14. bölüm / 24
MASKELER lBÖLÜM Xl -
Bölümler 24Şu an: BÖLÜM Xl -
- 1 bilgilendirme yazısı17 kelime
- 2 BÖLÜM l - İLK MASKE2.628 kelime
- 3 BÖLÜM ll - GEÇMİŞİN İZLERİ2.281 kelime
- 4 BÖLÜM lll - HATIRLAMAM GEREKENLER2.238 kelime
- 5 BÖLÜM lV - İLK KAYIP2.507 kelime
- 6 BÖLÜM V - KAYIP OLAN2.602 kelime
- 7 BÖLÜM Vl - SAKLADIĞIM KİŞİ2.461 kelime
- 8 BÖLÜM VVl - SEKİZ NUMARALI KAPI2.456 kelime
- 9 BÖLÜM Vlll - KAPININ ARDINDA2.334 kelime
- 10 BÖLÜM lX - BAŞLADIĞIMIZ YER2.283 kelime
- 11 BÖLÜM X - İLK KAYIT2.385 kelime
- 12 BÖLÜM Xl -2.285 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 BÖLÜM Xll - ESKİ HASTANE2.353 kelime
- 14 BÖLÜM Xlll - HATIRLADIĞIM GECE2.189 kelime
- 15 BÖLÜM XlV - SAKLI ZARF2.365 kelime
- 16 BÖLÜM XV - GÜVENMEK2.343 kelime
- 17 BÖLÜM XVl - ONU BEN GÖNDERDİM2.423 kelime
- 18 BÖLÜM XVll - BABAMIN SON CÜMLESİ2.331 kelime
- 19 BÖLÜM XVlll - GÖNDERİLMEYEN MESAJ2.067 kelime
- 20 BÖLÜM XIX - GÖLGE1.988 kelime
- 21 BÖLÜM XX - PERON 31.988 kelime
- 22 BÖLÜM XXl - UNUTULAN GECENİN TANIĞI1.652 kelime
- 23 BÖLÜM XXll - KIRILAN MASKE1.637 kelime
- 24 BÖLÜM XXlll - İKİNCİ MASKENİN GÖLGESİ1.142 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
SAYFA 1
Eski istasyona vardığımda saat gece yarısını çoktan geçmişti.
Peron neredeyse tamamen boştu.
Eski binanın duvarlarında yılların bıraktığı izler vardı. Tabelaların bazı harfleri dökülmüş, bekleme salonundaki camların bir kısmı çatlamıştı.
Ama istasyon hâlâ ayaktaydı.
Tıpkı benim gibi.
Telefonumu çıkardım.
Emir’in son mesajı hâlâ ekrandaydı.
“İSTASYONA GEL.”
Ardından:
“SAKIN BABANI GÖRME.”
Ekrana tekrar baktım.
Bir süre sonra yeni bir mesaj geldi.
“TEK BAŞINA MISIN?”
Cevap yazmadım.
Çünkü tek başıma değildim.
Arabanın içinde Eylül, Deniz ve Arda vardı.
Bana yaklaşmamaları için onları geride bırakmıştım.
Ama burada olduğumu biliyorlardı.
Perona doğru yürüdüm.
Rayların üzerinde soğuk bir rüzgâr dolaşıyordu.
İstasyondaki eski saat durmuştu.
23.40.
Yine aynı saat.
17 Ekim gecesiyle aynı saat.
Bütün yollar aynı noktaya çıkıyordu.
17 numaralı kapı.
23.40.
Emir.
Deniz.
Kaan.
Babam.
Ve ben.
Tam o sırada arkamdan bir ses geldi.
“Mert.”
Döndüm.
Kimse yoktu.
Ama ses tekrar duyuldu.
“Buraya gelmen gerektiğini biliyordum.”
Bu kez sesin nereden geldiğini anladım.
Bekleme salonunun içinden geliyordu.
SAYFA 2
Bekleme salonuna girdim.
Eski bankların arasında kimse yoktu.
Ama yerde bir zarf vardı.
Üzerinde ismim yazıyordu.
MERT.
Zarfı açtım.
İçinden küçük bir anahtar çıktı.
Anahtarın yanında bir not vardı.
