MASKELER l kitap kapağı

6. bölüm / 24

MASKELER l

BÖLÜM lll - HATIRLAMAM GEREKENLER

Vaveyla Yazarı: İremora 🤍

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 24Şu an: BÖLÜM lll - HATIRLAMAM GEREKENLER

SAYFA 1

Gözlerimi açtığımda ilk fark ettiğim şey sessizlikti.

Bu kez gerçekten sessizlikti.

Ne dışarıdan gelen araba sesleri vardı ne de uzaktan konuşan insanların uğultusu. Sanki bütün dünya birkaç saniyeliğine durmuştu.

Tavana baktım.

Neredeydim?

Bu soru artık beni korkutmuyordu.

Asıl korkutan, cevabı bildiğimi hissetmemdi.

Yavaşça doğruldum. Başımı çevirdiğimde odanın köşesindeki saate baktım.

03.17.

Saatin neden özellikle gözüme çarptığını bilmiyordum.

Ama içimde bir şey, bu saati daha önce gördüğümü söylüyordu.

Hem de bir kez değil.

Defalarca.

Elimi alnıma götürdüm.

Bir görüntü geldi.

Karanlık bir koridor.

Kapının üzerinde bir numara.

17.

Gözlerimi hemen kapattım.

Görüntü kayboldu.

Sonra tekrar geldi.

Bu kez kapının önünde biri vardı.

Yüzünü göremiyordum.

Ama sesini duyabiliyordum.

"Hatırlama."

Gözlerimi açtım.

Odamdaydım.

Nefesimi tuttum.

Kendi kendime fısıldadım:

"Ben neyi hatırlamamalıyım?"

Cevap gelmedi.

Ama birkaç saniye sonra telefonum titredi.

Ekranda bilinmeyen bir numara vardı.

Mesaj yalnızca üç kelimeydi.

BUNU SAKIN HATIRLAMA.

SAYFA 2

Mesajı tekrar okudum.

Sonra bir kez daha.

Telefonu elimden bırakmadım.

Parmaklarımın neden titrediğini anlamıyordum.

Bana daha önce de tehdit mesajları gelmişti.

Ama bu farklıydı.

Çünkü mesajı gönderen kişi, benim neyi unutmaya çalıştığımı biliyor gibiydi.

Numarayı aramayı düşündüm.

Sonra vazgeçtim.

Telefon ekranını kapattığım anda odanın içinden küçük bir ses geldi.

Tık.

Başımı kaldırdım.

Dolabın kapağı hafifçe aralanmıştı.

Yerimden kalkmadım.

Birkaç saniye boyunca sadece baktım.

Sonra ayağa kalkıp dolaba yaklaştım.

Kapağı tamamen açtım.

İçeride kıyafetlerim vardı.

Başka hiçbir şey yoktu.

Tam kapatacakken yerde küçük, siyah bir zarf gördüm.

Eğilip aldım.

Üzerinde ismim yazıyordu.

MERT.

Zarfı açtım.

İçinden tek bir fotoğraf çıktı.

Fotoğrafı gördüğüm anda nefesim kesildi.

Fotoğrafta ben vardım.

Ama fotoğrafı ne zaman çekildiğini bilmiyordum.

Daha kötüsü...

Fotoğrafta yalnız değildim.

Yanımda Eylül vardı.

Ve biraz arkamızda, yüzü karanlıkta kalmış başka biri duruyordu.

Fotoğrafın arkasında tek bir cümle vardı:

"O geceyi hatırlarsan, kimin kim olduğunu da hatırlayacaksın."

Fotoğraf elimden düşmedi.

Çünkü o yüzü tanıyordum.

Sadece nereden tanıdığımı hatırlamıyordum.

SAYFA 3

Fotoğrafı masanın üzerine koydum.

Uzun süre bakakaldım.

Eylül'ün yüzündeki ifadeyi inceliyordum.

Korkmuştu.

Ama benden korkmuş gibi değildi.

Sanki başka bir şeyden korkuyordu.

Fotoğraftaki üçüncü kişiye baktım.

Yüzü tamamen karanlıktı.

Sadece gözlerinin olduğu yerde iki küçük ışık seçiliyordu.

Bir an için o kişinin bana baktığını hissettim.

Saçmalıyordum.

