MASKELER l kitap kapağı

16. bölüm / 24

MASKELER l

BÖLÜM Xlll - HATIRLADIĞIM GECE

Vaveyla Yazarı: İremora 🤍

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 24Şu an: BÖLÜM Xlll - HATIRLADIĞIM GECE

SAYFA 1

Saat 23.36’ydı.

Gizli odada kimse konuşmuyordu.

Hepimiz aynı kapıya bakıyorduk.

Kapının üzerinde 23.40 yazıyordu.

Dört dakika.

Sadece dört dakika kalmıştı.

Elimde babamın bıraktığı anahtar vardı.

Anahtarın üzerinde aynı saat yazıyordu.

23.40.

Onu avucumda sıkarken geçmişten gelen görüntüler zihnimde birbirine karışıyordu.

Çocukluğum.

Emir.

Deniz.

Kaan.

Babam.

Ve yüzünü hâlâ tam olarak hatırlayamadığım o kişi.

Eylül yanıma geldi.

“Mert.”

“Ne?”

“Kapıyı açtığında ne göreceğini bilmiyoruz.”

“Ben biliyorum.”

Eylül şaşırdı.

“Neyi?”

“Bir anı.”

“Nasıl bu kadar eminsin?”

“Çünkü babam bütün bunları bana bir anıyı hatırlatmak için yaptı.”

Deniz başını salladı.

“Bence de.”

Arda saatine baktı.

“İki dakika.”

Emir sessizce kapının önüne geçti.

Ona baktım.

“Sen biliyorsun.”

“Evet.”

“Kapının arkasında ne var?”

Emir birkaç saniye sustu.

“Sen.”

“Ben mi?”

“Hatırlamadığın hâlin.”

Saat 23.39 oldu.

Kapının üzerindeki küçük ışık yandı.

Bir kez.

Sonra ikinci kez.

Ve tam 23.40 olduğunda kilit açıldı.

Kapı kendiliğinden aralandı.

SAYFA 2

Kapıyı yavaşça açtım.

İçerisi beklediğimden daha küçüktü.

Ortada eski bir masa vardı.

Masanın üzerinde tek bir kayıt cihazı duruyordu.

Duvarlarda çocukluğuma ait fotoğraflar vardı.

Birinde Emir'le birlikteydim.

Birinde Deniz vardı.

Bir diğerinde Kaan.

Son fotoğrafta ise babamın yanında duruyordum.

Ama fotoğrafın arkasında biri daha vardı.

Yüzü görünmüyordu.

Masanın üzerinde küçük bir not vardı.

Aldım.

“BU ODAYA İLK KEZ SEKİZ YAŞINDA GİRDİN.”

Altında başka bir cümle vardı.

“AMA BURADAN İLK KEZ ON SEKİZ YAŞINDA ÇIKTIN.”

Kağıda uzun süre baktım.

“On sekiz yaşında…”

Emir başını salladı.

“Evet.”

“Ne oldu?”

“Hatırlaman gerekiyor.”

“Yine aynı şeyi söylüyorsun.”

“Çünkü artık söylemem gereken bir şey yok.”

Kayıt cihazını elime aldım.

Üzerinde tarih yazıyordu.

18 EKİM.

O tarihe baktığım anda başım ağrımaya başladı.

Gözlerimin önünden bir görüntü geçti.

Ben.

On sekiz yaşındaydım.

Aynı odadaydım.

Karşımda babam vardı.

“Bunu yapma.”

Babam bana bakıyordu.

“Başka çarem yok.”

“Bana söylemedin.”

“Çünkü seni korumaya çalıştım.”

“Beni korumadın.”

Sonra görüntü kayboldu.

Dizlerimin bağı çözüldü.

Eylül beni tuttu.

“Mert.”

Başımı kaldırdım.

“Ben burada babamla tartıştım.”

Kimse cevap vermedi.

SAYFA 3

Kayıt cihazını çalıştırdım.

Önce cızırtı geldi.

Sonra genç hâlimin sesi duyuldu.

“Ben bunu unutmak istemiyorum.”

Ardından babamın sesi:

“Bunu unutmak zorunda değilsin.”

“Öyleyse neden herkes bana unutmam gerektiğini söylüyor?”

“Çünkü seni korkutmak istiyorlar.”

“Kim?”

Babam sustu.

Genç hâlim tekrar sordu.

“Kim?”

Babamın sesi bu kez daha sertti.

