67. bölüm · Kudzir {Alternatif Son}

Bölüm 44 | Alışveriş

ms 🐾

Bölümler
1 Bölüm 1 | 6 Yıl 2 Bölüm 2 | Nasıl? 3 Bölüm 3 | Vicdan Azabı 4 Bölüm 4 | Boşa Geçmiş Bir Ömür 5 Bölüm 5 | Güçlü Olan 6 Bölüm 6 | Acı Gerçek 7 Bölüm 7 | Filtre Kahve 8 Bölüm 8 | Kurabiye 9 Bölüm 9 | Zehir 10 Bölüm 10 | Acıbadem 11 Bölüm 11 | Yıkım 12 Bölüm 12 | Enişte 13 Bölüm 13 | Lotus 14 Bölüm 14 | Karabiber 15 Bölüm 15 | Yara 16 EKSTRA | Veliaht 24.Bölüm 17 EKSTRA | Part 2 | Veliaht 24.bölüm 18 Bölüm 16 | Orman Evi 19 Bölüm 17 | Krep 20 EKSTRA | Veliaht 8-9.Bölüm 21 Bölüm 18 | Uçurumun Kenarı 22 EKSTRA | 19 yaş | Gönül’ün Ölümü 23 Bölüm 19 | Kaybediş 24 Bölüm 20 | Bekleyiş 25 EKSTRA | Veliaht 18.Bölüm 26 Bölüm 21 | Polis 27 Bölüm 22 | Her Güzel Şeyin Sonu 28 Bölüm 23 | Lütfen 29 Bölüm 24 | İzmir İhalesi 30 Bölüm 25 | Kaçamak 31 EKSTRA | 17 yaş | Vezir (Part 1) 32 EKSTRA | 17 yaş | Vezir (Part 2) 33 Bölüm 26 | Domates 34 Bölüm 27 | Korkak 35 Veliaht | 16.Bölüm Ekstra (İnternet Özel) 36 EKSTRA | Veliaht 7.Bölüm 37 Bölüm 28 | Gerçek 38 Bölüm 29 | Kavuşma 39 EKSTRA | 20 yaş | Elveda 40 EKSTRA | 38 yaş | Buz (Part 1) 41 EKSTRA | 38 yaş | Buz (Part 2) 42 EKSTRA | 38 Yaş | Buz (Son Part) - İnternet Özel 43 Bölüm 30 | Elma Şekeri 44 Bölüm 31 | Baş Belası 45 EKSTRA | Kars | Pencere 46 Bölüm 32 | Havlu 47 EKSTRA | 38 Yaş | Omuz 48 ! BİLGİLENDİRME ! 49 EKSTRA | Boşluk 50 Bölüm 33 | Kahraman 51 Bölüm 34 | Beklenmedik İhtimaller 52 Bölüm 35 | Evham 53 Bölüm 36 | Hakan 54 Bölüm 37 | Mucize 55 Bölüm 38 | Meşe 56 Bölüm 39 | Bebek 57 Bölüm 40 | Turşu 58 EKSTRA | Peynirci (Kesilen Sahne) 59 Bölüm 41 | Çilek 60 EKSTRA | Patates 61 FlashForward | Civciv 62 Bölüm 42 | Salıncak 63 Alternatif Son 2 | Tek part 64 Bölüm 43 | Tost 65 FlashForward | Kız Kıza 66 EKSTRA | İspiyoncu 67 Bölüm 44 | Alışveriş 68 FlashForward | Barbie 69 EKSTRA | Veliaht Bölüm 11 - 12 arası 70 Bölüm 45 | Doğum 71 EKSTRA | Veliaht 18.Bölüm 72 Bölüm 46 | Aile 73 FlashForward | Kumsal 74 EKSTRA | Veliaht 20.Bölüm 75 Bölüm 47 | 20 Gün 76 FlashForward | Sera 77 Deniz | Kahvaltı

29. Hafta - 21 Haziran

Sevgili Günlük,

Bugün yirmi dokuzuncu haftamıza girdik. İçimde büyüyen bu minik mucize, Denizimiz, artık varlığını o kadar güçlü hissettiriyor ki..

Bazen otogardaki koltuğumda oturup ciddi ciddi evrak incelerken, aniden kaburgama öyle bir tekme atıyor ki nefesim kesiliyor. O anlarda gözlerim hemen masanın diğer ucunda, karşımda oturan kocama kayıyor.

