13. bölüm / 24
MASKELER lBÖLÜM X - İLK KAYIT
Bölümler 24Şu an: BÖLÜM X - İLK KAYIT
- 1 bilgilendirme yazısı17 kelime
- 2 BÖLÜM l - İLK MASKE2.628 kelime
- 3 BÖLÜM ll - GEÇMİŞİN İZLERİ2.281 kelime
- 4 BÖLÜM lll - HATIRLAMAM GEREKENLER2.238 kelime
- 5 BÖLÜM lV - İLK KAYIP2.507 kelime
- 6 BÖLÜM V - KAYIP OLAN2.602 kelime
- 7 BÖLÜM Vl - SAKLADIĞIM KİŞİ2.461 kelime
- 8 BÖLÜM VVl - SEKİZ NUMARALI KAPI2.456 kelime
- 9 BÖLÜM Vlll - KAPININ ARDINDA2.334 kelime
- 10 BÖLÜM lX - BAŞLADIĞIMIZ YER2.283 kelime
- 11 BÖLÜM X - İLK KAYIT2.385 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 BÖLÜM Xl -2.285 kelime
- 13 BÖLÜM Xll - ESKİ HASTANE2.353 kelime
- 14 BÖLÜM Xlll - HATIRLADIĞIM GECE2.189 kelime
- 15 BÖLÜM XlV - SAKLI ZARF2.365 kelime
- 16 BÖLÜM XV - GÜVENMEK2.343 kelime
- 17 BÖLÜM XVl - ONU BEN GÖNDERDİM2.423 kelime
- 18 BÖLÜM XVll - BABAMIN SON CÜMLESİ2.331 kelime
- 19 BÖLÜM XVlll - GÖNDERİLMEYEN MESAJ2.067 kelime
- 20 BÖLÜM XIX - GÖLGE1.988 kelime
- 21 BÖLÜM XX - PERON 31.988 kelime
- 22 BÖLÜM XXl - UNUTULAN GECENİN TANIĞI1.652 kelime
- 23 BÖLÜM XXll - KIRILAN MASKE1.637 kelime
- 24 BÖLÜM XXlll - İKİNCİ MASKENİN GÖLGESİ1.142 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
SAYFA 1
Çocukluğumun evinin önünde tek başıma durduğumda, gecenin sessizliği üzerime çöktü.
Deniz, Eylül ve Arda arabada kalmıştı.
Bana eşlik etmek istemişlerdi.
Ben izin vermemiştim.
Emir’in mesajı açıktı.
“BU KEZ EVİNE TEK BAŞINA GİT.”
Bunun bir tuzak olup olmadığını bilmiyordum.
Ama ilk kez, cevabın başkasının ağzından değil, kendi hafızamdan çıkmasını istiyordum.
Kapının önüne geldim.
Anahtarı cebimden çıkardım.
Kapıyı açtım.
İçeri girdiğim anda eski evin kokusu yüzüme çarptı.
Her şey yıllar önce bırakılmış gibiydi.
Duvarlar.
Koridor.
Eski saat.
Ve merdivenlerin başındaki küçük çizik.
Elimi duvara koydum.
Bir anlığına çocukluğumu gördüm.
Ben merdivenlerden koşarak iniyordum.
Emir arkamdan bağırıyordu.
“Mert, dur!”
Durmuyordum.
Salona girdiğimde Kaan oradaydı.
Yanında Deniz vardı.
Ve odanın köşesinde Eylül.
Ama o zaman hepimiz çocuktuk.
Kaan bana bakıp gülümsedi.
“Bugün sana bir şey göstereceğim.”
Görüntü bir anda kayboldu.
Elimi duvardan çektim.
“Ne gösterecektin bana?”
Ev cevap vermedi.
Ama üst kattan bir ses geldi.
Bir şey yere düşmüştü.
Başımı kaldırdım.
Sesin geldiği yere doğru yürüdüm.
SAYFA 2
Üst kata çıktığımda koridorun sonunda çocukluk odamın kapısını gördüm.
Kapı aralıktı.
İçeriden çok hafif bir ışık geliyordu.
Kapıyı ittim.
Odam değişmemişti.
Eski yatağım.
Kitaplığım.
Pencerenin önündeki küçük masa.
Ve duvarda yıllar önce çizdiğim resimler.
Masaya yaklaştım.