Bir fotoğraf bana bakamazdı.

Ama yine de fotoğrafı ters çevirdim.

Tam o sırada telefonum tekrar çaldı.

Bu kez arayan Eylül'dü.

Telefonu açtım.

"Efendim?"

Karşı tarafta birkaç saniye sessizlik oldu.

Sonra Eylül'ün sesi geldi.

"Mert..."

"Ne oldu?"

"Sen o fotoğrafı buldun mu?"

Olduğum yerde donup kaldım.

"Sen nereden biliyorsun?"

Cevap vermedi.

"Eylül?"

"Mert, beni iyi dinle."

Sesi titriyordu.

"Fotoğrafı kimseye gösterme."

"Neden?"

"Çünkü..."

Sustu.

"Çünkü o fotoğraftaki kişi seni bulursa, her şey yeniden başlayacak."

"Kim o?"

Eylül nefesini tuttu.

Sonra çok düşük bir sesle konuştu.

"Sen onu benden daha iyi tanıyorsun."

Telefon kapandı.

Ben ise hâlâ aynı sorunun içinde kalmıştım.

Ben kimi tanıyordum?

SAYFA 4

Telefonu tekrar aradım.

Eylül cevap vermedi.

Bir kez.

İki kez.

Üç kez.

Sonunda telefonu kapattım.

Odaya baktım.

Her şey normal görünüyordu.

Ama artık hiçbir şey normal değildi.

Fotoğrafı tekrar elime aldım.

Arkasındaki yazıya baktım.

Sonra fotoğrafın ön yüzüne.

Ben.

Eylül.

Ve üçüncü kişi.

Fotoğrafın çekildiği yere dikkat ettim.

Arka planda bir duvar vardı.

Duvarın üzerinde küçük bir saat görünüyordu.

Saat...

23.40.

Kalbim hızlandı.

23.40.

Bu saati de biliyordum.

Nereden?

Gözlerimi kapattım.

Bir ses duydum.

"Geç kaldın."

Başka bir ses cevap verdi.

"Hayır. Daha başlamadı."

Sonra bir kapı sesi.

Ardından bir çığlık.

Gözlerimi açtım.

Sandalyeden geriye doğru sendeledim.

Nefes alamıyordum.

O görüntü neydi?

Gerçek miydi?

Yoksa zihnimin bana oynadığı başka bir oyun muydu?

Masaya tutundum.

Ve ilk kez kendimden korktum.

Çünkü o an aklıma bir düşünce geldi.

Belki de unuttuğum şeyler...

Unutmak istediğim şeylerdi.

SAYFA 5

Sabah olduğunda hiç uyumamıştım.

Güneşin doğmasını pencereden izledim.

Gece boyunca aynı görüntüler zihnimde dönüp durmuştu.

17 numaralı kapı.

23.40.

Eylül.

Ve o karanlık yüz.

Telefonumu elime aldım.

Mesajlara tekrar baktım.

Bilinmeyen numara hâlâ oradaydı.

Mesajı silmek istedim.

Parmağım ekrana yaklaştı.

Ama durdum.

Silmedim.

Çünkü bir şey bana o mesajı saklamam gerektiğini söylüyordu.

Tam o sırada kapım çaldı.

Bir kez.

Sonra iki kez.

Yerimden kalkmadım.

"Kim?"

Cevap gelmedi.

Kapıya yaklaştım.

Gözümü dürbüne dayadım.

Koridor boştu.

Kapıyı açtım.

Yerde küçük bir kutu vardı.

Kutuyu içeri aldım.

Üzerinde yine ismim yazıyordu.

MERT.

Kutuyu açtığımda içinden eski bir kaset çıktı.

Kasetin üzerinde tarih vardı.

17 EKİM.

Elim dondu.

Bu tarih bana bir şey ifade ediyordu.

Ama ne olduğunu bilmiyordum.

Kasetin altında küçük bir not vardı.

"Dinlersen hatırlarsın."

Notu buruşturdum.

Sonra kasete baktım.

Belki de hiç dinlememeliydim.

Ama içimdeki başka bir ses bana tam tersini söylüyordu.

Dinle.

SAYFA 6

Eski kaseti çalıştırabilecek bir cihaz bulmak kolay olmadı.

