12. bölüm / 24
MASKELER lBÖLÜM lX - BAŞLADIĞIMIZ YER
Bölümler 24Şu an: BÖLÜM lX - BAŞLADIĞIMIZ YER
- 1 bilgilendirme yazısı17 kelime
- 2 BÖLÜM l - İLK MASKE2.628 kelime
- 3 BÖLÜM ll - GEÇMİŞİN İZLERİ2.281 kelime
- 4 BÖLÜM lll - HATIRLAMAM GEREKENLER2.238 kelime
- 5 BÖLÜM lV - İLK KAYIP2.507 kelime
- 6 BÖLÜM V - KAYIP OLAN2.602 kelime
- 7 BÖLÜM Vl - SAKLADIĞIM KİŞİ2.461 kelime
- 8 BÖLÜM VVl - SEKİZ NUMARALI KAPI2.456 kelime
- 9 BÖLÜM Vlll - KAPININ ARDINDA2.334 kelime
- 10 BÖLÜM lX - BAŞLADIĞIMIZ YER2.283 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 BÖLÜM X - İLK KAYIT2.385 kelime
- 12 BÖLÜM Xl -2.285 kelime
- 13 BÖLÜM Xll - ESKİ HASTANE2.353 kelime
- 14 BÖLÜM Xlll - HATIRLADIĞIM GECE2.189 kelime
- 15 BÖLÜM XlV - SAKLI ZARF2.365 kelime
- 16 BÖLÜM XV - GÜVENMEK2.343 kelime
- 17 BÖLÜM XVl - ONU BEN GÖNDERDİM2.423 kelime
- 18 BÖLÜM XVll - BABAMIN SON CÜMLESİ2.331 kelime
- 19 BÖLÜM XVlll - GÖNDERİLMEYEN MESAJ2.067 kelime
- 20 BÖLÜM XIX - GÖLGE1.988 kelime
- 21 BÖLÜM XX - PERON 31.988 kelime
- 22 BÖLÜM XXl - UNUTULAN GECENİN TANIĞI1.652 kelime
- 23 BÖLÜM XXll - KIRILAN MASKE1.637 kelime
- 24 BÖLÜM XXlll - İKİNCİ MASKENİN GÖLGESİ1.142 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
SAYFA 1
Okulun kapısının önünde durduğumda, yıllardır görmediğim bir yere değil, yıllardır hatırlamaktan kaçtığım bir anıya bakıyormuşum gibi hissettim.
Bina gecenin karanlığında olduğundan daha büyük görünüyordu.
Pencerelerin çoğu karanlıktı.
Bahçede tek bir ışık yanıyordu.
Eylül arabadan indiğinde bana baktı.
“Buraya daha önce geldin mi?”
“Çocukken.”
“Hatırlıyor musun?”
“Bazı şeyleri.”
Arda arabanın diğer tarafından indi.
“Emir burada mı?”
Telefonumu çıkardım.
Mesaj hâlâ ekrandaydı.
“EMİR ORADA.”
Ama artık bunun ne anlama geldiğini bilmiyordum.
Kapıya doğru yürüdüm.
Her adımda içimde başka bir görüntü beliriyordu.
Bir koridor.
Bir sınıf.
Bir sıra.
Bir çocuk sesi.
Ve sürekli tekrarlanan aynı cümle:
“Beni unutma.”
Kapının önüne geldiğimde elim kapının koluna uzandı.
Tam açacakken durdum.
“Ne oldu?” diye sordu Eylül.
“Bu kapıyı daha önce açtım.”
“Ne zaman?”
“Hatırlamıyorum.”
Arda yanıma geldi.
“Belki de hatırlaman gereken yer tam olarak burası.”
Kapıyı açtım.
İçeriden soğuk bir hava geldi.
Koridor karanlıktı.
Ama koridorun en sonunda bir sınıfın kapısının altından ışık sızıyordu.
Ve kapının üzerinde eski bir numara vardı.
17.
SAYFA 2
17 numaralı sınıf.
Bunu gördüğüm anda başım ağrımaya başladı.
Eylül koluma dokundu.
“Mert?”
“İyiyim.”