Üzerinde küçük bir kasetçalar vardı.
Yanında bir kaset.
Üzerinde:
“İLK KAYIT.”
Kaseti elime aldım.
Emir’in mesajını hatırladım.
“Gerçeğin ilk kaydı orada.”
Kaseti cihazın içine yerleştirdim.
Oynat tuşuna bastım.
Önce uzun bir sessizlik oldu.
Sonra çocukluk sesimi duydum.
“Ben Mert.”
Bir süre sessizlik.
Sonra başka bir çocuk sesi.
Emir.
“Bugün ona anlatacak mısın?”
Çocuk halim cevap verdi.
“Hayır.”
“Neden?”
“Çünkü Kaan kızar.”
Kayıt birkaç saniye sustu.
Sonra Emir:
“Kaan sana ne söyledi?”
Çocuk halim fısıldadı.
“Beni kimsenin bulamayacağını söyledi.”
“Kim bulamayacak?”
“Diğer beni.”
Kaset aniden durdu.
Donup kaldım.
“Diğer beni…”
Bu kelimeler çocukluğumdan kalmıştı.
Yani her şey sandığımdan çok daha eskiydi.
SAYFA 3
Kaseti tekrar oynattım.
Bu kez çocuk sesim daha netti.
“Emir, ben bazen kendimi hatırlamıyorum.”
“Ne zaman?”
“Uyandığımda.”
“Sonra ne oluyor?”
“Biri benim yerime karar veriyor gibi.”
Emir sustu.
“Bunu Kaan’a söyledin mi?”
“Hayır.”
“Eylül’e?”
“Hayır.”
“Deniz’e?”
“Hayır.”
“Bana söyledin.”
“Çünkü sen korkmuyorsun.”
Emir’in sesi değişti.
“Ben senden korkmuyorum, Mert.”
Çocuk halim sordu.
“Peki kimden korkuyorsun?”
Uzun bir sessizlik.
Sonra Emir’in sesi çok kısık çıktı.
“Kaan’dan değil.”
Kaset tekrar cızırdadı.
“Kendinden korkuyorum.”
Bir anda odanın içinde soğuk bir hava hissettim.
Kaseti durdurdum.
“Hayır.”
Çünkü bu cümleyi yıllardır yanlış anlamıştım.
Emir benden korkmuyordu.
Benim kendime zarar vermemden de korkmuyordu.
O, benim hafızamın nasıl değiştirildiğini biliyordu.
Kasetin devamını açtım.
Çocuk halim konuşuyordu.
“Bazen uyandığımda odada biri oluyor.”
Emir sordu.
“Kim?”
“Ben.”
Kaset durdu.
Bu kez ben durdurmadım.
Cihaz kendi kendine kapanmıştı.
Tam o anda odamın kapısı kapandı.
Arkamı döndüm.
Kimse yoktu.
Ama masanın üzerinde daha önce olmayan bir kâğıt vardı.
Üzerinde tek bir cümle yazıyordu.
“ŞİMDİ İKİNCİ KAYDI BUL.”
SAYFA 4
Kâğıdın altında küçük bir ok vardı.
Yatağın altını gösteriyordu.
Eğilip yatağın altına baktım.
Eski bir kutu gördüm.
Kutuyu dışarı çıkardım.
Üzerinde çocukluğumun el yazısıyla:
“SADECE MERT AÇACAK.”
Kutuyu açtım.
İçinde birkaç fotoğraf vardı.
Birinci fotoğraf.
Ben ve Emir.
İkinci fotoğraf.
Ben, Emir ve Deniz.
Üçüncü fotoğraf.
Ben ve Kaan.
Dördüncü fotoğrafı elime aldığımda durdum.
Fotoğrafta ben tek başımaydım.
Ama arkamdaki duvarda bir gölge vardı.
Fotoğrafın arkasında:
“BU FOTOĞRAFI KİMSEYE GÖSTERME.”
Altında bir tarih.
Çocukluğumun son yılı.
Fotoğrafı çevirdim.
Kutunun dibinde ikinci bir kaset vardı.
Üzerinde:
“İKİNCİ KAYIT.”
Kaseti cihazın içine taktım.
Bu kez ses çocukluğuma ait değildi.
Kaan konuşuyordu.
“Mert, bunu dinlediğinde beni hatırlayacaksın.”
