56. bölüm · Kudzir {Alternatif Son}
Bölüm 39 | Bebek
Akşamın ilerleyen saatleriydi. Kendi evlerinin o sessiz, sakin salonunda sadece duvardaki saatin ritmik tıkırtıları duyuluyordu.
Kudret, sabah o kadar hevesle giydiği, uçuş uçuş açık mavi yazlık elbisesinin içinde, salonun geniş koltuğunda uzanmış vaziyette uyukluyordu. Saatlerdir Vezirin o 'yorgunum, hemen uyuyalım' saçmalığına sinirlenmiş, adamın gerçekten yıldönümlerini unuttuğuna inanarak içi içini kemirmişti sinirden.
En sonunda hamileliğin verdiği o tatlı ama ağır yorgunluk galip gelmiş, hormonların da etkisinden; dolan gözlerle olduğu yerde sızıp kalmıştı.
Oysa o sırada Vezir, gün boyu serada hazırladığı asıl büyük sürprizin son eksiğini tamamlamak için gizlice evden çıkmıştı. Sabah Kudretin meşe ağacının altında çocukluğuna dair anlattığı o acı dolu sır, Vezirin içine öyle bir oturmuştu ki; akşam için planladığı o güzel sürprizin bile yetersiz kalacağını hissetmişti.
Arabasıyla dükkanların olduğu yere inmiş, aradığını bulana kadar bir sürü mağaza gezmiş ve en nihayetinde kalbini huzurla dolduran o 'ekstra' hediyeyi alarak eve dönmüştü.
Vezir sessizce bahçe kapısından süzüldüğünde, elindeki paketleri özenle serada bir kenara bıraktı. Seraya girip, gündüzden hazırladığı onlarca mumu tek tek yaktı. Işıkları ayarladı, etrafı tam bir masal diyarına çevirdi. Son olarak, Kudretin yürüyeceği yola özenle pembe gül yapraklarını serpti.
Her şey kusursuzdu.
Yavaş, sessiz adımlarla eve girdi. Salondaki loş ışıkta, mavi elbisesiyle koltukta mışıl mışıl uyuyan karısını görünce dudaklarına sımsıcak bir tebessüm yayıldı. Sessizce yanına yaklaştı, dizlerinin üzerine çöktü ve kadının yüzüne düşen saçlarını usulca geriye yerleştirdi.
'Güzelim..' diye fısıldadı, sesini olabildiğince yumuşak tutarak.
Kudretin yanağına minicik bir öpücük kondurdu.
'Kudretim.. Hadi uyan sevgilim.'
Kudret uykunun o ağır atmosferinden sıyrılıp gözlerini yavaşça araladı. Karşısında gülen gözleriyle Veziri görünce, akşamki o 'unutulma' siniri anında geri geldi. Çatık kaşlarla doğruldu, kollarını göğsünde kavuşturdu.
'Ne var Vezir?' diye söylendi uykulu ve tripli bir sesle.
'Hani çok yorgundun, hani uyuyacaktın sen? Ne diye uyandırıyorsun beni gecenin bu saatinde?'
Vezir, karısının bu tatlı hırçınlığına kahkaha atmamak için kendini zor tuttu. Uzanıp Kudretin ellerini tuttu ve onu yavaşça ayağa kaldırdı.
'Kalk hadi kalk.' dedi muzip bir heyecanla.
'Seramız bitti! O kadar uğraştım, son düzenlemeleri yaptım. Hadi gel bir bak, içine sinecek mi?'
Kudret gözlerini devirdi.
'Vezir sen delirdin mi gerçekten!? Gecenin bu bilmem kaç olmuş saatinde, karanlıkta, bana sera mı göstereceksin? Sabah baksam olmaz mı, uykum var benim!'
'Olmaz!' dedi Vezir kesin bir dille.
İtiraz etmesine fırsat vermeden, Kudretin parmaklarını sımsıkı kavradı ve onu nazikçe peşinden sürükleyerek dış kapıya doğru götürdü.
Kudret oflaya puflaya, uyku sersemliğiyle adamın peşinden bahçeye adımını attığı an, ayaklarının ucunda başlayan manzarayla olduğu yere çivilendi.
Bahçe kapısından seraya kadar uzanan yol, boydan boya pembe gül yapraklarıyla donatılmıştı. Etraftaki ağaçların dallarından sarkan led ışıklar loş bir aydınlık sağlarken, seranın içi yüzlerce mumun titrek ışığıyla apaydınlık görünüyordu. Etrafı tam anlamıyla büyülü bir rüya gibiydi.
