MASKELER l kitap kapağı

22. bölüm / 24

MASKELER l

BÖLÜM XIX - GÖLGE

Vaveyla Yazarı: İremora 🤍

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 24Şu an: BÖLÜM XIX - GÖLGE

SAYFA 1

Telefon ekranındaki mesaj hâlâ açıktı.

“ARTIK BENİ HATIRLADIN.”

Gönderen kısmında tek bir isim vardı.

GÖLGE.

Ekrana bakarken nefesimi tuttuğumu fark ettim.

Eylül yanıma geldi.

“Kim?”

Telefonu ona uzattım.

Mesajı okudu.

Yüzündeki ifade değişti.

“Bu imkânsız.”

“Neden?”

“Çünkü o isim…”

Cümlesini tamamlamadı.

“Eylül.”

“Çocukken ona bu adı sen vermiştin.”

“Biliyorum.”

“Hayır, bilmiyorsun.”

Bana baktı.

“Sen ona Gölge adını verdiğinde yanında ben de vardım.”

“Ve?”

“Sonra baban geldi.”

“Ne yaptı?”

“Bizi ayırdı.”

“Niye?”

Eylül cevap vermeden fotoğrafa baktı.

Fotoğraftaki kişi hâlâ masadaydı.

Çocukluk fotoğrafındaki yüzünü şimdi daha net görebiliyordum.

Ama yine de zihnim kabul etmiyordu.

Sanki o yüzü biliyor fakat adını hatırlayamıyordum.

Emir fotoğrafa yaklaştı.

“Ben de onu hatırlıyorum.”

“Kim?”

“Bilmiyorum.”

Arda:

“Fotoğrafı ters çevir.”

Çevirdim.

Arkasında tek bir tarih vardı.

17 Ekim.

Saat 23.17.

Ve altına yazılmış tek cümle:

“GÖLGE, HENÜZ GÖLGE DEĞİLDİ.”

SAYFA 2

“Bu ne demek?”

Kimse cevap vermedi.

Fotoğrafın alt köşesinde küçük bir işaret daha vardı.

K.

Kaan.

Ama bu kez yanında başka bir harf vardı.

E.

“Kaan bunu biliyor olabilir.”

Eylül başını salladı.

“Büyük ihtimalle.”

“Onu arayacağım.”

Tam telefonu çıkardığım sırada arama geldi.

Kaan.

Telefonu açtım.

“Ne oldu?”

Karşı taraftan birkaç saniye sessizlik geldi.

Sonra Kaan:

“Fotoğrafı buldun.”

“Sen nereden biliyorsun?”

“Çünkü baban o fotoğrafı bana verdi.”

“Ne zaman?”

“Sen daha gerçeği öğrenmeden önce.”

“Kim o?”

Kaan cevap vermedi.

“Kaan.”

“Bana söz ver.”

“Ne sözü?”

“Onu hemen aramaya çalışma.”

“Kimden bahsediyorsun?”

“Gölge'den.”

Telefon sessizleşti.

“Sen onun kim olduğunu biliyorsun.”

“Evet.”

“Kim?”

“Bunu telefonda söyleyemem.”

“Peki nerede söyleyebilirsin?”

Kaan kısa bir süre düşündü.

“Eski okulun.”

“17 numaralı sınıf mı?”

“Hayır.”

“19?”

“Hayır.”

“Öyleyse nerede?”

“İlk başladığın yerde.”

Telefon kapandı.

Eylül bana baktı.

“Eski ev.”

Başımı salladım.

“Evet.”

SAYFA 3

Eski eve vardığımızda hava iyice kararmıştı.

Kapıyı açtığımda içeride ağır bir sessizlik vardı.

Burası çocukluğumun geçtiği yerdi.

Ama artık her köşesi bana başka bir şey anlatıyordu.

Duvarlara baktım.

Bir zamanlar burada yaşadığım hayatın aslında ne kadarını hatırladığımı sorguladım.

Eylül yanımdaydı.

“Burada ne arıyoruz?”

