49. bölüm · Kudzir {Alternatif Son}
EKSTRA | Boşluk
Not : Daha etkili bir deneyim için,
Toygar Işıklı - Yürüyorum Dikenlerin Üstünde dinleyerek okumanızı tavsiye ederim teşekkürler.
~~~
Odanın içine sızan sabah güneşi, Kudretin kaskatı kesilmiş göz kapaklarına bir bıçak gibi batıyordu. Zihni, bulanık bir suyun dibinden yüzeye çıkmaya çalışır gibi ağırdı.
Dün geceye dair kopuk kopuk sahneler zihninde şimşekler gibi çakıyordu. O uzun, ölüm sessizliğindeki aile yemeği.. Elindeki rakı kadehini havaya kaldırıp, buz gibi bir sesle
‘Annem ve babamın intikamını aldım..’ diyişi..
Ardından masadakilerin üzgün bakışları arasında şişelerce içkiyi midesine indirip, dünyanın bütün acılarını unutmak istercesine karanlıkta sızıp kalışı.
Kudret yatakta yavaşça doğruldu. Boğazı cam kırıkları yutmuş gibi kuruydu ama asıl acı orada değildi. Göğsünün tam ortasında, kalbinin olması gereken yerde, nefes almasını imkansız kılan devasa, kapkara bir boşluk vardı.
Ruhunun bedenini terk ettiğini hissediyordu.
Titreyen ellerini önüne açtı. Avuç içlerine baktı. Temizdi..
‘Rüya..’ diye fısıldadı kendi kendine. Sesi, odada çaresizlikle yankılandı. ‘Belki de kabustu. Elbisem yok ki üstümde. Onun kanı yok ellerimde..’ gözlerinden yaşlar süzüldü.
‘Ben ona kıyamam ki..’ dedi karşısındaki aynadan suratına çarpan yansımadaki kadına sesleniyordu.
Bunları o kadar büyük bir çaresizlikle söylüyordu ki, kendi yalanına inanmak için komodinin üzerindeki telefonuna uzandı. Elleri o kadar şiddetli titriyordu ki, ekranın kilidini zor açtı. Rehberden, her gece uyumadan önce dakikalarca ismine baktığı, ezbere bildiği o numarayı buldu. Ekranda yazan ‘Vezir’ ismine dokunurken kalbi duracak gibiydi.
Telefonu kulağına götürdü.
Çaldı.. Çaldı.. Çaldı..
Ama açan olmadı. Kudret telefonu kapatıp tekrar aradı. ‘Hadi aç.. Ne olur aç Vezir yalvarırım sevgilim..’ diye mırıldandı, gözlerinden yaşlar sağanak gibi süzülmeye devam ediyordu. ‘Açacaksın. Sana bağırıp çağıracağım ben. Kızacağım.. Nefret edeceğim senden..‘
Cevapsız çağrılar ardı ardına dizildi. Telefonun o soğuk, mekanik ‘Aradığınız kişiye ulaşılamıyor.’ sesi odada yankılandıkça, Kudretin içindeki o ‘rüya’ umudu paramparça oluyor, yerini buz gibi bir gerçeklik alıyordu.
Onu bıçaklamıştı. Sevdiğini.. Yaşam verdiği adamı.. Kendi elleriyle.. Dudaklarına mühürlendiği o an da..
Yataktan nasıl çıktığını, ayaklarının onu nasıl aşağıya götürdüğünü bilemedi. Merdivenlerin trabzanlarına tutunarak, adeta ruhu çekilmiş bir ceset gibi aşağı indi. Ev ölümcül bir sessizliğe bürünmüştü. Ne Derya vardı ortalıkta, ne de Cennet.
Holün sonuna, dış kapıya doğru yaklaştığında adımları olduğu yerde çivilendi. Nefesi boğazında düğümlendi. Kapının hemen kenarına bırakılmış, içi hafifçe görünen, yarı şeffaf mavi bir poşet duruyordu. Kudretin alt dudağı titremeye başladı.
Ayakları geri geri gitmek istiyor ama bedeni o poşete doğru karşı konulmaz bir çaresizlikle çekiliyordu. Dizleri titreye titreye yavaş adımlarla yaklaştı. Dizlerinin bağı çözüldü ve poşetin tam önüne, o soğuk mermer zemine yığıldı.
Poşetin o yarı şeffaf mavisinin ardından görünen koyu kırmızı lekeler.. Dün gece üzerinde olan, kendi elleriyle sevdiği adam için seçtiği o elbise..
Ona sapladığı bıçaktan saçılan kana bulanmış o kıyafetler..
