51. bölüm · Kudzir {Alternatif Son}
Bölüm 34 | Beklenmedik İhtimaller
Arabanın arka koltuğunda, Vezirin kucağında baygın halde yatan Kudret için zaman kavramı tamamen yitip gitmişti.
Bedeni, Kemerburgaz'daki o rutubetli ahşap evde yaşadıkları korkunun ağırlığıyla adeta kısa devre yapmıştı.
Ön koltukta arabayı kullanan Timur gaza köklerken, yanındaki Reyhan sürekli arkaya dönüp endişeyle onlara bakıyordu.
Vezir ise Kudretin başını göğsüne yaslamış, bir eliyle kadının buz gibi olmuş yüzünü okşarken diğer eliyle nabzını kontrol ediyor 'Az kaldı güzelim, Kudret.. Kudret.. Aç yavrum gözünü hadi ya!' diye endişeyle konuşuyordu.
Kudret, burnuna dolan o tanıdık koku ve yüzünde gezinen parmakların hissiyle yavaş yavaş bilincini geri kazanmaya başladı. Göz kapakları tonlarca ağırlıktaymış gibiydi. Zorlukla araladığı gözleriyle önce arabanın tavanını, sonra da camdan akıp giden İstanbul'un bulanık sokak lambalarını gördü.
Tabelalarda ve etraftaki binalardan hastaneye geldiklerini seçtiği an, içindeki o yorgun dik başlılık anında devreye girdi.
'Vezir..' diye mırıldandı, sesi kurumuş boğazından zorlukla çıkmıştı.
Vezir anında ona doğru eğildi, endişeden delirecek gibiydi. 'Buradayım! Buradayım Kudretim. İyi misin? Hastaneye çok az kaldı, hemen bakacaklar sana.'
Kudret kaşlarını çattı. Zorlukla yutkunup doğrulmaya çalıştı. 'Hastane falan istemiyorum.' dedi itiraz kabul etmeyen o net sesiyle. Ön tarafa doğru hafifçe uzanıp, 'Timur, eve götür bizi lütfen.' diye seslendi.
Timur aynadan tereddütle Vezire bakarken, Vezir panikle Kudreti omuzlarından tuttu.
'Sevgilim, gözünü seveyim yapma! Gözümün önünde yığılıp kaldın, yüzün un gibi oldu. Bir doktora görünelim, tahlil yapsınlar, benim içim bir rahat etsin. Lütfen!'
Kudret, adamın gözlerindeki o deli korkuyu, onu kaybetme endişesini görünce tebessümünü yüzüne yerleştirdi. Elini yavaşça kaldırıp Vezirin endişeden gerilmiş yüzüne koydu, başparmağıyla yanağını okşadı. Hafifçe doğrulup adamın dudaklarına yumuşacık, teselli eden bir öpücük kondurdu.
'Hayatım..' diye fısıldadı, başını adamın boynuna yaslayarak. 'Sadece çok yoruldum. Bugün yaşadığımız onca şey.. Sinirlerim boşaldı. Hastane köşelerinde o kalabalıkta sedyede bekleyecek gücüm yok. Sadece evimize gitmek, dinlenmek istiyorum. Dinleneyim, hiçbir şeyim kalmayacak bak gör. Lütfen..'
Vezir, boynuna yaslanan sıcak teni ve kadının yalvaran ses tonu karşısında tamamen savunmasız kaldı.
Kudretin saçlarına derin bir öpücük bırakırken yenilgiyle iç çekti. Başını kaldırıp Timura 'Sağdan çık Timur, eve geçelim.' dedi mecburen.
. . .
Eve vardıklarında Vezir, Kudretin yürümesine dahi izin vermemişti. Onu arabadan kucakladığı gibi yatağına kadar taşıdı. Kudretin üzerindeki o günün tüm stresini taşıyan kıyafetlerini dikkatle çıkardı, ona en yumuşak, en rahat pijamalarını giydirdi. Kudret yatağa uzandığında, Vezir de hemen yanına ilişti.
