MASKELER l kitap kapağı

21. bölüm / 24

MASKELER l

BÖLÜM XVlll - GÖNDERİLMEYEN MESAJ

Vaveyla Yazarı: İremora 🤍

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 24Şu an: BÖLÜM XVlll - GÖNDERİLMEYEN MESAJ

SAYFA 1

Eylül'ün son cümlesi odanın içinde asılı kalmıştı.

“Ben bu mesajları göndermedim.”

Kimse konuşmuyordu.

Az önce karanlığa gömülen oda hâlâ tamamen sessizdi. Sadece dışarıdan gelen rüzgârın eski pencerelere vurduğu ses duyuluyordu.

Telefonumu tekrar açtım.

Mesajlar hâlâ oradaydı.

Gönderen kısmında Eylül'ün adı yazıyordu.

Ama Eylül'ün telefonu benim gözümün önündeydi.

Ekranında hiçbir mesaj gönderilmemiş görünüyordu.

“Biri senin numaranı kullanıyor.”

Eylül başını salladı.

“Benim numaramı değil.”

“Ne demek istiyorsun?”

“Benim hesabımı.”

Arda telefonu aldı.

Mesajların ayrıntılarına baktı.

“Gönderim zamanı?”

“Az önce.”

“Hayır.”

Arda başını kaldırdı.

“Bu mesajlar şimdi gönderilmemiş.”

Hepimiz ona baktık.

“Ne zaman?”

Arda ekrana yaklaştı.

“On sekiz Ekim.”

İçimde bir şey durdu.

“Bu mümkün değil.”

Arda:

“Mesajların kayıt zamanı on sekiz Ekim.”

Eylül'ün yüzü değişti.

“On sekiz Ekim…”

Deniz fısıldadı.

“Her şeyin başladığı gece.”

SAYFA 2

Telefonu Arda'nın elinden aldım.

Mesaj ayrıntılarında gerçekten de tarih yazıyordu.

18 Ekim.

Saat 23.40.

Bir mesaj daha vardı.

Ama bu kez açılmıyordu.

Sadece başlığı görünüyordu.

“BENİ BULMA.”

Altında ise Eylül'ün adı vardı.

“Bu mesajı da sen mi yazdın?”

Eylül başını salladı.

“Hayır.”

“Peki o gece telefonun neredeydi?”

“Bilmiyorum.”

“Hatırlamıyor musun?”

Eylül gözlerini kapattı.

“Hatırlamaya çalışıyorum.”

Bir süre sessiz kaldı.

Sonra:

“Merkezin önündeydim.”

“Kim vardı yanında?”

“Sen.”

“Başka?”

“Bilmiyorum.”

“Erin?”

“Hayır.”

“Emir?”

“Hayır.”

“Baban?”

Eylül cevap vermedi.

Bu sessizlik yeterliydi.

“Babam vardı.”

“Evet.”

“Ve sen bana söylemedin.”

“Çünkü o gece sana söylememem gereken bir şey öğrendim.”

“Neydi?”

Eylül gözlerini açtı.

“Babanın kaybolmadığını.”

“Bunu zaten biliyoruz.”

“Hayır.”

Eylül başını iki yana salladı.

“Ben babanın nereye gittiğini biliyordum.”

O an odadaki herkes Eylül'e döndü.

SAYFA 3

“Bana söyle.”

Eylül derin bir nefes aldı.

“Baban merkezden ayrılmadı.”

“Ne?”

“En azından ilk anda ayrılmadı.”

“Peki nereye gitti?”

“On dokuz numaralı odaya.”

Emir hemen konuştu.

“19.”

Eylül ona baktı.

“Evet.”

“Oraya neden gitti?”

“Birini bekliyordu.”

“Kim?”

Eylül sustu.

“Bilmiyorum.”

“Eylül.”

“Gerçekten bilmiyorum.”

Arda araya girdi.

“Peki sen ne yaptın?”

Eylül bana baktı.

“Seninle birlikte oraya gittim.”

“19'a mı?”

“Evet.”

“Sonra?”

“Baban beni dışarı çıkardı.”

“Niye?”

“Çünkü içeride görmek istemediği bir şey vardı.”

“Ne?”