Bir süre sustu.
“Senin sorunun hafızan değil.”
“Senin sorunun, sana kimin ne anlattığını ayırt edememen.”
“Bazen bir şey yaşadığını sanıyorsun.”
“Bazen de hiç yaşamadığın bir şeyi hatırlıyorsun.”
“Ve ben bunun nedenini biliyorum.”
Ses daha da alçaldı.
“Çünkü biri senin anılarını senden önce yazdı.”
Nefesim kesildi.
Kaan devam etti.
“Bunu yaptığım için beni suçlayacaksın.”
“Belki de haklı olacaksın.”
“Ama bir şeyi bil.”
“Ben yalnız değildim.”
SAYFA 5
Kaset burada kesildi.
Bir süre hareketsiz kaldım.
Kaan yalnız değildi.
Demek arkasında başka biri vardı.
Telefonumu çıkardım.
Eylül’ü aramak istedim.
Ama aramadım.
Çünkü bu kez yalnız kalmam gerekiyordu.
Kutunun içindeki fotoğraflara tekrar baktım.
Kaan’ın fotoğrafını aldım.
Arkasında küçük bir işaret vardı.
K.
Altında başka bir harf.
A.
Sonra bir harf daha.
E.
Ve son olarak:
N.
KAEN.
Bir isim değil.
Bir kod gibi görünüyordu.
Kutunun dibini kontrol ettim.
Tahta zeminde küçük bir çizgi fark ettim.
Parmağımla bastırdım.
Tahta hafifçe hareket etti.
Gizli bir bölme açıldı.
İçinden eski bir defter çıktı.
İlk sayfasında:
“BU DEFTERİ BEN YAZMADIM.”
Altında:
“AMA İÇİNDEKİ HER ŞEY BENİMLE İLGİLİ.”
Sayfaları çevirdim.
Bir tarih.
Sonra başka bir tarih.
Sonra başka.
Hepsinde aynı cümle tekrarlanıyordu.
“BUGÜN DE UNUTTU.”
Bir sayfada ise yalnızca şu yazıyordu:
“EMİR BİLİYOR.”
Sonraki sayfa:
“DENİZ ŞÜPHELENİYOR.”
Sonraki:
“EYLÜL KORKUYOR.”
Sonraki:
“ARDA ARAŞTIRIYOR.”
Ve son sayfa:
“KAAN UYGULUYOR.”
Bir an durdum.
Kaan her şeyin sahibi değildi.
Birinin söylediklerini uyguluyordu.
SAYFA 6
Defterin son sayfasının altında küçük bir kapı çizimi vardı.
Kapının üzerinde 17 yazıyordu.
Ama bu kez kapı bir oda değildi.
Bir dolap kapağıydı.
Çocukluk odamın dolabına baktım.
Yıllardır dokunmadığım eski dolap.
Kapıya yaklaştım.
İçini açtım.
Eski kıyafetler.
Oyuncaklar.
Kutular.
Ve en arkada küçük bir metal kapak.
Üzerinde 17.
Anahtarı çıkardım.
Okuldaki arşivden aldığım anahtardı.
Kilide taktım.
Açıldı.
İçeride üçüncü bir kayıt cihazı vardı.
Yanında bir fotoğraf.
Fotoğrafta Emir vardı.
Tek başınaydı.
Arkasında şu yazıyordu:
“BENİ BURAYA SEN GETİRDİN.”
Fotoğrafın altında başka bir cümle vardı.
“ÇÜNKÜ BANA GÜVENEN TEK KİŞİ SENDİN.”
Kayıt cihazını çalıştırdım.
Emir’in sesi geldi.
“Mert.”
“Bunu dinliyorsan, artık gerçeğin tamamını arıyorsun.”
“Bunu yapmanı istemedim.”
“Ama biliyorum, durmayacaksın.”
“Çünkü sen hep böyleydin.”
“Bir şeyi anlamadığında, sonuna kadar giderdin.”
Bir süre sessizlik.
Sonra Emir’in sesi değişti.
“Şimdi sana en zor şeyi söyleyeceğim.”
“Ben senin koruyucun değildim.”
Kalbim hızlandı.
“Ben senin tanığındım.”
SAYFA 7
“Ne demek tanık?”
Emir’in sesi kayıttan devam etti.
“Çocukken olanları gördüm.”
