52. bölüm · Kudzir {Alternatif Son}
Bölüm 35 | Evham
Kudret, Deryanın doktor kontrolünün ardından, her zamanki o sert ve kendinden emin adımlarıyla otogarın kapısından içeri girdiğinde, içerideki atmosferin her zamankinden biraz farklı olduğunu hissetti. İdari kata çıkan merdivenlerin tutma yerleri bile sanki ekstra parlatılmıştı.
Koridorun sonundaki odasına doğru yürürken, kapıda ellerini önünde bağlamış, yüzünde dünyanın en anlamsız sırıtışıyla bekleyen Veziri gördü.
Vezir, Kudreti gördüğü an adeta yerinden fırladı. Koşar adımlarla kadının yanına gelip, elindeki deri çantayı büyük bir özenle çekip aldı.
'Hoş geldin benim güzel, benim canım, benim biricik karım..' diye mırıldandı Vezir, kadının yanağına sulu bir öpücük kondururken. Sonra aniden panikle Kudretin koluna girdi. 'Yavaş! Yavaş bas güzelim, yerler yeni silindi, kayarsın falan Allah muhafaza. Acaba artık topuklu şeyler giymesen mi sen?'
Kudret, kocasının bu garip, abartılı hallerine kaşlarını çatarak baktı. 'Vezir, dümdüz zeminde yürüyorum aşkım. Ayrıca ıslak bile değil. Ne kayması? Bir de çantamı verir misin, içinde evraklar var.'
'Olmaz!' dedi Vezir kesin bir dille, çantayı arkasına saklayarak. 'Sen artık öyle ağır şeyler taşımayacaksın. Ben taşırım senin yerine her şeyi. Sen sadece nefes al ve bana o güzel gözlerinle bak, yeter.'
Kudret gözlerini devirdi. Dün yaşadıkları o Kemerburgaz'daki bayılma macerasından sonra Vezirin aşırı korumacı bir evreye geçtiğini düşündü. Odasına girdiğinde ikinci büyük şoku yaşadı.
Siyah, deri ve oldukça sert görünümlü o meşhur yönetici koltuğunun üzerinde, nereden bulunduğu belirsiz, pofuduk, ortopedik ve kocaman bir yastık duruyordu.
Masasının üzerine oda sıcaklığında sular, taze sıkılmış meyve suları ve bir kase dolusu ceviz, badem konulmuştu.
Kudret ellerini beline koyup kocasının yüzündeki o 'avel avel' sırıtan ifadeye baktı. 'Vezir, bu ne? Koltuğumdaki şu garip yastık ne? Nerede benim kahve makinem ayrıca?' diyip yandaki standın üzerine baktı.
Vezir hızla gidip koltuğu özenle geriye çekti. 'Gel hayatım, otur sen önce bir. Şöyle yavaşça.. Hah! Kahve yok artık Kudretim. Kafein yasak! Çarpıntı yapar, sinirleri bozar. Sana taze portakal suyu sıktırdım kendi ellerimle. O yastık da belin ağrımasın diye. İnsan.. yani insancıklar.. Rahat etmeli.'
Kudret, adamın bu şifreli ve saçma sapan konuşmalarından hiçbir şey anlamasa da, koltuğa oturduğunda yastığın gerçekten çok rahat olduğunu fark edip sesini çıkarmadı. 'İyi madem..' diye mırıldandı önündeki evrakları incelerken.
Fakat Vezir odadan çıkmıyordu. Kudretin masasının karşısındaki koltuğa oturmuş, dirseklerini dizlerine dayamış, elleriyle çenesini destekleyerek sadece onu izliyordu. Gözleri sürekli Kudretin yüzü ve masanın altında kalan karnı arasında mekik dokuyor; her bakışında dudaklarındaki o gururlu ve aptalca tebessüm daha da büyüyordu.
'Doktor ne dedi?' diye sordu Vezir heyecanla. Kudret başını kaldırmadan yanıtladı. 'Hiçç.. Çok iyiymiş her şey.'
'Süper!' diye bağırdı Vezir. Kudret başını kaldırıp garip garip bakmaya başladı.
