63. bölüm · Kudzir {Alternatif Son}

Alternatif Son 2 | Tek part

ms 🐾

Bölümler
1 Bölüm 1 | 6 Yıl 2 Bölüm 2 | Nasıl? 3 Bölüm 3 | Vicdan Azabı 4 Bölüm 4 | Boşa Geçmiş Bir Ömür 5 Bölüm 5 | Güçlü Olan 6 Bölüm 6 | Acı Gerçek 7 Bölüm 7 | Filtre Kahve 8 Bölüm 8 | Kurabiye 9 Bölüm 9 | Zehir 10 Bölüm 10 | Acıbadem 11 Bölüm 11 | Yıkım 12 Bölüm 12 | Enişte 13 Bölüm 13 | Lotus 14 Bölüm 14 | Karabiber 15 Bölüm 15 | Yara 16 EKSTRA | Veliaht 24.Bölüm 17 EKSTRA | Part 2 | Veliaht 24.bölüm 18 Bölüm 16 | Orman Evi 19 Bölüm 17 | Krep 20 EKSTRA | Veliaht 8-9.Bölüm 21 Bölüm 18 | Uçurumun Kenarı 22 EKSTRA | 19 yaş | Gönül’ün Ölümü 23 Bölüm 19 | Kaybediş 24 Bölüm 20 | Bekleyiş 25 EKSTRA | Veliaht 18.Bölüm 26 Bölüm 21 | Polis 27 Bölüm 22 | Her Güzel Şeyin Sonu 28 Bölüm 23 | Lütfen 29 Bölüm 24 | İzmir İhalesi 30 Bölüm 25 | Kaçamak 31 EKSTRA | 17 yaş | Vezir (Part 1) 32 EKSTRA | 17 yaş | Vezir (Part 2) 33 Bölüm 26 | Domates 34 Bölüm 27 | Korkak 35 Veliaht | 16.Bölüm Ekstra (İnternet Özel) 36 EKSTRA | Veliaht 7.Bölüm 37 Bölüm 28 | Gerçek 38 Bölüm 29 | Kavuşma 39 EKSTRA | 20 yaş | Elveda 40 EKSTRA | 38 yaş | Buz (Part 1) 41 EKSTRA | 38 yaş | Buz (Part 2) 42 EKSTRA | 38 Yaş | Buz (Son Part) - İnternet Özel 43 Bölüm 30 | Elma Şekeri 44 Bölüm 31 | Baş Belası 45 EKSTRA | Kars | Pencere 46 Bölüm 32 | Havlu 47 EKSTRA | 38 Yaş | Omuz 48 ! BİLGİLENDİRME ! 49 EKSTRA | Boşluk 50 Bölüm 33 | Kahraman 51 Bölüm 34 | Beklenmedik İhtimaller 52 Bölüm 35 | Evham 53 Bölüm 36 | Hakan 54 Bölüm 37 | Mucize 55 Bölüm 38 | Meşe 56 Bölüm 39 | Bebek 57 Bölüm 40 | Turşu 58 EKSTRA | Peynirci (Kesilen Sahne) 59 Bölüm 41 | Çilek 60 EKSTRA | Patates 61 FlashForward | Civciv 62 Bölüm 42 | Salıncak 63 Alternatif Son 2 | Tek part 64 Bölüm 43 | Tost 65 FlashForward | Kız Kıza 66 EKSTRA | İspiyoncu 67 Bölüm 44 | Alışveriş 68 FlashForward | Barbie 69 EKSTRA | Veliaht Bölüm 11 - 12 arası 70 Bölüm 45 | Doğum 71 EKSTRA | Veliaht 18.Bölüm 72 Bölüm 46 | Aile 73 FlashForward | Kumsal 74 EKSTRA | Veliaht 20.Bölüm 75 Bölüm 47 | 20 Gün 76 FlashForward | Sera 77 Deniz | Kahvaltı

İstanbulun üzerine o gece öyle bir sis çökmüştü ki, gökyüzü sanki Karslıların evine düşen ateşi söndürmek için daha bir kararmıştı. Şehrin sokakları ıssız, karanlık ve buz gibiydi. Otogarın o izbe, labirent gibi arka sokaklarında, sokak lambalarının cılız sarı ışığı su birikintilerine vuruyor, etrafa soğuk, soluk yansımalar saçıyordu.