“Değilsin.”
“Hatırlıyorum.”
“Ne?”
“Burayı.”
Koridora baktım.
“Burası okul değil sadece.”
Arda kaşlarını çattı.
“Ne demek istiyorsun?”
“Burada bir şey olmuş.”
“Ne?”
“Bilmiyorum.”
Koridor boyunca yürümeye başladık.
Ayak seslerimiz boş binada yankılanıyordu.
17 numaralı sınıfa yaklaştıkça başımdaki ağrı arttı.
Kapının önünde durdum.
Kapının üzerinde çocukken çizilmiş gibi duran küçük bir çizik vardı.
Elimi çizginin üzerine koydum.
Bir görüntü geldi.
Ben küçüktüm.
Yanımda Emir vardı.
Karşımızda Deniz.
Ve birkaç adım ötede Kaan.
Kaan eğilip bana bakıyordu.
“Bir sırrın var mı, Mert?”
Çocuk halim başımı sallıyordu.
“Var.”
“Ne?”
“Kimseye söylemeyeceğim.”
Kaan gülümsüyordu.
“Bana söyleyebilirsin.”
Emir araya giriyordu.
“Sakın.”
Görüntü bir anda kesildi.
Elimi kapıdan çektim.
Eylül bana baktı.
“Kaan burada mıydı?”
“Evet.”
“Emir?”
“O da.”
Arda kapının kolunu tuttu.
“Öyleyse içeri girelim.”
Kapı kilitli değildi.
Açıldığında içeride eski sıralar vardı.
Tahtanın üzerinde tek bir cümle yazıyordu.
“İLK SIRADA OTURAN ÇOCUK HER ŞEYİ HATIRLAR.”
SAYFA 3
Sınıfa girdim.
İlk sıraya baktım.
Üzerinde küçük bir kazıntı vardı.
M.
Parmaklarımı harflerin üzerinde gezdirdim.
“Benim.”
Eylül yanıma geldi.
“Emin misin?”
“Evet.”
Sıranın altına baktım.
Orada küçük bir kutu vardı.
Kutuyu çıkardım.
Üzerinde başka bir harf vardı.
E.
Eylül kutuya baktı.
“Emir?”
“Belki.”
Kutuyu açtım.
İçinde çocukluk dönemime ait birkaç küçük eşya vardı.
Bir kalem.
Eski bir fotoğraf.
Bir oyuncak araba.
Ve küçük bir kâğıt.
Kâğıtta çocukça bir yazıyla:
“BENİM EN İYİ ARKADAŞIM EMİR.”
Altında başka bir cümle vardı.
“AMA ANNEM ONUN GERÇEK OLMADIĞINI SÖYLÜYOR.”
Kâğıdı okurken donup kaldım.
“Ne?”
Eylül kâğıdı benden aldı.
Arda da baktı.
“Bu ne demek?”
“Bilmiyorum.”
Ama içimdeki ses biliyordu.
Emir çocukluğumdan beri vardı.
Fakat herkes onu aynı şekilde görmemişti.
Belki de Emir gerçekten başka biriydi.
Belki de ben onu yıllar boyunca başka birinin yerine koymuştum.
Tam bunu düşünürken sınıfın arka tarafından bir ses geldi.
“Bunu sonunda buldun.”
Üçümüz birden döndük.
Kapının yanında biri duruyordu.
Yüzü karanlıktaydı.
Ama sesini tanıyordum.
Deniz.
SAYFA 4
“Deniz?”
Deniz ışığa doğru bir adım attı.
Gerçekten oydu.
Yüzü yorgundu ama ayaktaydı.
Eylül hemen ona doğru ilerledi.
“Sen yaşıyorsun.”
Deniz ona baktı.
“Bunu zaten biliyordunuz.”
“Hayır,” dedi Eylül. “Bilmiyorduk.”
Deniz’in bakışları bana döndü.
“Sen biliyordun.”
“Ben mi?”
“Bir gün hatırlayacağını biliyordun.”
“Emir nerede?”
Deniz cevap vermedi.
“Beni buraya onun için çağırdınız.”
“Hayır.”