Eylül'ün sesi iyice alçaldı.

“Bir kayıt.”

“Ne kaydı?”

“Senin çocukluk kayıtlarından biri.”

Emir'in yüzü değişti.

“Benim de olduğum kayıt mı?”

Eylül başını salladı.

“Evet.”

“Ne vardı o kayıtta?”

“Sen ve Mert.”

Emir:

“Başka?”

Eylül:

“Bir kişi daha.”

Odaya yine sessizlik çöktü.

“Kim?”

Eylül cevap vermedi.

Telefonum tekrar titredi.

Yeni mesaj gelmişti.

Gönderen:

EYLÜL.

Mesaj:

“ODADAKİ KİŞİYİ HATIRLADIN MI?”

SAYFA 4

Eylül telefonu görünce geri çekildi.

“Ben göndermedim.”

“Biliyorum.”

Mesajın altında yeni bir satır belirdi.

“ARKANA BAKMA.”

İçimdeki ilk dürtü arkamı dönmek oldu.

Ama dönmedim.

Çünkü artık bunun bir oyun olduğunu biliyordum.

Birileri tepkilerimizi ölçüyordu.

Arda yavaşça arkamızdaki aynaya baktı.

“Kimse yok.”

“Emin misin?”

“Evet.”

Telefon yeniden titredi.

Bu kez mesaj Eylül'den değil, bilinmeyen bir numaradan gelmişti.

“DOĞRU.”

Altında:

“ŞİMDİ 19 NUMARALI ODAYA GİT.”

Eylül:

“Bizi oraya çekmeye çalışıyorlar.”

“Belki de zaten oraya gitmemizi istiyorlar.”

“Bu bir tuzak olabilir.”

“Olabilir.”

“Peki ya gitmezsek?”

Telefon tekrar titredi.

“GİTMEZSENİZ, KAYDIN SON KISMINI BİR DAHA DUYAMAZSINIZ.”

Emir bana baktı.

“Son kayıt.”

Evet.

Bütün bu olayların merkezinde hâlâ aynı şey vardı.

Kayıtlar.

Hatırlamadığımız konuşmalar.

Kapatılmış anılar.

Ve bizi geçmişimize götüren odalar.

“Gidiyoruz.”

Eylül başını salladı.

“Ben de geliyorum.”

Bu kez ona hiçbir şey sormadım.

Ama içimde tek bir soru vardı.

Eylül gerçekten o gece yanımda değil miydi?

SAYFA 5

19 numaralı odanın önüne geldiğimizde kapı açıktı.

Bu kez kilitli değildi.

İçeri girdim.

Oda daha önce gördüğümden farklı görünüyordu.

Ortada tek bir sandalye vardı.

Sandalyenin üzerinde bir kayıt cihazı.

Duvarın üzerinde ise üç kelime:

“İLK KEZ BURADA.”

Emir yazıya baktı.

“Burası.”

“Neresi?”

“Beni ilk sakladığın yer.”

“Sen burada mıydın?”

“Evet.”

Eylül odayı inceliyordu.

“Burada daha önce bulunmuşum.”

Ona döndüm.

“Hatırlıyor musun?”

“Tam olarak değil.”

Arda duvardaki izleri kontrol etti.

“Burada başka bir şey var.”

Duvarın kenarından küçük bir kağıt çıkardı.

Üzerinde:

“ÜÇÜNÜZ İÇERİDEYDİNİZ.”

yazıyordu.

“Üçümüz?”

Eylül:

“Sen, ben ve…”

Emir cümleyi tamamladı.

“Erin.”

Kayıt cihazını açtım.

Cızırtı.

Sonra çocukluk sesim.

“Bunu kimseye söylemeyeceğiz.”

Erin:

“Tamam.”

Emir:

“Peki ya baban?”

Ben:

“O da bilmeyecek.”

Eylül şaşkınlıkla bana baktı.

“Sen çocukken bunu neden babandan sakladın?”

Kayıt devam etti.

Çocuk halim:

“Çünkü eğer öğrenirse onu götürürler.”

Erin:

“Babanı mı?”

Ben:

“Hayır.”

Kısa bir sessizlik.

Sonra çocuk halim:

“Bizi.”

