MASKELER l kitap kapağı

18. bölüm / 24

MASKELER l

BÖLÜM XV - GÜVENMEK

Vaveyla Yazarı: İremora 🤍

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 24Şu an: BÖLÜM XV - GÜVENMEK

SAYFA 1

Telefon ekranındaki mesaj hâlâ açıktı.

“BİR SONRAKİ KAPIDA YALNIZ GEL.”

Altındaki cümle ise daha çok aklımı kurcalıyordu.

“ÇÜNKÜ EYLÜL'E GÜVENİYORSAN, GERÇEĞİ HİÇBİR ZAMAN ÖĞRENEMEYECEKSİN.”

Telefonu kapattım.

Eylül bana bakıyordu.

“Ne oldu?”

“Hiç.”

“Yalan söylüyorsun.”

“Sen de bana her şeyi söylemedin.”

Eylül sustu.

Emir arka taraftan bize baktı.

“Mert…”

“Hayır.”

Emir sustu.

“Bu kez önce Eylül konuşacak.”

Eylül başını eğdi.

“Ne bilmek istiyorsun?”

“Babam neden adını yazdı?”

“Bilmiyorum.”

“Eylül.”

“Gerçekten bilmiyorum.”

Dosyayı çıkardım.

Babamın yazdığı notu önüne koydum.

“Burada adın var.”

Eylül yazıya baktı.

Yüzündeki ifade değişti.

“Bunu ben daha önce gördüm.”

“Ne zaman?”

“Yıllar önce.”

“Babamla mı?”

Eylül cevap vermedi.

“Eylül.”

“Evet.”

“Ne konuşuyordunuz?”

Eylül derin bir nefes aldı.

“Senin hakkında.”

“Yine mi?”

“Çünkü o zaman da konu sendin.”

“Bana ne yaptınız?”

Eylül başını kaldırdı.

“Hiçbir şey.”

“Buna inanmamı mı bekliyorsun?”

“Hayır.”

“Öyleyse gerçeği anlat.”

Eylül birkaç saniye sustu.

“Baban bana seni korumamı söyledi.”

SAYFA 2

“Kimden?”

Eylül gözlerini kaçırdı.

“Her şeyden.”

“Bu cevap değil.”

“Biliyorum.”

“Kimden koruyacaktın beni?”

“Kerem'den.”

Şaşırdım.

“Kerem'den mi?”

“Evet.”

“Peki Selim?”

“Selim daha sonra devreye girdi.”

“Kaan?”

“Kaan zaten babanın yanındaydı.”

“Erin?”

Eylül sustu.

“Erin'i de biliyor muydun?”

“Evet.”

“Ne zamandır?”

“Çocukluğundan beri.”

İçimde bir şey düğümlendi.

“Benim çocukluğumda hepiniz vardınız.”

“Evet.”

“Ben hiçbirinizi hatırlamıyorum.”

“Çünkü hatırlamaman gerekiyordu.”

“Kim karar verdi?”

Eylül bana baktı.

“Sen.”

“Ben mi?”

“Evet.”

“Yine aynı cevap.”

“Çünkü doğru.”

Eylül masaya oturdu.

“Bir gün baban beni yanına çağırdı.”

“Ne söyledi?”

“Artık seni koruyamayacağını söyledi.”

“Niye?”

“Çünkü Kerem'in seni izlediğini öğrenmişti.”

“Sonra?”

“Bana bir görev verdi.”

“Ne görevi?”

“Sana gerçeği söylememek.”

O cümle odada ağır bir şekilde kaldı.

“Yani bana yalan söylemen gerekiyordu.”

“Evet.”

“Beni korumak için.”

“Evet.”

“Peki neden şimdi anlatıyorsun?”

Eylül gözlerimin içine baktı.

“Çünkü artık seni korumak için susmak yeterli değil.”

SAYFA 3

Uzun süre hiçbir şey söylemedim.

Sonra dosyayı kapattım.

“Erin'i nerede bulacağım?”

Eylül cevap vermedi.

“Biliyorsun.”

“Evet.”

“Adresini biliyor musun?”