Gözleri hala kadının solgun yüzünde, en ufak bir rahatsızlık belirtisi arıyordu.
Vezir endişeli gözlerle yavaşça eğildi. Dudaklarını önce Kudretin alnına bastırdı uzunca. Sonra usulca göz kapaklarını, burnunun ucunu, şakaklarını ve yanaklarını öpmeye başladı. Öpücükleri o kadar hafif, o kadar şefkatliydi ki, Kudretin tüm vücudundaki o gergin kaslar birer birer gevşedi. Vezirin her dokunuşu, ruhundaki korkuları silip atıyordu.
Kudret, dudaklarında huzurlu bir tebessümle gözlerini kapattı. Vezir, bir elini kadının beline sarmış, diğer eliyle de saçlarını ağır ağır okşamaya başlamıştı. Saç diplerine yapılan bu yumuşak masaj ve Vezirin yanındaki o güven veren sıcaklığı, Kudreti saniyeler içinde derin ve deliksiz bir uykunun kollarına bıraktı.
Kudretin düzenli nefes alışverişlerini duyan Vezir, kolunu yavaşça çekip, üzerini örttü. Alnına son bir öpücük bırakıp parmak uçlarına basarak yataktan kalktı ve odadan çıkıp mutfağa yöneldi.
Kesin karısı adam akıllı bir şey de yememişti bugün. Evde yemek de yoktu, ona güç verecek proteinli bir şeyler olmalıydı uyandığında.
Mutfak önlüğünü beline bağlayıp işe koyuldu. Kudretin en sevdiği, etin en yumuşak yerinden özenle marine edilmiş o et yemeğini kendi elleriyle hazırlamaya başladı. Eti kısık ateşte yavaş yavaş pişirirken, bir yandan da taze yeşilliklerden vitamin deposu bir salata yaptı. Yanına da biraz dibine tutturduğu pilav.
Tüm evi saran o iştah açıcı et ve baharat kokusu, birkaç saat sonra yatak odasında yatağında hafif mırıltılarla uyanan Kudretin burnuna kadar gitmişti.
Kudret, uykusunu almış ve biraz daha toparlanmış bir şekilde, gözlerini ovarak mutfağın kapısında belirdi. Üzerindeki bol pijaması ve dağılmış saçlarıyla o kadar sevimli görünüyordu ki, Vezir elindeki tahta kaşığı bırakıp ona doğru adımladı.
'Uykucu güzelim uyandı mı benim..' dedi Vezir gülümseyerek, kadının alnından öpüp kendine çekerek, onu sımsıkı sarmaladı. Sonra saçlarını öpüp, kadının vücudunu salon kapısına doğru çevirip, odaya yönlendirdi.
'Hadi sen geç bakalım, televizyondan bir şeyler aç. Yemeğimiz hazır, ben getiriyorum hemen.'
Kudret salondaki geniş koltuğa bağdaş kurup oturdu, televizyonda rastgele bir kanal açtı. Vezir, ellerinde tepsilerle içeri girdi. Orta sehpayı onlara doğru çekip yemekleri yerleştirdi. Baş başa, televizyonun o hafif arka plan gürültüsü eşliğinde yemek yemeye başladılar.
Vezir, kendi çatalıyla etin en güzel kısımlarını Kudrete yediriyor 'Hadi aşkım, şundan da ye, can gelsin biraz vücuduna.' diyerek adeta onun üzerine titriyordu.
Kudret, lokmasını çiğnerken gülümsedi ama aniden yüzündeki o gülümseme donup kaldı. Midesinde daha önce hiç hissetmediği, şiddetli bir bulantı oldu. Yutkunduğunda boğazına acı bir tat yükseldi. Rengi saniyeler içinde bembeyaz kesilirken elindeki bardağı hızla sehpaya bıraktı.
'Geliyorum..' diyebildi sadece. Eliyle ağzını kapatarak koltuktan fırladı ve koşar adımlarla banyoya doğru yöneldi.