Uzun zamandır kullanmadığım bir cihazı sonunda dolabın arkasında buldum.

Kaseti yerleştirdim.

Play tuşuna bastım.

Önce cızırtı geldi.

Sonra sessizlik.

Ardından bir erkek sesi.

Benim sesim.

"Buraya gelmemeliydim."

Nefesim kesildi.

Kasetteki ses devam etti.

"Çünkü burada olanları hatırlarsam..."

Bir süre sessizlik oldu.

Sonra yine benim sesim:

"...kendimi affedemem."

Kaseti durdurdum.

Odamda yankılanan tek şey kendi nefesimdi.

Ben bu kaydı ne zaman yapmıştım?

Neden hatırlamıyordum?

Kaseti tekrar çalıştırdım.

Bu kez başka bir ses duyuldu.

Daha uzaktan geliyordu.

"Sen zaten hatırlamayacaksın."

Benim sesim cevap verdi.

"Ne yaptım?"

Karşıdaki kişi güldü.

"Henüz hiçbir şey."

"Henüz?"

"Zamanı geldiğinde anlayacaksın."

Kasette kısa bir sessizlik oldu.

Sonra bir cümle duyuldu.

Ve o cümle bütün vücudumu buz gibi yaptı.

"Çünkü ilk kez yalnız değilsin, Mert."

Kaset durdu.

Cihazın ekranına baktım.

Kayıt bitmişti.

Ama ben tek bir şey düşünüyordum.

Ben orada yalnız değildiysem, yanımda kim vardı?

SAYFA 7

Kaseti tekrar tekrar dinledim.

Sonuç değişmedi.

Aynı sesler.

Aynı cümleler.

Aynı belirsizlik.

Ama beşinci dinleyişimde başka bir şey fark ettim.

Arka planda bir ses vardı.

Çok hafifti.

Neredeyse duyulmuyordu.

Bir kadın sesi.

"Yapma."

Kaseti geri sardım.

Tekrar dinledim.

"Yapma."

Kadının sesi bu kez daha netti.

Eylül.

Bundan emindim.

Kaseti kapattım.

Eylül neden oradaydı?

Ve benden ne yapmamamı istiyordu?

Telefonumu aldım.

Eylül'ü tekrar aradım.

Bu kez açtı.

"Mert?"

"Neredesin?"

Karşı tarafta kısa bir sessizlik oldu.

"Ne oldu?"

"17 Ekim'i hatırlıyor musun?"

Karşı tarafta yine sessizlik oldu.

Bu sessizlik cevaptan daha ağırdı.

"Eylül."

"Hatırlamıyorum."

"Yalan söyleme."

Sözler ağzımdan çıkar çıkmaz pişman oldum.

Eylül'ün sesi değişti.

"Sen hatırladın mı?"

"Hayır."

"Öyleyse neden soruyorsun?"

"Çünkü bir kaset buldum."

Eylül nefesini tuttu.

"Kasette sen varsın."

"Sen de varsın."

Telefonun diğer ucunda uzun bir sessizlik oldu.

Sonunda Eylül yalnızca şunu söyledi:

"Mert... o kaseti bir daha dinleme."

"Niye?"

"Çünkü ikinci kısmını duyarsan..."

Sesi kısıldı.

"...benden bile şüphe edersin."

SAYFA 8

Telefon kapandıktan sonra uzun süre elimde kaldı.

Eylül'den şüphe etmek istemiyordum.

Ama artık güvenebileceğimden emin olduğum tek bir kişi bile yoktu.

Kaseti tekrar elime aldım.

İkinci kısmı vardı.

Bunu biliyordum.

Çünkü cihazın ekranında kayıt süresi görünüyordu.

Kaset tamamen bitmemişti.

Sadece bir bölüm çalınmıştı.

Tekrar play tuşuna bastım.

Cızırtı.

Sonra nefes sesi.

Bir kapının açılması.

Ayak sesleri.

Ve ardından benim sesim:

"Eylül burada."

Başka biri cevap verdi.

"Olması gerekiyordu."

"Neden?"

"Çünkü seni yalnız bırakırsak hatırlarsın."

"Ben zaten hatırlamıyorum."

"Henüz."

Sonra Eylül'ün sesi duyuldu.

"Mert, bana bak."

Kasetteki ben cevap vermedi.