'Vezir..' dedi Kudret, elindeki kalemi masaya vurarak. 'Senin işin yok mu? Ne yapıyorsun orada oturmuş öyle.'
Vezir başını iki yana salladı, gözleri hala aşkla parlıyordu. 'Hiç.. Dünyanın en güzel manzarasına bakıyorum sadece. Mucizelere bakıyorum.'
Kudret iç çekerek önüne döndü. 'Deli bu adam yemin ediyorum deli..'
. . .
Öğle arası geldiğinde Kudretin aklında, köşedeki esnaf lokantasından güzel bir kebap veya iskender söylemek vardı. Ancak Vezir, elinde koca bir tepsiyle içeri daldığında Kudretin tüm iştahı kursağında kaldı.
Tepsinin üzerinde buharda pişmiş somon, devasa bir kase dolusu ıspanak salatası, haşlanmış brokoli ve tam tahıllı ekmekler vardı.
Kudret tepsiyi görünce yüzünü buruşturdu. 'Bu ne Vezir? Biz diyet mi yapıyoruz? Ben iskender yemek istiyorum!'
Vezir hemen sandalyeyi çekip Kudretin yanına oturdu, eline çatalı alıp somondan küçük bir parça kesti. 'Olmaz güzelim, onlar çok yağlı. Midene dokunur, dün gece ne kadar kötü oldun unuttun mu? Bak, burada folik asit var, omega-3 var, vitamin var. Gelişim için.. yani senin gelişimin için şart.'
Çatalı Kudretin ağzına doğru uzattı. 'Hadi güzelim.. Bir lokmacık benim hatırım için.'
Kudret, kocasının bu tatlı ama aşırı bunaltıcı tavırlarına daha fazla itiraz edemedi. Çataldaki balığı yedi. Vezir tüm öğle yemeği boyunca Kudrete kendi elleriyle salata yedirmiş, su içirmiş ve her lokmasında ona dünyanın en büyük işini başarmış gibi gururla bakmıştı.
Kudret ise adamın bu hallerine hem içten içe eriyor hem de
'Kafasına Kemerburgaz'da çok mu sert vurdular acaba?' diye endişelenmeden edemiyordu.
. . .
Akşamüzeri mesai bitimine doğru Vezir karısının hazırlanmasını bekliyordu. Tam o esnada Derya, Kudretin odasına damladı.
'Abla! Acil alışverişe gidiyoruz, Hafta sonu bizim Defnenin düğünü varmış. Elbiselerimin hiçbiri olmuyor artık bana. Hem kafa dağıtırız, dünkü olaylardan sonra.' diyip tek kaşını kaldırıp Vezire baktı.
Kudret hemen oralı olmuştu. Vezirin bu halleri düzelirdi belki yokluğunda. Tam kabul edip, çantasını alıp ayaklanmıştı ki, Vezir hızla araya girdi. 'Bir dakika, bir dakika! Ne alışverişi? Kudret siz çok yorgunsunuz, gidemezsiniz hiçbir yere.'
Derya gözlerini devirdi. 'Vezir abartma istersen, alt tarafı iki kıyafet bakacağız.'
Vezir Kudretin ona attığı bakışla beraber durumu çaresizce kabul edip, Deryaya uyarıcı bir bakış attı.
'Derya bak, artık ablanı yormak yok! Uzun süre ayakta durmak yok! Hatta.. Kudret, çıkar o ayağındaki topukluları, düz ayakkabılarını giy. Arabayı yavaş sürün, kasislere dikkat edin! Bir şey falan olursa direkt beni arıyorsunuz!'
Kudret, kocasının bu korumacı hallerine dayanamayıp gülümseyerek onun yanağına dolu dolu bir öpücük kondurdu. 'Tamam benim evhamlı kocam, dikkat ederiz. Sen de eve geçerken, karını mutlu etmek istiyorsan hep aldığımız o profiterolden al olur mu?' dedi tatlı tatlı.
Vezir, karısının o yumuşacık öpücüğüyle anında yelkenleri suya indirdi. 'Tamam hayatım, siz dikkatli gidip gelin yeter.'
