77. bölüm · Kudzir {Alternatif Son}
Deniz | Kahvaltı
Güneş, ferah yatak odasının pencerelerinden içeri sızarken, içerideki manzara kelimenin tam anlamıyla bir pazar sabahı neşesiydi.
Odanın ortasındaki o devasa yatağın üzerinde, Vezir sırtüstü uzanmış yatıyordu. Göğsünün tam üzerinde, üzerinde sadece ince askılı, beyaz bir zıbın olan, bacakları tamamen çıplak ve boğum boğum yedi buçuk aylık Deniz oturuyordu.
Vezir, koca elleriyle kızının o minicik, etli belini kavramış, onu bir sağa bir sola yatırarak oyunlar yapıyor, kızıyla kendi dilinde bir sohbete dalmış vaziyette uzanıyordu.
'Bababababa..' diyordu Deniz, ağzından minik baloncuklar saçarak.
O maviye çalan gözleri babasının yüzüne kilitlenmişti. Minik, tombik elleriyle Vezirin yeni tıraş olmuş yanaklarını tokatlıyor, burnunu sıkmaya çalışıyordu.
'Sen babanın burnunu mu koparmak istiyorsun?' diye kalın, tok sesiyle ama dünyanın en şapşal tonlamasıyla Vezir.
Kızı her yanaklarına vurduğunda 'Sen, ne kadar güçlü bir hanımefendi oldun. Kime çektin acaba!' diyerek kızının o çıplak, boğum boğum bacaklarına ardı ardına öpücükler konduruyor, Denizi kıkır kıkır güldürüyordu.
Hemen yanlarında, aynalı büyük makyaj masasının önünde oturan Kudret ise bu manzarayı aynanın yansımasından izliyor, dudaklarındaki tebessümü silemiyordu. Üzerinde güzel kesimli, dökümlü beyaz bir tulum vardı. Saçlarına o meşhur, hafif dalgalı fönünü çekmiş, şimdi kirpiklerine rimelini sürüyordu.
Bugün dışarıda kahvaltı yiyecekler, İstanbulun o güzel pazar günlerinden birini sonuna kadar ailecek yaşayacaklardı.
Kudret, rimelinin kapağını kapatıp aynadan yatakta tepinen ikiliye baktı. Deniz, babasının parmağını ağzına sokmaya, diş etleriyle onu kemirmeye çalışıyordu.
'Aşkım, hadi giydir minik bıdığı.' diye seslendi Kudret, masadan parfümünü alıp boynuna sıkarken.
'Rezervasyon saatimiz yaklaşıyor, trafiğe kalmayalım. Benim saçım bitti sayılır.'
Vezir, göğsündeki kızıyla birlikte doğrulup bağdaş kurarak oturdu.
'Duyduk mu küçük hanım? Kraliçemiz emir verdi, hazırlanmamız lazımmış. Halbuki biz seninle bu yataktan hiç çıkmayıp akşama kadar yuvarlanabilirdik değil mi.' diyip kızının ellerini annesine doğru salladı.
Deniz, babasının sözlerini anlamasa da sesindeki o oyunbaz tınıyı fark edip ellerini birbirine çarparak tiz bir çığlık attı.
'Gel bakalım buraya, uçuşa geçiyoruz!' dedi Vezir. Kızını koltuk altlarından sıkıca tutup havaya, başının üzerine kaldırdı. Denizi havada bir sağa bir sola süzülüyormuş gibi gezdirirken ağzıyla motor sesleri çıkarmaya başladı.
'Vuuuuuv! Dikkat ediiiin, Yılmaz Havayolları bebek odasına doğru inişe geçiyor! Vuuuuuv!'
Deniz, babasının o koca ellerinde havada süzülürken şakıyarak kahkaha atıyor, bacaklarını havada heyecanla çırpıyordu. İkisi, odanın kapısından uçak sesleri eşliğinde çıkarken, Kudret aynanın karşısından gülümseyerek arkalarından bağırdı.
'Altına da bak aşkım, değiştir ona göre! Sabah biraz doluydu sanki bezi, pişik olmasın!'
'Emredersiniz kraliçemm!' diye yankılandı Vezirin sesi koridordan.
Kudret dudak parlatıcısını sürerken, kulağı yan odadan gelen seslerdeydi.