“PERON 3.”
İstasyonun arka tarafına geçtim.
Peronların numaralarını kontrol ettim.
Bir.
İki.
Üç.
Üçüncü perona ulaştığımda eski bir yük vagonu gördüm.
Vagonun kapısı açıktı.
Telefonum titredi.
Emir.
“İÇERİ GİR.”
Mesajın hemen ardından başka bir mesaj geldi.
“AMA KAPIYI ARKANDAN KAPATMA.”
Vagona girdim.
İçerisi tamamen boştu.
Tahta kasalar.
Eski sandalyeler.
Ve ortada küçük bir masa.
Masanın üzerinde bir kayıt cihazı vardı.
Yanında da fotoğraf.
Fotoğrafı elime aldığımda nefesim kesildi.
Ben vardım.
Emir vardı.
Deniz vardı.
Ve babam.
Fotoğrafın arkasında tarih vardı.
Benim doğumumdan birkaç yıl sonrası.
Fotoğrafı tekrar çevirdim.
Babamın yüzüne baktım.
Onu tanıyordum.
Ama nereden tanıdığımı bilmiyordum.
Kayıt cihazını çalıştırdım.
Önce cızırtı geldi.
Sonra Emir’in sesi duyuldu.
“Mert, eğer bunu dinliyorsan istasyona geldin.”
Bir süre sustu.
“Baban hakkında sana anlatılanların hiçbirine güvenme.”
Ardından daha sessiz bir sesle:
“Çünkü baban yıllar önce öldü.”
Donup kaldım.
SAYFA 3
Kayıt devam etti.
“Eğer şimdi şaşırdıysan, bunu bekliyordum.”
“Çünkü az önce sana bırakılan belge gerçek.”
“Babanın hayatta olduğunu gösteriyor.”
“Ama bu bir yalan.”
Elimdeki fotoğrafa baktım.
“Peki kim bu?”
Emir devam etti.
“Fotoğraftaki adam senin baban.”
“Ama bugün gördüğün imza ona ait değil.”
“Birisi onun adını kullanıyor.”
“Ve seni o kişiye götürmeye çalışıyor.”
Kayıt birkaç saniye sustu.
“Bunu yapan kişinin kim olduğunu bilmiyorum.”
“Fakat onun seni neden istediğini biliyorum.”
Nefesimi tuttum.
“Çünkü sen, babanın yaptığı şeyi hatırlayan son kişisin.”
Kayıt durdu.
Sonra yeniden başladı.
“Bunu hatırlamıyorsun.”
“Ama çocukken bir gece babanın odasına girdin.”
“Bir konuşma duydun.”
“Ve o konuşmadan sonra bazı şeyleri unutmaya başladın.”
Gözlerimi kapattım.
Bir görüntü geldi.
Çocukluğum.
Gece.
Koridor.
Babamın çalışma odasının kapısı.
İçeriden sesler.
Bir erkek sesi.
“Bunu yapamazsın.”
Babam:
“Başka seçeneğim yok.”
Diğer kişi:
“Çocuk bunu öğrenirse?”
Babam:
“Öğrenmeyecek.”
“Nasıl emin olabilirsin?”
Babam cevap veriyordu.
“Çünkü hatırlamayacak.”
Gözlerimi açtım.
Kayıt devam ediyordu.
“İşte o gece her şey başladı.”
SAYFA 4
“Emir seni bulduğunda çoktan bazı şeyleri unutmuştun.”
“Deniz ise ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.”
“Eylül sana yardım etmeye çalıştı.”
“Arda ise gerçeğin peşindeydi.”
“Ben…”
Emir’in sesi bir anda kesildi.
Sonra çok düşük bir sesle:
“Ben seni koruyamadım.”
Kayıt durdu.
Bir süre sonra cihaz yeniden çalıştı.
“Babanın yaptığı şeyin tamamını bilmiyorum.”
“Ama bir şeyi biliyorum.”
“Sen onun için sadece oğlu değildin.”
Kalbim hızlandı.
“Sen onun çalışmasının merkezindeydin.”
“Çocukluğundan beri.”
“Ve Kaan bu yüzden seni izledi.”
“Bu yüzden Deniz korktu.”