Vezir Yılmaz, omuzları çökmüş, üzerine giydiği kapüşon ve siyah şapkası ile ağır ağır yürüyordu.
Az önce Yahyayı bulmuş, ona annesi Zahide ile ilgili o kahredici, yıllarca saklanan sırrı anlatıp omzundaki o koca yükün bir kısmını otogarın soğuk kaldırımlarına bırakmıştı.

Ama içinde hiçbir hafifleme yoktu. Zülfikar Ağa.. Kudretin babası.. Yıllarca saygı duyduğu, gölgesine sığındığı, uğruna kurşun yiyip kurşun attığı o büyük adam, Vezirin kendi ellerinde canından olmuştu.

Şimdi bütün şehir, bütün Karslılar, sokak sokak, köşe bucak Vezirin peşindeydi.

Dar sokağın sonuna doğru adımını attığı an, karanlığın içinden tok, ritmik ayak sesleri duyulmaya başlandı. Ağır botların sesleri.. Önce önündeki sokağın köşesinden üç karaltı girdi görüşüne. Ardından arkasından gelen ayak sesleri durdu. Sağındaki ve solundaki metruk binaların gölgelerinden, namluları yere bakan adamlar ağır ağır kaldırımda, sokak lambasının aydınlattığı o sisli pusa doğru adım attılar.

Gecenin sağır edici sessizliği ve namluların o buz gibi mekanik sesleri vardı. Hızlıca yandaki girintiye saklandı.

Ama hemen yanında, karanlığın içinden usulca tanıdık bir silüet belirdi. Medeni.. Yıllarca omuz omuza verdiği, kardeş bildiği çocuk, şimdi elindeki tabancayı doğrudan Vezirin göğsüne doğrultmuş, birkaç adım ötesinde duruyordu.
Medeninin elleri titriyor, yutkunmakta zorlanıyordu.

Vezir, yüzüne vuran cılız ışığın altında acı bir tebessümle ona baktı. Elleri ceplerindeydi.

'Medeni..' dedi Vezir, sesi o kadar yorgun, o kadar tükenmişti ki.
Bir adım öne çıktı. Gözleri, karanlığın içindeki o eski dostuna bir çıkış yolu arar gibi bakıyordu.
'Bırak beni. Çekil yolumdan.'

Medeninin çenesi kasıldı. Silahı tutan elleri daha da kaskatı kesildi. Gözleri gözyaşından mı ıslaktı, karanlıkta belli olmuyordu.
'Yapamam abi..' diye fısıldadı çatallı bir sesle.
'Kusuruma bakma ama gidemezsin. Timur abi seni bekliyor.'

'Beni Timurun insafına bırakma Medeni..' dedi Vezir, sesini biraz daha yükselterek.
O sarsılmaz yılların sağ kolu, şimdi sadece karanlıkta kaybolup gitmek istiyordu.
'Biliyorsun onun o kör öfkesini, biliyorsun şu an gözünün hiçbir şeyi görmediğini. Timur, dinlemez. Timur, anlamaz. İzin ver gideyim.. Buralardan..'

'Yürümek zorundasın Vezir abi.' dedi Medeni, sesini dikleştirmeye çalışarak ama başını öne eğmekten kurtulamayarak. Titreyen silahını bir milim bile indirmedi. Adamlar gelmişti bile.
'Silahını ver. Bize zorluk çıkarma. Timur abinin emri var, seni ona götüreceğiz.'

Vezir, Medeninin o çaresizliğine ve etrafını saran adamlara baktı. Kaçabilirdi, o çemberi dövüşerek yarabilirdi ama artık cesur bir adam değildi.
Başını usulca salladı, belindeki silahını çıkarıp yere fırlattı. Silah, metalik bir sesle su birikintisinin içine düştüğünde :
Vezir teslim olmuştu..