“Onun adını söylemeyeceğim.”

“Ben biliyorum.”

“Hayır, bilmiyorsun.”

“Biliyorum.”

“Sen onu hatırlamıyorsun bile.”

Kayıtta kısa bir sessizlik oldu.

Sonra genç hâlim konuştu.

“Onu hatırlıyorum.”

Babamın sesi titredi.

“Neyi?”

“Sesini.”

O anda kaydın arkasından başka bir ses duyuldu.

“Beni hatırlaman gerekmiyor.”

Kayıt aniden kesildi.

O ses…

O sesi daha önce duymuştum.

Eski istasyonda.

Hastanede.

Ve çocukluğumda.

Emir bana baktı.

“Hatırladın.”

“Evet.”

“Kim?”

Başımı salladım.

“Henüz yüzünü değil.”

Deniz masadaki fotoğraflardan birini aldı.

“Burada bir şey var.”

Fotoğrafın arkasını çevirdi.

“18 EKİM.”

Altında:

“ÜÇÜNÜZDEN BİRİ KAYBOLACAK.”

yazıyordu.

Eylül fotoğrafa baktı.

“Üç kişi kim?”

Ben cevap verdim.

“Mert, Emir ve Deniz.”

Emir başını eğdi.

“Doğru.”

SAYFA 4

“Peki hangimiz kayboldu?”

Kimse konuşmadı.

Cevabı aslında biliyordum.

“Ben.”

Emir bana baktı.

“Evet.”

“18 Ekim gecesi ben kayboldum.”

“Evet.”

“Sonra beni hastanede buldunuz.”

“Evet.”

“Peki neden?”

Emir cevap vermedi.

Deniz dosyalardan birini açtı.

“Çünkü o gece seni bulduğumuzda aynı şeyi tekrar edip duruyordun.”

“Ne diyordum?”

Deniz bana baktı.

“Beni bulmayın.”

Bir an sustum.

“Beni bulmayın.”

Bu cümle zihnimde yankılandı.

Sonra başka bir görüntü geldi.

Hastane koridoru.

Arda.

Ben.

Bir sandalye.

Arda bana soru soruyordu.

“Neredesin?”

“Bilmiyorum.”

“Ne oldu?”

“Hatırlamıyorum.”

“Emir nerede?”

Başımı kaldırıyordum.

“Onu gönderdim.”

“Nereye?”

“Uzağa.”

“Neden?”

“Çünkü beni bulurlarsa…”

Görüntü orada kesildi.

Gözlerimi açtım.

Arda bana bakıyordu.

“Sen o gece bunu söyledin.”

“Devamı neydi?”

Arda sustu.

“Arda.”

“Devamında babanın adını söyledin.”

“Ne dedim?”

“‘Babam onu bulursa, hepimiz kayboluruz.’”

Odanın içi sessizleşti.

Babam.

Yine babam.

Ama artık başka bir soru vardı.

Babam neden Emir’i bulursa hepimizin kaybolacağını düşünüyordu?

SAYFA 5

Masadaki çekmeceyi açtım.

İçinden eski bir anahtar çıktı.

Anahtarın yanında küçük bir kart vardı.

Kartın üzerinde:

“DOSYA 23.40”

yazıyordu.

“Bu ne?”

Emir yanıma geldi.

“Bilmiyorum.”

“Sen bilmiyorsun?”

“Hayır.”

Kartı bilgisayarın yanındaki okuyucuya yerleştirdim.

Ekran açıldı.

Bir dosya çıktı.

“23.40 KAYDI.”

Tıkladım.

Ekranda tarih belirdi.

18 EKİM.

Saat:

23.40.

Görüntü açıldı.

Odayı gördüm.

Aynı oda.

Ama bu kez içeride dört kişi vardı.

Ben.

Emir.

Deniz.

Ve babam.

Genç hâlim masanın önünde duruyordu.

Babam karşısındaydı.

Emir kenarda bekliyordu.

Deniz kapının yanında duruyordu.

Babam bana bir zarf uzattı.

“Bunu sakla.”

“Ne var içinde?”

“Seninle ilgili bir kayıt.”

“Kimden?”

Babam cevap vermedi.

Ben zarfı aldım.

Sonra genç hâlim:

“Bunu neden bana veriyorsun?”

Babam:

“Çünkü bir gün ben olmazsam, bunu Emir’e vereceksin.”

Görüntüde Emir başını kaldırdı.

“Ben neden?”

Babam ona baktı.