SAYFA 6

Kayıt bir anda kesildi.

Ekranda bir yazı belirdi.

“DOSYA 2.”

Açtım.

Bu kez Eylül'ün çocukluk sesi geldi.

“Bunu yapmamalısın.”

Benim sesim:

“Başka çarem yok.”

Eylül:

“Baban öğrenirse…”

Ben:

“Öğrenmeyecek.”

“Peki ya Kerem?”

Sessizlik.

Ben:

“Onun adını bir daha söyleme.”

Eylül:

“Niye?”

“Çünkü bizi dinliyor olabilir.”

Kayıt kesildi.

Eylül yüzünü kapattı.

“Hatırladım.”

“Ne?”

“Bu konuşmayı.”

“Ne olmuştu?”

“Sen bana bir şey saklamamı söylemiştin.”

“Neyi?”

“Bir isim.”

“Kerem mi?”

“Hayır.”

Eylül başını kaldırdı.

“Başka bir isim.”

“Kim?”

“Bilmiyorum.”

“Hatırlamaya çalış.”

Eylül gözlerini kapattı.

Bir süre sonra:

“Babanın yanında çalışan biriydi.”

“Adı neydi?”

“Bilmiyorum.”

Arda kayıt cihazını inceledi.

“Burada üçüncü dosya var.”

Açtı.

Bu kez ses çok daha netti.

Babam.

“Eğer Mert bu kaydı dinliyorsa, demek ki 19 numaralı odayı buldu.”

“Bu odada üç kişi vardı.”

“Fakat üçüncü kişi…”

Babam sustu.

Sonra:

“Üçüncü kişi, sandığınız kişi değildi.”

SAYFA 7

Babamın sesi devam etti.

“Bu kişi Mert'in düşmanı değildi.”

“Fakat onun kim olduğunu bilen tek kişi de değildi.”

“Onu korumaya çalışanlardan biriydi.”

Eylül bana baktı.

“Baban bunu kimin için söylüyor?”

Bilmiyordum.

Kayıt devam etti.

“Bu yüzden Mert'e onun adını söylemedim.”

“Çünkü o isim, geçmişindeki en büyük yanılgıyı ortaya çıkaracaktı.”

Bir cızırtı.

Sonra:

“İnsan bazen bir kişiyi yıllarca başka biri sanabilir.”

“Bazen bir yüzü başka bir yüzle karıştırabilir.”

“Bazen de birinin kendisine söylediği hikâyeye inanabilir.”

Kalbim hızlandı.

“Fakat gerçek değişmez.”

Babamın sesi alçaldı.

“Çocukken sana anlatılan ‘diğer Mert’ hikâyesi…”

“Gerçek değildi.”

Bunu zaten biliyordum.

Ama devamını bekliyordum.

“Fakat o hikâyeyi sana anlatan kişi…”

Kayıt kesildi.

Ekranda:

“ERİŞİM ENGELLENDİ.”

Arda:

“Dosya kilitlenmiş.”

Emir:

“Şifre gerekiyor.”

Eylül:

“Şifre ne?”

Telefonum titredi.

Mesaj:

“EYLÜL'ÜN İLK HATIRLADIĞI ŞEY.”

Eylül bana baktı.

“Benim ilk hatırladığım şey…”

“Ne?”

“Senin elini tuttuğum.”

“Ne zaman?”

“Çocukken.”

SAYFA 8

Eylül gözlerini kapattı.

“Bir koridordaydık.”

“17 mi?”

“Hayır.”

“19.”

Başını salladı.

“Evet.”

“Sonra?”

“Sen korkuyordun.”

“Ben mi?”

“Evet.”

“Ne dedim?”

“Bana ‘Beni bırakma’ dedin.”

İçimde garip bir sıcaklık oluştu.

Çocukluğumdan kalan bir cümleydi.

Ama ilk kez bu kadar net hatırlıyordum.

Eylül devam etti.

“Sonra biri geldi.”

“Kim?”

“Bilmiyorum.”

“Yüzü?”

“Göremedim.”

“Ses?”

Eylül bir süre düşündü.

“Bana bir şey söyledi.”

“Ne?”

“‘Mert'i buradan çıkar.’”

“Kim söyledi?”