Timurun eski, terk edilmiş depo olarak kullandığı mekanın içi, buz gibi bir soğuğa teslim olmuştu.
Deponun ortasındaki demir sandalyeye oturtulan Vezirin elleri veya ayakları bağlanmamıştı.
Bu, Timurun ona duyduğu son saygı kırıntısıydı. Ama etrafındaki yirmi silahlı adam, bu saygının sınırlarını çok net çiziyordu.

Ağır demir kapı büyük bir gürültüyle açıldı. İçeriye giren Timur, adeta yürüyen bir enkaz gibiydi. Üzerindeki gömleğin yakaları açılmış, gözleri kan çanağına dönmüş, yüzündeki damarlar belirginleşmişti.

Timur, deponun ortasına kadar hızla yürüdü ve tek bir kelime bile etmeden, iki eliyle Vezirin yakalarına yapışıp adamı sandalyeden ayağa kaldırdı. O kadar güçlü bir sarsıntıyla onu kolona çarptı ki, betondaki tozlar yere döküldü.

'Neden lan?!' diye kükredi Timur. Sesi, deponun boşluğunda sağır edici bir yankı yaptı.
'Neden yaptın bunu?! Bize bunu nasıl yaptın Vezir!'

Vezir hiçbir direnç göstermedi. Kolları iki yanında serbestçe sarkıyordu. Timurun kızarmış, yaşlarla dolu gözlerine bakarken kendi kalbine koca bir bıçak saplanıyor gibi hissetti.

'Timur..' dedi yutkunarak.

'Sus!' diye bağırdı Timur, adamın yakasını daha da sıkı kavrayarak.
'O adam, o adam..! Senin de babandı! Seni nerelerden çıkarıp aldı. Bize, bana baba oldu, sırtımızı dayadığımız dağ oldu! Yıllarca ekmeğini yediğin adama nasıl kıydın lan? Nasıl sapladın o bıçağı?!'

Timurun gücü tükendi, elleri Vezirin yakasından kayarken başını adamın omzuna yaslayıp bir anlığına hıçkırdı. Sonra hızla geri çekildi, belinden çıkardığı silahı Vezirin alnına dayadı.
Silahın soğuk namlusu Vezirin derisine değdiğinde, içerideki herkesin nefesi kesilmişti.

Vezir gözlerini kapatmadı. Bakışları buz gibiydi ama içinde devasa bir yangın vardı.

'Kendimi savunmak için mecbur kaldım.' dedi Vezir, sesi fısıltı gibi ama buz gibi bir gerçeklikle çıktı.
'O gece.. Karşımdaki adam yıllarca sırtımı dayadığım Zülfikar Ağa değildi Timur. Gözü dönmüştü, bambaşka biriydi. Önce o silahı çekti. Namluyu göğsüme doğrulttu. Gözümü kırpmadan ölümü bekledim ama o tetiği bana doğrulturken bir an bile tereddüt etmedi. Ya o beni o gece o odada öldürecekti, ya da ben hayatta kalacaktım. Başka çarem yoktu Timur. Anlıyor musun? Başka çarem kalmamıştı!'

Timur silahı daha da bastırdı, elleri titriyordu.
'Sen Vezir Yılmazsın.. Bir yolunu bulurdun ulan! Kendini vurdururdun, kolundan bacağından yara alırdın ama yine de onu öldüremezdin!'

'Benim de yaşamam gereken sebeplerim vardı Timur..' dedi Vezir, gözlerinin önünde Kudretin o güzel yüzü, ona olan sevdası belirirken.
'Üzgünüm. Keşke.. Keşke böyle olmasaydı. Keşke o bıçak bana saplansaydı da bu durumda olmasaydık..'

Timur adamın karşısında yıkıldı. Dudaklarından acı bir çığlık döküldü. Alnına dayadığı silahı yavaşça indirdi, sonra büyük bir öfkeyle deponun diğer ucuna fırlattı. Silah, beton zeminde sekerken, Timur elleriyle yüzünü kapattı.

