçük bir çekmece fark ettim.
Çekmece kilitli değildi.
Elimi uzattım.
Eylül:
“Mert, yapma.”
Ama artık çok geçti.
Çekmeceyi açtım.
İçeride tek bir zarf vardı.
Üzerinde ismim yazıyordu.
MERT.
SAYFA 7
Zarfı elime aldım.
Eylül yanıma geldi.
“Bunu daha önce görmedim.”
“Emin misin?”
“Evet.”
Zarfın üzerinde başka hiçbir şey yoktu.
Açtım.
İçinden bir kâğıt çıktı.
Tek bir cümle vardı.
“Eğer bunu okuyorsan, Deniz hâlâ yaşıyor.”
Nefesim kesildi.
Kâğıdı tekrar okudum.
“Deniz hâlâ yaşıyor.”
Eylül de okudu.
Yüzü bembeyaz oldu.
“Bu mümkün değil.”
“Sen ölmüş olduğunu mu düşünüyordun?”
“Hayır.”
“Öyleyse neden şaşırdın?”
Eylül kâğıdı elimden aldı.
“Çünkü bunu yazan kişi Deniz’in yaşadığını biliyor.”
“Evet.”
“Ve bu kişi senin buraya geleceğini de biliyordu.”
“Demek ki bizi izliyor.”
Eylül kâğıdı çevirdi.
Arkasında başka bir cümle vardı.
“AMA ONU BULMAYA ÇALIŞMA.”
Bir an birbirimize baktık.
“Bu bir tehdit mi?”
Eylül başını salladı.
“Bilmiyorum.”
“Deniz yaşıyorsa neden onu bulmamamı istiyor?”
“Çünkü belki de Deniz seni bulmak istemiyor.”
Bu ihtimal içimde beklemediğim bir acı bıraktı.
Deniz yaşıyordu.
Ama belki de benden kaçıyordu.
Neden?
Onu ne yapmıştım?
Hatırlamaya çalıştım.
Gözlerimi kapattım.
Deniz’in yüzü geldi.
“Bana güven.”
Sonra benim sesim:
“Güveniyorum.”
Ardından karanlık.
Gözlerimi açtım.
Eylül bana bakıyordu.
“Ne gördün?”
“Deniz bana güvenmemi söyledi.”
Eylül sustu.
“Sonra ne oldu?”
“Hatırlamıyorum.”
Bu kez Eylül’ün yüzündeki ifade değişti.
“Demek o cümleyi de hatırladın.”
SAYFA 8
“Sen o cümleyi biliyordun.”
Eylül cevap vermedi.
“Eylül.”
“Evet.”
“Deniz sana da söyledi mi?”
“Hayır.”
“Peki nereden biliyorsun?”
Eylül gözlerini kapattı.
“Çünkü o cümleyi sana ben söylemiştim.”
Donup kaldım.
“Ne?”
“Deniz’e gitmeden önce.”
“Sen bana ‘Bana güven’ mi dedin?”
“Hayır.”
“Ne dedin?”
Eylül birkaç saniye sustu.
“Deniz’e güven.”
Cümle içimde yankılandı.
“Sen Deniz’e güvenmemi istedin.”
“Evet.”
“Peki sonra neden benden onu uzaklaştırdın?”
Eylül cevap vermedi.
“Çünkü bir şey biliyordun.”
“Evet.”
“Ne?”
Eylül’ün gözleri doldu.
“Deniz’in senden korktuğunu biliyordum.”
Bu cümleyle birlikte geçmiş yeniden zihnime saldırdı.
Deniz geri geri gidiyordu.
Ben ona yaklaşmıştım.
“Benden neden korkuyorsun?”
“Çünkü sen kendin değilsin.”
“Ne demek bu?”
“Bilmiyorsun.”
“Bana anlat.”
Deniz başını sallıyordu.
“Hatırlarsan beni de hatırlayacaksın.”
Sonra görüntü kayboldu.
Gözlerimi açtığımda Eylül’e baktım.