“Bu yüzden Eylül bazı şeyleri senden sakladı.”
“Ve bu yüzden Arda seni aradı.”
Kayıt tekrar durdu.
Tam cihazı kapatacakken Emir’in sesi yeniden geldi.
“Ama asıl şeyi henüz söylemedim.”
Bekledim.
“Senin baban bu işe yalnız başlamadı.”
“Yanında biri vardı.”
“Ve o kişi…”
Ses kesildi.
Bir süre cızırtıdan başka bir şey gelmedi.
Sonra kayıt yeniden açıldı.
“Onun adını öğrendiğinde her şey değişecek.”
“Çünkü o kişi hâlâ hayatta.”
Kayıt bitti.
Vagonun içindeki sessizlik daha da ağırlaştı.
Tam o sırada dışarıdan ayak sesleri geldi.
Biri vagona doğru yürüyordu.
SAYFA 5
Kapının önünde durdum.
Ayak sesleri kesildi.
Bir süre bekledim.
Sonra vagonun kapısı yavaşça hareket etti.
Kapı açıldı.
Eylül içeri girdi.
“Burada olduğunu biliyordum.”
“Tek başıma gelmemi istemişti.”
“Biliyorum.”
“Peki neden geldin?”
Eylül bana baktı.
“Çünkü sana bir şeyi söylemem gerekiyor.”
“Ne?”
“Emir’in kayıtlarını ben sakladım.”
“Ne?”
“Yıllar önce.”
“Sen mi?”
“Evet.”
“Neden?”
“Çünkü Emir bana güvendi.”
“Ve sen ona ne yaptın?”
“Onu sakladım.”
“Benden mi?”
Eylül başını salladı.
“Hayır.”
“Kimden?”
“Babanın adamlarından.”
Bir an sustum.
“Babamın adamları mı vardı?”
“Evet.”
“Kaç kişi?”
“Bilmiyorum.”
“Sen biliyorsun.”
“Hayır, Mert.”
“Bana yine gerçeğin yarısını anlatıyorsun.”
Eylül gözlerini kapattı.
“Çünkü tamamını söylemek için doğru zaman değildi.”
“Artık doğru zaman.”
“Evet.”
“Öyleyse anlat.”
Eylül bana yaklaştı.
“Baban seni çocukken bir yere götürdü.”
“Nereye?”
“Bir araştırma merkezine.”
“Ne araştırması?”
Eylül cevap vermeden önce gözlerini yere indirdi.
“Hatırlama.”
SAYFA 6
“Hatırlama mı?”
“Evet.”
“Benim üzerimde mi?”
Eylül başını salladı.
“Senin hafızanı anlamaya çalışıyorlardı.”
“Bunu neden yaptılar?”
“Çünkü bazı şeyleri diğer çocuklardan farklı hatırlıyordun.”
“Ne gibi?”
“Bazı olayları yaşanmadan önce biliyordun.”
“Bu mümkün değil.”
“Ben de böyle düşünmüştüm.”
“Sonra?”
“Sonra seni gördüm.”
“Ne gördün?”
“Bir odada oturuyordun.”
“Kaç yaşındaydım?”
“Sekiz.”
“Yanında kim vardı?”
“Emir.”
“Çocukken de mi?”
“Evet.”
“Emir oraya nasıl girdi?”
“Bilmiyorum.”
Eylül’ün yüzü değişti.
“Baban seni oraya götürdüğünde Emir de seni takip etmiş.”
“Beni korumak için.”
“Evet.”
“Deniz?”
“O da sonradan öğrendi.”
“Arda?”
“Arda araştırma merkezinin kayıtlarını bulmaya çalışıyordu.”
“Peki Kaan?”
Eylül sustu.
“Kaan ne yaptı?”
“Babanın yanında çalışıyordu.”
“Demek Kaan onun adamıydı.”
“Başlangıçta.”
“Sonra?”
“Kaan seni korumaya başladı.”
Bu cümle beni şaşırttı.
“Kaan beni mi korudu?”
“Evet.”
“Peki neden bana zarar veriyormuş gibi görünüyordu?”
“Çünkü seni korumak için yaptıklarının çoğunu senden sakladı.”