“Büyüdüğünde olanları da gördüm.”
“Ve bir gün, senden saklanan şeyin ne olduğunu anladım.”
“Senin hafızan kendi kendine kaybolmuyordu.”
“Biri sana bazı şeyleri unutturuyordu.”
“Bunu ilk fark eden bendim.”
“Sonra Deniz fark etti.”
“Sonra Eylül.”
“Arda ise Kaan’ın peşine düştü.”
“Ben ise senin yanında kaldım.”
Kayıt birkaç saniye sustu.
“Çünkü bir gün bana şunu söyledin.”
“Eğer bir gün kendimi tanıyamazsam, beni bana geri getir.”
Gözlerimi kapattım.
Bunu söylemiş olamazdım.
Ama hatırlıyordum.
Çocuk halim Emir’in karşısında duruyordu.
“Beni bana geri getir.”
Emir elimi tutuyordu.
“Söz.”
Görüntü kayboldu.
Kayıttaki Emir devam etti.
“Ben sözümü tuttum.”
“Ama bir noktadan sonra bunu tek başıma yapamadım.”
“Çünkü Kaan seni benden uzaklaştırdı.”
“Sonra sen de beni unuttun.”
“Bana kızmadın.”
“Beni suçlamadın.”
“Çünkü beni hatırlamadın.”
Sesindeki hüzün belirgindi.
“Ve ben seni hatırlatmaya çalışırken, sen benden kaçtın.”
Kayıt durdu.
Bu kez cihazın ekranında başka bir mesaj çıktı.
“DÖRDÜNCÜ KAYIT YOK.”
Altında:
“ÇÜNKÜ DÖRDÜNCÜ KAYDI SEN SİLDİN.”
SAYFA 8
“Ben mi sildim?”
Cihaz cevap vermedi.
Ama defterin arasından küçük bir kâğıt düştü.
Üzerinde bir tarih vardı.
18 Ekim.
Ve altındaki cümle:
“DÖRDÜNCÜ KAYDI SİLDİĞİN GECE EMİR KAYBOLDU.”
Başımı kaldırdım.
“Hayır.”
Hatırlamaya çalıştım.
18 Ekim gecesi.
17 numaralı kapı.
Emir.
Deniz.
Eylül.
Arda.
Kaan.
Hepsi zihnimde birbirine karıştı.
Sonra bir görüntü belirginleşti.
Ben kayıt cihazının başındaydım.
Emir yanımdaydı.
“Bunu silme.”
“Silmem gerekiyor.”
“Neden?”
“Çünkü bunu duyarlarsa seni bulurlar.”
“Kim?”
“Kaan değil.”
“Kim?”
Ben cevap vermiyordum.
Emir ayağa kalkıyordu.
“Bana gerçeği söyle.”
“Bilmiyorum.”
“Biliyorsun.”
“Hayır.”
“Bana güven.”
Sonra kapı açılıyordu.
Bir kişi içeri giriyordu.
Yüzünü göremiyordum.
Ama sesini duyuyordum.
“Kaydı ver.”
Emir geri çekiliyordu.
“Hayır.”
Ben araya giriyordum.
“Git.”
Emir bana bakıyordu.
“Sen ne yapıyorsun?”
“Git dedim.”
Görüntü kesildi.
Gözlerimi açtım.
Artık biliyordum.
Dördüncü kaydı ben silmiştim.
Ama neden sildiğimi hâlâ bilmiyordum.
SAYFA 9
Yerde oturup uzun süre nefes almaya çalıştım.
Dördüncü kayıt.
Emir’in kaybolduğu gece.
Bütün cevaplar orada olabilirdi.
Ama ben silmiştim.
Neden?
Kutunun içindeki fotoğrafları tekrar inceledim.
Son fotoğrafın arkasında bir numara vardı.
“4.”
Dördüncü kayıt.
Fotoğrafı ışığa tuttum.
Fotoğrafın kenarında küçük bir yansıma fark ettim.
Bir cam kapı.
Camın üzerinde bir yazı.
“ÇALIŞMA ODASI.”
Evdeki çalışma odasına baktım.
Aşağı kattaydı.
Merdivenlerden indim.
Kapıyı açtım.
Oda tamamen boştu.
Ama masanın üzerinde eski bir bilgisayar vardı.
Bilgisayarın yanında bir not:
“ŞİFRE: İLK HATIRLADIĞIN ŞEY.”