“Kaan ‘ilk başladığın yer’ dedi.”

Emir:

“Belki senin odan.”

Çocukluk odama girdim.

Duvarın köşesinde eski çizimler hâlâ duruyordu.

Bir ev.

Bir adam.

Bir çocuk.

Ve her resimde aynı karanlık şekil.

Gölge.

Resimlerden birini elime aldım.

Arkasında çocuk yazımla bir cümle vardı.

“BEN ONU GÖRÜYORUM.”

Altında:

“AMA BABAM GÖRMÜYOR.”

Eylül resmi aldı.

“Demek onu çocukken de görüyordun.”

“Evet.”

“Peki kim olduğunu biliyor muydun?”

“Hayır.”

Bir başka resim buldum.

Bu kez Gölge'nin yanında başka bir çocuk vardı.

Çocuğun yüzü çizilmemişti.

Altında:

“ARKADAŞIM.”

Emir resme baktı.

“Bu ben miyim?”

“Bilmiyorum.”

“Benim çocukluğumdan bir şeyler var burada.”

“Ne?”

Emir parmağını resimdeki boş yüze koydu.

“Bu kişinin yüzünü hatırlayamıyorum.”

SAYFA 4

Duvarın arkasından hafif bir ses geldi.

Hepimiz sustuk.

Arda duvara yaklaştı.

“Burada boşluk var.”

Duvarın alt kısmında küçük bir kapak vardı.

Açtığında içinden eski bir kutu çıktı.

Kutunun üzerinde:

“GÖLGE.”

yazıyordu.

Kutuyu açtım.

İçinde çocukluğuma ait eşyalar vardı.

Bir kalem.

Bir oyuncak araba.

Bir fotoğraf.

Ve küçük bir defter.

Defteri açtım.

İlk sayfada:

“GÖLGE'Yİ BEN BULDUM.”

İkinci sayfada:

“BABAM ONA İNANMIYOR.”

Üçüncü sayfada:

“EYLÜL DE ONU GÖRDÜ.”

Eylül defteri elimden aldı.

“Bunu hatırlamıyorum.”

“Ben de.”

Dördüncü sayfada yazı değişmişti.

Bu kez babamın el yazısıydı.

“Gölge bir kişi değil.”

Altında:

“Bir isim.”

“Bir görev.”

“Bir rol.”

Arda:

“Yani gerçekten bir insanın adı değilmiş.”

Sayfayı çevirdim.

Babamın yazısı devam ediyordu.

“Fakat bu rolü taşıyan kişi değişebilir.”

“Ve Mert'in bunu bilmemesi gerekiyor.”

Bir sonraki cümle yarım bırakılmıştı.

“Çünkü Gölge'nin gerçek sahibi…”

Devamı yoktu.

SAYFA 5

Defterin arasında küçük bir anahtar buldum.

Üzerinde:

“17.”

yazıyordu.

Emir:

“Bu anahtar nereden?”

“Bilmiyorum.”

Eylül:

“Belki eski merkez.”

Arda:

“17 numaralı kapı.”

Anahtarı cebime koydum.

Ama defterde başka bir şey daha vardı.

Son sayfada çocuk yazımla:

“GÖLGE BENİ KORUYOR.”

yazıyordu.

Altında:

“BANA KİMSE DOKUNAMAZ.”

Bir an durdum.

Çünkü bunun altında daha sonra yazılmış başka bir cümle vardı.

“BUNA İNANMA.”

İmza:

K.

Kaan.

Kaan çocukluğumdan beri bana bunun bir yalan olduğunu söylemeye çalışmıştı.

Ama neden?

Eylül deftere baktı.

“Belki Gölge seni korumuyordu.”

“Peki ne yapıyordu?”

“Belki seni izliyordu.”

Emir:

“Bence ikisi aynı anda olabilir.”

“Nasıl?”

“Birini korumak için onu izlemek zorunda kalabilirsin.”

Bu cümle beni düşündürdü.

Telefonum tekrar titredi.

Yeni mesaj.

“DOĞRU.”

Gönderen yine:

GÖLGE.