Eylül derin bir nefes aldı.
“Ve bazı şeyleri yanlış yaptı.”
SAYFA 7
“Ne gibi?”
Eylül cevap vermeden önce vagondaki fotoğrafa baktı.
“Baban seni unutmaya zorladı.”
“Nasıl?”
“Bunu bilmiyorum.”
“Sen biliyorsun.”
“Hayır.”
“Eylül.”
“Bilmiyorum.”
“Peki Kaan?”
“Onun görevi senin hafızandaki değişimleri takip etmekti.”
“Yani Kaan beni izliyordu.”
“Evet.”
“Emir bunu öğrendi.”
“Evet.”
“Deniz de.”
“Evet.”
“Ve siz üçünüz bana yardım ettiniz.”
“Evet.”
“Arda?”
“Arda babanın peşine düştü.”
“Sonra?”
“Baban ortadan kayboldu.”
“Ne zaman?”
“Yıllar önce.”
“Peki neden şimdi geri dönmüş gibi görünüyor?”
Eylül başını salladı.
“Çünkü biri onun adını kullanıyor.”
“Kim?”
“Bilmiyorum.”
Telefonum titredi.
Bilinmeyen numara.
Mesaj geldi.
“EYLÜL’E GÜVENME.”
Bir saniye sonra:
“BU KEZ DEĞİL.”
Eylül mesajı gördü.
“Bunu bekliyordum.”
“Kim gönderdi?”
“Bilmiyorum.”
“Emir mi?”
“Hayır.”
“Nasıl emin olabiliyorsun?”
Eylül bana baktı.
“Çünkü Emir böyle yazmaz.”
Telefon tekrar titredi.
Yeni mesaj.
“ESKİ İSTASYONDAN ÇIK.”
“ŞİMDİ.”
Ardından:
“ÇÜNKÜ İSTASYONDA YALNIZ DEĞİLSİNİZ.”
SAYFA 8
Eylül’le aynı anda dışarı baktık.
Vagonun dışında karanlık vardı.
Ama peronda bir gölge hareket etti.
“Biri var.”
Eylül geri çekildi.
Kapının önüne geçtim.
“Kim?”
Gölge uzaklaştı.
Peronun diğer tarafına doğru yürüdü.
Eylül beni tuttu.
“Mert, gitme.”
“Onu görmem gerekiyor.”
“Hayır.”
“Belki Emir’dir.”
“Değil.”
“Nereden biliyorsun?”
“Çünkü Emir seni böyle bir yere çağırmaz.”
“Beni buraya çağıran oydu.”
“Biliyorum.”
“Öyleyse neden?”
Eylül cevap veremeden dışarıdan bir ses geldi.
“Mert.”
Ses tanıdıktı.
Ama Emir’in sesi değildi.
Deniz’in de değildi.
Arda’nın da.
Kaan’ın da.
Bir süre düşündüm.
Sonra hatırladım.
Çocukken duyduğum ses.
Babamın çalışma odasında.
“Bunu yapamazsın.”
Aynı ses.
Gölge yeniden göründü.
“Mert, buraya gel.”
Eylül başını salladı.
“Gitme.”
Ama artık sesin kimden geldiğini biliyordum.
“Bu babam değil.”
“Kim?”
“Babamın yanında olan kişi.”
Gölge yavaşça ışığa çıktı.
Yüzü hâlâ tam görünmüyordu.
Ama boynundaki işareti gördüm.
K.
Kaan değildi.
Başka biriydi.
SAYFA 9
Adam birkaç adım daha attı.
“Sonunda hatırladın.”
“Sen kimsin?”
“Bunu yıllardır biliyorsun.”
“Hayır.”
“Baban sana beni anlatmadı.”
“Adın ne?”
Adam sustu.
“Senin babanın en yakınındaki kişiydim.”
“Ne yaptın?”
“Seni korudum.”
Eylül arkamdan konuştu.
“Yalan söylüyor.”
Adam ona baktı.
“Sen hâlâ onun yanında mısın?”
“Evet.”
“Yıllar önce de yanında mıydın?”
“Evet.”
Adam başını salladı.
“Öyleyse neden ona gerçeği söylemedin?”