“Eski arşivden sonra nereye gittiğini bilmiyorum.”

“Peki son gördüğün yer?”

“Okul.”

“Bizim okul mu?”

“Evet.”

Deniz başını kaldırdı.

“Erin gerçekten okulda mıydı?”

Eylül:

“Çocukken.”

Arda dosyaları karıştırdı.

“Burada bir kayıt var.”

Hepimiz ona döndük.

“Erin'in okul kaydı.”

Dosyayı açtı.

İsim.

Doğum tarihi.

Sınıf.

Sonra bir satır:

“18 Ekim tarihinde okuldan ayrılmıştır.”

“18 Ekim.”

Yine aynı tarih.

“Bu kadar insan neden aynı gün ortadan kayboldu?”

Kimse cevap vermedi.

Telefonum titredi.

Yeni mesaj.

“OKULA GEL.”

Altında:

“17 NUMARALI SINIF.”

Emir mesajı görünce başını salladı.

“Gitmemelisin.”

“Gitmeliyim.”

“Yalnız gelmen gerektiğini yazmış.”

“Biliyorum.”

“Bu bir tuzak olabilir.”

“Olabilir.”

Eylül ayağa kalktı.

“Ben gelmeyeceğim.”

Ona baktım.

“Neden?”

“Çünkü mesajın istediği şey tam olarak bu.”

“Ne?”

“Beni senden uzaklaştırmak.”

Bir an düşündüm.

Haklı olabilirdi.

“Öyleyse hepimiz gidiyoruz.”

Emir başını salladı.

“Bu kez kimse yalnız kalmayacak.”

SAYFA 4

Okula vardığımızda saat 22.18'di.

Bina tamamen karanlıktı.

Bahçenin kapısı açıktı.

Bu kez kimse şaşırmadı.

İçeri girdik.

Koridor boyunca yürüdük.

17 numaralı sınıf en sondaki koridordaydı.

Kapının önüne geldiğimde durdum.

Kapının üzerinde eski bir çizik vardı.

“K.”

Kaan.

Ama çizginin altında başka bir harf daha vardı.

“E.”

Eylül.

“Bu ne?”

Eylül kapıya baktı.

“Bilmiyorum.”

“Emin misin?”

“Hayır.”

Kapıyı açtım.

İçerisi eski sıralarla doluydu.

Tahtada tek bir cümle vardı.

“BİRİNİ HATIRLADIĞINDA, BİRİNİ UNUTURSUN.”

Deniz:

“Bu bir şifre olabilir.”

Arda:

“Ya da uyarı.”

Sınıfa girdim.

İlk sıraya baktım.

Çocukken oturduğum yer.

Masaya elimi koyduğum anda bir görüntü geldi.

Ben.

Erin.

Emir.

Aynı sırada oturuyorduk.

Erin bana bir kâğıt uzatıyordu.

“Bunu sakla.”

“Ne?”

“Adımı.”

“Niye?”

“Çünkü bir gün herkes benim olmadığımı söyleyecek.”

Görüntü kayboldu.

Elimi masadan çektim.

“Erin burada bana bir şey söyledi.”

Emir yanıma geldi.

“Ne söyledi?”

“Adını saklamamı.”

Eylül sessizce:

“Bunu hatırlaman önemli.”

“Neden?”

“Çünkü Erin'in kaybolmasının sebebi buydu.”

SAYFA 5

“Erin neden kayboldu?”

Eylül cevap vermedi.

“Eylül.”

“Çünkü sana yardım etti.”

“Ne konuda?”

“Hatırlaman konusunda.”

“Nasıl?”

“Sen çocukken bazı şeyleri unutmaya başladığında Erin sana küçük notlar bırakıyordu.”

“Benim odamda mı?”

“Evet.”

“Peki o notlar nerede?”

“Baban sakladı.”

“Niye?”

“Çünkü Kerem onları bulursa her şeyi anlayacaktı.”

Arda sınıfın dolaplarını kontrol ediyordu.

Bir dolabın kapağını açtı.

İçinde eski bir defter vardı.