Vezir neye uğradığını şaşırarak anında peşinden fırladı. 'Kudret!'
Banyonun kapısından içeri daldığında, Kudret klozetin başına eğilmiş, şiddetle öğürüyordu. Vezir hemen arkasına geçip bir eliyle kadının omuzundan destek olurken, diğer eliyle saçlarını sımsıkı arkadan tuttu.
'Buradayım yavrum, tamam..' diye fısıldadı adam, kendi canı yanıyormuş gibi yüzünü buruşturarak.
Kudret dakikalarca süren o korkunç krizin ardından bitkin bir halde geriye doğru yaslandı. Vezir hızla havluyu ılık suyla ıslatıp kadının terlemiş yüzünü, boynunu ve dudaklarının kenarını sildi. Onu kollarından tutup yavaşça ayağa kaldırdı ve lavaboda elini yüzünü yıkamasına yardım etti.
Kudret aynadaki o perişan yansımasına bakarken derin bir iç çekti.
'Üşüttüm galiba..' diye mırıldandı halsizce. 'O ev çok rutubetliydi, ormandaki rüzgarda sırtıma sırtıma işledi kesin, ondan midem böyle oldu.'
Vezir kadının halini görünce çok üzerine gitmek istemedi.
'Olabilir yavrum, çok stres de yaptın bugün zaten. Hadi gel, yatağımıza yatırayım ben seni.' dedi.
Kudret olumsuz anlamda başını salladı. 'Salonda yanında durmak istiyorum, orada uzansam olur mu?' diyip başını Vezire yasladı.
Vezir bu isteğini kıramayıp, Kudreti tekrar salona getirdi. Kadın koltuğa boylu boyunca uzanırken, Vezir de gidip içeriden en kalın, en yumuşak battaniyeyi getirdi. Kudretin üzerine örtüp, ayaklarını kendi kucağına alarak koltuğun köşesine oturdu. Bir yandan televizyona bakıyor, bir yandan da Kudretin ayaklarını ısıtmak için elleriyle hafif hafif ovuyordu.
Akşamın çok da erken olmayan saatleriydi. Kudret mayışmış, gözleri yarı açık bir şekilde televizyon ekranına bakıyordu. O sırada kanaldaki yabancı film araya girip reklam başladı.
Ekran, mutlu, gülümseyen kadınlarla ve pırıl pırıl bir bebek odası görüntüsüyle doldu.
Dış ses neşeyle konuşuyordu 'Anne adayları için folik asit ve vitamin desteği. Bebeğinizin sağlıklı gelişimi için midenizi yormayan özel formül. Bulantılara son, mutlu bir hamileliğe merhaba!'
Vezirin elleri, Kudretin ayaklarının üzerinde aniden durdu.
Gözleri televizyon ekranındaki o 'bulantı' ve 'anne adayı' kelimelerine kitlenmişti.
Zihninde saniyeler içinde şimşekler çaktı. Öğleden sonra ahşap evde yaşanan o ani bayılma.. Akşam yemeğindeki o nedensiz, şiddetli mide bulantısı.. Son günlerdeki o anlamsız tripler..
Vezirin yeşil gözleri kısıldı. Yavaşça, başını çevirip koltukta uyuklayan Kudrete baktı. Sonra bakışları, kadının battaniyenin altındaki karnına kaydı.
'Acaba?' diye fısıldadı içinden. Kalbi at koşturur gibi delicesine atmaya başlamıştı.
Bütün o korku, endişe ve yorgunluk saniyeler içinde yerini tarifsiz, devasa bir sevince bıraktı. Gözleri dolmuş, dudaklarına o aptal ve şaşkın gülümsemesi yerleşmişti.
Yavaşça, Kudreti uyandırmamaya aşırı özen göstererek yerinden kalktı. Kadının yanına gelip dizlerinin üzerine çöktü. Titreyen sağ elini yavaşça uzattı. Avuç içini, battaniyenin üzerinden Kudretin karnının tam üzerine usulca yerleştirdi.