Eylül sustu.
Ben araya girdim.
“Bana ne yaptınız?”
Adam cevap vermedi.
“Babam ne yaptı?”
“Baban seni sevdi.”
“Bu cevap değil.”
“Baban seni korumaya çalıştı.”
“Beni neden hatırlamamaya zorladı?”
Adamın yüzü ciddileşti.
“Çünkü seni kaybetmekten korktu.”
“Beni neyin içinden çıkarmaya çalıştı?”
Adam birkaç saniye sustu.
“Bir şeyin içinden değil.”
“Öyleyse?”
“Birinin içinden.”
Kalbim hızlandı.
“Kim?”
Adam gözlerimin içine baktı.
“Sen.”
Eylül hemen araya girdi.
“Buna inanma.”
Adam başını çevirdi.
“İşte asıl yalan bu.”
“Ne demek istiyorsun?”
“Senin içinde başka biri yoktu.”
“Biliyorum.”
“Hayır.”
Adam bir adım daha yaklaştı.
“Senin yerine karar veren biri vardı.”
“Kim?”
“Baban.”
SAYFA 10
Bu söz beni susturdu.
“Babam mı?”
“Evet.”
“Benim hafızamı değiştiren babam mıydı?”
“Hayır.”
“Öyleyse?”
“Baban seni korumak için bazı anılarını sildi.”
“Peki diğer Mert?”
“Diğer Mert diye bir şey yoktu.”
“Emir neden öyle söyledi?”
“Çünkü seni korkutmadan gerçeği anlatmanın yolunu bulamadı.”
“Gerçek ne?”
Adam cebinden küçük bir kayıt cihazı çıkardı.
“Bunu dinle.”
Cihazı bana uzattı.
Alıp çalıştırdım.
Babamın sesi.
İlk kez yıllar sonra.
“Mert.”
Nefesim kesildi.
“Eğer bunu dinliyorsan, muhtemelen artık beni hatırlamıyorsun.”
Bir süre sessizlik.
“Bunu yapmak zorunda kaldım.”
“Çünkü sana anlatırsam beni dinlemeyecektin.”
“Senin hafızanı silmedim.”
“Bazı anıları sadece kapattım.”
“Çünkü biri onları kullanıyordu.”
Sesindeki korku hissediliyordu.
“Benim yaptığım şeyin doğru olduğunu söylemiyorum.”
“Ama seni kaybetmekten korktum.”
Kayıt devam etti.
“Emir sana yardım edecek.”
“Deniz ona yardım edecek.”
“Eylül sana gerçeği söylemek isteyecek.”
“Arda beni bulmaya çalışacak.”
“Ve Kaan…”
Babam sustu.
Sonra:
“Kaan’a güvenme.”
Gözlerimi açtım.
“Demek Kaan…”
Kayıt devam etti.
“Çünkü Kaan, seni korumak için değil…”
“Beni korumak için geldi.”
“Ve bunu asla affetmeyecek.”
Kayıt bitti.
SAYFA 11
“Beni korumak için geldi.”
Adam bana baktı.
“Evet.”
“Sen kimsin?”
“Babanın yardımcısı.”
“Adın?”
“Bunu söylemeden önce başka bir şeyi bilmelisin.”
“Neyi?”
“Baban ölmedi.”
Kalbim hızlandı.
“Ne?”
“Ölmedi.”
“Bana yalan söylüyorsun.”
“Hayır.”
“Eylül.”
Eylül sustu.
“Sen biliyor muydun?”
Bir süre sonra başını salladı.
“Evet.”
“Arda?”
Arda vagonun kapısında belirdi.
“Ben de.”
Deniz de arkasından geldi.
“Ben de.”
Onlara baktım.
“Benden ne kadar şey sakladınız?”
Kimse cevap vermedi.
“Ne kadar?”
Deniz yavaşça:
“Çok fazla.”
Adam geriye doğru bir adım attı.
“Artık gitmeliyim.”
“Dur.”
“Babanla görüşmek istiyorsan, yarın eski hastaneye git.”
“Orada mı?”
“Evet.”
“Beni neden şimdi söylüyorsun?”
“Çünkü artık hazır olduğunu düşünüyorum.”