Vezir.. Benim güven dolu aşk dolu bakışları olan kocam, o tekmeyi hissettiğim an yüzümde beliren ifadeden durumu anlıyor ve elindeki o önemli ihaleleri, dosyaları bir kenara fırlatıp saniyeler içinde yanımda bitiyor.

Bugün bizim için çok özel bir gündü. Doktorumuzdan ‘Artık ufak ufak alışverişlere başlayabilirsiniz’ onayını aldığımızdan beri Vezir yerinde duramıyordu. ‘Hadi gidelim. Hadi gidelim’ diye çocuk gibi ısrar edip duruyordu. Bugün de nihayet o büyük gün geldi çattı. Denizimizin ilk eşyalarını almak için evden çıktık.

Ben kendi içimde gayet mantıklı, ‘Sadece temel ihtiyaçları alır, eksik oldukça tamamlarız.’ diyen bir anne olarak alışveriş merkezinden içeri adımımı attım.
Ama Vezir.. Ah, Vezir!
O kapıdan içeri girdiğimiz an, benim o her şeyi soğukkanlılıkla yöneten kocam gitti, yerine devasa bir oyuncakçı dükkanına düşmüş beş yaşında heyecanlı bir çocuk geldi.

Bebek mağazasının o ışıl ışıl, pastel renkli dünyasına girdiğimizde Vezirin adımları aniden yavaşladı. Gözleri reyonlar arasında gezinirken omuzlarının düştüğünü, o yemyeşil gözlerinin nasıl parladığını gördüm. Daha ilk reyonda, o minicik, avuç içi kadar olan yenidoğan patiklerinin önünde durdu. Koca elleriyle o minicik, üzerinde pandalar olan pamuklu patiği eline aldığında yutkunamadı bile.

‘Kudret..’ diye fısıldadı bana dönerek. Sesi titriyordu.
‘Baksana şuna.. Bu kadar mı yani? Bizim kızımızın ayakları sadece bu kadar mı olacak şimdi? Benim avucumda kaybolur bu..’
Gözlerinin dolduğunu gördüm. Koskoca otogar adamı Vezir Yılmaz, bir bebek patiğine bakıp ağlamamak için kendini zor tutuyordu.

Gülümseyerek koluna girdim.
‘Evet sevgilim, o kadar olacak. Hatta ilk doğduğunda bu patik bile büyük gelecek.’ dedim. O an patiği usulca öptü ve hiç tereddüt etmeden sepete attı.

Ben o sepetin sadece bir tane ile kalacağını sanıyordum. Ne büyük bir yanılgıymış!

Yarım saat sonra durum tamamen kontrolden çıkmıştı. Vezir, mağazadaki alışveriş arabalarından birini ağzına kadar doldurmuş, ikinci arabayı istemek için görevliye sesleniyordu.

‘Vezir!’ diyerek yanına gittim telaşla.
‘Hayatım, delirdin mi sen? O arabadakiler ne? Yenidoğan zıbınından tam on iki tane almışsın! Çocuk bunu topu topu üç hafta giyecek, hepsini nasıl eskitsin?’

Vezir o an elinde tuttuğu, üzerinde yavru ceylanlar olan pudra pembesi bir tulumla bana döndü. Gözlerindeki o iflah olmaz baba heyecanıyla dudaklarını büzdü.

‘Olsun güzelim, kirletene kadar giysin. Kirlendikçe değiştiririz, benim kızım hep mis gibi koksun. Hem bak, şunun yakasındaki fırfırlara bir baksanıza Kudret, bunu almadan nasıl bırakıp gideyim ben burada. Kızım büyüdüğünde resimlerine bakıp 'Babam bana ne güzel elbiseler almış' diyecek.’

İkinci araba da hızla dolmaya başladı. Papatya desenli elbiseler, çeşit çeşit renklerde tulumlar, benim asla onaylamayacağım kadar kocaman, pelüş bir ayı..
Vezir o ayıyı gördüğünde ‘Bu Denizin ilk uyku arkadaşı olacak, o koca yatakta yalnız hissetmesin’ diyerek arabaya zorla sığdırdı.

Emzik reyonuna geldiğimizde artık gülmekten karnıma ağrılar giriyordu. Vezir, aynı model emziğin sarısını, mavisini, pembesini, yeşilini tek tek sepete atarken dayanamayıp kolunu tuttum.
‘Aşkım, beş tane emziği aynı anda mı takacak bu çocuk?’ diye kıkırdadım.