Ne olduğunu biliyordum.
17.
Şifreyi girdim.
Bilgisayar açıldı.
Tek bir klasör vardı.
“18 EKİM.”
Klasörü açtım.
İçinde bir video dosyası vardı.
Tarihi aynı geceydi.
Videoyu açtım.
Kamera bir odanın köşesindeydi.
Ben görünüyordum.
Emir de oradaydı.
Deniz kapının yanında duruyordu.
Eylül masada oturuyordu.
Arda kapının dışında bekliyordu.
Ve Kaan…
Kaan kameraya bakıyordu.
Sanki kayıt yapıldığını biliyordu.
Sonra başka bir ses duyuldu.
Kaan’ın sesi değildi.
Emir’in sesi değildi.
Deniz’in değildi.
Eylül’ün değildi.
Arda’nın değildi.
Benim de değildi.
“Kaydı başlat.”
Hepimiz o sese dönüyorduk.
Ve kapı açılıyordu.
SAYFA 10
Kapıdan giren kişiyi gördüğüm anda elim titredi.
Yüzü net değildi.
Kamera açısı kötüydü.
Ama sesini duyuyordum.
“Artık bunu bitirmeliyiz.”
Kaan ayağa kalkıyordu.
“Henüz hazır değil.”
“Hazır olmak zorunda.”
Deniz araya giriyordu.
“Onu rahat bırak.”
Eylül de ayağa kalkıyordu.
“Bu kadar yeter.”
Arda kapının yanında duruyordu.
Ben ise sessizdim.
Emir bana bakıyordu.
“Sen bir şey söyle.”
Konuşmuyordum.
Sonra o kişi bana doğru yaklaşıyordu.
“Bana bak, Mert.”
Başımı kaldırıyordum.
“Beni tanıyor musun?”
Cevap vermiyordum.
Kişi eğiliyordu.
“Tanıyacaksın.”
Sonra kamera bir anda kapanıyordu.
Video bitmişti.
Ama dosyanın altında başka bir kayıt vardı.
“SES.”
Onu açtım.
Aynı kişi konuşuyordu.
“Eğer bunu izliyorsan, Mert’in hatırlaması başlamış demektir.”
Bir süre sessizlik.
“Ben onun düşmanı değilim.”
“Ben onun hayatındaki en büyük yalanı düzeltmeye çalışıyorum.”
“Emir bunu yanlış anladı.”
“Deniz de.”
“Eylül de.”
“Arda da.”
“Ve Kaan…”
Ses kısa bir süre durdu.
“Kaan sadece görevini yaptı.”
Sonra o kişi son cümleyi söyledi.
“Gerçek düşmanın kim olduğunu öğrenmek istiyorsan, kendi geçmişine değil…”
“Bana bak.”
Ses kaydı bitti.
Ekranda tek bir isim belirdi.
MERT.
SAYFA 11
“Bana bak.”
Bu iki kelime zihnimde dönüp durdu.
Kayıttaki kişi beni doğrudan kameraya bakmaya zorlamıştı.
Ama kim olduğunu hâlâ bilmiyordum.
Bilgisayardaki dosyaların arasında başka bir belge fark ettim.
Açtım.
Bir liste vardı.
İsimler.
Mert.
Emir.
Deniz.
Eylül.
Arda.
Kaan.
Ve en altta başka bir isim.
Yanında hiçbir açıklama yoktu.
Sadece:
“ASIL TANIK.”
İsim kapatılmıştı.
Belgeyi büyüttüm.
İsim görünmüyordu.
Tam o sırada bilgisayarın ekranı karardı.
Sonra yeniden açıldı.
Yeni bir mesaj çıktı.
“ARTIK YETER.”
“BUNU BURADA BIRAK.”
“ÇÜNKÜ DAHA FAZLASINI ÖĞRENİRSEN, EMİR’İ BİR DAHA GÖREMEZSİN.”
Başımı kaldırdım.
“Emir yaşıyor.”
Mesaj değişti.
“EVET.”
Kalbim hızlandı.
“NERESİN?”
Yeni mesaj:
“BUL.”
Sonra ekran kapandı.
Telefonum çaldı.
Bilinmeyen numara.
Açtım.
Kimse konuşmadı.
Sonra çok hafif bir nefes sesi geldi.