Kudret ve Derya alışverişe doğru yola çıkarken, Vezir de kendi arabasına binip evin yolunu tuttu.
Kudretin siparişi üzerine o meşhur tatlıcının önünde durdu. Kutuya taptaze, bol çikolata soslu tatlıları paket yaptırıp dükkandan çıktığında, hafifçe çiseleyen yağmurun altında arabasına doğru yürüyordu.
Tam o sırada, tatlıcının hemen iki dükkan yanındaki mağazanın ışıl ışıl vitrini dikkatini çekti.
Adımlarını yavaşlattı. Vitrinin önünde durdu. Burası daha önce hiç dikkat etmediği bir bebek giyim mağazasıydı.
Vezirin nefesi, vitrinin tam ortasında duran o minicik şeyi gördüğünde kesildi. Bembeyaz tüllerden yapılmış, üzerinde minik sarı papatyalar olan, avuç içi kadar, fırfırlı bir kız bebek elbisesiydi bu.
Koskoca Vezir Yılmaz, o vitrinin önünde, elinde tatlı kutusuyla dakikalarca donup kaldı. Gözleri dolmuştu. Hayatında ilk kez 'baba' olma fikri somut bir şekilde göğsüne çarptı.
Zihninde anında o muazzam tablo belirdi.
Sarı renkli, kıvırcık saçları Kudrete benzeyen, yeşil gözlerini ise babasından alan, etrafta bu beyaz papatyalı elbiseyle koşuşturan küçücük bir kız çocuğu..
Kendisine 'Baba!' diye koşarak sarılan minik eller..
Yüzüne, kalbinin en derinlerinden gelen o sımsıcak gülümseme yayıldı. 'Minik kızım..' diye fısıldadı camın ardından o minik elbiseye bakarken.
Daha fazla dayanamayıp mağazanın kapısından içeri girdi.
Mağaza görevlisi, ıslak saçları, ciddi takımı ve elindeki tatlı kutusuyla içeri dalan bu adama güleryüzle yaklaştı.
'Hoş geldiniz beyefendi, nasıl yardımcı olabilirim?'
Vezir, boğazını temizledi. Sesinin titrememesi için büyük bir çaba sarf etti. 'Ben.. Vitrindeki o beyaz, papatyalı elbiseye bakacaktım. Bir de.. ona uygun minik çoraplarınız var mı? En küçüklerinden.'
Görevli kadın gülümseyerek elbiseyi vitrinden çıkarıp getirdi. Yanına da üzerinde minik fiyonklar olan, bembeyaz, adeta bir ceviz büyüklüğünde olan iki çift pamuklu çorap ekledi.
Vezir o çorapları eline aldığında gözlerinin dolmasına engel olamadı. Parmaklarının ucunda tuttuğu bu minicik kumaş parçaları, onun dünyadaki en büyük mutluluğuydu artık.
Yıllarca karanlığın, ölümün ve imkansızlıkların içinde yoğurulmuş bu adam için minicik beyaz çoraplar; aydınlığın, yaşamın ve Kudretle kuracakları ailenin en özel göstergelerindendi.
'Bunları..' dedi Vezir, sesindeki o büyük şefkatle görevliye bakarak. 'Bunları paketler misiniz lütfen? Dünyanın en güzel annesine sürpriz olacak.'
Görevli kadın memnuniyetle karşısındaki tatlı baba adayına bakıp, gülümseyerek elinden aldığı giysilerle kasaya doğru yürüdü.
Kasada ödemeyi yapıp, o minik, özenle sarılmış hediye paketini eline aldığında Vezirin ayakları yere basmıyordu sanki. Karısının bu akşam ona vereceği o büyük haberi, bu minik papatyalı elbiseyle kutlayacaktı.
Arabaya bindiğinde paketi büyük bir özenle yan koltuğa koydu. Yüzünde silinmesi imkansız 'avel' ama dünyanın en mutlu sırıtışıyla, kızının ve karısının onu beklediğini sandığı evlerine doğru yola koyuldu.