Vezirin babalığı, Kudretin bu hayatta şahit olduğu en güzel şey olabilirdi.
Yan odada, alt değiştirme masasının üzerinde Denizi yatırmış olan Vezir, kızının o tombik bacaklarını havaya kaldırmış, altını temizlerken bir yandan da onunla gizli bir sohbete dalmıştı.
'Kızım, senin bu annen bizi fena çalıştırıyor çaktırmadan bak.' diye fısıldadı Vezir, ıslak mendille temizliği bitirip temiz bezi altına yerleştirirken. Deniz ise o sırada kendi ayak başparmağını yakalamış, ağzına sokmaya çalışıyordu.
'Ama aramızda kalsın, dünyanın en güzel kadını olduğu için sesimizi çıkaramıyoruz. Yoksa ben ağırbaşlı biriyim, öyle her emre itaat etmem.'
Bezi büyük bir ustalıkla bağladıktan sonra, dolaptan Kudretin akşamdan hazırladığı o pembe fırfırlı, çiçekli elbiseyi çıkardı. Elbiseyi kızının o kollarından geçirirken Deniz mızmızlanıp sağa sola dönmeye çalıştı.
'Dur babacığım, dur, süslü olmamız lazım. Ne derler sonra bize.' diyerek elbiseyi giydirdi. En son, o incecik, seyrek saçlarının üzerine kocaman pembe fiyonklu saç bandını taktı.
Denizi kucağına aldığında; kızı tam bir küçük prensese dönüşmüştü.
Vezir kızını tek kolunda taşıyarak yatak odasına geri döndüğünde, Kudret beyaz tulumu, zarif topukluları ve takılarıyla tam anlamıyla nefes kesici görünüyordu. Vezir kapı pervazında durup karısına baktığında yine tutuldu, gözleri aşkla koyulaştı.
'Kudret..' dedi Vezir yutkunarak.
'Şu kadar güzel olma diyorum sana. Evde kalıp konuşasım geliyor akşama kadar seninle.'
Kudret kıkırdayarak çantasını aldı ve yanlarına yaklaştı. Eğilip önce kızının o mis gibi kokan yanağını öptü, sonra da kocasının dudaklarına hızlı ama sımsıcak bir öpücük bıraktı.
'Hadi hadi, lafa tutma beni. Gidiyoruz.'
. . .
İstanbulun sahil hattında, Boğazın o tatlı esintisinin vurduğu, şık ve nezih bir restorana geldiklerinde her şey tam istedikleri gibiydi. Rezerve ettirdikleri masa, denize sıfır, geniş ve rahattı.
Ancak, her anne babanın istediği o evrensel mucize gerçekleşmişti. Yol boyunca arabada gözleri kapanmamak için direnen Deniz, restorana girip bebek arabasına koyulduğu an, o arabanın hafif sarsıntısıyla saniyeler içinde derin bir uykuya dalmıştı.
Vezir, arabanın tentesini hafifçe indirip kızının üzerindeki ince battaniyeyi örttükten sonra, sandalyesini çekip Kudretin karşısına oturdu. İkisi de sessizce birbirlerine baktılar. Vezir tek kaşını kaldırdı, Kudret dudaklarını birbirine bastırdı.
'Uyudu.' diye fısıldadı Vezir, sanki yüksek sesle konuşursa büyü bozulacakmış gibi.
'Uyudu valla.' diye fısıldadı Kudret aynı sessizlikle.
Sonra ikisi de rahat bir nefes alıp sessizce kıkırdadılar.
Masa, envaiçeşit peynirler, sıcak börekler, reçeller ve demli çaylarla donatıldığında, bebeği olan her çiftin yaşayamayacağı o nadir, en kıymetli ana sahiplerdi: Kesintisiz, ağlamasız, sakin bir kahvaltı.
Vezir, çayından bir yudum alıp arkasına yaslandı. Gözleri, karşısında oturan ve çayını zarifçe yudumlayan karısının yüzündeki her bir milimetreyi ezberliyordu. Rüzgar Kudretin saçlarını hafifçe uçuşturuyor, beyazlar içinde tıpkı bir kuğu gibi görünüyordu.
'Bana öyle bakma.' dedi Kudret gülümseyerek, böreğinden bir parça ısırırken. 'Ne düşünüyorsun yine?'