Altında:

“BEN SENİ HİÇBİR ZAMAN TERK ETMEDİM.”

Bir sonraki mesaj hemen geldi.

“ÇÜNKÜ SEN BENİ İLK KEZ KENDİN YARATTIN.”

SAYFA 6

Mesajı okuduğum anda başımın içinde eski bir görüntü belirdi.

Çocukluğum.

Aynı oda.

Aynı duvar.

Karşımda yüzü görünmeyen çocuk.

Ona bakıyordum.

“Sen gerçek misin?”

Çocuk:

“Bilmiyorum.”

“Peki neden buradasın?”

“Sen çağırdın.”

“Ben mi?”

“Evet.”

“Ne zaman?”

“Beni yalnız kaldığında çağırdın.”

Görüntü değişti.

Bu kez ben ağlıyordum.

Çocuk yanımdaydı.

“Kimse sana inanmayacak.”

“Neden?”

“Çünkü seni unutmaya zorlayacaklar.”

“Kim?”

Çocuk cevap vermedi.

Sonra bana elini uzattı.

“Ben seni korurum.”

Görüntü kayboldu.

Gözlerimi açtığımda Eylül bana bakıyordu.

“Ne oldu?”

“Hatırladım.”

“Neyi?”

“Gölge'yi.”

“Kim?”

“Benim çocuklukta çağırdığım birini.”

Emir:

“Gerçek biri miydi?”

“Bilmiyorum.”

“Ne yaptı?”

“Beni koruyacağını söyledi.”

Eylül sessiz kaldı.

“Belki de bu yüzden baban onun bir kişi olmadığını söyledi.”

“Nasıl?”

“Belki Gölge, senin kendini korumak için oluşturduğun bir isimdi.”

Bu cümle daha önce duyduğum bir şeyi hatırlattı.

Diğer Mert.

Belki de Gölge ile diğer Mert aynı şeyin başka biçimiydi.

SAYFA 7

Defterin son sayfasını yeniden açtım.

Kaan'ın yazdığı cümleye baktım.

“BUNA İNANMA.”

Altında başka bir yazı vardı.

Bu kez benim yazım değildi.

“ÇÜNKÜ GÖLGE SADECE SENİN DEĞİL.”

Eylül:

“Bu ne demek?”

“Bilmiyorum.”

Emir:

“Belki başka biri de Gölge'yi biliyordu.”

“Kim?”

Klasördeki isimleri düşündüm.

Babam.

Kerem.

Selim.

Kaan.

Erin.

Eylül.

Emir.

Arda.

Deniz.

Hiçbiri tam olarak oturmuyordu.

Tam o sırada kapının dışından bir ses geldi.

“Mert.”

Bu kez sesi hemen tanıdım.

Kaan.

Kapıyı açtım.

Kaan koridorda duruyordu.

Elinde eski bir dosya vardı.

“Bunu sana vermem gerekiyordu.”

Dosyayı aldım.

“Gölge hakkında mı?”

“Evet.”

“Kim olduğunu biliyor musun?”

Kaan:

“Biliyorum.”

“Kim?”

“Bir insan değil.”

“Bunu babam da söyledi.”

“Çünkü doğru.”

“Öyleyse nedir?”

Kaan bana baktı.

“Gölge bir görevdi.”

“Kim verdi bu görevi?”

“Baban.”

“Babam mı?”

“Başta.”

“Sonra?”

Kaan'ın yüzü değişti.

“Sonra biri o görevi babandan aldı.”

SAYFA 8

“Kim?”

Kaan cevap vermedi.

“Bana söyle.”

“Bunu söylediğim anda seni başka bir yere götürmek zorunda kalırım.”

“Artık kaçmayacağım.”

“Biliyorum.”

“Öyleyse söyle.”

Kaan dosyayı açtı.

İlk sayfada:

“GÖLGE PROGRAMI.”

yazıyordu.

Altında:

“Amaç: Mert'in korunması.”

“Yöntem: Yakın gözlem.”

“Görevli: E.”