Kudretin nefesi kesildi. Uykusu, siniri, tribi saniyeler içinde buharlaşıp uçtu.
Gözleri kocaman açılmış, şaşkınlık ve hayranlıkla etrafa bakıyordu.
Vezir, Kudretin elini dudaklarına götürüp derin bir öpücük kondurdu.
'Sence..' diye fısıldadı adam, gözlerinin en derinine bakarak.
'Sence ben, kalbimi sana kendi ellerimle teslim ettiğim o ilk günü, unutur muyum hiç? Senin o güzel canını sıkmak pahasına da olsa, şu anki tatlı şaşkınlığını görmek için minik bir oyun oynadım diyelim.'
Kudretin gözleri doldu. Dudağını ısırarak hayranlıkla kocasına baktı.
Adamın boynuna atılmamak için kendini zor tutarak, Vezirin yönlendirmesiyle pembe yaprakların üzerinden seraya doğru yürüdü.
İçeri girdiklerinde, çiçeklerin ve yanan mumların o mis kokusu etrafı sarmıştı.
Seranın ortasına, Kudretin mecburen en sevdiği meyve suyu ve atıştırmalıkların olduğu şık bir masa kurulmuştu.
Vezir, Kudret masaya oturmadan cebinden zarif, siyah kadife bir kutu çıkardı.
Kudretin tam karşısında durup kutuyu usulca açtı.
'Masaya geçmeden önce, sinirinizi tamamen geçirmem gerek.' dedi muzipçe. İkisi de kıkırdaştılar.
Kudret kutunun içindekini gördüğü an elleriyle ağzını kapattı. Aylar önce, sadece bir dergide görüp iç geçirdiği, yurt dışında özel bir tasarımcıya ait olan ve 'Böyle şeyler hep yurt dışında olur zaten..' diye iç geçirdiği, o muazzam pırlanta kolye kutunun içinde ışıl ışıl parlıyordu.
'Vezirr..' diye fısıldadı Kudret, şok içinde.
'Bunu.. Bunu nasıl buldun sen!?'
'Benim güzel karım, bir şeye göz ucuyla bile baksa, ben onu dünyanın öbür ucunda da olsa bulup getiririm' dedi Vezir büyük bir gururla.
Kolyeyi kutusundan çıkarıp, kadının elbisesinin üzerinden zarif boynuna usulca taktı.
'Yıldönümümüz kutlu olsun.. Her şeyim..'
Kudret, kolyenin soğuk taşını göğsünde hissederken gözyaşlarına daha fazla hakim olamadı. Uzanıp Vezirin dudaklarına büyük bir tutku ve teşekkürle kapandı. Mumların o loş ışığında, seranın sıcak atmosferinde uzun uzun, sırılsıklam öpüştüler..
Nefes nefese ayrıldıklarında Kudret dünyanın en mutlu kadını olduğunu düşünüyordu. Ama Vezirin sürprizleri henüz bitmemişti.
Vezir, masanın altından bu kez daha büyük, özenle sarılmış pembe kurdeleli bir hediye paketi çıkardı.
'Bir de..' dedi, sesi aniden ciddileşip derin bir şefkate bürünürken.
'Bu var..'
Kudret şaşkınlıkla paketi aldı.
'Bu ne Vezir? Kolye zaten..'
'Aç lütfen!' dedi Vezir sadece, gözlerindeki merhametle ona bakarak.
Kudret titreyen parmaklarıyla pembe kurdeleyi çözdü. Paketin kapağını kaldırdığında, içinden el işçiliğiyle yapılmış, saçları lüle lüle, üzerinde tıpkı Kudretin şu an giydiği gibi açık mavi bir elbise olan, dünyanın en güzel, en masum oyuncak bebeği çıktı.
Kudret bebeği ellerinin arasına aldığında sözler boğazında düğümlendi.
Sabah meşe ağacının altında anlattığı o yaralı kız çocuğu, şu an içinde mutlu mutlu bağırıyordu.
'Senin..' diye fısıldadı Vezir, sesi titreyerek. Uzanıp Kudretin omuzlarını kavradı.
'Senin çocukluğunda hiç bebeğin olmamış.. O zırhı sana zorla giydirmişler. İstedim ki; o yaralı kız çocuğunun, yani benim canımdan çok sevdiğim karımın ilk bebeğini.. ve doğacak olan kızımızın da ilk bebeğini, kendi ellerimle ben vereyim. Sen hiç eksik kalmayacaksın Kudretim. Senin çocukluğunu da ben seveceğim, ben sarıp sarmalayacağım. Söz veriyorum.'