'Şunu düşünüyorum.' dedi Vezir, elini masanın üzerinden uzatıp Kudretin ince parmaklarını avuçlarının içine alarak. Başparmağıyla kadının yüzük parmağını okşadı.
'Acaba bu ufaklık büyüdüğünde senin gibi inatçı, dikbaşlı ve güzelliğiyle herkesi dize getiren bir kraliçe mi olacak.. Yoksa benim gibi sakin, uysal ve söz dinleyen biri mi?'
Kudret, duyduğu lafla elindeki çatalı tabağa bırakıp şen bir kahkaha attı.
'Sen mi? Sakin ve uysal mı? Vezir Yılmaz, otogardaki o adam, bizim yatak odasındaki adam olan sen. Öyle mi?'
'Ne! Yalan mı?' dedi Vezir tek kaşını kaldırıp muzipçe göz kırparak.
'Söz konusu sen ve şu pusette uyuyan pembe fiyonklu hanımefendi olunca pamuk gibi olmuyor muyum Kudret Hanım? Baksana, daha bu sabah kızım istiyor diye ben 'Yılmaz Havayolları inişe geçiyor' diye evin içinde uçak taklidi yapıyordum.'
Kudret kıkırdayarak elini adamın elinin içinde ters çevirip onun parmaklarına sımsıkı kenetledi.
'Yani o konuda haklısın.. Dünyanın en tatlı, en şapşal babasısın sen. Ay Vezir! Düşünsene, birkaç ay sonra yürümeye başlayacak. Evdeki masaların, sehpaların altından toplayacağız onu. Ama seni baya zorlu günler bekliyor. Şimdiden ağzında sürekli bir 'babababa' lafı var zaten, fark ettin mi?'
'Fark etmez olur muyum?' dedi Vezir, göğsü gururla kabararak.
'İlk 'baba' diyecek tabii, anlaştık biz onunla. Ama 'yağ-ya' diyecek diye ödüm koptu bak!' Kudret koca bir kahkaha atıp eline vurdu.
'Ama sen o bulamaç gibi sebzeleri zorla yedirirken çocuk benden medet umuyor, 'kurtar beni baba' diyor aslında o hecelerle.'
Kudret gülerek gözlerini devirdi, ayağının ucuyla masanın altından kocasının bacağına hafifçe vurdu.
'Hiç de bile, yemeklerini çok seviyor benim süslü kızım.'
Vezir gülümseyerek karısının elini dudaklarına götürdü ve usulca, aşkla öptü.
Deniz uyanana kadar o kahvaltının tadını çıkardılar, kızlarının yakında atacağı ilk adımları, gideceği okulları hayal ederek birbirlerine takılıp kıkırdadılar.
. . .
Kahvaltının ardından, Florya sahilinde yürüyüşe çıkmaya karar verdiler. Öğleden sonranın güneşi pırıl pırıl parlıyor, Denizin iyot kokulu esintisi yüzlerine vuruyordu.
Deniz, uykusunu almış, enerjisi tamamen dolmuş bir şekilde bebek arabasındaydı. Kudret, güneş gözüne gelmesin diye kızına o minik, pembe çerçeveli, kalpli güneş gözlüklerini takmıştı. Deniz, gözlüklerin altından etrafa büyük bir merakla bakıyor, tombul bacaklarını neşeyle sallıyordu.
Bebek arabasını süren Vezirdi. Üzerindeki o şık yeşil keten gömleği ve güneş gözlükleriyle inanılmaz karizmatik görünse de, kızıyla baş başa kaldığı o 'şapşal baba' modu saniyeler içinde devreye girmişti.
Geniş sahil yolunda ilerlerken, Vezir aniden bebek arabasını kendi etrafında hafifçe döndürdü, sonra bir anda sağa, ardından hemen sola doğru kavisler çizerek sürmeye başladı. Sanki bir Formula 1 pilotu gibi arabayı zig zaglar çizerek yönlendiriyor, bir yandan da ağzıyla lastik kayma sesleri çıkarıyordu.
'Vjjuuu! Sağa yatıyoruz Deniz hanım, sıkı tutunun! Şimdi sol viraj, vjjuuu!'