Kızlar, o sızdıktan sonra muhtemelen üzerini değiştirmiş, bu kanlı kanıtları aceleyle poşete tıkıştırmışlardı. Kudret buz gibi olmuş, titreyen parmaklarıyla poşetin ağzını araladı.
Kumaşa dokunduğu an, ellerine Vezirin o sıcak kanı yeniden bulaşmış gibi irkildi. Kumaşı yavaşça dışarı çıkardı. Bembeyaz elbisenin göğüs kısmı pas rengine boyanmıştı.
İstemsizce, delicesine bir umutla kumaşı yüzüne, burnuna doğru götürdü. Onu bıçaklamadan, kaç saniye önce bilmiyordu ama Vezir kollarını sımsıkı Kudretin bedenine sarmış, başını boynuna gömmüştü.
Belki.. Belki o ölümcül kan kokusunun ardında, Vezirin mis kokusu kalmıştır diye kumaşı derin derin içine çekti. Burnuna dolan o paslı, metalik kan kokusu ve Vezirin sevdiği kokusu birbirine karıştı.
Kudretin boğazından öyle yırtıcı, öyle kahredici bir feryat koptu ki, evin duvarları sarsılmıştı.
Kumaşı göğsüne bastırarak, iki büklüm olup yere kapandı. ‘Veziiiir!’ diye haykırdı çaresizce. Gözyaşları kanlı elbiseye damlıyor, feryatları bütün evi inletiyordu. ‘Ne yaptım ben sana.. Ne yaptım..’
O esnada mutfak kapının hızla açılmasıyla Derya içeri daldı. Elindeki bezi yere fırlatıp ablasının o yürek yakan feryadını duyduğu an yanına koştu.
‘Abla! Abla yapma ne olur!’ Derya panikle yere çöküp, Kudretin göğsüne sımsıkı bastırdığı o kanlı kıyafetleri çekip almaya çalıştı.
Kudret o an yaralı bir aslan gibi hırçınlaştı. ‘Bırak! Dokunma ona!’ diye bağırarak Deryayı şiddetle itti. ‘Onun kokusu var onda, bırak!’
Sinir krizi bütün bedenini ele geçirmişti.
Elleriyle saçlarını tutup çekiştiriyor, sesi açıdan çıkabildiği kadar bağırıyor, nefes alamadığı için tişörtünü çekiştiriyordu.
Derya ablasını zapt edemiyor, sadece arkasından ona sımsıkı sarılarak onun çırpınışlarını engellemeye çalışıyor ve onunla birlikte hüngür hüngür ağlıyordu.
Dakikalarca süren o korkunç, yıkıcı krizin ardından Kudretin bedeni yorgun düştü. Feryatları yerini sessiz hıçkırıklara bıraktığında, mermer zeminde başını Deryanın dizine yaslamış, cenin pozisyonunda yatıyordu. Kan çanağına dönmüş boş gözlerle karşıdaki duvara bakıyor, göğsü düzensizce inip kalkıyordu.
‘Derya..’ dedi Kudret. Sesi o kadar cansız, o kadar ölü gibiydi ki Derya'nın tüyleri ürperdi.
‘Buradayım abla.. Yanındayım.’
Kudret yavaşça başını çevirip kız kardeşinin gözlerinin tam içine baktı. Gözlerinde o eski güçlü, sarsılmaz kadından hiçbir eser kalmamıştı; sadece saf bir hiçlik ve tükenmişlik vardı.
‘Siz..’ diye fısıldadı Kudret. ‘İstediğiniz oldu mu ablacığım. İçiniz rahat değil mi artık?’ o kadar acıyla gülümsedi ki, Derya göğsündeki kalbi söküp ortadan yardıklarını zannetti.
‘Siz verdiniz ama o cesar-.. Ne güzel aldım değil mi intikamımızı ama.’ gözyaşları usulca akıyordu bu sefer.
‘Çok karanlık Derya, çok korkuyorum.. Vezirin gözlerine o kadar ihtiyacım var ki..’
Deryanın gözyaşları ablasının solgun yüzüne damladı. Dudakları titriyor, cevap veremiyordu. Pişmanlık o an bir balyoz gibi Deryanın göğsüne çarpmıştı. Aşkı yerine intikamını seçen kişi ablası olmamıştı, bu kadın aslında hep kışkırtılmış, hep yaralarından vurulmuştu.
‘Peki şimdi..’ diye devam etti Kudret, titrek bir nefes alarak Deryanın gözlerinin içine daha da derin bakarken.