“Telefonumdan mesaj geldi.”
“Mesajı ben göndermedim.”
“Öyleyse kim?”
Deniz sustu.
Arda ona yaklaştı.
“Sen bu kadar zamandır neredeydin?”
“Gizleniyordum.”
“Kimden?”
“Kaan’dan.”
Bu isim duyulduğunda sınıftaki hava değişti.
Deniz devam etti.
“Kaan hâlâ bizi izliyor.”
“Emir de mi?”
Deniz başını eğdi.
“Emir’i en son ben gördüm.”
“Nerede?”
“Burada.”
Kalbim hızlandı.
“Ne zaman?”
“Bu gece.”
“Bana neden söylemedin?”
“Çünkü seni buraya getirmeden önce bir şeyi hatırlaman gerekiyordu.”
“Neyi?”
Deniz gözlerimin içine baktı.
“Emir’in kim olduğunu.”
SAYFA 5
“Bunu zaten biliyorum.”
Deniz başını salladı.
“Hayır, bilmiyorsun.”
“Emir çocukluk arkadaşım.”
“Değil.”
“Ne?”
Deniz yavaşça konuştu.
“Emir senin arkadaşın değildi.”
Eylül ona baktı.
“Deniz…”
“Artık saklamanın anlamı yok.”
Arda kollarını bağladı.
“Ne saklıyorsunuz?”
Deniz cevap vermeden önce bana baktı.
“Emir, Mert’in hayatındaki gerçek bir kişiydi.”
“Bunu söylüyorsun ama az önce arkadaşım olmadığını söyledin.”
“Arkadaşın değildi.”
“Öyleyse neydi?”
Deniz’in cevabı kısa oldu.
“Koruyucun.”
Sessizlik.
“Beni neden koruyordu?”
“Çünkü Kaan seni çocukken fark etti.”
“Ne fark etti?”
“Senin hafızandaki boşlukları.”
“Çocukken mi?”
“Evet.”
Başım ağrımaya başladı.
Deniz devam etti.
“Sen bazı şeyleri unutuyordun. Sonra başka şeyleri hatırlıyordun. Bazen aynı olayı iki farklı şekilde anlatıyordun.”
Eylül gözlerini kapattı.
“Ve Emir bunu fark etti.”
Deniz başını salladı.
“Emir seni yalnız bırakmadı.”
“Peki neden şimdi ortada yok?”
Deniz bana baktı.
“Çünkü onu son kez gördüğümde bana şunu söyledi.”
“Ne söyledi?”
Deniz’in sesi alçaldı.
“Mert hatırlarsa, benim burada olmamın hiçbir anlamı kalmayacak.”
SAYFA 6
“Bu ne demek?”
Deniz cevap vermeden sınıfın tahtasına baktı.
Tahtanın arkasındaki duvarı gösterdi.
“Oraya bak.”
Duvara yaklaştım.
Eski bir pano vardı.
Pano kaldırıldığında arkasında küçük bir bölme ortaya çıktı.
İçinde bir defter vardı.
Defteri aldım.
Kapağında ismim yazıyordu.
MERT.
İlk sayfayı açtım.
Yazı bana aitti.
“Bugün yine onu gördüm.”
Bir sonraki satır:
“Emir benimle konuştu.”
Sonraki:
“Kaan onun peşinde.”
Sayfaları çevirdikçe yazılar değişiyordu.
“Deniz bana inanmıyor.”
“Eylül korkuyor.”
“Arda beni buldu.”
Sonra bir cümle gördüm.
“Ben bazen kendim değilim.”
Elim titredi.
Eylül yanıma geldi.
“Devam etme.”
“Hayır.”
Sayfayı çevirdim.
“Bugün kendimi aynada gördüm.”
“Ben değildim.”
Bir sonraki sayfa yırtılmıştı.
Sonraki sayfada sadece şu yazıyordu:
“Emir bana gerçeği söyledi.”
Arkasında:
“Beni koruyan kişi aslında beni benden koruyor.”
Bir süre hiçbirimiz konuşmadık.
Deniz sessizce:
“İşte bunu hatırlaman gerekiyordu.”
“Emir beni benden koruyordu.”