“Babam beni neden çağırıyor?”
Adam cevap vermedi.
Telefonuma yeni mesaj geldi.
“SAAT 03.17.”
“ESKİ HASTANE.”
“TEK BAŞINA.”
Başımı kaldırdım.
Adam yoktu.
Sadece açık kapı ve boş peron vardı.
Eylül yanıma geldi.
“Gitme.”
“Gitmek zorundayım.”
“Hayır.”
“Babamı bulacağım.”
Deniz başını salladı.
“Belki de seni bekleyen kişi baban değildir.”
SAYFA 12
“Kim olabilir?”
Deniz cevap vermedi.
Arda eski kayıt cihazını inceledi.
“Burada başka bir şey var.”
Cihazın arkasında küçük bir bölüm açtı.
İçinden bir fotoğraf çıktı.
Fotoğrafta babam vardı.
Yanında ise o gece gördüğüm adam.
Ama fotoğrafın arkasında başka bir isim vardı.
“KAAN.”
Üçümüz sustuk.
“Demek bu adam Kaan’la da çalışıyordu.”
Eylül başını salladı.
“Evet.”
“Peki babam neden Kaan’a güvenmiyordu?”
“Çünkü Kaan zamanla kendi kararlarını vermeye başladı.”
“Ve beni korudu.”
“Evet.”
“Sonra bana düşman gibi göründü.”
“Çünkü seni kendinden uzak tutmaya çalıştı.”
“Başaramadı.”
“Hayır.”
Telefonum yeniden titredi.
Bu kez mesaj farklıydı.
“EMİR’İ BULDUĞUNDA HER ŞEYİ ANLATACAK.”
“AMA ÖNCE BİR SORUYU CEVAPLA.”
Ekranda soru belirdi.
“18 EKİM GECESİ EMİR’İ NEDEN GÖNDERDİN?”
Bu soruyu görünce nefesim kesildi.
Ben cevabı biliyordum.
Ama söylemek istemiyordum.
Çünkü hatırladığım görüntüde Emir bana yalvarıyordu.
“Beni gönderme.”
Ve ben:
“Gitmek zorundasın.”
Neden?
Kimin emriyle?
Kendi kararım mıydı?
Yoksa biri beni yönlendirmiş miydi?
Yeni mesaj geldi.
“CEVABI BİLİYORSUN.”
“AMA HENÜZ KABUL ETMİYORSUN.”
SAYFA 13
Gözlerimi kapattım.
Bir anı daha geldi.
18 Ekim gecesi.
Emir karşımdaydı.
Deniz kapının yanında duruyordu.
Eylül ağlıyordu.
Arda dışarıda bekliyordu.
Kaan koridordaydı.
Ve ben Emir’e bakıyordum.
“Git.”
“Bunu neden yapıyorsun?”
“Çünkü seni koruyamam.”
“Beni koruyabilirsin.”
“Hayır.”
“Kim sana bunu söyledi?”
Cevap vermiyordum.
Emir yanıma geldi.
“Bana bak.”
Baktım.
“Bunu sen istemiyorsun.”
Sessizdim.
“Birisi sana bunu yaptırıyor.”
“Git.”
“Hayır.”
“Emir, git.”
Emir geri çekildi.
Sonra bana son kez baktı.
“Bir gün hatırlayacaksın.”
Görüntü kayboldu.
Gözlerimi açtım.
Artık anladım.
Emir’i ben göndermemiştim.
Beni yönlendiren biri vardı.
Ama kim?
Kaan mı?
Babam mı?
Başka biri mi?
Deniz yanıma geldi.
“Hatırladın.”
“Evet.”
“Ne gördün?”
“Emir’i neden gönderdiğimi.”
“Neden?”
“Çünkü biri beni zorladı.”
Deniz başını salladı.
“Kim?”
“Bilmiyorum.”
Arda cevap verdi.
“Biliyorum.”
Hepimiz ona döndük.
“Kim?”
Arda’nın yüzü değişti.
“Emir.”
SAYFA 14
“Emir mi?”
Arda başını salladı.
“Emir seni zorlamadı.”
“Öyleyse?”