Kudretin elinden hediye kutusu yere düştü.
Oyuncak bebeği göğsüne bastırırken, gözleri yaşlar içinde Vezirin boynuna atıldı. Hayatında aldığı hiçbir mücevher, hiçbir eşya onu bu kadar derinden vurmamıştı.
Vezir onun sadece kocası değil, hem kendisinin, hem de çocukluğunun her şeyi olmuştu..
'Seni gerçekten çok seviyorum..' diye ağladı Kudret, adamın boynuna yüzünü gömerken.
'Hem de aşırı derece de çok.. İyi ki buldum seni sevgilim..'
'Ben de seni seviyorum güzelim.' dedi Vezir, karısının saçlarını öpe öpe sarmalarken.
'Hem de aklını başından alacak kadar çok.. Ben de iyi ki buldum seni..'
Biraz sonra, arka planda çalan o hafif, romantik müziğin eşliğinde Vezir karısını belinden kavradı. Kudret bir eli Vezirin eline kenetli halde karnında, diğer eli de kocasının boynuna sarılmış, başını da omzuna yaslamış halde, seranın içinde mum ışıklarının arasında ağır ağır dans etmeye başladılar.
Zaman durmuş, dünyada sadece üçü kalmıştı. Bir de minik oyuncak bebekleri..
Gecenin ilerleyen saatlerinde Vezir, seradaki mumları tek tek söndürdü. Karanlıkta, Kudreti o mavi elbisesi ve elindeki tatlı oyuncak bebeğiyle birlikte kucağına aldı. Kudret kıkırdayarak adamın boynuna sarılırken, Vezir onu bahçeden eve, doğruca yatak odalarına kadar taşıdı.
Kadını usulca yatağa bıraktıktan sonra, gözlerinde o tehlikeli, hınzır pırıltıyla Kudrete doğru eğildi.
'Sen burada bekle..' diye fısıldadı baştan çıkarıcı bir sesle, dudaklarını kadının boynuna sürterek.
'Ben gidip şu dış kapıyı kilitleyeyim. Malum.. Gece uzun olacak Kudret Hanım. Kutlamamızın ikinci kısmına yeni başlıyoruz.'
Kudret mayışmış, yorgun ama bir o kadar da mutlu bir gülümsemeyle başını salladı.
'Bekliyorum kocacığım..' dedi fısıltıyla.
Vezir o sırılsıklam aşık, zafer dolu sırıtışıyla odadan çıktı. Holün ışıklarını kapattı, dış kapıyı iki kez kilitledi, alarmı kurdu. Zihninde karısıyla geçireceği o ateşli, tutku dolu gecenin planlarını yapa yapa, aceleyle yatak odasına geri döndü.
Ancak odaya girdiğinde karşılaştığı manzara, bütün o hınzır planlarını saniyeler içinde suya düşürmüştü.
Kudret, elindeki bebeği göğsüne sımsıkı bastırmış, mavi elbisesiyle yatağın tam ortasında cenin pozisyonunda mışıl mışıl uyuyakalmıştı. Hamileliğin o ağır yorgunluğu ve günün duygusal patlaması, kadını Vezir kapıyı kilitleyip dönene kadar saniyeler içinde derin bir uykuya teslim etmişti.
Vezir, yatağın ayaku cunda durup o tatlı manzaraya baktı. Hayal kırıklığı falan yoktu içinde; sadece göğsünü yakıp kavuran devasa bir sevgi vardı.
Sessizce yatağa tırmandı. Karısını uyandırmamaya aşırı özen göstererek arkasına uzandı. Kolunu usulca Kudretin beline sarıp onu göğsüne doğru çekti. Kudret, uykusunda o tanıdık, güvenli sıcaklığı hissettiği an mırıldanarak Vezire doğru, geriye doğru daha da sokuldu ve boşta kalan eliyle adamın kolunu sımsıkı sardı.
Vezir, karısının saçlarına, o mis kokulu ensesine derin, uzun bir öpücük kondurdu.
'İyi geceler, ailem..' diye fısıldadı karanlığın içinde ve o da huzurla uykunun kollarına teslim oldu.
. . .
İki Hafta Sonra
Zaman bir kez daha Karslılar için ışık hızıyla geçmişti. Kudret on yedi haftalık hamileydi ve doktorun verdiği o büyük haberin sırrı evde bir bomba gibi dolaşıyordu.