“Evet.”
“Peki neden?”
Deniz gözlerini bana dikti.
“Çünkü senin içinde saklanan şey, sandığından daha eskiydi.”
SAYFA 7
“Ne kadar eski?”
Deniz cevap vermedi.
“Deniz.”
“Çocukluğundan da eski.”
“Bu mümkün değil.”
“Hatırladıkların sana ait olmayabilir.”
Bu cümleyle birlikte içimde bir soğukluk yayıldı.
“Ne demek bu?”
“Bazı anılar sana aitmiş gibi görünebilir.”
“Benim değiller mi?”
“Bilmiyorum.”
“Sen biliyorsun.”
Deniz başını salladı.
“Bazılarını biliyorum.”
Arda defteri aldı.
“Burada başka bir şey var.”
Sayfanın köşesinde küçük bir tarih vardı.
İlkokul yıllarım.
Altında bir isim:
KAAN.
Ve hemen yanında:
“İLK KEZ BURADA KARŞILAŞTIK.”
Arda bana baktı.
“Kaan seni okuldan beri takip ediyor.”
“Evet.”
“Peki neden?”
Deniz cevap verdi.
“Çünkü Kaan senin ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.”
“Ben neyim?”
Deniz derin bir nefes aldı.
“Bunu söylemeden önce Emir’in sana bıraktığı şeyi bulmalıyız.”
“Ne bıraktı?”
“Bu sınıfta.”
Odaya baktık.
Deniz tahtayı gösterdi.
“Tahtanın arkasında.”
Tahtayı yerinden kaldırdık.
Arkasında küçük bir zarf vardı.
Üzerinde:
“MERT’E.”
Zarfı açtım.
İçinden tek bir fotoğraf çıktı.
Fotoğrafta çocukluğumdaki halim vardı.
Yanımda Emir.
Ama fotoğrafın arka tarafında başka biri daha görünüyordu.
Kaan.
Ve Kaan’ın yanında…
Benim başka bir halim.
SAYFA 8
Fotoğrafı elimden düşürecek gibi oldum.
“Bu mümkün değil.”
Deniz sessizdi.
Arda fotoğrafı aldı.
“İki Mert.”
Eylül fotoğrafa bakarken nefesini tuttu.
“Bunu daha önce görmüştüm.”
“Ne?”
“Bu fotoğrafı.”
“Ne zaman?”
“Yıllar önce.”
“Bana neden söylemedin?”
“Çünkü o zaman ne anlama geldiğini bilmiyordum.”
Fotoğrafa tekrar baktım.
Çocuk halim öndeydi.
Emir yanımdaydı.
Kaan biraz gerideydi.
Ve benim diğer halim Kaan’ın yanında duruyordu.
Yüzü bana benziyordu.
Ama bakışı farklıydı.
Soğuk.
Sakin.
Sanki fotoğraftaki herkesin ne olacağını biliyordu.
Fotoğrafın arkasında bir yazı vardı.
“İKİNCİSİ BURADA BAŞLADI.”
Deniz başını salladı.
“İşte bu yüzden Kaan seni izledi.”
“İkinci Mert’i mi?”
“Evet.”
“Peki Emir?”
“Emir onun ortaya çıktığını ilk fark eden kişiydi.”
“Ve beni korudu.”
“Evet.”
“Deniz?”
“Ben de Emir’e yardım ettim.”
“Eylül?”
Eylül gözlerini indirdi.
“Ben de.”
Arda sessiz kaldı.
“Sen?”
Arda uzun süre konuşmadı.
Sonra:
“Ben Kaan’ın peşindeydim.”
“Peki beni neden buldun?”
“Çünkü seni korumam gerekiyordu.”
“Kimden?”
Arda cevap vermeden önce fotoğrafa baktı.
“Bazen senden.”
SAYFA 9
Bu cümle beni susturdu.
“Benden mi?”
Arda başını salladı.
“Diğer Mert ortaya çıktığında seni durdurabilecek tek kişi Emir’di.”
“Peki Emir şimdi nerede?”
Deniz cevap verdi.
“Bunu bulmamız gerekiyor.”