“Emir?”
Sessizlik.
“Emir, sen misin?”
Bir ses duyuldu.
“Hayır.”
Ses çok tanıdıktı.
“Ben onun seni bulmasını istemeyen kişiyim.”
“Sen kimsin?”
“Bunu zaten biliyorsun.”
“Hayır.”
“Biliyorsun, Mert.”
“Adını söyle.”
Karşıdaki kişi kısa bir kahkaha attı.
Sonra:
“Ben, çocukken sana gerçeği söyleyen kişiyim.”
Ardından telefon kapandı.
SAYFA 12
Telefon elimde kaldı.
Çocukken bana gerçeği söyleyen kişi.
Kaan değildi.
Emir değildi.
Deniz değildi.
Eylül değildi.
Arda değildi.
Peki kimdi?
Çalışma odasından çıktım.
Salona geçtim.
Eski duvar saatine baktım.
Saat 23.40’ı gösteriyordu.
Donup kaldım.
17 Ekim gecesi.
23.40.
Her şeyin başladığı saat.
Saatin arkasında küçük bir bölme fark ettim.
Açtım.
İçinde eski bir fotoğraf vardı.
Bu kez fotoğraf çok daha eskiydi.
Ben çocukken.
Emir yanımda.
Deniz biraz uzakta.
Ve arkamızda bir yetişkin.
Yüzü görünmüyordu.
Fotoğrafın arkasında:
“BUNU HATIRLARSAN, HER ŞEY DEĞİŞECEK.”
Altında isim vardı.
Ama isim karalanmıştı.
Sadece son harfi görünüyordu.
“N.”
“N…”
Deniz?
Hayır.
Deniz’in adı tam yazılsaydı farklı olurdu.
Başka bir isim.
Belki de…
Kapının dışından ses geldi.
“Buldun.”
Arkamı döndüm.
Eylül, Arda ve Deniz içeri girmişti.
“Size yalnız kalın demiştim.”
Eylül bana baktı.
“Çok uzun sürdü.”
“Bir şey buldum.”
Fotoğrafı gösterdim.
Deniz’in yüzü değişti.
“Bunu nereden buldun?”
“Saatin arkasından.”
Deniz fotoğrafa baktı.
“Bunu görmemeliydin.”
“Kim bu?”
Deniz cevap vermedi.
“Kim?”
Deniz sonunda fısıldadı.
“Baban.”
SAYFA 13
O kelimeyi duyduğum anda hiçbir şey söyleyemedim.
Babam.
Fotoğraftaki kişi.
Yıllardır hatırlamadığım biri.
Deniz’in sesi devam etti.
“Bunu sana söylemek istemedim.”
“Neden?”
“Çünkü baban Kaan’ın da üstündeydi.”
Arda şaşırdı.
“Bunu bilmiyordum.”
Eylül bana baktı.
“Mert…”
“Babam ne yaptı?”
Deniz başını eğdi.
“Senin hafızanla ilgili çalışmaları o başlattı.”
“Ne?”
“İlk kayıtlar onun elinden çıktı.”
“Benim hafızamı mı değiştirdi?”
“Başlangıçta.”
“Sonra?”
“Kaan devam etti.”
“Emir?”
“Emir bunu öğrendiğinde seni korumaya çalıştı.”
“Ve ben?”
Deniz gözlerini kaçırdı.
“Sen babanın yaptığı şeyi öğrenince ona karşı çıktın.”
“Sonra ne oldu?”
“Baban kayboldu.”
“Nasıl?”
“Bilmiyoruz.”
Arda araya girdi.
“Hayır.”
Hepimiz ona baktık.
“Ne?”
Arda cebinden eski bir belge çıkardı.
“Ben onun kaybolduğunu sanıyordum.”
Belgeyi açtı.
“Bu dosyada bir tarih var.”
Tarih günceldi.
“Bu imza…”
Arda sustu.
“Ne?”
“Baban yaşıyor olabilir.”
O an evin içindeki bütün sesler kesildi.
“Ne?”
Arda belgeyi bana uzattı.
Altında bir imza vardı.
Ve imzanın yanında:
“GÖRÜŞME TARİHİ: YARIN.”
SAYFA 14
“Yarın.”
Kelimeyi tekrar ettim.
Babam yaşıyor olabilirdi.