Eylül tekrar konuştu.

"Ne olursa olsun, ona inanma."

Benim sesim:

"Kim?"

Eylül:

"Arkamızdaki kişiye."

Kaseti durdurdum.

Yavaşça arkamı döndüm.

Odamda kimse yoktu.

Ama kapının yanında...

duvarda bir gölge vardı.

Bir insan gölgesi.

Olduğum yerde kaldım.

Gölge birkaç saniye boyunca hareket etmedi.

Sonra ışık değişti.

Ve kayboldu.

SAYFA 9

Kapıya koştum.

Koridora çıktım.

Kimse yoktu.

Sağa baktım.

Boş.

Sola baktım.

Boş.

Ama merdivenlerin başında küçük bir kâğıt vardı.

Eğilip aldım.

Üzerinde tek bir kelime yazıyordu.

DENİZ.

İsmi görünce içimde garip bir his oluştu.

Deniz.

Bu ismi daha önce duymuştum.

Ama nerede?

Kâğıdı avucumda sıktım.

Bir an için başka bir görüntü geldi.

Bir masa.

Üzerinde dört bardak.

Eylül.

Ben.

Karanlıkta duran biri.

Ve...

Deniz.

Birinin bana baktığını gördüm.

Sonra görüntü kayboldu.

Duvara yaslandım.

"Deniz..."

İsmi yüksek sesle söylediğim anda içimde bir şey kırıldı.

Sanki zihnimin kilitli bir kapısı açılmak üzereydi.

Ama tam açılacakken yine kapandı.

Başım ağrımaya başladı.

Bir ses duyduğumu sandım.

"Geç kaldın."

Gözlerimi kapattım.

"Kim var orada?"

Cevap yoktu.

Sonra telefonum titredi.

Yeni mesaj.

DENİZ'İ HATIRLARSAN, KENDİNİ DE HATIRLARSIN.

Mesajın altında bir fotoğraf vardı.

Fotoğrafı açtım.

Ve gördüğüm şey...

bütün gece boyunca gördüğüm fotoğraflardan çok daha korkutucuydu.

Çünkü bu kez fotoğrafta yalnızca üç kişi yoktu.

Dört kişi vardı.

SAYFA 10

Fotoğrafı büyüttüm.

Dördüncü kişi arka tarafta duruyordu.

Yüzü görünmüyordu.

Ama elindeki şey dikkatimi çekti.

Bir anahtar.

Anahtarın üzerinde küçük bir numara vardı.

17.

Fotoğrafın altındaki tarihe baktım.

17 Ekim.

Saat 23.40.

Artık bunun tesadüf olmadığı açıktı.

17.

23.40.

Eylül.

Deniz.

K.

Ve ben.

İsimleri zihnimde bir araya getirmeye çalıştım.

Olmadı.

Bir şey eksikti.

Bir parça.

Bir isim daha.

Ama ne olduğunu bulamıyordum.

Tam o sırada kapım tekrar çaldı.

Bu kez korkmadım.

Çünkü kapının arkasında kimin olduğunu biliyordum.

"Eylül."

Kapıyı açtım.

Eylül karşımdaydı.

Yüzü solgundu.

Bana baktı.

Sonra elimdeki fotoğrafı gördü.

Gözleri büyüdü.

"Onu nereden buldun?"

"Kim bu?"

Eylül cevap vermedi.

"Deniz kim?"

Başını kaldırdı.

"Bu ismi sana kim söyledi?"

"Kimse."

"Yalan."

"Eylül, yeter."

Bir adım yaklaştım.

"Ben neyi bilmiyorum?"

Eylül'ün gözleri doldu.

Ama ağlamadı.

Sadece başını eğdi.

"Senin hatırlamanı istemedim."

"Neden?"

"Çünkü hatırlarsan..."

Sustu.

"Ne olur?"

Bana baktı.

"Kim olduğunu öğrenirsin."

SAYFA 11

"Ben zaten kim olduğumu biliyorum."

Eylül başını iki yana salladı.

"Hayır, bilmiyorsun."

Bu cümle içimde ağır bir yankı bıraktı.

"Ne demek istiyorsun?"

Eylül içeri girdi.

Kapıyı kapattı.

Sonra perdeyi çekti.

"Burada konuşmamız güvenli değil."