Üzerinde:

“MERT”

yazıyordu.

Defteri aldım.

İlk sayfayı açtım.

Çocukluk yazım.

“Bugün Erin bana bir şey söyledi.”

Sonraki sayfa:

“Erin, bazı insanların söylediklerine inanmamam gerektiğini söyledi.”

Bir sonraki:

“Babam iyi biri.”

Sonra:

“Babam bazen korkuyor.”

Bir sonraki:

“Doktor Kerem beni izliyor.”

Sayfaları çevirdim.

“Selim babamla kavga etti.”

“Eylül beni koruyor.”

“Kaan beni eve götürdü.”

Son sayfaya geldiğimde elim durdu.

Tek bir cümle vardı.

“ERİN BANA GERÇEĞİ SÖYLEYECEK.”

Altında tarih:

18 EKİM.

Defteri kapattım.

“Demek Erin bana her şeyi anlatacaktı.”

Deniz:

“Evet.”

“Peki neden anlatamadı?”

Arka taraftan bir ses geldi.

“Çünkü onu buldular.”

Hepimiz aynı anda döndük.

SAYFA 6

Sınıfın kapısında biri duruyordu.

Yüzü gölgede kalmıştı.

Arda öne çıktı.

“Sen kimsin?”

Adam içeri girdi.

Yüzünü gördüğüm anda onu tanıdım.

Fotoğraftaki adam değildi.

Selim değildi.

Kerem değildi.

Kaan da değildi.

Ama yüzü bana tanıdık geliyordu.

“Sen…”

Adam bana baktı.

“Beni hatırladın mı?”

Başımı salladım.

“Hayır.”

Adam hafifçe gülümsedi.

“Erin'in kardeşiyim.”

Sınıf sessizleşti.

“Adın ne?”

“Eren.”

“Erin nerede?”

Eren gözlerini yere indirdi.

“Bilmiyorum.”

“Ne demek bilmiyorsun?”

“Yıllardır onu arıyorum.”

“Son kez ne zaman gördün?”

“18 Ekim.”

Yine aynı tarih.

“Onu kim götürdü?”

Eren cevap vermedi.

“Bana gerçeği söyle.”

“Gerçeği ben de bilmiyorum.”

“Peki buraya neden geldin?”

Eren cebinden küçük bir zarf çıkardı.

“Bunu sana vermek için.”

Zarfı aldım.

Üzerinde:

“MERT'E.”

yazıyordu.

El yazısını görünce kalbim hızlandı.

Erin.

Zarfı açtım.

İçinde tek bir cümle vardı.

“EĞER BUNU OKUYORSAN, BENİ ARAMA.”

Altında:

“ÇÜNKÜ BENİ BULURSAN, SENİ DE BULURLAR.”

Eren bana baktı.

“Bunu yıllar önce bana verdi.”

“Ne zaman?”

“Kaybolmadan önce.”

SAYFA 7

“Erin senden beni bulmamı mı istedi?”

“Hayır.”

“Ne istedi?”

“Sana ulaşmamı.”

“Niye?”

“Çünkü senin hatırlaman gereken bir şey olduğunu söyledi.”

“Ne?”

Eren başını salladı.

“Bilmiyorum.”

Zarfın içinde başka bir şey olduğunu fark ettim.

Küçük bir fotoğraf.

Fotoğrafta dört çocuk vardı.

Ben.

Emir.

Erin.

Ve dördüncü kişi.

Fotoğraftaki dördüncü kişinin yüzü karalanmıştı.

Ama kıyafetini tanıdım.

Babamın eski merkezinde çalışanların giydiği kıyafet.

“Bu kişi kim?”

Eren:

“Bilmiyorum.”

“Erin biliyor muydu?”

“Evet.”

“Peki neden yüzünü karalamış?”

“Ben karalamadım.”

Fotoğrafı çevirdim.

Arkasında:

“DÖRDÜNCÜ KİŞİYİ HATIRLARSAN, BABANI BULURSUN.”

yazıyordu.

Eylül fotoğrafı görünce geri çekildi.

“Bu olamaz.”