“Çünkü sana güveniyorum.”

Kayıt devam etti.

Sonra kapı açıldı.

Herkes aynı anda kapıya döndü.

İçeri biri girdi.

Yüzünü göremiyordum.

Ama genç hâlim onu görür görmez geri çekildi.

“Sen…”

Görüntü karardı.

SAYFA 6

Ekran yeniden açıldığında oda boştu.

Sadece ben vardım.

Kameraya doğru yürüdüm.

Genç hâlimin yüzünde korku vardı.

Elimdeki zarfı açtım.

İçinden bir fotoğraf çıkardım.

Fotoğrafa baktığım anda başımı kaldırdım.

Kameraya doğru:

“Eğer bunu izliyorsan, beni hatırlamıyorsun.”

Sonra fotoğrafı kameraya gösterdim.

Fotoğrafta çocukluğum vardı.

Yanımda bir adam.

Ama adamın yüzü karalanmıştı.

Genç hâlim konuşmaya devam etti.

“Onun kim olduğunu biliyorum.”

Bir süre sustu.

“Babam da biliyor.”

“Emir de biliyor.”

“Deniz de biliyor.”

“Fakat kimse onun adını söylemeyecek.”

Görüntüde kapının dışında bir gölge belirdi.

Genç hâlim hemen arkasına baktı.

“Çünkü o bizi izliyor.”

Kayıt kesildi.

Odaya baktım.

“Bu kayıt neden daha önce ortaya çıkmadı?”

Arda bilgisayara baktı.

“Şifrelenmiş.”

“Şifre ne?”

Ekranda bir soru çıktı.

“İLK KAYBI HATIRLA.”

Cevabı biliyordum.

“Deniz.”

Deniz başını salladı.

“Yanlış.”

Şaşırdım.

“Emir?”

“Hayır.”

“Ben?”

Deniz bana baktı.

“Evet.”

Ekrana “MERT” yazdım.

Dosya açıldı.

Yeni bir görüntü başladı.

SAYFA 7

Görüntüde ben çocukken bir odada oturuyordum.

Yanımda Emir vardı.

Emir bana bir kağıt uzatıyordu.

“Bunu yaz.”

“Ne yazacağım?”

“Unuttuğunda okuyacaksın.”

Çocuk hâlim kalemi aldı.

Kağıda birkaç kelime yazdı.

“Ben kimim?”

Emir:

“Devam et.”

Çocuk hâlim:

“Ben Mert'im.”

“Başka?”

“Emir benim arkadaşım.”

“Başka?”

Çocuk hâlim bir süre düşündü.

Sonra:

“Biri bana yalan söylerse, inanmayacağım.”

Emir gülümsedi.

“Güzel.”

Çocuk hâlim son bir cümle yazdı.

“Babamın söylediği her şey doğru değil.”

Emir'in yüzündeki gülümseme kayboldu.

“Bunu neden yazdın?”

Çocuk hâlim cevap verdi.

“Çünkü dün gece babamın odasında biri vardı.”

“Kim?”

“Bilmiyorum.”

“Ne yaptı?”

“Bana baktı.”

“Sonra?”

“Bana bir şey söyledi.”

Emir eğildi.

“Ne söyledi?”

Çocuk hâlim fısıldadı.

“Büyüdüğümde onu bulacağımı söyledi.”

Görüntü kesildi.

Ben ekrana bakakaldım.

“Ben onu çocukken tanıyordum.”

Emir başını salladı.

“Evet.”

“Ve yıllar sonra onu tekrar gördüm.”

“Evet.”

“Peki neden hatırlamıyorum?”

Emir cevap verdi.

“Çünkü o gece sen kendi isteğinle unutmadın.”

SAYFA 8

“Ne oldu?”

Emir dosyadaki son belgeyi açtı.

“Baban seni buradan çıkarmaya çalıştı.”

“Kimden?”

“Onu.”

“Yüzü karalanmış adamdan mı?”

“Evet.”

“Başardı mı?”

“Hayır.”

“Ne oldu?”

Emir sustu.

“Anlat.”

“Baban seni arabaya götürdü.”

“Sonra?”

“Sen geri dönmek istedin.”

“Neden?”

“Emir’i içeride bırakmak istemedin.”

Emir bir an sustu.

“Ben de seninle geldim.”

“Sonra?”

“Araba yolda durdu.”

“Kim durdurdu?”

“Bilmiyoruz.”

“Baban?”