'Yapamıyorum..' dedi Timur, sesi ağlamaktan çatlamış bir halde.
O koca adam şimdi çaresiz bir çocuğa dönüşmüştü.
'Sana o kurşunu sıkamıyorum! Abimdin sen benim.. Sırtımı sana dayayabileceğimi düşündüm hep.
Hep.. Seni kendi ellerimle öldüremiyorum.. Ama o adamı da toprağa koydum ben Vezir. Seni affedemiyorum.'

Timur arkasını döndü, derin nefesler alarak kendini toparlamaya çalıştı. Sonra yavaşça başını omzunun üzerinden Vezire çevirdi. Gözlerindeki o kardeşlik bağı kopmuş, yerine karanlık bir boşluk gelmişti.

'Senin cezanı ben kesmeyeceğim.' dedi Timur buz gibi bir sesle.
'Senin hesabın bende değil. Esas canını yaktığın, dünyasını başına yıktığın kişi kesecek biletini.'

Timur başıyla adamlarına bir işaret yaptı. Bütün adamlar silahlarını indirip kapıya doğru yöneldiler. Timur da onların peşinden deponun dışına çıkarken, demir kapı sadece aralık kaldı.

Vezir o boş odada, ortadaki demir sandalyenin yanında öylece kalakalmıştı. Timurun ne demek istediğini, kimi beklediğini çok iyi biliyordu. Kalbi, yirmi yıllık hayatında hiç atmadığı kadar hızlı, hiç atmadığı kadar acı dolu atmaya başladı.

Aralık bırakılan demir kapıdan içeriye dolan, o yavaş ve ruhsuz adımları duyuldu.

Gelen oydu.

Kudret..

Vezir başını usulca kapıya çevirdiğinde, gördüğü manzara karşısında nefesi tamamen kesildi, olduğu yere yığılmamak için duvardan destek almak zorunda kaldı.
Kudret.. Dünyanın en güçlü, en güzel, o başı her daim dik duran kadını..
Sanki bedeni olmasa bile ruhu bir gecede yüz yaş almış gibiydi.
Üzerindeki o simsiyah elbisesi, yüzündeki kan çekilmiş solgunluk ve gözlerindeki o dipsiz karanlık..
Babasını toprağa vermiş bir evladın, sevdiği adam tarafından sırtından vurulmuş bir kadının o devasa yası bütün odayı doldurdu.

Timur kendi babasının intikamını kendi elleriyle alması için onu gizlice buraya getirmişti.
Kapı dışarıdan Timur tarafından ağır ağır kapatıldı. Kilit sesi deponun içinde yankılandı.
Timur, onları kaderleriyle baş başa bırakmıştı.

Baş başaydılar.

Kudret, biraz yürüdükten sonra durdu. Gözlerini yavaşça kaldırıp odanın diğer ucundaki Vezire baktı. Yemyeşi ve koyu kahverengi gözler, aralarındaki o devasa cenazenin ve yıkımın üzerinden birbirine çarptı.
Odanın içindeki sessizlik o kadar yoğundu ki, başlayan yağmurun sac çatıya vuran sesi bile uğultu gibi geliyordu.

Vezir, ona doğru bir adım atmak istedi ama ayakları yere çivilenmişti.
Hakkı yoktu. Onun yaslı yüzüne dokunmaya, babasının katili olarak ona sarılmaya hakkı yoktu.

'Kudret..' diye fısıldadı Vezir, sesinde koca bir hayatın çöküşü vardı.

Kudretin dudakları titredi. Elleri iki yanında yumruk olmuştu ama o yumruklar o kadar güçsüzdü ki. Yavaşça adımlamaya başladı. Adamın tam karşısında, sadece bir nefeslik mesafede durdu.
Başını kaldırıp, yıllarca uğruna ne savaşlar verdiği, kokusuna deli olduğu o yüzün her bir çizgisine sanki ilk kez görüyormuş gibi baktı.