“Ne?”

“Bu fotoğrafı daha önce gördüm.”

“Ne zaman?”

“Babanın odasında.”

“Ve bana söylemedin.”

“Çünkü baban bana bu fotoğrafı kimseye göstermememi söyledi.”

“Şimdi neden gösteriyorsun?”

Eylül bana baktı.

“Çünkü artık babanın emirlerini takip etmiyorum.”

İlk kez onun sesinde gerçekten kararlı bir şey vardı.

“Peki dördüncü kişi kim?”

Eylül başını salladı.

“Bilmiyorum.”

Eren araya girdi.

“Ben biliyorum.”

Hepimiz ona döndük.

“Kim?”

Eren:

“Erin'in kendisi.”

SAYFA 8

Bir an hiçbir şey anlamadım.

“Ne demek?”

Eren fotoğrafı gösterdi.

“Dördüncü kişi Erin.”

“Bu fotoğrafta zaten Erin var.”

“Hayır.”

“Ne?”

Eren fotoğrafın kenarını gösterdi.

“Buradaki çocuk Erin değil.”

Fotoğrafa tekrar baktım.

İlk bakışta Erin sandığım çocuk aslında başkasına benziyordu.

Yüzünü yaklaştırdım.

Çocuk benim gibi görünüyordu.

Ama değildi.

“Bu kim?”

Eren:

“Bilmiyorum.”

“Az önce Erin dedin.”

“Hayır.”

“Ne demek istiyorsun?”

Eren nefes aldı.

“Erin'in ikizi vardı.”

O an herkes sustu.

“İkizi mi?”

“Evet.”

“Adı neydi?”

Eren başını salladı.

“Bunu sadece Erin biliyordu.”

“Peki neden bana söylemedi?”

“Çünkü o çocuk yüzünden bütün merkez karıştı.”

“Ne yaptı?”

“Hiçbir şey.”

“Öyleyse neden?”

Eren bana baktı.

“Çünkü herkes onu sen sandı.”

Kalbim hızlandı.

“Beni mi?”

“Evet.”

“Nasıl?”

“Çocukken senin yerine onun fotoğrafları kullanıldı.”

“Niye?”

Eren cevap vermedi.

Emir bir adım öne çıktı.

“Çünkü birileri Mert'in kimliğini değiştirmek istiyordu.”

Bu cümle içimde yankılandı.

Kimliğimi.

Anılarımı değil.

Kimliğimi.

“Babam bunu biliyor muydu?”

Eren:

“Evet.”

“Kerem?”

“Evet.”

“Selim?”

“Evet.”

“Kaan?”

Eren başını salladı.

“Kaan da.”

SAYFA 9

“Peki Eylül?”

Eren Eylül'e baktı.

“Eylül de biliyordu.”

O anda Eylül gözlerini kapattı.

“Evet.”

Ona baktım.

“Bunu neden bana söylemedin?”

“Çünkü bunu öğrenirsen bütün çocukluğunu sorgulayacağını biliyordum.”

“Zaten sorguluyorum.”

“Biliyorum.”

“Ben gerçekten Mert miyim?”

Eylül hemen cevap verdi.

“Evet.”

“Emin misin?”

“Evet.”

“Peki o çocuk?”

Eren:

“Sen değilsin.”

“Kim?”

“Erin'in ikizi.”

“Adı?”

Eren sustu.

“Adı ne?”

“Bilmiyorum.”

“Erin biliyor.”

“Evet.”

“Peki Erin nerede?”

Eren başını eğdi.

“Onu bulmak için önce ikizini bulmalıyız.”

Arda:

“İkizi nerede?”

Eren:

“Eski merkezde.”

Deniz şaşırdı.

“Merkez kapatılmadı mı?”

“Kapatıldı.”

“Yıllar önce.”

“Evet.”

“Peki oraya nasıl gireceğiz?”

Eren cebinden bir anahtar çıkardı.

Anahtarın üzerinde küçük bir harf vardı.

K.

Kaan.

“Bu anahtar Kaan'ın mı?”

Eren:

“Erin bana verdi.”