“Bilmiyorum.”

Kayıt cihazındaki ekran yeniden yandı.

Şifre kutusu açıldı.

Eylül düşündüğü cümleyi yazdı.

“Mert'i buradan çıkar.”

Şifre kabul edildi.

Yeni dosya açıldı.

Ses kaydı:

“Eylül, eğer bunu dinliyorsan…”

Babam.

“Artık Mert'e söyleyebilirsin.”

Eylül'ün gözleri doldu.

“Ne söyleyeceğim?”

Babamın kaydı devam etti.

“Onu ilk gördüğün gece…”

“Onun yanında yalnız değildin.”

“Senin yanında biri daha vardı.”

“Ve o kişi…”

Kayıt kesildi.

Bu kez cihazın ekranında tek bir kelime çıktı.

“ARŞİV.”

SAYFA 9

Arşiv odasına geçtik.

Eski dosyaların arasında 19 numaralı oda için ayrılmış bir klasör bulduk.

Üzerinde:

“18 EKİM — 23.40.”

yazıyordu.

Klasörü açtım.

İlk sayfada üç isim vardı.

Mert.

Eylül.

Erin.

Altında dördüncü isim boş bırakılmıştı.

“Burada biri eksik.”

Arda:

“Belki dosyadan silinmiş.”

Emir:

“Hayır.”

Hepimiz ona baktık.

“Ben bunu hatırlıyorum.”

“Ne hatırlıyorsun?”

“Dördüncü kişinin adı yazıyordu.”

“Ne yazıyordu?”

Emir gözlerini kapattı.

“E…”

Bir süre sustu.

“E ile başlıyordu.”

Eren.

Aklıma gelen ilk isim buydu.

Ama Eren zaten Erin'in kardeşiydi.

“Eren mi?”

Emir başını salladı.

“Hayır.”

“Erin mi?”

“Hayır.”

“Eylül?”

“Hayır.”

Emir gözlerini açtı.

“Başka bir isimdi.”

Klasörün son sayfasını çevirdim.

Orada küçük bir not vardı.

“DÖRDÜNCÜ KİŞİ, O GECE ODAYA GİRMEDİ.”

“Peki kimdi?”

Notun altında:

“ÇÜNKÜ ZATEN İÇERİDEYDİ.”

Bir an herkes sustu.

Arda:

“Yani odada bizim fark etmediğimiz biri vardı.”

Eylül:

“Hayır.”

“Ne?”

Eylül fotoğrafa baktı.

“Belki de biri değildi.”

SAYFA 10

“Ne demek biri değildi?”

Eylül fotoğrafı gösterdi.

“Bak.”

Fotoğrafta üç kişi görünüyordu.

Ben.

Eylül.

Erin.

Ama duvarda dört gölge vardı.

Bir süre fotoğrafa baktım.

Dördüncü gölge gerçekten oradaydı.

Fakat odada kimse görünmüyordu.

“Bu nasıl olabilir?”

Arda:

“Işık açısı olabilir.”

“Hayır.”

Eylül başını salladı.

“Bu gölge bizim arkamızdan gelmiyor.”

“Ne demek?”

“Duvara düşmesi gereken yönde değil.”

Emir fotoğrafı aldı.

“Bu gölge…”

“Ne?”

“Ben bunu gördüm.”

“Nerede?”

“Çocukken.”

“Ne zaman?”

“19 numaralı odada.”

İçimde bir şey yerine oturdu.

Dördüncü kişi odada değildi.

Ama gölgesi vardı.

Belki de bütün hikâye boyunca gördüğümüz şey buydu.

Bir insanın kendisi değil.

Bize gösterilen bir iz.

Bir hikâye.

Bir korku.

Bir isim.

Telefonum tekrar titredi.

Bu kez mesaj tek cümleydi.

“GÖLGEYİ DEĞİL, GÖLGEDEN KORKAN KİŞİYİ BUL.”

Ardından ikinci mesaj geldi.

“EYLÜL'ÜN HATIRLADIĞI GECEYE DÖN.”

Eylül bana baktı.

“Benim hatırladığım gece…”

“18 Ekim.”

“Evet.”

“Orada ne olduğunu bulacağız.”