“Sen onu gördün.”
“Evet.”
“Ne zaman?”
“Bu gece.”
“Nerede?”
Deniz sınıfın kapısına baktı.
“Buradan çıktı.”
“Sonra?”
“Bana bir şey söyledi.”
“Ne?”
“Eğer Mert gelirse, ona hiçbir şey anlatma.”
“Niye?”
“Çünkü önce kendisinin hatırlaması gerekiyordu.”
“Ben şimdi hatırlıyorum.”
Deniz başını salladı.
“Hayır.”
“Ne eksik?”
“Emir’in sana son söylediği cümle.”
“Ne söyledi?”
Deniz gözlerini kapattı.
“Beni bulduğunda ona şunu söyle.”
“Neyi?”
“Sen beni saklamadın.”
Bir an durdum.
“Ben onu saklamadım mı?”
“Hayır.”
“Öyleyse?”
“Emir seni sakladı.”
“Benden?”
“Evet.”
“Beni neden saklasın?”
Deniz’in cevabı çok sakindi.
“Çünkü Kaan seni bulursa, diğer Mert tamamen uyanacaktı.”
İçimde bir ürperti oluştu.
“Ve şimdi?”
Deniz bana baktı.
“Şimdi uyandığını biliyor.”
Tam o anda okulun ışıkları söndü.
SAYFA 10
Karanlığın içinde Eylül’ün sesini duydum.
“Mert!”
“Buradayım.”
Arda telefonunun ışığını açtı.
Deniz kapıya yöneldi.
“Biri geldi.”
Koridordan ayak sesleri duyuldu.
Bu kez çok yakındı.
Bir kapı açıldı.
Sonra kapandı.
Arda fısıldadı.
“Deniz, sen burada kal.”
“Hayır.”
“Kim olduğunu bilmiyoruz.”
“Ben biliyorum.”
Deniz koridora çıktı.
Biz de arkasından gittik.
Koridorun sonunda bir siluet vardı.
Uzun boylu.
Sessiz.
Başını hafifçe eğmişti.
Deniz bir anda durdu.
“Kaan.”
Siluet cevap vermedi.
Ben birkaç adım attım.
“Kaan!”
Siluet geri çekildi.
Arda peşinden koştu.
Eylül bana baktı.
“Sen burada kal.”
“Hayır.”
Koşmaya başladım.
Koridorun sonunda bir kapı açıldı.
Siluet dışarı çıktı.
Ben de peşinden çıktım.
Bahçe boştu.
Kaan yoktu.
Ama yerde bir şey vardı.
Bir anahtar.
Üzerinde 17 yazıyordu.
Anahtarı aldım.
Yanında küçük bir kâğıt vardı.
“GEÇ KALDIN.”
Arkasını çevirdim.
“EMİR ARTIK SENİNLE KONUŞMAYACAK.”
Kalbim hızlandı.
“Hayır.”
Deniz yanıma geldi.
“Bu bir tuzak.”
“Biliyorum.”
“Peki neden hâlâ ona gidiyorsun?”
“Çünkü Emir bana bir şey söylemek istiyor.”
Deniz başını salladı.
“Hayır.”
“Ne?”
“Emir artık sana bir şey söylemek istemiyor.”
“Öyleyse?”
Deniz gözlerimin içine baktı.
“Emir senden kaçıyor.”
SAYFA 11
“Benden neden kaçsın?”
Deniz cevap vermedi.
Eylül yanıma geldi.
“Mert…”
“Hayır. Bu kez kimse benden bir şey saklamayacak.”
Arda anahtarı aldı.
“Bu anahtar yeni.”
“17 numaralı kapının anahtarı.”
“Hayır.”
Arda anahtarı çevirdi.
“Bu anahtarın üzerinde 17 var ama eski anahtarla aynı değil.”
“Başka bir kapı.”
Deniz başını salladı.
“Evet.”
“17 numaralı başka bir yer mi var?”
“Evet.”
“Bunu neden daha önce söylemedin?”
“Çünkü oraya gitmemeliydik.”
“Şimdi gitmeliyiz.”
Deniz derin bir nefes aldı.