Vezir bana o dünyanın en ciddi bakışlarından birini atıp ‘Güzelim, kıyafetine göre takarız işte. Papatyalı elbisesini giydiğinde sarıyı takarız, deniz mavisi tulumunu giydiğinde maviyi. Benim kızımın bir tarzı olmalı. Lütfen!’ dedi.

Kasadaki görevli kız, arabaları boşaltırken bize öyle bir bakıyordu ki, sanki mağazayı toptan satın alıyormuşuz gibi hissediyordum. Vezir kartı uzatırken o kadar gururluydu ki, göğsü kabarmıştı. Poşetleri arabaya taşırken arabanın bagajı yetmedi, arka koltukları bile poşetlerle doldurduk.

Eve dönüş yolunda arabada o kadar güzel bir sessizlik vardı ki.. İkimiz de arkadaki poşetlere bakıp bakıp gülümsüyorduk. Vezir bir ara sağ elini direksiyondan çekip, benim karnımın üzerine, tam Denizin olduğu yere koydu.

Yola bakarken dudaklarında o tatlı, huzurlu tebessümü vardı.
‘Sizi çok seviyorum..’ diye mırıldandı.
‘Bana bu duyguları yaşattığın için, beni o karanlıktan çekip alıp, böyle aydınlık bir dünyaya getirdiğin için teşekkür ederim Kudretim..’

Ben de onun elinin üzerine kendi elimi koydum. Gözyaşlarımın süzülmesine engel olamadım. Bugün anladım ki günlüğüm; bu adam, o minicik kızımız için dünyayı yakıp yeniden inşa edebilecek kadar büyük bir sevgi taşıyor kalbinde.
Ve ben, bu sevginin tam ortasında olduğum için dünyanın en şanslı kadınıyım..

/ / /

34. Hafta - 26 Temmuz

Sevgili Günlük,

Otuz dördüncü haftaya adım attık. Artık nefes nefese kalıyorum, ayaklarım akşamları davul gibi şişiyor ve yürürken penguenlere benzediğimi düşünmeden edemiyorum.
Ama bugün, bu evdeki tüm o fiziksel yorgunluğu unutturacak kadar tatlı bir gün yaşadık. Denizimizin odasını hazırladık.

Vezir, bu süreci başkasına bırakmayı kesinlikle reddetti.
‘Benim kızımın odasının her köşesinde, her çivisinde ailesinin emeği olacak.’ dedi.
Ve dediğini de yaptı. Sabahtan beri üzerindeki ev kıyafetleriyle odayı adeta bir inşaat alanına çevirdi.

Odanın duvar kağıdını birlikte seçmiştik. Bir tarafta üzerinde minik minik papatyaların olduğu, diğer tarafta da ağaçların arasına çizilmiş yavru hayvanların; fil, zebra zürafanın olduğu tatlı mı tatlı iki duvar kağıdı..

Vezir, elinde tutkal fırçasıyla, koca cüssesini şekilden şekle sokarak kağıtları duvara sıfır hatayla yapıştırmaya çalıştı.
Bir ara yüzüne, saçlarına bulaşan tutkalla bana dönüp ‘Nasıl oldu güzelim, yamukluk var mı?’ diye sorduğunda, bu şapşal baba hallerine katıla katıla güldüm.
‘Harika oldu aşkım, tam bir ustanın işi.’ diyerek terini sildim.

Duvarlar bittikten sonra sıra o meşhur beşiği kurmaya geldi. Ben, köşedeki sallanan emzirme koltuğuma kurulmuş, ayaklarımı uzatmış halde elimde meyve suyumla onu izliyordum. Önünde koca bir kurulum şeması, elinde tornavidayla bağdaş kurmuş oturuyordu.

Bir ara o kadar sinirlendi ki ‘Kudret, bunu yazan mühendis kesin hayatında hiç beşik kurmamış! Bu vida buraya nasıl girsin?’ diye söylendi.
Ben yardım etmeyi teklif ettim ama tabii ki gurur meselesi yaptı.
‘Sen otur dinlen papatyam, ben babayım, ben çözerim.’ dedi.

Beşiği nihayet kurduğunda, o sağlamlığını test etmek için eliyle beşiği öyle bir sarsıyordu ki,
‘Vezir, beşiği kıracaksın aşkım, yeter!’ demek zorunda kaldım. O ise büyük bir ciddiyetle ‘Güzelim, sağlam olması lazım. Benim içi rahat etsin.’ diyerek son bir kez daha vidaları sıktı.