Bebeğin cinsiyetini Kudret ve Vezirden önce, dün sadece Cennet öğrenmişti.
Yarın akşam evde, tüm ailenin katılacağı küçük, tatlı bir minik, pastalı kutlamayla cinsiyet açıklanacaktı. Kudret bu konuda çok katıydı; Vezir, yarın herkesle birlikte öğrenecekti!
Ama tabii ki, sabırsız baba Vezir Yılmaz için yarına kadar beklemek tam bir işkenceydi.
Öğle saatleriydi. Kudret odasında kızların ısrarıyla biraz dinlenirken, evin geniş mutfağında tam bir rüşvet pazarlığı dönüyordu.
'Abiciğim.. Güzel baldızım.. Benim canım Cennetim' diyordu Vezir, mutfaktaki ada tezgahın üzerinden pastanın dış beyaz kremasını hazırlayan Cennete doğru eğilerek.
Sesi adeta yalvarır gibiydi. Reyhan da pastanın kekini çırparken adamın bu hallerine gülüyordu çaktırmadan.
'Bak, aramızda kalacak. Söz veriyorum Kudrete zerre belli etmeyeceğim. Sadece bir harf ver! K mi, E mi? Sadece bunu söyle.'
Cennet elindeki spatulayla, son derece profesyonel, sinsi bir görev kadını edasıyla başını iki yana salladı.
'I-ııı. Asla olmaz enişte. Ablam beni keser. Yapamammm.'
Vezir çaresizce ellerini saçlarına geçirdi.
'Tamam o zaman, senin o çok beğendiğin, aylardır 'alsam mı' dediğin o pahalı kamera lensi var ya.. Söyle bana cinsiyeti, akşamına kapında o lens. Ne dersin?'
Cennetin gözleri bir saniyeliğine irileşti. Teklif gerçekten çok cazipti ama ablasının gazabı lensten daha ağırdı. Omuz silkti.
'Lens bayağı iyi teklif ama ablamın öfkesine değmez.'
Vezir vitesi yükseltti. Masanın üzerine eğilip sesini iyice kıstı.
'Bak.. Arabamı.. O bayılarak baktığın arabamı bir tam hafta sonu sana veririm. İstediğin yere git, ben benzinini de fulleyeceğim. Lensi de alıyorum. Hadi Cennet, yavrum çok görme şu iyiliği eniştene ya!'
Cennet tam 'Tamam be!' diyecekti ki, mutfağın kapısında kollarını göğsünde kavuşturmuş, tek kaşını kaldırmış halde onları izleyen Kudreti gördü. Vezir görmemişti. Cennet anında önüne eğilip gözlerini kaçırdı.
'Ben bilmem enişte, rüşvet teklif etme bana. Yarın bu pasta kesilecek, o zaman öğreneceksin.' diyerek hızla mutfağın diğer ucuna kaçtı.
Vezir arkasından 'Cennet! Ya bir harf sadece!' diye isyan ederken, Kudretin o tatlı ama otoriter sesi mutfakta yankılandı.
'Aşkım..' dedi Kudret gülmemek için kendini zor tutarak.
'Sen bir gel buraya bakayım.'
Vezir yavaşça arkasına döndüğünde, suçüstü yakalanmış bir çocuk gibi elleriyle oynamaya başladı.
'Hayatım.. Sadece ufak bir tahmin alacaktım, gerçekten.'
Kudret usulca adama doğru yürüyüp kollarını kocasının boynuna doladı. Adamın o telaşlı, heyecanlı hali kalbini sıcacık yapıyordu.
'Benim sabırsız, hınzır kocam..' diye fısıldadı Kudret, Vezirin yanağını öperek.
'Uslu dur. Yarına şunun şurasında ne kaldı ki zaten? Yarın hep beraber o pastayı keseceğiz ve kız mı erkek mi göreceğiz. Söz veriyorum, değecek bu bekleyişe.'
Vezir, karısının o sıcak sarılışına ve o huzur veren sesine anında teslim oldu. Kollarını Kudretin beline sarıp onu nazikçe kendine bastırdı.
'İyi, Peki..' diye mırıldandı, başını kadının boynuna gömerken.
'Sen nasıl istersen öyle olsun. Benim için fark etmez zaten biliyorsun..'
'Bilmez miyim..' dedi Kudret kıkırdayıp başını sallayarak.
İkisi de o an, yarınki sürprizin heyecanı ve birbirlerine duydukları o derin aşkla, sessiz ve huzur dolu mutfakta birbirlerine sımsıkı sarılıp tatlı tatlı gülüştüler.