“Hayır.”

“Kaan?”

“Hayır.”

“Kim?”

Emir başını salladı.

“Yüzünü görmedim.”

“Sonra?”

“Sen arabadan indin.”

“Ben mi?”

“Evet.”

“Niye?”

“Çünkü biri seni çağırdı.”

“Kim?”

“Sesini tanıdın.”

Bir an sustum.

“Babamın sesi miydi?”

“Hayır.”

“Emir?”

“Hayır.”

“Deniz?”

“Hayır.”

“Kim?”

Emir gözlerimin içine baktı.

“Senin kendi sesindi.”

İçimde bir ürperti oluştu.

“Ben kendimi mi çağırdım?”

“Evet.”

“Nasıl?”

“Bunu kimse bilmiyor.”

“Peki sonra?”

“Sen onun peşinden gittin.”

“Ve?”

“Baban seni buldu.”

“Sonra?”

Emir başını eğdi.

“Baban seni hastaneye götürdü.”

“Ben orada neden hiçbir şey hatırlamadım?”

“Çünkü o gece bir karar verdin.”

SAYFA 9

“Ne kararı?”

Emir masanın üzerindeki son fotoğrafı bana uzattı.

Fotoğrafta ben vardım.

Yüzüm kameraya dönüktü.

Arkamda babam.

Ve yanımda Emir.

Fotoğrafın arkasında tek bir cümle vardı.

“BENİ HATIRLAMA.”

“Bunu ben mi yazdım?”

“Evet.”

“Niye?”

“Çünkü birini korumak istedin.”

“Yine aynı cevap.”

“Çünkü gerçek bu.”

“Emir, kimi koruyordum?”

Emir sustu.

Bu kez Eylül konuştu.

“Beni.”

Ona döndüm.

“Ne?”

Eylül gözlerini kaçırdı.

“Sen o gece beni gördün.”

“Ne yaptın?”

“Babanla konuşuyordum.”

“Ne hakkında?”

“Senin hakkında.”

“Sonra?”

“Biri bizi gördü.”

“Kim?”

Eylül cevap vermedi.

“Eylül.”

“Onu daha önce görmüştüm.”

“Kimdi?”

“Yüzü karalanan kişi.”

“Sen onu tanıyordun.”

“Evet.”

“Adını biliyor musun?”

Eylül başını salladı.

“Evet.”

O anda odadaki herkes sustu.

“Adı ne?”

Eylül dudaklarını araladı.

Ama kelime çıkmadı.

Telefonum titredi.

Bilinmeyen numaradan mesaj geldi.

“ONUN ADINI SÖYLERSE, EYLÜL DE KAYBOLACAK.”

Eylül telefonu görünce yüzü bembeyaz oldu.

SAYFA 10

“Bu mesajı daha önce de aldın.”

Eylül başını salladı.

“Evet.”

“Ne zamandır?”

“Yıllardır.”

“Bana neden söylemedin?”

“Çünkü seni de tehdit ettiler.”

“Kim?”

“Bilmiyorum.”

“Yalan.”

“Hayır.”

“Eylül, artık yalan istemiyorum.”

Eylül gözlerini kapattı.

“Adını biliyorum.”

“Kim?”

“Onun adı…”

Kapının dışından bir ses geldi.

Üç kez vuruldu.

Hepimiz sustuk.

Tak.

Tak.

Tak.

Emir kapıya baktı.

“Burada olmaması gerekiyordu.”

Arda silaha davranmadı; sadece kapıya doğru ilerledi.

“Kim?”

Cevap gelmedi.

Kapı kendiliğinden açıldı.

Koridor boştu.

Yerde bir zarf vardı.

Arda zarfı aldı.

Üzerinde:

“EYLÜL İÇİN.”

yazıyordu.

Eylül zarfı görünce geri çekildi.

“Bunu açma.”

“Niye?”

“Çünkü ne olduğunu biliyorum.”

Zarfı açtım.

İçinden eski bir fotoğraf çıktı.

Fotoğrafta Eylül çocukken görünüyordu.

Yanında babam vardı.

Ve arkalarında yüzünü ilk kez net görebildiğim biri vardı.

Fotoğrafı elimden düşürdüm.

“Bu…”

Emir bana baktı.

“Hatırladın mı?”

Başımı salladım.

“Hayır.”

Ama içimde bir şey değişmişti.

Adamın yüzüne baktığımda korkmadım.

Çünkü onu gerçekten tanıyordum.