“Deniz benden korkuyordu.”
“Evet.”
“Neden?”
“Çünkü o gece senden başka biri ortaya çıktı.”
İçimdeki kan çekildi.
“Başka biri derken?”
Eylül dudaklarını araladı.
“Senin içinde.”
Odanın sessizliği ağırlaştı.
Bölüm 3’te duyduğum cümle aklıma geldi.
“Senin içinde başka bir Mert vardı.”
Şimdi o cümlenin ne demek olduğunu anlamaya başlıyordum.
Ama hâlâ bir şey eksikti.
Deniz neden hayattaydı?
Ve benden neden saklanıyordu?
SAYFA 9
“Deniz nerede?”
Eylül başını kaldırdı.
“Bilmiyorum.”
“Biri onun yaşadığını biliyor.”
“Evet.”
“Kim?”
“Bilmiyorum.”
“Yine aynı cevap.”
“Çünkü gerçekten bilmiyorum.”
Zarfı tekrar elime aldım.
İçindeki kâğıdın alt kısmında küçük bir çizgi fark ettim.
Kâğıdı ışığa tuttum.
Altında çok silik bir yazı vardı.
“Onu görmek istiyorsan, önce kaybettiğin şeyi bul.”
“Yine aynı şey.”
Eylül yaklaştı.
“Ne yazıyor?”
Okudu.
Sonra geri çekildi.
“Kaybettiğin şeyi...”
“Evet.”
“Bu Deniz olmayabilir.”
“Biliyorum.”
“Ne kaybettin?”
Cevap vermek istedim.
Ama bulamadım.
Sonra zihnimde bir görüntü belirdi.
Bir oda.
Bir çocukluk fotoğrafı.
Bir erkek çocuğu.
Ben değildim.
Fotoğraftaki çocuk bana bakıyordu.
Elinde küçük bir oyuncak vardı.
Arkamda bir ses:
“Onu unut.”
Görüntü kayboldu.
Gözlerimi açtım.
Eylül’e baktım.
“Birini gördüm.”
“Kim?”
“Bilmiyorum.”
“Nasıl görünüyordu?”
“Benden küçüktü.”
Eylül’ün yüzü değişti.
“Ne oldu?”
“Hiç.”
“Eylül.”
“Devam et.”
“Onu tanıyor musun?”
Eylül cevap vermedi.
“Tanıyorsun.”
Bir adım geri çekildi.
“Bu hatırlamaman gereken bir şey.”
“Kimdi?”
Eylül gözlerini kaçırdı.
“Bilmiyorum.”
Ama bu kez yalan söylediğini anlamıştım.
Çünkü yüzündeki korku, Deniz’in adını duyduğundaki korkudan daha büyüktü.
SAYFA 10
“Kimdi?”
Eylül cevap vermedi.
“Eylül, bana bak.”
Baktı.
“Kimdi?”
“Bunu şimdi öğrenmemelisin.”
“Bana bunu söyleme.”
“Başka türlü olmaz.”
“Benim hayatım hakkında konuşuyorsun.”
“Biliyorum.”
“Öyleyse bana gerçeği söyle.”
Eylül gözlerini kapattı.
“Adı...”
Durdu.
Sanki ismi söylemek bile yasakmış gibi.
“Ne?”
“Emir.”
İsim odanın içinde asılı kaldı.
Emir.
Tanımıyordum.
Ama adını duyduğum anda göğsüm sıkıştı.
Bir görüntü daha geldi.
Emir bana gülümsüyordu.
“Beni unutmazsın, değil mi?”
Ben cevap veriyordum.
“Unutmam.”
Görüntü değişti.
Bu kez bir hastane koridoru.
Eylül ağlıyordu.
Arda duvarın yanında duruyordu.
Ben ise boş boş karşıya bakıyordum.
Bir doktor konuşuyordu.
“Bazı anıları geri getirmek mümkün olmayabilir.”
Sonra Eylül’ün sesi:
“Onu unutması daha iyi.”