“Erin Kaan'ı tanıyordu.”

“Evet.”

“Peki Kaan onunla neden bağlantılıydı?”

Eren cevap verdi.

“Çünkü Kaan, Erin'in ikizini saklayan kişiydi.”

Bir anda bütün parçalar yer değiştirdi.

Kaan.

Erin.

İkiz.

Ben.

Babam.

Kerem.

Selim.

Ve kaybolan anılarım.

SAYFA 10

Eren anahtarı bana uzattı.

“Bunu al.”

Anahtarı aldım.

Üzerinde bir numara daha vardı.

17.

“Yine 17.”

“Evet.”

“Merkezde 17 numaralı oda var mı?”

Eren başını salladı.

“Var.”

“Ne için kullanılıyordu?”

“Gözlem.”

Arda:

“Demek her şey orada başlamış.”

Eren:

“Hayır.”

Hepimiz ona baktık.

“Her şey orada başlamadı.”

“Ne demek?”

“Orası sadece son durak.”

“Başlangıç neresi?”

Eren bana baktı.

“Senin evin.”

Çocukluk evim.

Yine.

“Bütün kayıtlar orada başladı.”

“Peki neden hastaneye götürüldüm?”

“Çünkü evde olanlardan sonra seni orada tutamadılar.”

“Ne oldu evde?”

Eren sustu.

“Bana söyle.”

“Babanla Kerem tartıştı.”

“Sonra?”

“Sen onları gördün.”

“Ne hakkında?”

“Senin üzerinde yapılan çalışma hakkında.”

“Sonra?”

“Sen kaçtın.”

“Kimle?”

“Erin.”

“Sonra?”

“İkizini gördün.”

Kalbim hızlandı.

“Ben Erin'in ikizini gördüm.”

“Evet.”

“Ve beni sandı.”

“Hayır.”

“Ne oldu?”

Eren:

“Sen onu Erin sandın.”

Bir an sessiz kaldım.

“Yani yıllarca…”

“Evet.”

“Benim hatırladığım bazı anılarda Erin sandığım kişi aslında ikiziydi.”

Eren başını salladı.

İşte bu yüzden bazı anılarım birbirine uymuyordu.

SAYFA 11

Defteri yeniden açtım.

Çocukluk yazılarımı tek tek okumaya başladım.

“Erin bugün benimle konuştu.”

Bir sonraki:

“Erin bana babamın yalan söylediğini söyledi.”

Bir sonraki:

“Erin beni odadan çıkardı.”

Sonra durdum.

Bir cümle vardı.

“Erin bugün beni tanımadı.”

Bu mümkün değildi.

Erin beni tanıyordu.

Ama eğer o gün karşımdaki kişi Erin'in ikiziyse…

Her şey değişiyordu.

“Ben onu Erin sandım.”

Eren başını salladı.

“Evet.”

“Peki gerçek Erin neredeydi?”

“Başka bir odada.”

“Bunu neden hatırlamıyorum?”

“Çünkü o gece gördüğün son şey, ikizinin yüzüydü.”

Emir bana baktı.

“Sonra?”

“Sonra sen bayıldın.”

“Ve hastaneye götürüldüm.”

“Evet.”

“Peki Erin?”

Eren:

“Erin kaçtı.”

“Nereye?”

“Bilmiyorum.”

“Beni neden bıraktı?”

“Bırakmadı.”

“Ne demek?”

“Erin seni kurtarmaya çalıştı.”

“Peki kim durdurdu?”

Eren sustu.

Sonra:

“Kaan.”

Kaan.

Yine Kaan.

Ama bu kez bir soru vardı.

“Benim tarafımda mıydı?”

Eren:

“Evet.”

“Öyleyse neden beni durdurdu?”

“Çünkü senin peşinden geliyorlardı.”

“Kim?”

Eren'in cevabı kısa oldu.

“Kerem ve Selim.”

SAYFA 12

O gece yaşananların parçaları zihnimde birleşmeye başladı.

Ben kaçıyordum.

Erin beni korumaya çalışıyordu.

Kaan bizi durduruyordu.