E.

Eylül dosyaya baktı.

“Bu benim.”

Kaan başını salladı.

“Hayır.”

“Eren mi?”

“Hayır.”

“Erin?”

“Hayır.”

Eylül:

“Öyleyse kim?”

Kaan sayfanın altındaki satırı gösterdi.

“Görevli: E.”

“İsim verilmemiş.”

“Çünkü isim önemli değildi.”

“Peki kimdi?”

Kaan dosyayı kapattı.

“Bunu sen hatırlayacaksın.”

“Nasıl?”

“Çünkü o kişiyle konuştuğun son anı hatırladığında, bütün hikâye değişecek.”

Telefonum titredi.

Yeni mesaj.

“KAAN DOĞRUYU SÖYLÜYOR.”

Gönderen:

GÖLGE.

Ardından:

“AMA SANA HER ŞEYİ SÖYLEMİYOR.”

Kaan telefonu görünce başını eğdi.

“Bunu da biliyordum.”

“Ne biliyordun?”

“Gölge'nin hâlâ bizi izlediğini.”

SAYFA 9

Kaan odanın ortasına geçti.

“Baban Gölge programını seni korumak için başlattı.”

“Peki neden?”

“Çünkü seni takip eden insanlar vardı.”

“Kim?”

“Dosyalarda isimleri yoktu.”

“Kerem?”

“Kerem sadece araştırmayı yürütüyordu.”

“Selim?”

“Selim daha sonra dahil oldu.”

“Peki sen?”

“Ben seni korumaya başladığımda program zaten vardı.”

“Eylül?”

Kaan sustu.

Eylül:

“Ben neydim?”

Kaan ona baktı.

“Sen programın parçası değildin.”

Eylül şaşırdı.

“Öyleyse neden benim adım sürekli çıkıyor?”

“Çünkü Mert seni seçti.”

“Ne için?”

Kaan:

“Güvenmek için.”

Eylül bana baktı.

Kaan devam etti.

“Baban sana kimseye güvenmemeni söyledi.”

“Ben de dinlemedim.”

“Evet.”

“Eylül'e güvendim.”

“Çünkü çocukken bile onu diğerlerinden farklı görüyordun.”

Eylül gözlerini kapattı.

“Bu yüzden mi baban beni yanına aldı?”

“Hayır.”

“Öyleyse?”

Kaan:

“Baban seni korumak için Eylül'ü yanında tuttu.”

“Çünkü bir gün senin onu hatırlaman gerekeceğini biliyordu.”

“Ne zaman?”

Kaan cevap verdi.

“Tam bugün.”

SAYFA 10

O an odadaki herkes sustu.

“Bugün neden?”

Kaan bana baktı.

“Çünkü Gölge artık saklanmıyor.”

“Kim olduğunu biliyor musun?”

“Evet.”

“Kim?”

Kaan başını kaldırdı.

“Sen.”

Odaya sessizlik çöktü.

“Ben mi?”

“Gölge'nin son görevlisi sensin.”

“Bu saçmalık.”

“Hayır.”

“Ben kendimi nasıl izleyebilirim?”

“Sen izlemiyorsun.”

“Öyleyse?”

“Senin adına biri yaptı.”

“Kim?”

Kaan cevap vermeden önce Eylül'e baktı.

Sonra:

“Bunu ona söylemek zorunda değildim.”

Eylül:

“Ne?”

Kaan:

“Çünkü sen de bunun bir parçasısın.”

Eylül geri çekildi.

“Ben ne yaptım?”

“Sen Mert'in hafızasını kapatmasına yardım ettin.”

“Biliyorum.”

“Hayır.”

Kaan başını salladı.

“Sen sadece onun unutmasına yardım etmedin.”

“Sen ona neyi unutacağını da söyledin.”

Eylül'ün yüzü değişti.

“Ben…”

Kelimeler ağzından çıkmadı.

Kaan bana döndü.

“Gölge'nin en büyük sırrı bu.”

“Eylül sana bir şey unutturdu.”