'Nasıl yaptın..' diye fısıldadı Kudret.
Sesi o kadar cansızdı ki, Vezir duymak için nefesini tutmak zorunda kaldı.
'O ellerle.. Benim saçımı okşadığın, ellerimi tuttuğun, yirmi yıl boyunca bana dokunmaya bile kıyamadığın o ellerle.. Babamı nasıl benden aldın Vezir?'

Vezirin gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Hayatında ilk defa Kudretin karşısında bu kadar savunmasız, bu kadar çıplaktı. Ellerini hafifçe havaya kaldırdı, ama ona dokunmaya cesaret edemedi.

'Kudret.. Mecbur kaldım. Mecbur kaldım.. O bana da babaydı biliyorsun..' dedi Vezir, kelimeler boğazına cam kırıkları gibi batarken.
Hıçkırmamak için çenesini sıktı.
'Bana yıllarca sahip çıktı. Ama mecbur kaldım Kudret. Yemin ederim mecbur kaldım. Senin sevdana tutunabilmek, yaşamak için.. O gece.. Ben.. Ben sadece hayatta kalmaya çalıştım.'

Kudretin içindeki o tuttuğu devasa acı bir anda patladı. İki eliyle birden Vezirin göğsüne sertçe vurdu. Aynı Timur gibi hissediyordu.
'Yalan söyleme! Sen Vezirsin! Sen bir yolunu bulurdun! Sen babama kıyamazdın!'

Bir kez daha vurdu..
Sonra bir kez daha..
Vezir hiçbir tepki vermedi, sadece başını eğdi ve Kudretin darbelerini kabul etti. Kadının narin elleri, adamın taş gibi göğsüne vururken aslında kendi kalbini parçalıyordu.

'Yoktu..' diye fısıldadı Vezir, Kudretin omuzlarından nazikçe tutarak onun dizlerinin üzerine çökmesine engel olmaya çalışırken.
Kudret hıçkırıklara boğulmuş, başını Vezirin göğsüne yaslamıştı.
'Bana başka yol bırakmadı Kudret. Seni bu hale getireceğimi bile bile bunu yapar mıydım yoksa..'

Kudret adamın giysisini avuçlarının içinde sıkıyor, yılların getirdiği o büyük, imkansız aşkla, içindeki kız çocuğunun acısı birbirine karışarak onu delirmenin eşiğine getiriyordu.

Kokusu..
Vezirin o tanıdık, sığındığı, her hissettiğinde kendini evinde sandığı kokusu şimdi üzerine babasının kanı sıçramış gibiydi.

Kudret yavaşça adamın göğsünden uzaklaştı. Gözyaşlarıyla sırılsıklam olmuş yüzünü kaldırdı. Titreyen sağ elini beline attı ve soğuk, ağır çelik parçasını, babasının beylik tabancasını çıkardı.

Silahın namlusunu doğrudan Vezirin kalbinin üzerine, az önce başını yaslayıp ağladığı yere doğrulttu.

Vezir, silaha bir an olsun bakmadı bile. Gözleri sadece Kudretin kahverengi, acı dolu gözlerine mühürlüydü.
Yüzünde gram korku yoktu. Aksine, o silahı gördüğünde omuzlarındaki o koca yük biraz olsun hafiflemiş, derin bir nefes almıştı.

Bir adım öne çıktı, namlu tam kalbine, siyah kumaşa dayandı.

'Çek tetiği sevgilim..' dedi Vezir, sesi şimdi dünyanın en şefkatli, en huzurlu tonuna bürünmüştü.
'Çek hadi. Zaten aldığım her nefes haram bana. Senin gözlerini gördüğümden beri cehennemdeyim ben. Vur Kudret. Benim cezamı senden başkası kesmesin. Bitsin bu azap..'

Kudretin elleri silahı tutarken öyle bir titriyordu ki, namlu Vezirin göğsünde sarsılıyordu.
Dudakları aralandı, nefes almakta zorlanıyor, hıçkırıkları boğazında düğümleniyordu.
Babasının intikamını almak, Zülfikar Ağanın kızı olarak o tetiği çekmek boynunun borcuydu.