Sadece adını hatırlayamıyordum.

SAYFA 11

Fotoğrafı tekrar elime aldım.

Adamın yüzüne baktım.

Bir görüntü geldi.

Çocukluğum.

Bir bahçe.

Babam.

Eylül.

Ve aynı adam.

Bana doğru eğiliyordu.

“Beni unut.”

Çocuk hâlim:

“Sen kimsin?”

Adam:

“Bunu büyüdüğünde öğreneceksin.”

“Adın ne?”

Adam gülümsüyordu.

“Benim adım…”

Görüntü kesildi.

Başımı tuttum.

“Ne oldu?”

Emir yanıma geldi.

“Hatırladın.”

“Adını söyleyecekti.”

“Kim?”

“Bilmiyorum.”

Eylül fotoğrafa baktı.

Sonra yüzünü çevirdi.

“Ben söyleyeceğim.”

Herkes Eylül’e baktı.

“Adı…”

Bir süre sustu.

“Selim.”

O isim odanın içinde yankılandı.

Selim.

İlk kez bir isim vardı.

Kaan değildi.

Babam değildi.

Deniz değildi.

Emir değildi.

Selim.

“Selim kim?”

Eylül cevap verdi.

“Babanın ortağı.”

Arda hemen sordu.

“Eski şirket ortağı mı?”

Eylül başını salladı.

“Evet.”

“Sonra?”

“Baban onunla yollarını ayırdı.”

“Niye?”

“Çünkü Selim, senin üzerinde yapılan çalışmayı devam ettirmek istedi.”

“Babam karşı çıktı.”

“Evet.”

“Sonra babam kayboldu.”

Eylül başını salladı.

“Evet.”

Artık parçalar birleşmeye başlıyordu.

Ama hâlâ bir şey eksikti.

SAYFA 12

“Peki Kaan?”

Eylül cevap verdi.

“Kaan, Selim’in yanında değildi.”

“Babamın yanındaydı.”

“Evet.”

“Selim sonra Kaan’a ulaştı mı?”

Deniz araya girdi.

“Bir süre.”

“Ne yaptı?”

“Kaan’ı kullanmaya çalıştı.”

“Başardı mı?”

“Tam olarak değil.”

Arda dosyadaki kayıtları inceliyordu.

“Burada bir şey var.”

Hepimiz ona baktık.

“Ne?”

“Selim’in şirketten ayrıldığı tarih.”

“Ne zaman?”

“18 Ekim.”

İçimdeki her şey yeniden durdu.

“18 Ekim.”

Arda başını salladı.

“Evet.”

“Babamın kaybolduğu gün.”

“Evet.”

“Yani…”

Eylül tamamladı.

“Babanla Selim aynı gün karşı karşıya geldi.”

“Sonra babam kayboldu.”

“Evet.”

“Selim ne yaptı?”

“Bilmiyoruz.”

Telefonum titredi.

Bu kez mesaj Selim'in adıyla geldi.

“SONUNDA BENİ HATIRLADIN.”

Yeni mesaj:

“AMA BABANIN NEDEN KAYBOLDUĞUNU HÂLÂ BİLMİYORSUN.”

Sonra bir fotoğraf gönderildi.

Fotoğrafta babam vardı.

Tek başına.

Bir tren istasyonunda.

Fotoğrafın tarihi:

18 EKİM.

Saat:

23.40.

Fotoğrafın arkasında tek bir cümle vardı.

“SON KEZ BURADA GÖRÜLDÜ.”

İstasyon.

Eski istasyon.

SAYFA 13

“Biz az önce oradaydık.”

Deniz başını salladı.

“Evet.”

“Babam orada mıydı?”

“Belki.”

“Selim de orada mıydı?”

Arda fotoğrafı büyüttü.

Arka tarafta bir gölge görünüyordu.

“Burada biri var.”

Yaklaştım.

Gölgenin yüzü seçilmiyordu.

Ama üzerinde babamın eski şirketinin işareti vardı.

“Bu Selim mi?”

“Bilmiyorum.”

Emir fotoğrafa uzun süre baktı.

Sonra:

“Hayır.”

“Niye?”

“Çünkü Selim o gece istasyonda değildi.”

“Bunu nereden biliyorsun?”

“Çünkü ben oradaydım.”

Hepimiz Emir’e döndük.

“Ne?”

Emir gözlerini kapattı.

“18 Ekim gecesi eski istasyondaydım.”