Görüntü kayboldu.
Başım dönüyordu.
“Emir kim?”
Eylül cevap vermedi.
“Öldü mü?”
Eylül’ün gözleri doldu.
“Hayır.”
“Kayboldu mu?”
“Hayır.”
“Peki nerede?”
Eylül dudaklarını araladı.
“Senin yanında.”
Kalbim duracak gibi oldu.
“Ne?”
“Emir hiçbir zaman senden uzak değildi.”
Bir anda odadaki bütün sesler kesildi.
Eylül devam etti:
“Çünkü Emir...”
Tam o anda kapının dışından bir ses geldi.
“Eylül.”
İkimiz de donduk.
Arda.
Koridordaydı.
SAYFA 11
Arda kapının önünde duruyordu.
Yüzündeki ifade her zamanki gibi sakindi.
Ama gözleri değildi.
Gözleri doğrudan bana bakıyordu.
“Buraya gelmemeni söylemiştim.”
“Sen de bana çok şey söylemedin.”
Arda içeri girdi.
Eylül hemen araya girdi.
“Arda.”
“Ne söyledin ona?”
Eylül cevap vermedi.
Arda bana baktı.
“Emir’i mi hatırladı?”
İçimde bir şey koptu.
“Emir kim?”
Arda sustu.
“Cevap ver.”
“Henüz zamanı değil.”
Ayağa kalktım.
“Bunu artık senden duymak istemiyorum.”
Arda bir süre bana baktı.
Sonra cebinden küçük bir fotoğraf çıkardı.
Masaya bıraktı.
“Bunu gör.”
Fotoğrafı aldım.
Üç kişi vardı.
Ben.
Eylül.
Ve Emir.
Deniz yoktu.
K yoktu.
Sadece üçümüz.
Fotoğrafın arkasında tarih vardı.
18 Ekim.
“Bu fotoğraf nerede çekildi?”
Arda cevap vermedi.
“Arda.”
“İşte asıl sorun bu.”
“Ne?”
“Sen bu fotoğrafı daha önce gördün.”
“Hatırlamıyorum.”
“Çünkü görmek istemedin.”
“Bana ne oldu?”
Arda’nın yüzü sertleşti.
“Emir’e ne olduğunu öğrenmeden bunu anlayamazsın.”
“Emir’e ne oldu?”
Arda sustu.
Sonra fotoğrafı işaret etti.
“Fotoğrafın çekildiği gece Emir yanındaydı.”
“Sonra?”
“Sonra sen onu kaybettin.”
“Nasıl?”
Arda’nın sesi alçaldı.
“Çünkü o gece ilk kez diğer Mert ortaya çıktı.”
Eylül gözlerini kapattı.
Ben fotoğrafa bakıyordum.
Artık bütün parçalar birleşmeye başlamıştı.
Ama bir parça hâlâ eksikti.
Emir neden benim yanımdaydı?
SAYFA 12
“Emir benim neyimdi?”
Arda cevap vermedi.
“Arkadaşım mıydı?”
Sessizlik.
“Kardeşim miydi?”
Eylül başını kaldırdı.
Arda ona baktı.
Sonra bana döndü.
“Bunu sen söylemelisin.”
“Hatırlamıyorum.”
“Hatırlayacaksın.”
“Ne zaman?”
“Emir’in yüzünü gördüğünde.”
“Zaten gördüm.”
“Hayır.”
Arda fotoğrafı aldı.
“Fotoğraftaki yüzünü gördün.”
Sonra fotoğrafı bana uzattı.
“Gerçek yüzünü değil.”
Kaşlarımı çattım.
“Ne demek bu?”
“Bu fotoğraf çekildiğinde Emir senden uzak duruyordu.”
“Niye?”
“Çünkü senden korkuyordu.”
Aynı cümle.
Deniz de benden korkuyordu.
Şimdi Emir de.
“Ben insanlara ne yaptım?”
Arda cevap vermedi.