Deniz, arabasının böyle eğlenceli bir şekilde sarsılmasından, babasının o kalın sesiyle çıkardığı efektlerden o kadar memnundu ki, kalpli gözlüklerinin altından Florya sahilini ısıtan o devasa, şen şakrak kahkahalarını atıyordu. Kıkırdamaları o kadar bulaşıcıydı ki, etraftan geçen insanlar bile dönüp onlara tebessüm ederek bakıyordu.
Ancak Kudret için durum o kadar da eğlenceli değildi. Anne radarları anında devreye girmişti.
Hızla Vezirin yanına adımladı ve adamın koluna hafifçe vurdu.
'Vezir! Yapma hayatım! Yeni emzirdim diyorum, kusacak çocuk şimdi, göstereceğim ben sana!'
Vezir arabayı durdurup güneş gözlüğünü hafifçe aşağı indirdi. Gözlerinin içi gülüyordu.
'Ama Kudret, baksana şuna. Nasıl eğleniyor!'
Sözlerini kanıtlamak istercesine arabayı hafifçe bir kez daha sağa yatırdı. Deniz yeniden bir kahkaha patlatıp kollarını çırptı. Vezir, kızının bu neşesine daha fazla dayanamadı. Eğilip, bebek arabasından sarkan o etli, fırfırlı pembe elbisenin altından çıkan çıplak boğum boğum bacağı ağzına götürdü.
'Isırırım seni bak ufaklık! Mama yaparım bu bacağı!' diyerek kızının bacağından sesli sesli öptü, burnunu bacağına sürtüp onu gıdıkladı. Deniz katılarak gülüyor, minik elleriyle babasının saçlarını kavramaya çalışıyordu.
Kudret, ellerini beline koymuş onlara sahte bir sinirle bakıyordu ama dudaklarındaki gülümsemeye engel olamıyordu. 'Kusarsa üstünü sen değiştirirsin, benden söylemesi.'
'Ben değiştiririm güzelim benim, o iş bende.' dedi Vezir doğrulurken. Sonra cebinden telefonunu çıkardı, kamera uygulamasını açtı.
'Hadi bakalım, hayatımın prensesleri pazar pozu. Kudret, alsana kucağına.'
Kudret, hemen kızını kucağına aldı. Kızının o pembe kalpli gözlüğünü hafifçe düzeltti, Denizin yanağına kendi yanağını yasladı. Rüzgar Kudret’in saçlarını uçuşturuyor, ikisi de kameraya dünyanın en güzel, en kusursuz tablosu gibi gülümsüyordu.
Vezir, telefonun ekranından o manzaraya bakarken yutkundu. Bu iki kadın, onun dünyasıydı. Parmağını art arda ekrandaki yuvarlağa bastı. Sadece poz verdikleri anları değil, Kudretin Denizi güldürmek için burnuna dokunduğu anı, rüzgarın Kudretin saçlarını Denizin yüzüne savurduğu ve ikisinin kıkırdadığı o en doğal anları da çekti. Kendi de kadraja girip bir sürü de o şekilde poz verdiler.
'Oldu mu? Çektin mi?' diye seslendi Kudret.
'Çekmez miyim..' dedi Vezir, yanlarına gelip telefonu karısına uzatarak. Ekranda, güneşin altında parlayan, gözleri aşkla ve huzurla dolu bir anne, baba ve pembe gözlüklü, kıkırdayan bir bebek vardı. Vezir Kudretle kızının pozunu açıp 'Baksana bu dünyanın en güzel fotoğrafı oldu. Hemen çıkartıp buzdolabına, ofisime ve evdeki çalışma masama koymalıyım.'
Vezir telefonu cebine atarken boşta kalan eliyle Kudretin beline sarıldı ve onu kendine çekti. Kudret başını adamın yanağına yaslayıp öptü. Birlikte, önlerinde bebek arabasıyla o uçsuz bucaksız denize doğru yürümeye devam ettiler.
Kudret derin bir nefes aldı. İyot kokusu, kucağındaki kızının o mis gibi bebek pudrası kokusu ve kocasının teninin kokusu birbirine karışıyordu.
'Seni çok seviyorum.' diye fısıldadı Kudret, denizden gelen rüzgara karşı.
Vezir, karısının saçlarından derin bir öpücük aldı.
'Ben asıl ben.. Çok seviyorum. İkinize de.'
Sahil boyunca yürümeye devam ettiler.
Birbirlerinin ellerini hiç bırakmadan, kızlarının o şen kıkırdamaları eşliğinde..