SAYFA 11

Eylül klasörün içindeki son belgeyi çıkardı.

“Burada bir adres var.”

Adresi okudum.

Eski merkezin dışında bir ev.

Babamın yıllar önce kullandığı bir yer.

“Burası ne?”

Eylül:

“Bilmiyorum.”

Arda:

“Dosyada başka bilgi var mı?”

“Yok.”

Emir belgeyi aldı.

“Ben bu adresi biliyorum.”

“Nasıl?”

“Çocukken buraya gitmiştik.”

“Kimle?”

“Seninle.”

“Ben hatırlamıyorum.”

“Ben de hatırlamıyordum.”

Emir adresin altındaki küçük yazıyı gösterdi.

“Bak.”

Orada tek bir tarih vardı.

19 Ekim.

“Babamın kaybolmasından bir gün sonrası.”

Eylül:

“Demek ki baban oraya gitmiş.”

“Belki de bizi oraya götürmüştü.”

Arda:

“Gitmemiz gerekiyor.”

Bu kez kimse itiraz etmedi.

Ama çıkmadan önce klasörün arkasında küçük bir zarf fark ettim.

Üzerinde:

“EYLÜL'E VER.”

yazıyordu.

Zarfı ona uzattım.

Eylül birkaç saniye açamadı.

Sonra zarfı yırtmadan dikkatlice açtı.

İçinden bir fotoğraf çıktı.

Fotoğrafta Eylül çocukken vardı.

Yanında babam.

Ve arkalarında ben.

Ama fotoğrafın arkasında yazan cümle daha önemliydi.

“EYLÜL, MERT'İ SEN KORUMADIN.”

“BİZ İKİNİZİ DE KORUDUK.”

SAYFA 12

Eylül fotoğrafı elinden düşürdü.

“Biz?”

“Babam ve kim?”

Eylül cevap vermedi.

Fotoğrafın arkasında başka bir yazı daha vardı.

“İKİNCİ KİŞİYİ BULDUĞUNDA, KİMİN KİMİ KORUDUĞUNU ANLAYACAKSIN.”

Emir:

“İkinci kişi.”

“Kim?”

Eylül:

“Bilmiyorum.”

Telefonum çaldı.

Bu kez arayan bilinmeyen numaraydı.

Açtım.

Kimse konuşmadı.

“Kim bu?”

Sessizlik.

Sonra çok düşük bir ses:

“Mert.”

Tanıdığım bir sesti.

Ama çıkaramıyordum.

“Sen kimsin?”

“Bunu gerçekten hatırlamıyor musun?”

“Adını söyle.”

“Adımı biliyorsun.”

“Hayır.”

“Çocukken bana verdiğin adı hatırla.”

Telefon kapandı.

Emir bana baktı.

“Ne dedi?”

“Çocukken ona bir isim vermişim.”

Eylül:

“Belki de ‘K’.”

Kaan.

Aklıma geldi.

Ama ses Kaan'ın sesi değildi.

“Hayır.”

“Kim olabilir?”

Bilmiyordum.

Telefon tekrar çaldı.

Bu kez mesaj geldi.

“BANA VERDİĞİN İSİM: GÖLGE.”

SAYFA 13

Bu kelimeyi görünce geçmişten bir görüntü geldi.

Çocukluğum.

Eski merkez.

19 numaralı oda.

Eylül kapının yanında.

Erin masada.

Ben ise bir çocuğun karşısında duruyordum.

Yüzünü göremiyordum.

Ona sormuştum:

“Sen kimsin?”

Çocuk cevap vermişti.

“Bilmiyorum.”

“Bir ismin var mı?”

“Yok.”

“Öyleyse ben sana isim vereceğim.”

“Ne?”

“Gölge.”

Görüntü bir anda kayboldu.

Gözlerimi açtım.

“Hatırladım.”

Eylül:

“Neyi?”

“Çocukken birine Gölge adını vermişim.”

Emir:

“Kimdi?”

“Bilmiyorum.”

“Erin mi?”

“Hayır.”

“Kaan?”

“Hayır.”

“Babanın yanında çalışan kişi?”

“Bilmiyorum.”

Arda:

“Belki de o kişi, sana kendisini hatırlatmamak için bu adı kullandı.”