“Okulun altında.”
Arda şaşırdı.
“Ne?”
“Eski bir bölüm var.”
“Bodrum mu?”
“Bodrum değil.”
“Ne?”
“Eski arşiv.”
Okulun arka tarafındaki merdivenlere gittik.
Deniz önden yürüdü.
Merdivenlerin sonunda paslı bir kapı vardı.
Kapının üzerinde eski bir yazı:
ARŞİV.
Anahtarı çıkardım.
17 numaralı anahtarı kilide taktım.
Çevirdim.
Kapı açıldı.
İçerisi karanlıktı.
Telefon ışıklarını açtık.
Duvarlarda eski fotoğraflar vardı.
Sınıf listeleri.
Öğrenci kayıtları.
Öğretmen fotoğrafları.
Ve bir duvarda dört isim yan yana yazılmıştı.
MERT.
EMİR.
DENİZ.
KAAN.
Altında ise tek bir tarih vardı.
“İLK GÜN.”
SAYFA 12
Duvara yaklaştım.
“Bu ne?”
Deniz sustu.
Arda kayıtları inceledi.
“Bunlar öğrenci kayıtları değil.”
“Ne?”
“Burada başka belgeler var.”
Bir dosya çıkardı.
Üzerinde:
“17 NUMARALI DOSYA.”
Dosyayı açtı.
İlk sayfada benim ismim vardı.
“MERT.”
Altında:
“GÖZLEM.”
İkinci sayfada:
“UNUTMA BELİRTİLERİ.”
Üçüncü sayfada:
“İKİNCİ KİŞİLİK BELİRTİLERİ.”
Eylül dosyayı elimden aldı.
“Bunu görmemelisin.”
“Tam tersine.”
Dosyanın son sayfasını açtım.
Orada bir imza vardı.
KAAN.
“Demek Kaan bunu hazırlamış.”
Deniz başını salladı.
“Evet.”
“Beni izliyordu.”
“Evet.”
“Beni inceliyordu.”
“Evet.”
“Emir bunu biliyordu.”
“Evet.”
“Ve siz de biliyordunuz.”
Deniz sustu.
Arda dosyanın arasından başka bir belge çıkardı.
“Burada bir not var.”
Notu okudu.
“Denek, kendi geçmişini değiştirmeye başladığında hatırlama süreci kontrol edilemez hale gelecek.”
Bir alt satır:
“En büyük risk: Emir.”
Donup kaldım.
“Emir neden risk?”
Deniz cevap verdi.
“Çünkü Emir seni hatırlatıyordu.”
“Yani?”
“Kaan seni unutmaya zorladı.”
SAYFA 13
“Emir ise hatırlamamı sağladı.”
Deniz başını salladı.
“Evet.”
“Bu yüzden onu ortadan kaldırdılar.”
“Hayır.”
“Ne?”
“Emir’i kimse ortadan kaldırmadı.”
“Öyleyse nerede?”
Deniz bir an durdu.
“Sen onu gönderdin.”
“Ben mi?”
“Evet.”
“Ne zaman?”
“18 Ekim gecesi.”
Gözlerimi kapattım.
Bir görüntü geldi.
Emir karşımdaki sandalyede oturuyordu.
Yüzünde korku vardı.
“Beni göndermek zorundasın.”
“Hayır.”
“Zorundasın.”
“Nereye gideceksin?”
“Beni bulamayacakları bir yere.”
“Kim?”
“Kaan.”
“Sen benimle kal.”
“Kalırsam seni bulacaklar.”
“Beni yalnız bırakma.”
Emir bana baktı.
“Ben seni yalnız bırakmıyorum.”
“Öyleyse neden gidiyorsun?”
“Çünkü seni korumanın tek yolu bu.”
Görüntü kesildi.
Gözlerimi açtım.
“Ben onu gönderdim.”
Deniz başını salladı.
“Evet.”
“Ve o gitti.”
“Evet.”
“Sonra?”
“Bir daha dönmedi.”
Arda dosyanın altından başka bir kâğıt çıkardı.
“Hayır.”
Hepimiz ona baktık.
Kâğıdı kaldırdı.