Kerem ve Selim bizi arıyordu.

Babam ise her şeyi durdurmaya çalışıyordu.

Ama bir şey hâlâ eksikti.

“Babam nerede?”

Eren:

“Bilmiyorum.”

“Babanın kaybolduğu geceyi kim gördü?”

“Erin.”

“Demek onu bulmamız gerekiyor.”

“Evet.”

“Peki nerede?”

Eren cebinden başka bir kâğıt çıkardı.

“Bunu Erin bıraktı.”

Kâğıtta bir adres vardı.

Bu kez silinmemişti.

Eski bir bina.

Şehrin dışında.

Altında:

“23.40”

yazıyordu.

“Oraya gitmemiz gerekiyor.”

Eylül başını salladı.

“Evet.”

Arda:

“Bu kez dikkatli olmalıyız.”

Deniz:

“Çünkü artık karşımızda sadece Selim yok.”

“Kerem de var.”

Emir:

“Ve belki Kaan.”

“Belki mi?”

Emir başını salladı.

“Kaan'ın ne yaptığını hâlâ bilmiyoruz.”

Eren araya girdi.

“Kaan sizi koruyor.”

“Bunu nereden biliyorsun?”

“Çünkü Erin öyle söyledi.”

“Erin Kaan'a güveniyor.”

“Evet.”

“Peki sen?”

Eren bir süre düşündü.

“Ben kimseye tamamen güvenmiyorum.”

Bu cümle bana tanıdık geldi.

Çünkü ben de artık aynı şeyi hissediyordum.

Eren kapıya yöneldi.

“Gitmemiz gerekiyor.”

“Sen de geliyor musun?”

“Hayır.”

“Niye?”

“Çünkü beni izliyorlar.”

SAYFA 13

“Kim?”

Eren cevap vermedi.

Koridora çıktı.

Ardından sesini duyduk.

“Erin'i bulduğunuzda ona bir şey söyle.”

Kapıya çıktım.

“Ne?”

Eren bana döndü.

“Onu suçlamadığını.”

“Niye suçlayayım?”

“Çünkü seni yıllarca aramadığını düşünebilirsin.”

“Aramadı mı?”

“Aradı.”

“Nasıl?”

“Bütün bu izleri o bıraktı.”

Eren cebinden son bir fotoğraf çıkardı.

Bana uzattı.

Fotoğrafta eski merkez vardı.

Kapının üzerinde:

17.

Ve kapının önünde biri duruyordu.

Erin.

Fotoğrafın arkasında:

“BİR GÜN MERT GERİ DÖNECEK.”

yazıyordu.

Altında başka bir cümle:

“ONA HER ŞEYİ ANLATMAYIN.”

“Bu ne demek?”

Eren:

“Erin bazı gerçeklerin seni daha fazla tehlikeye atacağını biliyordu.”

“Peki şimdi?”

“Şimdi artık saklanacak bir şey kalmadı.”

Eren uzaklaşmaya başladı.

“Bekle.”

Durdu.

“Erin gerçekten hayatta mı?”

Eren birkaç saniye sustu.

Sonra:

“Evet.”

Kalbim hızlandı.

“Onu görebilecek miyiz?”

“Eğer eski merkeze giderseniz…”

Durdu.

“Erin sizi bekliyor.”

Kapı kapandı.

Eylül yanıma geldi.

“Artık gitmeliyiz.”

Başımı salladım.

Ama bir şey söylemeden önce telefonum titredi.

Yeni mesaj.

Bu kez numara yoktu.

Sadece tek bir isim vardı.

Erin.

SAYFA 14

Mesajı açtım.

“SONUNDA BENİ HATIRLADIN.”

Altında:

“ŞİMDİ SANA SÖYLEMEM GEREKEN SON ŞEY VAR.”

Bir sonraki mesaj geldi.

“BABANIN KAYBOLDUĞU GECE, SENİN YANINDA BEN VARDIM.”

Nefesimi tuttum.

Sonra:

“AMA ONU KİMİN GÖTÜRDÜĞÜNÜ GÖRMEDİM.”