“Bunu neden daha önce söylemedin?”

“Çünkü orada gördüğüm şeyi hatırlamak istemiyordum.”

“Ne gördün?”

“Babanı.”

Kalbim hızlandı.

“Babamı gördün.”

“Evet.”

“Yanında kim vardı?”

Emir bana baktı.

“Sen.”

“Ben de mi oradaydım?”

“Evet.”

“Ne yapıyorduk?”

“Konuşuyordunuz.”

“Ne hakkında?”

Emir yavaşça:

“Selim hakkında.”

“Ne söyledim?”

“Baban sana Selim'in kim olduğunu anlatıyordu.”

“Sonra?”

“Sen ona bir soru sordun.”

“Ne sorusu?”

Emir’in sesi kısıldı.

“‘Beni neden ondan korumadın?’”

SAYFA 14

O cümleyi duyduğum anda her şey sustu.

Bir an için odada kimse yoktu.

Kendimi yine o istasyonda gördüm.

Gece.

Raylar.

Babam karşımda.

Emir birkaç metre uzakta.

Ben babama bakıyorum.

“Beni neden ondan korumadın?”

Babam başını eğiyor.

“Çünkü çok geç kaldım.”

“Beni ona neden bıraktın?”

“Bırakmadım.”

“Yalan söylüyorsun.”

“Hayır.”

“Selim bana ne yaptı?”

Babam cevap vermiyor.

Ben bağırıyorum.

“Bana ne yaptı?”

Babam yanıma geliyor.

“Hatırlarsan seni kaybederim.”

“Zaten kaybettin.”

Sonra tren sesi geliyor.

Babam bana bir zarf uzatıyor.

“Bunu sakla.”

“Ne var?”

“Gerçeğin tamamı.”

“Sen nerede olacaksın?”

Babam:

“Beni arama.”

Ben:

“Neden?”

Babam arkasına bakıyor.

“Çünkü seni izliyor.”

Görüntü kayboldu.

Gözlerimi açtığımda Emir karşımdaydı.

“Hatırladın.”

“Evet.”

“Zarfı ne yaptım?”

Emir cevap verdi.

“Onu sakladın.”

“Nereye?”

Emir başını kaldırdı.

“Çocukluğundaki odana.”

“Orada değil.”

“Çünkü sen onu daha sonra başka bir yere taşıdın.”

“Nereye?”

Emir bir süre sustu.

“17 numaralı kapıya.”

SAYFA 15

Her şey yeniden 17'ye bağlanmıştı.

17 numaralı kapı.

17 Ekim.

23.40.

Babam.

Selim.

Emir.

Ve benim sakladığım zarf.

“Zarf hâlâ orada.”

Emir başını salladı.

“Evet.”

“Kimse bulamadı mı?”

“Hayır.”

“Çünkü yerini ben bile hatırlamıyordum.”

“Artık hatırlıyorsun.”

Telefonum titredi.

Selim'den yeni bir mesaj vardı.

“ZARFI BUL.”

Altında:

“SONRA BABANIN NEDEN KAYBOLDUĞUNU ÖĞRENECEKSİN.”

Bir mesaj daha geldi.

“AMA DİKKAT ET.”

“ZARFI AÇTIĞINDA, SANA SÖYLENEN HER ŞEY DEĞİŞECEK.”

Telefonu kapattım.

Eylül bana baktı.

“17 numaralı kapıya gitmek zorundayız.”

“Evet.”

Deniz başını salladı.

“Bu kez birlikte.”

Arda kapıya yöneldi.

“Ve Selim'i bulacağız.”

Emir yerinden kalktı.

“Hayır.”

Hepimiz ona baktık.

“Önce zarf.”

“Sonra?”

Emir gözlerini üzerime çevirdi.

“Sonra baban.”

“Selim?”

Emir başını salladı.

“Selim en son.”

“Niye?”

Emir cevap verdi.

“Çünkü Selim'i bulmadan önce, babanın sana neden hiçbir zaman onun adını söylemediğini anlamalısın.”

Kapıya doğru yürüdüm.

Artık korkmuyordum.

Çünkü ilk kez geçmişimin içinde kaybolmuyordum.

Geçmiş bana yol gösteriyordu.

17 numaralı kapıya yeniden gidecektik.

Ve bu kez orada sadece bir zarf bulmayacaktık.

Babama dair saklanan son gerçeğin kapısını açacaktık.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

18okunma 11beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.