“Emir dönmüş.”
“Ne?”
Kâğıtta tarih vardı.
Bugün.
Ve altında:
“EMİR OKULA GERİ DÖNDÜ.”
SAYFA 14
Kalbim hızlandı.
“Bugün mü?”
Arda başını salladı.
“Evet.”
“Buraya gelmiş.”
“Evet.”
“Peki nerede?”
Arda kâğıdı çevirdi.
Arkasında bir oda numarası vardı.
17.
“Yine 17.”
Deniz başını salladı.
“Burası 17 numaralı arşiv.”
“Başka bir 17 mi var?”
Arda duvarı gösterdi.
“Orada.”
Duvarda küçük bir kapı vardı.
Üzerinde 17 yazıyordu.
Anahtarı çıkardım.
“Bu kez gerçekten açacağım.”
Eylül kolumu tuttu.
“Hazır mısın?”
“Hayır.”
“Öyleyse açma.”
“Hazır olmam gerekmiyor.”
Anahtarı kilide yerleştirdim.
Çevirdim.
Kapı açıldı.
İçeride tek bir sandalye vardı.
Sandalyenin üzerinde bir mont.
Emir’in montu.
Yanında da bir telefon.
Telefonun ekranı açıktı.
Bir video hazırdı.
Videoyu açtım.
Emir ekranda belirdi.
Yorgun görünüyordu.
Ama gözleri sakindi.
“Mert.”
Bir süre sustu.
“Eğer bunu izliyorsan, sonunda buraya geldin.”
Ekrandaki Emir derin bir nefes aldı.
“Benden kaçtığını sanıyorsun.”
Başını salladı.
“Ama aslında ben senden kaçtım.”
Ekran karardı.
Sonra tek bir cümle çıktı.
“ÇÜNKÜ SENİ GÖRÜRSEM, KİM OLDUĞUNU SÖYLEMEK ZORUNDA KALACAĞIM.”
SAYFA 15
Video yeniden açıldı.
Emir’in yüzü ekranda belirdi.
“Mert, sana bunu söylemek istemedim.”
“Çünkü gerçeği öğrendiğinde kendinden nefret edeceğinden korktum.”
“Sen kötü biri değilsin.”
“Sen sadece sana yapılanları hatırlamıyorsun.”
Bir süre sustu.
“Bunu anlamanı istiyorum.”
“Senin içinde başka biri yok.”
O cümleyi duyduğumda herkes sustu.
“Ne?”
Emir devam etti.
“Diğer Mert diye düşündüğün şey, senin başka bir kişiliğin değil.”
Eylül’ün yüzü değişti.
Arda videoya yaklaştı.
“Ne anlatıyor?”
Emir konuşmaya devam etti.
“Biri sana yıllarca başka birinin var olduğuna inandırdı.”
Kalbim hızlandı.
“Kaan mı?”
Emir başını salladı.
“Kaan değil.”
“Onu da biri yönlendirdi.”
“Ve o kişi…”
Video bir anda kesildi.
Ekran karardı.
Sonra yeni bir mesaj belirdi.
“DEVAMINI ÖĞRENMEK İSTİYORSAN, EVİNE DÖN.”
“ÇÜNKÜ GERÇEĞİN İLK KAYDI ORADA.”
Ekranın en altında bir isim yazıyordu.
EMİR.
Ama hemen altında başka bir cümle vardı.
“VE MERT, BU KEZ EVİNE TEK BAŞINA GİT.”
Telefon elimde kaldı.
Eylül bana baktı.
“Tek başına gitmeyeceksin.”
Arda da başını salladı.
“Hayır.”
Deniz sessizce konuştu.
“Gitmeli.”
Hepimiz ona döndük.
“Çünkü Emir’in söylemeye çalıştığı şey şu.”
Deniz gözlerimin içine baktı.
“Gerçeğin ilk kaydı, senin evinde değil.”
Bir an durdu.
“Senin çocukluğundaki evde.”
Ve o anda anladım.
Bu gece okulda bitmemişti.
Asıl cevap, yıllardır kaçtığım evin içinde bizi bekliyordu.
Bölüm etkileşimi