“Bana söyle.”
“Sen değil.”
“Ne?”
“Senin diğer tarafın.”
O cümleyle birlikte içimdeki korku büyüdü.
“Diğer tarafım Emir’e ne yaptı?”
Arda gözlerini kaçırdı.
“Bunu burada anlatamam.”
“Yine mi?”
“Çünkü cevap verirsem sen kendini suçlayacaksın.”
“Belki suçlamalıyım.”
Eylül araya girdi.
“Hayır.”
İkisine de baktım.
“İkiniz de bir şey biliyorsunuz.”
“Evet.”
“İkiniz de bana söylemiyorsunuz.”
Arda başını salladı.
“Çünkü senin önce bir şeyi hatırlaman gerekiyor.”
“Neyi?”
Arda kapıya baktı.
“Emir’i en son nerede gördüğünü.”
O an zihnimde bir kapı belirdi.
Bir ev.
Bir oda.
Emir karşımda.
Ve ben kapıyı kapatıyordum.
Görüntü kayboldu.
“Ev.”
Arda bana baktı.
“Hangi ev?”
Cevap vermek üzereydim.
Ama kelime ağzımdan çıkmadı.
Çünkü o evin adresini biliyordum.
SAYFA 13
Adres zihnimin içinde beliriverdi.
Sanki yıllardır orada bekliyordu.
Bir sokak.
Bir bina.
Bir daire.
Numara 8.
“Daire 8.”
Arda’nın yüzü değişti.
Eylül hemen bana döndü.
“Hatırladın mı?”
“Evet.”
“Oraya gitmemelisin.”
“Neden?”
Arda cevap verdi.
“Çünkü Emir orada kayboldu.”
“Emir orada mı?”
“Bilmiyoruz.”
“Nasıl bilmiyorsunuz?”
“Çünkü ev yıllardır boş.”
“Yıllardır?”
Arda başını salladı.
“Evet.”
“Ben ne zaman oradaydım?”
“On yedi Ekim gecesinden sonra.”
“Tek başıma mı?”
Arda sustu.
“Kim vardı yanımda?”
Eylül gözlerini kapattı.
“Deniz.”
Bu isimle birlikte bütün taşlar yeniden yerinden oynadı.
“Deniz benimle oraya geldi.”
“Evet.”
“Emir de oradaydı.”
“Evet.”
“Peki sonra?”
Arda konuşmadı.
Ben bir adım ona yaklaştım.
“Peki sonra ne oldu?”
Arda’nın sesi alçaldı.
“Sen çıktın.”
“Emir?”
“İçeride kaldı.”
“Deniz?”
Arda gözlerini bana dikti.
“Deniz de senin peşinden çıktı.”
İçimde bir boşluk oluştu.
“İkisini de orada bıraktım.”
“Evet.”
“Sonra?”
Arda cevap vermedi.
“Sonra ne oldu?”
“Sabah olduğunda ev boştu.”
“İkisi de yoktu.”
“Evet.”
O an anladım.
Ben yalnızca Deniz’i kaybetmemiştim.
Emir’i de kaybetmiştim.
Ama hâlâ bir soru vardı.
Neden?
SAYFA 14
“Ben neden çıktım?”
Arda sustu.
“Bana bunu söyle.”
“Çünkü bir ses duydun.”
“Ne sesi?”
“Senin sesini.”
Kaşlarımı çattım.
“Benim sesimi mi?”
“Evet.”
“Ne diyordu?”
Arda cevap vermedi.
Eylül gözlerini kapattı.
“Ne diyordu?”
Arda sonunda konuştu.
“Git.”
“Sonra?”
“Deniz’in yanından ayrıl.”
“Ben dinledim mi?”
“Evet.”
“Emir?”
“Emir seni durdurmaya çalıştı.”
Gözlerimi kapattım.
Görüntü geldi.
Emir kolumu tutuyordu.
“Gitme.”
Ben ona bakıyordum.
“Gitmem gerekiyor.”
“Hayır, Mert.”