Bu cümle beni düşündürdü.

Belki “Gölge” bir kişi değildi.

Belki bir koddu.

Bir dosya adı.

Bir görev.

Bir rol.

Kayıt cihazını tekrar açtım.

Babamın sesi:

“Mert, eğer Gölge'yi hatırladıysan…”

Kayıt durdu.

Sonra:

“Artık kime güveneceğini seçmek zorundasın.”

“Çünkü Gölge…”

Cızırtı.

“Senin yanında büyüdü.”

SAYFA 14

Hepimiz birbirimize baktık.

“Yanımda büyüdü.”

Bu cümle zihnimde dönüp duruyordu.

Çocukluğumdan beri yanımda olan insanlar.

Eylül.

Emir.

Erin.

Kaan.

Eren.

Babam.

Ve daha önce fark etmediğim biri.

Arda:

“Bu kişinin kim olduğunu bulacağız.”

Eylül:

“Önce eve gitmeliyiz.”

“Hayır.”

“Ne?”

“Babamın adresine.”

Elimdeki belgeyi kaldırdım.

“19 Ekim'de oraya gitmiş.”

Emir:

“Ben de geleceğim.”

Eylül başını salladı.

“Ben de.”

Arda:

“Bu kez kimse ayrılmayacak.”

Hastaneden çıktık.

Araca bindik.

Yol boyunca kimse konuşmadı.

Fakat aklımda bir şey vardı.

Eylül'ün gönderilmemiş mesajı.

“BANA ARTIK GÜVENME.”

Ve onun söylediği:

“Ben bu mesajları göndermedim.”

Belki gerçekten göndermemişti.

Belki biri onun hesabını kullanmıştı.

Ama asıl korkutucu olan bu değildi.

Mesajın tarihi 18 Ekim'di.

Yani bu mesajı gönderen kişi, o gece benim gelecekte okuyacağımı biliyordu.

Bunu yapabilmek için…

Beni yıllardır tanıyor olması gerekiyordu.

Eve vardığımızda saat 02.06'ydı.

Kapının önünde durdum.

Anahtarı çıkardım.

Tam kapıyı açacakken içeriden bir ses geldi.

Bir şey yere düşmüştü.

Hepimiz sustuk.

Arda elini kaldırdı.

Bekledik.

Sonra içeriden tek bir cümle duyuldu.

“Mert…”

SAYFA 15

Ses çok tanıdıktı.

Ama bu kez onu tanıyordum.

Babam.

Kapıyı açtım.

Salon karanlıktı.

Kimse görünmüyordu.

Fakat masanın üzerinde bir kayıt cihazı vardı.

Yanında da bir fotoğraf.

Fotoğrafı aldım.

Bu kez yüzler açıktı.

Ben.

Eylül.

Emir.

Erin.

Kaan.

Ve…

Bir kişi daha.

Yüzünü görünce nefesim kesildi.

Onu tanıyordum.

Çocukluğumdan.

Yıllardır hayatımda olan biriydi.

Ama aklım bu yüzü kabul etmek istemiyordu.

Fotoğrafın arkasında babamın el yazısıyla tek bir cümle vardı.

“GÖLGEYİ BULMAK İSTİYORSAN, ÖNCE YANINDAKİNE BAK.”

Eylül fotoğrafı gördü.

Bir anda yüzü bembeyaz oldu.

“Sen de onu tanıyorsun.”

“Evet.”

“Peki neden hiç hatırlamadın?”

Cevap veremedim.

Çünkü fotoğraftaki kişi bana doğru bakıyordu.

Ve çocukluk anılarımda onun yüzü hep bulanıktı.

Sanki zihnim onu özellikle silmişti.

Kayıt cihazı kendi kendine çalışmaya başladı.

Babamın sesi duyuldu.

“Mert…”

“Eğer bu kişiyi gördüğünde hatırlarsan…”

Kısa bir sessizlik.

“Bil ki seni korumaya çalıştığım en büyük sır buydu.”

Kayıt sona erdi.

Ardından telefonum titredi.

Yeni mesaj.

“ARTIK BENİ HATIRLADIN.”

Gönderen:

GÖLGE.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

16okunma 11beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.