Ama namlunun ucundaki adam..
Canından öte sevdiği..
Yıllar boyunca gözlerinin içine bakarak yaşadığını hissettiği..
Ruhunun diğer yarısıydı.

'Senden nefret etmem lazım..' diye ağladı Kudret, silahı tutan elleri kaskatı kesilmişti.
'Seni burada kendi ellerimle gebertmem, babamın kanını yerde bırakmamam lazım. Vezir..'

Vezir, ellerini yavaşça Kudretin silahı tutan titreyen ellerinin üzerine koydu. Onun parmaklarını sımsıcak avuçlarının içine aldı.
'Yapabilirsin.. Kapat gözlerini ve çek. Hadi..'

Kudret, adamın teninin sıcaklığını hissettiği an daha şiddetli ağlamaya başladı. Gözlerindeki o devasa savaşta, sevgi ve nefret birbirine girmiş, ruhunu paramparça etmişti.
Silahı tutan parmakları gevşedi. Vezirin göğsüne dayalı namlu yavaşça aşağıya kaydı.

Silah, büyük bir gürültüyle deponun beton zeminine düştü.

Kudret, silah düştüğü an dizlerinin bağı çözülerek Vezirin boynuna sarıldı. Kollarını o kadar sıkı doladı ki, sanki onu bırakırsa ikisi de bir uçurumdan aşağı düşecekmiş gibi hissediyordu.

Vezir de kollarını kadının beline sımsıkı sardı, başını Kudretin boynuna gömdü.
İki yaralı aşık, o soğuk ve karanlık deponun ortasında, dünyanın bütün acılarını sırtlanmış gibi birbirlerine tutunup ağlamaya başladılar.

'Yapamıyorum..' diye hıçkırdı Kudret, adamın boynuna sığınarak. Sesi tükenmişti, kelimeler boğazını yırtarak çıkıyordu.

'Seni çok seviyorum Vezir.. Ve senden nefret ediyorum. Babamı benden aldığın için senden ölümüne nefret ediyorum ama seni sevmekten vazgeçemiyorum. Böyle hissettiğim için.. Sensiz yapamadığım için.. Kendimden de nefret ediyorum..'

Vezir, kadının saçlarını öptü. Gözyaşları Kudretin saçlarına karışıyordu.
'Biliyorum.. Biliyorum. Benden nefret et.. Ama kendinden asla..'

Kudret yavaşça başını kaldırdı. Elleriyle Vezirin yorgun, gözyaşlarıyla ıslanmış yüzünü tuttu. Başparmaklarıyla adamın yanaklarını silerken kendi gözyaşları durmak bilmiyordu. Gözlerinin içine baktığında, babasının o dikbaşlı kızından eser yoktu; sadece tükenmiş, paramparça olmuş, çaresiz bir kadın vardı.

'Ben o evde cehennemi yaşıyorum Vezir..' diye fısıldadı Kudret. Alnını adamın alnına yasladı. Gözleri kapalıydı ama acısı bütün depoyu titretecek kadar somuttu.

'Bu şehirde nefes alamıyorum artık ben. Herkesi, her şeyimizi kaybettik. Bir tek sen ve ben kaldık ve biz de bu enkazın altında ölüyoruz.'

Vezir, kadının yüzündeki ellerine ellerini koydu. Gözleriyle Kudretin ruhunun en derinlerine baktı.
Bir çıkış aradı..
Bir umut aradı..

Kudret derin, titrek bir nefes aldı. Yaşlı gözlerini adamın gözlerine bir kez daha dikti. Sesi, yağmurun sesini bile bastıracak kadar keskin, bir o kadar da çaresiz bir fısıltıydı.

'Gidelim buralardan Vezir..'

• • •

7 Yıl Sonra - İsviçre

‘Oğlum kardeşinin bebeğini oyuncak sepetinden getirir misin? Yemeğini yemiyor!’