Oda yavaş yavaş şekillendikçe, ikimiz de bu anın büyüsüne kapılmıştık. Beyaz ahşap beşiğin içine o yumuşacık, tatlı mavi uyku setini serdik. Yatağın tam köşesine, mağazadan zorla aldığı o devasa peluş ayıyı büyük bir özenle yerleştirdi.

‘Bak kızım, baban yokken bu ayı koruyacak seni.’ diye fısıldadı ayının başını okşarken.

Sonra o en duygusal, en can alıcı ana geldik. Elbiseleri dolaba yerleştirme merasimi.
Vezir, poşetlerden çıkardığı o minicik kıyafetleri önce büyük bir dikkatle havaya kaldırıyor, inceliyor, sonra benim onayımı alarak dolabın minik askılarına asıyordu.

Üzeri papatya işlemeli o ilk aldığı beyaz elbiseyi eline aldığında hareketleri yavaşladı. Elbiseyi parmak uçlarıyla okşadı. Dolabın kapağına yaslanıp bana doğru döndü.

‘Kudret..’ dedi sesi boğuklaşarak.
‘Şuna baksana.. Sadece birkaç hafta sonra, bizim canımızdan bir parça, bu elbisenin içinde evin içinde koşturacak. Bize 'Anne, baba' diyecek..’

O an gözlerinden süzülen yaşı gizlemeye çalışmadı. Ben de oturduğum koltuktan zorlukla kalkıp yanına gittim. Kollarımı o geniş, boya ve tutkal kokan omuzlarına sardım.

‘Evet sevgilim..’ diye fısıldadım burnumu boynuna gömerken.
‘Koşturacak. O zor günlerin, o karanlık yılların ardından bizim en güzel güneşimiz olacak o.’

Vezir elindeki o minik elbiseyi usulca askıya astı. Sonra bana döndü, yavaşça dizlerinin üzerine, tam karnımın hizasına çöktü. Ellerini elbisemin üzerinden o kocaman, yuvarlak göbeğime sardı. Yanağını karnıma yasladı.

O an Deniz, sanki babasının sesini, sıcaklığını hissetmiş gibi içeriden güçlü bir tekme attı. Vezirin dudaklarında dünyanın en güzel gülümsemesi belirdi.

Karnıma doğru fısıltıyla, o kadar tatlı bir sesle konuşmaya başladı ki, o anı kalbimin en derin köşesine kazıdım.

‘Babacığım..’ dedi Vezir, sesi titreyerek.
‘Odanı hazırladık prensesim. Papatyalar var duvarlarında, yumuşak yatağında burada. Elbiselerini dolabına dizdik, ayını da başucuna koyduk. Biz annenle seni o kadar çok bekledik, o kadar çok istedik ki.. Biraz daha büyü sonra gel artık tamam mı?’

‘Anne ve baban seni bu koca dünyadan, bütün kötülüklerden korumak için burada, bekliyor olacak hep. Seni dünyalardan çok seviyorum benim minik kızım..’

Karnıma uzun, sımsıcak bir öpücük kondurduğunda, benim gözyaşlarım çoktan yanaklarımdan süzülüp adamın saçlarına damlamaya başlamıştı. Vezir yavaşça ayağa kalktı, yüzümü ellerinin arasına alıp alnını alnıma yasladı.

‘Yaa güzelim.. Ağlıyor musun sen..’ diye mırıldanıp dudaklarıma en şefkatli, en huzur veren busesinden kondurdu.

Odanın içinde yazıyorum bu sayfayı şimdi. Baban erkenden uyuyakaldı.
Her şey hazır. Duvarlardaki papatyalar, minik askılardaki o sarı, mavi, pembe elbiseler, köşedeki sallanan koltuğum ve her bir zerresinde kocamın, parmakları var.

Biz çok acı çektik, çok bekledik birbirimizi. Ama bugün, bu odanın kapısından içeri baktığımda anlıyorum ki; çekilen her acı, dökülen her gözyaşı bizi tam olarak bu ana, bu eşsiz yuvaya hazırlamak içinmiş.

Kızımızı kucağımıza alacağımız o günü beklerken, kalbimde sadece devasa bir şükür var. Hoş geliyorsun Denizim, seni sevgiyle, papatyalarla ve dünyanın en güzel babasıyla bekliyoruz.