“Beni bekliyor.”
“Kim?”
Görüntü kesildi.
Gözlerimi açtım.
“Kim beni bekliyordu?”
Arda cevap vermedi.
“Kim?”
Eylül fısıldadı:
“K.”
O isimle birlikte içimde garip bir soğukluk yayıldı.
K.
Demek bütün bunların ortasında yine o vardı.
“Ben K’nın yanına mı gittim?”
“Evet.”
“Sonra?”
Arda başını eğdi.
“Sonrasını yalnızca sen biliyorsun.”
“Hatırlamıyorum.”
“Hatırlayacaksın.”
“Nasıl?”
Arda masadaki fotoğrafı gösterdi.
“Çünkü cevap fotoğrafta.”
Fotoğrafı tekrar aldım.
Üç kişiye baktım.
Ben.
Eylül.
Emir.
Fotoğrafın arkasını çevirdim.
Bu kez daha önce görmediğim bir yazı vardı.
“BİRİNİ KAYBETTİN.
BİRİNİ UNUTTUN.
BİRİNİ İSE SEN SAKLADIN.”
Altında tek bir harf vardı.
K.
Nefesimi tuttum.
“Birini sakladım.”
Eylül bana baktı.
“Evet.”
“Ben kimi sakladım?”
Kimse cevap vermedi.
Sonra telefonum titredi.
Bilinmeyen numara.
Tek mesaj:
“ONU ARAMA.”
Ardından ikinci mesaj geldi.
“ÇÜNKÜ O SENİ BULDU.”
SAYFA 15
Mesaj ekranına bakakaldım.
“Çünkü o seni buldu.”
Eylül telefonu elimden aldı.
Mesajı okuduğunda yüzündeki ifade tamamen değişti.
“Bu kim?”
“Bilmiyorum.”
Arda telefonu Eylül’ün elinden aldı.
Numaraya baktı.
Sonra bana.
“Bu numara kayıtlı değil.”
“Kim gönderdi?”
“Bilmiyorum.”
“Deniz olabilir mi?”
Arda başını salladı.
“Hayır.”
“Emir?”
Bu kez Arda cevap vermedi.
“Arda.”
Telefonu bana geri verdi.
“Bilmiyorum.”
Mesaja tekrar baktım.
“Onu arama.”
Kimi aramamam gerektiğini biliyordum.
Emir.
Ama neden?
Eğer Emir hayattaysa, neden ondan kaçıyordum?
Eğer kayıpsa, beni nasıl bulmuştu?
Ve en önemlisi...
Ben kimi saklamıştım?
Odaya sessizlik çöktü.
Sonra telefon yeniden titredi.
Bu kez mesaj daha kısaydı.
“17 NUMARALI KAPIDAN ÇIKTIĞINDA ONU SAKLADIN.”
Bir mesaj daha geldi.
“AMA KİMİ SAKLADIĞINI HATIRLAMIYORSUN.”
Telefon elimde dondu.
Eylül bana baktı.
Arda kapıya yöneldi.
“Gitmemiz gerekiyor.”
“Hayır.”
İkisi de bana döndü.
“Bu kez hiçbir yere gitmiyorum.”
“Burada kalamazsın.”
“Kalacağım.”
“Tehlikeli.”
“Biliyorum.”
Fotoğrafı masaya bıraktım.
Anahtarı elime aldım.
17.
Sonra fotoğraftaki üç kişiye baktım.
Artık yalnızca geçmişimi araştırmıyordum.
Kendi hafızamın içinde saklanan birini arıyordum.
Ve ilk kez içimde korkudan daha güçlü bir duygu vardı.
Hatırlama isteği.
Çünkü artık biliyordum.
Deniz kaybolan kişi değildi.
Emir de değildi.
İlk kayıp bendim.
Ama birini ben saklamıştım.
Ve kim olduğunu hatırladığım gün, bu hikâyenin gerçekten başlayacağını biliyordum.
Bölüm etkileşimi