“Fakat bunu kendi isteğiyle yapmadı.”

SAYFA 11

Eylül gözlerini kapattı.

“Ben hatırlıyorum.”

Hepimiz ona baktık.

“Ne hatırlıyorsun?”

“18 Ekim gecesini.”

“Ne oldu?”

“Sen bana bir şey söyledin.”

“Neyi?”

“Bana…”

Sesi titredi.

“Beni unutmanı istiyorum.”

Sessizlik.

“Ne?”

“Bunu sen söyledin.”

“Ben mi?”

“Evet.”

“Niye?”

“Çünkü seni takip eden kişinin kim olduğunu öğrenmiştin.”

“Kimdi?”

Eylül:

“Bana söylemedin.”

“Ben bile bilmiyor muydum?”

“Biliyordun.”

“Peki neden söylemedim?”

“Çünkü o kişiyi korumaya çalışıyordun.”

“Kim olduğunu biliyor musun?”

Eylül başını salladı.

“Hayır.”

“Bana söyle.”

“Gerçekten bilmiyorum.”

Kaan araya girdi.

“Biliyor.”

Eylül ona baktı.

“Kaan.”

“Artık saklamanın anlamı yok.”

Eylül'ün gözlerinden yaşlar süzüldü.

“Ben sadece yüzünü hatırlıyorum.”

“Kim?”

Eylül fotoğrafa baktı.

“Çocukluğumuzdan biri.”

“Kim?”

Eylül cevap verdi.

“Gölge.”

SAYFA 12

“Gölge'nin yüzünü gördün mü?”

“Evet.”

“Kimdi?”

Eylül fotoğrafı tekrar aldı.

“Fotoğraftaki kişi.”

Kalbim hızlandı.

Fotoğraftaki yüzü yeniden inceledim.

Şimdi bir şey fark ettim.

Bu yüzü gerçekten tanıyordum.

Ama adını söyleyemiyordum.

“Bana adını söyle.”

Eylül:

“Bunu sen söylemelisin.”

“Hatırlamıyorum.”

“Hatırlayacaksın.”

Kaan:

“Çünkü yüzünü artık zihninden saklamıyorsun.”

Gözlerimi kapattım.

Bir çocuk.

Bir koridor.

Bir el.

Bir ses.

“Beni Gölge diye çağır.”

Benim sesim.

“Peki gerçek adın ne?”

Çocuk gülümsemişti.

“Onu büyüyünce öğrenirsin.”

Görüntü değişti.

Aynı çocuk.

Ama bu kez büyümüş hali.

Karşımda duruyordu.

Bana bakıyordu.

“Beni hatırladın mı?”

Gözlerimi açtım.

Fotoğraftaki yüz artık bulanık değildi.

Adı zihnimde belirdi.

Ama söyleyemedim.

Çünkü o isim…

Yıllardır hayatımın içindeydi.

Ve hiç fark etmemiştim.

Eylül fısıldadı:

“Hatırladın.”

Başımı salladım.

“Evet.”

Kaan:

“Kim?”

SAYFA 13

Adı sonunda ağzımdan çıktı.

“Arda.”

Odadaki herkes Arda'ya döndü.

Arda olduğu yerde kaldı.

Yüzündeki ifade değişmedi.

Ama gözleri…

Bir anlığına geçmişe dönmüş gibiydi.

“Sen…”

Arda başını eğdi.

“Evet.”

Eylül geri çekildi.

“Hayır.”

Arda bana baktı.

“Beni hatırladın.”

“Sen Gölge misin?”

Arda cevap vermedi.

“Arda.”

“Benim adım Arda.”

“Gölge?”

“Bir zamanlar.”

O an her şey birbirine bağlanmaya başladı.

Çocukken yanımda olan kişi.

Beni izleyen kişi.

Babamın programında görevli olan kişi.

Bana güvenli olduğumu söyleyen kişi.

Arda.

“Sen beni neden korudun?”

Arda'nın sesi sakindi.

“Çünkü baban bana bunu emanet etti.”

“Peki neden beni izledin?”