O an orada bir hayat, kendinden ve delicesine aşık olduğu kadından bir parça olduğunu düşünmek bile Vezirin deli gibi heveslenmesine yetmişti.
Gözünden süzülen bir damla yaş, o büyük gülümsemesine karıştı. Eğilip Kudretin yanağına derin bir öpücük kondurdu. 'Mucizem benim..' diye mırıldandı sessizce saçlarını okşarken.
Kudret bu dokunuşla sadece hafifçe mırıldanıp uykusunda adama doğru sokuldu, olan bitenden ve kocasının kafasında kurduğu o devasa hayallerden tamamen habersizdi.
. . .
Ertesi sabah güneş yeni günü aydınlatırken Kudret enerjisini tamamen toplamış bir şekilde aynanın karşısında hazırlanıyordu. Üzerine şık bir ceket almış, çantasını hazırlamıştı.
O sırada elinde iki fincan çayla odaya giren Vezir, gözlerindeki o parıldayan, heyecanlı ifadeyle karısına bakıyordu. 'Günaydın güzel karım. Erkencisin, nereye böyle?'
Vezirin sesi gereğinden fazla neşeli, tavırları gereğinden fazla ilgiliydi.
Kudret küpelerini takarken aynadan ona bakıp gülümsedi. 'Günaydıın. Deryanın hamilelik kontrolleri var. Onun için doktora gideceğiz, oradan direkt otogara geçerim sevgilim ben, sen beni bekleme gitmek için.'
Vezirin kulaklarında -doktor- kelimesi yankılandığı an, dün geceden beri kurduğu o muazzam senaryo tamamen kesinleşti. Kudret kesin hamileydi ve bunu kendisinden gizli öğrenmek, belki de ona sürpriz yapmak için doktora gidiyordu.
'Aaa!' dedi Vezir, elindeki fincanları hızla şifonyere bırakırken. 'Doktor mu? Tamam, bekle beş dakika hemen ceketimi alıyorum. Ben de gelmeliyim.'
Kudret şaşkınlıkla arkasını döndü. 'Vezir, sen niye geliyorsun? Derya, ben, bir de kadın hastalıkları doktoru. Kadın kadına işimiz var, Reyhan da gelecek oraya. Senin ne işin var kadın doğumcuda acaba?'
Vezir dudaklarını birbirine bastırdı, sinsi ve her şeyi bildiğini sanan o gururlu sırıtışını saklamaya çalışıyordu. 'Olsun hayatım, belli mi olur. Belki doktorun bana da söyleyeceği bir şeyler vardır. Yani, size eşlik etmiş olurum, yalnız bırakmamış olurum işte.'
Kudret, kocasının bu anlamsız ısrarına anlam veremeyerek kaşlarını çattı. 'Saçmalama Vezir, Deryanın kendi kocası Yahya bile gelmiyor. Hem doktorun sana niye bir söyleyeceği olsun canım. Senin otogarda işlerin yok mu? Hadi, beni oyalama, geç kalıyorum.'
Kudret, çantasını alıp Vezirin yanağına hızlı bir öpücük kondurduğu gibi odadan çıkıp gitti.
Vezir ise odanın ortasında tek başına kalakalmıştı. Ellerini beline koyup kapının ardından bakarken yüzündeki o sırıtış daha da büyüdü.
'Tabii tabii..' dedi kendi kendine başını sallayarak. 'Sürpriz yapacaksın bana aklınca. Kadın kadına işmiş. Benim o minik kızıma ultrasonla bakacaksınız ve bana söylemiyorsun! Alacağın olsun yani Kudret.'
Vezir, karısının mide bulantısını dünyanın en büyük müjdesi sanarak, odanın ortasında kendi kendine baba olma provaları yaparken, günün geri kalanında yaşanacak o büyük yanlış anlaşılmanın fitilini çoktan ateşlemişti.