‘Ben bundan sonra nasıl yaşayacağım Derya? Onu da söyleyin bana. Hadi.. İntikamımızı aldım ya ablacım, bunu biliyordunuz ya.. Hadi yaşamayı da öğretin bana. Burası olmadan..’ titreyen elini kalbine götürmüştü.
Derya acı bir inilti çıkararak ablasının başını göğsüne bastırdı ve onun saçlarını okşayarak çaresizce hıçkırdı.
Bir süre sonra Kudret, Deryanın yardımıyla ayağa kalkıp adeta sürünerek kendi odasına çıktı. Kanlı kıyafetleri holdeki o soğuk zeminde bırakmıştı ama o kanın ağırlığı hala üzerindeydi. Yatağın kenarına ilişti. Gözleri karşıdaki duvara kilitlenmiş, elleri kucağında öylece duruyordu.
Kapı biraz sonra yavaşça aralandı. Reyhan, gözleri hüzünle, omuzları çökmüş bir halde odaya girdi. Deryadan olan biteni duymuş, o da Kudrete destek olmak için yanına koşmuştu. Yavaş adımlarla yaklaşıp Kudretin yanına, yatağın kenarına oturdu.
‘Kudret..’ dedi Reyhan fısıltıyla. Elini uzatıp Kudretin titreyen omzuna dokunmak istedi.
Kudret aniden başını çevirdi. O donuk bakışlar yerini paramparça olmuş, acı çeken bir kadının yakarışlarına bıraktı. Kucağındaki ellerini yavaşça kaldırdı ve avuç içlerini Reyhana doğru çevirdi.
‘Bak..’ dedi Kudret, sesi titreyerek. ‘Baksana Reyhan..’ yalvarır gibiydi sesi. Reyhan Kudretin tertemiz ellerine baktı.
Gözyaşları yanaklarından süzüldü. ‘Kudret..’ dedi başını eğip.
Kudret ‘Nasıl çıkacak..’ dedi hıçkırarak. Reyhan anlamayan bakışlarla bakıyordu.
‘Görmüyor musun, burada onun kanı var.. Sevdiğimin kanı var Reyhan. Ve bu kan buradan hiç çıkmayacak! Ben ne yapacağım.. Ne kadar yıkarsam yıkayayım, gitmez ki..’
Reyhanın dudaklarından acı bir hıçkırık döküldü, elleriyle kendi yüzünü kapattı.
‘Ben ona kıyamazdım ki Reyhan..’ diye hıçkırdı Kudret, iki büklüm olup dizlerinin üzerine kapanırken. O sarsılmaz Kudret Karslı tamamen yerle bir olmuştu.
‘Saçının tek bir teline bir şey değse benim dünyam başıma yıkılırdı. Ben o yara bere içinde o berbat işlerden döndüğünde, başında sabahlara kadar sessizce ağlayan kadındım..
Kendi ellerimle bıçağı nasıl sapladım ona ben.. Nasıl baktım onun o şaşkın, yıkılmış yeşil gözlerine. Ben ona nasıl kıydım Reyhan..’
Kudret yatağın üzerine kapanıp, çarşafları sıkarak feryat figan ağlamaya başladı. Reyhan uzanıp Kudrete arkasından sımsıkı sarıldı, başını sırtına yaslayıp onu teselli etmeye çalıştı.
‘Kudret ne olur yapma böyle.. Lütfen.. Geç-‘
‘Geçmeyecek!’ diye haykırdı Kudret. Başını kaldırıp Reyhanın omuzlarına tutundu. Gözlerindeki o dipsiz, karanlık çaresizlik, Reyhanın kalbini söküp alıyordu.
‘Ben ölmek istiyorum Reyhan.. Duydun mu beni? Ölmek istiyorum. Ben onsuz yapamam.. O nefes almıyorsa ben de almak istemiyorum. Ben onsuz yaşayamam anlamıyorsunuz..’
Sözleri boğazında düğümlendi.
Kudret, Reyhanın boynuna sarılıp yüksek sesle, canı çekiliyormuş gibi feryat ederek ağlamaya devam etti. Reyhan, Kudretin o titreyen, tükenmiş bedenini kolları arasına almış, onunla birlikte o dipsiz kuyunun içinde hüngür hüngür ağlıyordu.
O sabah o odada; sadece bir adamın ölümünün yası değil, kendi elleriyle kendi ruhunu ve tek yaşama sebebini katletmiş bir kadının cenazesi vardı. Bıçağın soğuk çeliği Vezire saplanmıştı belki ama asıl ölüm, Kudret Karslının o otogarda yitip giden kalbinde gerçekleşmişti.