Yıllardır ölü olduğunu düşündüğüm kişi.
Çocukluğumun cevaplarını bilen kişi.
Kaan’ın üstündeki kişi.
Ve Emir’in neden kaybolduğunu bilen kişi.
Eylül bana baktı.
“Bunu tek başına yapma.”
“Bu kez yapacağım.”
“Mert.”
“Hayır.”
“Tehlikeli olabilir.”
“Biliyorum.”
“Ya seni tekrar kandırırlarsa?”
“Bu kez hatırlıyorum.”
Deniz başını salladı.
“Henüz her şeyi hatırlamıyorsun.”
“Ne eksik?”
Deniz fotoğrafı gösterdi.
“Bu fotoğrafın çekildiği gün.”
“Ne olmuş?”
“Emir sana bir şey verdi.”
“Ne?”
“Bir isim.”
“Kim?”
Deniz sustu.
“Bana söyle.”
“Sen zaten o ismi biliyorsun.”
“Hayır.”
Deniz gözlerimin içine baktı.
“Babanın gerçek adını.”
Donup kaldım.
“Biliyordum.”
“Evet.”
“Unuttum.”
“Evet.”
“Peki adı ne?”
Deniz cevap vermedi.
Arda araya girdi.
“Bunu onun söylemesi gerekiyor.”
“Kim?”
Deniz telefonunu çıkardı.
Ekranda bir mesaj vardı.
“BULUŞMA YERİ: ESKİ İSTASYON.”
Gönderen:
Emir.
Mesajın altında bir cümle daha vardı.
“BABANA GİTMEDEN ÖNCE BENİ BUL.”
Sonra ikinci mesaj geldi.
“ÇÜNKÜ BABANIN SANA ANLATACAĞI İLK ŞEY YALAN OLACAK.”
SAYFA 15
Telefon ekranına baktım.
Emir yaşıyordu.
Babam yaşıyor olabilirdi.
Kaan’ın gerçek rolü ortaya çıkmıştı.
Ama hâlâ cevaplanmamış bir soru vardı.
Bütün bunları kim başlatmıştı?
Deniz’in söylediği son cümle aklımda dönüyordu.
“Babanın sana anlatacağı ilk şey yalan olacak.”
Eylül yanıma geldi.
“Ne yapacaksın?”
“Emir’i bulacağım.”
Arda başını salladı.
“Eski istasyon.”
“Evet.”
Deniz kapıya doğru yürüdü.
“Bu kez hepimiz geleceğiz.”
“Hayır.”
Deniz durdu.
“Neden?”
“Çünkü Emir bana tek başıma gelmemi söyledi.”
Eylül itiraz edecekti.
Elimi kaldırdım.
“Bu kez onun sözünü dinleyeceğim.”
Kapının önüne geldim.
Dışarı çıkmadan önce çocukluk evime son kez baktım.
Duvarlara.
Merdivenlere.
Eski odama.
Ve yıllardır saklanan bütün sırlara.
Artık bazı cevapları biliyordum.
Ama daha önemlisi, ilk kez doğru soruyu sormayı öğrenmiştim.
Ben kimdim?
Bunu öğrenmek için geçmişime dönmüştüm.
Ama geçmişimin benden sakladığı şey artık peşimden geliyordu.
Kapıyı kapattım.
Telefonuma yeni bir mesaj geldi.
Emir.
“İSTASYONA GEL.”
Bir saniye sonra ikinci mesaj geldi.
“VE MERT…”
Durdu.
Son mesaj ekrana düştü.
“SAKIN BABANI GÖRME.”
Başımı kaldırdım.
Gece sessizdi.
Ama uzakta, karanlığın içinde bir tren sesi duyuldu.
Ve o anda anladım.
Bu hikâyede aradığım katil, geçmişimde saklanan tek kişi değildi.
Asıl soru artık şuydu:
Bunca yıldır beni kim izliyordu?
Ve neden?
Telefonu cebime koydum.
İstasyona doğru yürümeye başladım.
Arkamda çocukluğumu bıraktığımı sanıyordum.
Ama aslında çocukluğumun kapısını yeni açmıştım.
Kara İzler burada bitmiyordu.
Çünkü bazı gerçekler hatırlanmazdı.
Bazı gerçekler, insanın karşısına çıkardı.
Ve benimki artık gelmişti.
Bölüm etkileşimi