"Kim bizi dinliyor?"

"Onu bilmiyorum."

"Sen çok şey biliyorsun."

Eylül cevap vermedi.

"17 Ekim gecesi ne oldu?"

Yine sustu.

"Eylül."

"Sen oradaydın."

"Ben biliyorum."

"Hayır. Nerede olduğunu bilmiyorsun."

Masaya oturdu.

Ben karşısına geçtim.

Eylül ellerini birbirine kenetledi.

"17 Ekim gecesi saat 23.40'ta oraya geldin."

"17 numaralı kapıya mı?"

Başını salladı.

"Yanında ben vardım."

"Sonra?"

Eylül gözlerini kapattı.

"Sonra Deniz geldi."

"Deniz kim?"

Eylül bu kez doğrudan gözlerimin içine baktı.

"Bizden biri."

"Bizden biri ne demek?"

"Senin geçmişinden."

Kalbim hızlandı.

"Sonra ne oldu?"

Eylül cevap vermedi.

"Sonra ne oldu?"

Bu kez sesimi yükselttim.

Eylül irkildi.

Ve sonunda fısıldadı:

"Sen değiştin."

O an odanın içindeki bütün sesler kesildi.

"Ne demek değiştim?"

Eylül yalnızca bir cümle söyledi.

"Senin içinde başka bir Mert vardı."

SAYFA 12

O cümleden sonra konuşamadım.

Başka bir Mert.

Ne demekti bu?

Eylül yüzüme bakıyordu.

Sanki vereceği her cevap beni biraz daha kendimden uzaklaştıracaktı.

"Benim iki farklı kişiliğim olduğunu mu söylüyorsun?"

"Ben teşhis koymuyorum."

"Öyleyse ne söylüyorsun?"

"Sen bazı şeyleri hatırlamıyorsun."

"Çünkü?"

"Çünkü zihnin onları senden saklıyor olabilir."

Başımı tuttum.

Bir görüntü daha geldi.

Bir oda.

Duvarlar.

Yerde kırılmış bir cam.

Ve benim ellerim.

Gözlerimi açtım.

Ellerime baktım.

Temizdi.

Ama görüntü hâlâ oradaydı.

"Ben oradaydım."

Eylül ayağa kalktı.

"Ne gördün?"

"Bir oda."

"Neresi?"

"Bilmiyorum."

"Başka?"

"Cam kırılmıştı."

Eylül'ün yüzü değişti.

"Başka ne?"

"Ben vardım."

Eylül sustu.

"Ve biri bana 'yapma' diyordu."

Eylül'ün gözleri doldu.

"Kim?"

"Sen."

Eylül gözlerini kapattı.

"Demek hatırlamaya başladın."

"Hayır."

Başımı salladım.

"Ben sadece parçaları görüyorum."

Eylül yanıma geldi.

"İşte bundan korkuyorum."

"Neden?"

"Çünkü parçalar birleşirse..."

Durdu.

"...geri dönüşü olmaz."

SAYFA 13

Eylül gittikten sonra odada tek başıma kaldım.

Masadaki fotoğraf hâlâ önümdeydi.

Dört kişi.

Ben.

Eylül.

Deniz.

Ve yüzünü göremediğim kişi.

Fotoğrafın arkasını çevirdim.

Daha önce görmediğim bir yazı vardı.

Nasıl fark etmediğimi anlamadım.

Belki de yazı silikti.

Belki de ilk baktığımda orada değildi.

Şöyle yazıyordu:

"DÖRDÜNÜZ DE GERÇEĞİ BİLİYORDUNUZ."

Altında başka bir cümle vardı.

"AMA SADECE BİRİNİZ HATIRLAMADI."

Kâğıdı elimden bıraktım.

Bir süre hiçbir şey yapmadım.

Sonra aklıma tek bir soru geldi.

Neden sadece ben hatırlamıyordum?

Eylül biliyordu.

Deniz biliyordu.

Diğer kişi de biliyordu.

Peki ben neden bilmiyordum?

Telefonumu aldım.

Bilinmeyen numaraya mesaj yazdım.

"SEN KİMSİN?"

Gönderdim.

Cevap hemen geldi.

"BUNU GERÇEKTEN ÖĞRENMEK İSTİYOR MUSUN?"