“Emir, seni bir seçim yapmaya zorladı.”
“Ne seçimi?”
“Onu göndermek ya da ikinizi birden kaybetmek.”
“Ne?”
Arda devam etti.
“Emir biliyordu ki Kaan seni takip ediyordu.”
“Evet.”
“Ve seni korumanın tek yolunun kendisini ortadan kaldırmak olduğunu düşündü.”
“Yani Emir kendi isteğiyle gitti.”
“Evet.”
“Ben onu göndermedim.”
“Hayır.”
“Beni suçlu hissettirmek istedi.”
“Hayır.”
Arda başını salladı.
“Tam tersine.”
“Ne demek istiyorsun?”
“Emir seni suçlamaman için gitti.”
Eylül gözlerini kapattı.
“Ve yıllarca seni uzaktan izledi.”
“Beni neden bulmadı?”
“Çünkü seni bulursa Kaan’ın da seni bulacağını biliyordu.”
“Peki şimdi?”
Deniz telefonunu çıkardı.
“Şimdi Kaan artık seni buldu.”
Telefon ekranında bir fotoğraf vardı.
Ben.
Eylül.
Deniz.
Arda.
Eski istasyonda.
Fotoğraf birkaç dakika önce çekilmişti.
Fotoğrafın arkasında:
“HEPİNİZİ GÖRÜYORUM.”
Altında K harfi.
Ama Deniz fotoğrafa bakıp başını salladı.
“Bu Kaan değil.”
“Nasıl biliyorsun?”
“Çünkü Kaan’ın işareti farklı.”
“Öyleyse kim?”
Deniz cevap vermedi.
Telefonuma yeni bir mesaj geldi.
“03.17.”
“ESKİ HASTANE.”
“BABANI GÖRMEYE GEL.”
Sonra son mesaj:
“EMİR ORADA.”
SAYFA 15
Telefonu cebime koydum.
Artık geri dönemezdim.
Eski istasyonun kapısından çıktım.
Eylül arkamdan geldi.
“Mert.”
Durmadım.
“Bunu tek başına yapma.”
“Bu kez tek başıma olmayacağım.”
Eylül şaşırdı.
“Ne demek?”
“Beni yıllardır yalnız bırakanların hepsi yanımda olacak.”
Deniz yanıma geldi.
“Ne yapacağız?”
“Gerçeği bulacağız.”
Arda başını salladı.
“Ve babanı.”
“Evet.”
İstasyondan uzaklaşırken arkamı dönüp binaya son kez baktım.
Burası bana bir cevap vermemişti.
Ama daha önemli bir şey vermişti.
Bir yön.
Eski hastane.
03.17.
Emir.
Babam.
Ve hâlâ kim olduğunu bilmediğim kişi.
Arabaya bindim.
Telefonumu açtım.
Son bir mesaj daha vardı.
Bu kez gönderen kısmında isim yazıyordu.
EMİR.
Mesajı açtım.
“Beni arıyorsan, artık kaçmayacağım.”
Bir sonraki mesaj birkaç saniye sonra geldi.
“AMA SANA SÖYLEYECEĞİM ŞEYİ DUYDUĞUNDA, KEŞKE HİÇ HATIRLAMASAYDIN DİYECEKSİN.”
Ekrana baktım.
Son mesaj:
“ÇÜNKÜ BABANIN ÖLÜMÜNÜN SEBEBİ KAAN DEĞİL.”
Nefesimi tuttum.
Bir mesaj daha geldi.
“SEBEBİ SENİN HATIRLAMADIĞIN O GECE.”
Telefonu kapattım.
Gözlerimi yola çevirdim.
Artık geçmişimin peşinden gitmiyordum.
Geçmişim önümdeydi.
Ve bu kez kaçmayacaktım.
Eski hastaneye gidecektim.
Emir’i bulacaktım.
Babamın gerçeğini öğrenecektim.
Ve en önemlisi…
O gece gerçekten ne olduğunu hatırlayacaktım.
Çünkü bazı sırlar insanın hafızasında saklanmazdı.
Bazıları, insanın hayatının tamamını değiştirirdi.
Ve benim en büyük sırrım daha yeni başlamıştı.
Bölüm etkileşimi