Bir mesaj daha.

“BUNU SADECE KEREM BİLİYOR.”

Eylül bana baktı.

“Ne yazıyor?”

Telefonu ona uzattım.

Eylül okudu.

“Kerem biliyor.”

Arda:

“Öyleyse Kerem'i bulmalıyız.”

Yeni mesaj geldi.

“KEREM'İ ARAMA.”

Hepimiz sustuk.

Ardından:

“ÇÜNKÜ O SENİ BULACAK.”

Telefonun ekranı karardı.

Bir saniye sonra tekrar açıldı.

Yeni bir mesaj.

“ESKİ MERKEZE GEL.”

“SAAT 23.40.”

“BU KEZ YALNIZ GELME.”

Mesajı okuduğumda içimde garip bir rahatlama oluştu.

Çünkü ilk kez biri bize gerçekten gelmemizi söylüyordu.

Kaçmamızı değil.

Saklanmamızı değil.

Gelmemizi.

Eylül bana baktı.

“Gidecek miyiz?”

“Evet.”

“Peki ya tuzaksa?”

“Bu kez tuzak olsa bile gideceğiz.”

Emir:

“Neden?”

“Çünkü bütün cevaplar orada.”

Deniz çantasını aldı.

Arda kapıya yöneldi.

Ve ben son kez sınıfa baktım.

Çocukken oturduğum sıraya.

Erin'in bana verdiği notlara.

Ve yıllardır hatırlamadığım hayatıma.

Artık geçmişten kaçmayacaktım.

SAYFA 15

Gece yeniden çökmüştü.

Arabaya bindik.

Eski merkezin adresi navigasyona girildi.

Yol boyunca kimse konuşmadı.

Ben ise elimdeki fotoğrafa bakıyordum.

Erin.

Babam.

Kaan.

Kerem.

Selim.

Hepsi aynı merkezin içinde birleşiyordu.

Ama artık bir şeyi biliyordum.

Ben bu hikâyenin sadece peşinden sürüklenen kişisi değildim.

Benim de verdiğim kararlar vardı.

Unuttuğum kararlar.

Sakladığım gerçekler.

Ve çocukken verdiğim bir söz.

Arabayı eski merkezin önünde durdurduk.

Saat 23.27'ydi.

Bina tamamen karanlıktı.

Kapının üzerinde eski yazılar hâlâ duruyordu.

GÖZLEM MERKEZİ.

İçeri girmeden önce telefonum titredi.

Erin'den son mesaj geldi.

“17 NUMARALI ODAYA GİR.”

“İÇERİDE İLK OLARAK DUVARA BAK.”

“ORADA SENİN YAZDIĞIN BİR CÜMLE VAR.”

Mesajın devamı birkaç saniye sonra geldi.

“VE MERT…”

“BU KEZ HATIRLADIĞIN ŞEYE İNAN.”

Telefonu kapattım.

Kapıya baktım.

Sonra Eylül'e.

Emir'e.

Deniz'e.

Arda'ya.

Hepimiz birlikte içeri girdik.

Koridorun sonunda 17 numaralı oda görünüyordu.

Kapıya yaklaştım.

Elimi kapının üzerine koydum.

İçeriden çok hafif bir ses geldi.

Bir kayıt.

Çocukluğumdaki sesim.

“Eğer bir gün buraya geri dönersem…”

Bir saniye sustu.

Sonra devam etti.

“Demek ki sonunda kimin yalan söylediğini öğrenmişim.”

Kapıyı açtım.

Odanın duvarında tek bir cümle vardı.

Benim el yazımla.

“BABAM KAYBOLMADI.”

Altında ikinci cümle:

“ONU BEN GÖNDERDİM.”

Gözlerim dondu.

Çünkü bu cümleyi hatırlamıyordum.

Ama yazıyı tanıyordum.

Ben yazmıştım.

Ve o anda anladım.

Bütün bu zamandır aradığımız cevap, başından beri başka birinin sakladığı bir gerçek değildi.

Benim kendi ellerimle sakladığım bir gerçekti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

15okunma 12beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.