"EVET."

Üç nokta belirdi.

Sonra cevap geldi.

"O ZAMAN AYNAYA BAK."

Telefon elimden kaydı.

Yavaşça ayağa kalktım.

Odanın köşesindeki aynaya doğru yürüdüm.

Kendime baktım.

Bir süre hiçbir şey olmadı.

Sonra...

yansımam gülümsedi.

Ben gülümsememiştim.

SAYFA 14

Geriye doğru bir adım attım.

Yansıma yerinde kaldı.

Ama gülümsemeye devam etti.

Nefesim kesildi.

"Sen kimsin?"

Yansıma başını hafifçe eğdi.

Sonra dudakları hareket etti.

Ses çıkmıyordu.

Ama ne söylediğini anlayabiliyordum.

"Beni hatırladın."

Başımı iki yana salladım.

"Hayır."

Yansıma yine konuştu.

"Beni sen yarattın."

Aynaya yaklaştım.

Elimi cama koydum.

Yansımam da elini kaldırdı.

Ama hareketlerimiz aynı değildi.

Ben elimi çektim.

O çekmedi.

Gözlerimi kapattım.

Bir saniye.

İki saniye.

Üç saniye.

Tekrar açtığımda her şey normale dönmüştü.

Aynadaki kişi bendim.

Gülümsemiyordu.

Ben de gülümsemiyordum.

Telefon yere düşmüştü.

Eğilip aldım.

Bilinmeyen numaradan yeni bir mesaj gelmişti.

"Şimdi korktun."

Altında ikinci bir mesaj vardı.

"Ama asıl korkman gereken şeyi hâlâ bilmiyorsun."

Son mesajı açtığımda ise tek bir fotoğraf vardı.

Fotoğrafta ben uyuyordum.

Yatağımda.

Bu gece.

Fotoğrafın çekildiği saat:

03.17.

O an anladım.

Biri bütün gece beni izliyordu.

Ve o kişi...

evimin içindeydi.

SAYFA 15

Odamı kontrol ettim.

Dolap.

Pencere.

Kapı.

Banyo.

Hiç kimse yoktu.

Ama artık bunun bir anlamı olmadığını biliyordum.

Çünkü biri beni izliyorsa, onu bulamamam zaten planın bir parçasıydı.

Fotoğrafı tekrar açtım.

Ben uyuyordum.

Ama yatağın hemen yanında küçük bir gölge vardı.

Fotoğrafı büyüttüm.

Gölgenin yüzü görünmüyordu.

Fakat boynunda bir kolye vardı.

Kolye üzerindeki harfi seçmeye çalıştım.

K.

K.

İçimde bir şey aniden yerine oturdu.

K.

Bu harfi daha önce görmüştüm.

Fotoğraflarda.

Notlarda.

Kasette.

Ama K'nin kim olduğunu hâlâ bilmiyordum.

Tam telefonu kapatacakken yeni bir mesaj geldi.

Bu kez mesaj kısa değildi.

"Mert, artık sana bir şey söylemem gerekiyor."

Ardından ikinci mesaj geldi.

"Sen o gece yalnız değildin."

Üçüncü mesaj:

"Eylül senin yanındaydı."

Dördüncü:

"Deniz sizi izliyordu."

Beşinci mesaj geldiğinde parmaklarım uyuştu.

"Ve K, seni durdurmaya çalışıyordu."

Son mesaj birkaç saniye sonra geldi.

"Ama kimse sana ne yaptığını söylemedi."

Telefon ekranına bakarken kapının dışından bir ses geldi.

Bir fısıltı.

Çok tanıdık bir ses.

Benim sesim.

"Çünkü henüz zamanı gelmedi."

Başımı yavaşça kapıya çevirdim.

Kapı aralıktı.

Koridor karanlıktı.

Ve kapının hemen dışında, yerde yeni bir fotoğraf duruyordu.

Fotoğrafı almak için eğildim.

Arkasında tek bir cümle yazıyordu:

"BİR SONRAKİ HATIRLAYACAĞIN ŞEY, İLK KAYIP OLACAK."

Fotoğrafın ön yüzünü çevirdim.

Ve o an...

fotoğraftaki kişinin yüzünü ilk kez net bir şekilde gördüm.

Deniz.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

39okunma 23beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.