“Çünkü seni izlemem gerekiyordu.”

“Bana neden söylemedin?”

“Çünkü sen unuttun.”

“Eylül de mi biliyordu?”

Arda Eylül'e baktı.

“Evet.”

Eylül başını eğdi.

“Ben de biliyordum.”

“Benden neden sakladınız?”

Arda:

“Çünkü Gölge'nin kim olduğunu hatırladığın anda seni takip edenlerin de seni bulacağını biliyorduk.”

SAYFA 14

“Peki şimdi?”

Arda:

“Artık buldular.”

Telefonum aynı anda titredi.

Mesaj.

“DOĞRUYU BULDUĞUN İÇİN TEBRİKLER.”

Gönderen:

GÖLGE.

Ama bu kez mesajın altında başka bir satır vardı.

“ŞİMDİ ARDA'YA SOR.”

Arda'nın telefonu da çaldı.

Ekrana baktı.

Bir süre cevap vermedi.

Sonra açtı.

Karşı taraftan gelen sesi duyamıyordum.

Ama Arda'nın yüzü değişti.

“Hayır.”

Kısa bir sessizlik.

“Onu buraya getirmeyin.”

Telefon kapandı.

“Kimdi?”

Arda cevap vermedi.

“Kiminle konuştun?”

“Baban.”

Kalbim duracak gibi oldu.

“Babam mı?”

“Evet.”

“Hayatta mı?”

Arda başını salladı.

“Evet.”

“Bizi nereden aradı?”

Arda cebinden bir kağıt çıkardı.

Üzerinde bir adres vardı.

“Beni buraya çağırdı.”

“Ne zaman?”

“Şimdi.”

“Tek başına mı gideceksin?”

Arda bana baktı.

“Hayır.”

“Ben de geliyorum.”

“Bunu istemiyor.”

“Umurumda değil.”

Arda birkaç saniye sustu.

Sonra:

“Öyleyse gerçeğin tamamını öğrenmeye hazır ol.”

“Hazırım.”

Arda kağıdı bana uzattı.

Adresin altında tek bir cümle vardı.

“GÖLGE'NİN SON GÖREVİ BURADA BİTTİ.”

SAYFA 15

Adrese baktım.

Burası eski merkez değildi.

Hastane değildi.

Ev değildi.

Eski tren istasyonuydu.

Peron 3.

Yine aynı yer.

Yine 23.40.

Her şeyin dönüp dolaşıp geldiği yer.

Kaan başını salladı.

“Demek sonunda oraya döndük.”

Eylül:

“Bu kez farklı olacak.”

Emir:

“Çünkü artık ne aradığımızı biliyoruz.”

Arda kapıya yöneldi.

Ben peşinden gittim.

Tam çıkacakken telefonuma son bir mesaj geldi.

Gönderen:

GÖLGE.

Mesaj:

“ARDA'YA GÜVENDİN.”

Altında:

“EYLÜL'E GÜVENDİN.”

Sonra:

“EMİR'E GÜVENDİN.”

Bir sonraki mesaj geldi.

“ŞİMDİ BABANA GÜVEN.”

Telefon ekranında yeni bir mesaj daha belirdi.

“ÇÜNKÜ BEN…”

Mesaj birkaç saniye sonra tamamlandı.

“BEN HİÇBİR ZAMAN SİZDEN BİRİ DEĞİLDİM.”

Telefon elimden kayacak gibi oldu.

Çünkü son mesajın altında bir fotoğraf vardı.

Fotoğrafta babam vardı.

Karşısında ise yüzü görünmeyen biri.

Fotoğrafın tarihi:

18 Ekim.

Saat:

23.40.

Ve fotoğrafın arkasında tek bir cümle:

“GÖLGE'NİN GERÇEK SAHİBİ HÂLÂ HAYATTA.”

Başımı kaldırdım.

Herkes bana bakıyordu.

Artık nereye gideceğimizi biliyordum.

Peron 3.

23.40.

Ve bu kez…

Babamı gerçekten bulacaktım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

21okunma 13beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.