38. bölüm · Kudzir {Alternatif Son}
Bölüm 29 | Kavuşma
Ay iyice gökyüzünde yükselip gecenin karanlığı çökmüştü dudakları birbirinden ayrıldığında. Vezir, Kudrete ‘Burada bekle.’ diyip hızlıca karavana gitti. Radyoyu çalıştırıp sesi iyice kıstı. Güzel bir şarkı bulmaya çalışıyordu. Karanlık olduğu için Kudret ne yaptığını görmeye çalışsa da göremiyordu.
Dakikalarca aradığı şeyi bulamadı saçma sapan sözlü yeni nesil rap şarkılar çıkıp duruyordu. En son durduğu frekanstaki kadın spiker ‘Bu şarkı gerçek aşkı bulanlara gelsin.. Bana Ellerini Ver şimdi radyonuzda.’ diye anons ettiği an Vezir hızla camları açtı. Radyonun sesini fulleyip hızlıca indi karavandan.
Yana yana kül olsam her an, yine de senden ayrılamam
Yoluna adadım ömrümü ben sensiz olmam
Kudretin yanına koşar adımlarla gidip elini tuttu. ‘Gelinim.. Bu dansı bana lütfeder misiniz?’ gözleri parlıyordu Kudretin. Kafasını salladı mutlu mutlu.
Vezir bir eliyle Kudretin elini sıkıca tutup, belindeki eliyle de vücutlarını birleştirdi. Usul usul dakikalarca dans ettiler göl kenarında.
Kudret başını Vezirin omzuna yaslamış günün yorgunluğuyla gözleri kapanıyordu. Ama ne bulundukları bu güzel anın bitmesini, ne de Vezirin kollarından ayrılmayı istiyordu. O yüzden yorulduğunu gizlemek için üstün bir çaba göstermesi gerekiyordu.
Şarkı bitip başka hareketli bir şarkıya geçince durdular. Vezir kollarındaki gelinine bakıp ‘Yoruldun değil mi çok.’ diyip saçlarını okşadı usulca, bir koşu müziği kapattı.
Bir koşu yine gelininin yanına gelip, ellerini kenetledi. Karavana doğru el ele, ağır ağır yürümeye başladılar. Omuz omuza, kalpleri aynı ritimde atarak yürüyorlardı.
Karavanın merdivenlerine bir adım kalmıştı. Kudret eteğini toplayıp tam merdivene ayağını atıyordu ki, Vezir aniden onu belinden ve dizlerinin altından kavradığı gibi havaya kaldırdı.
‘Vezir! Ne yapıyorsun düşeceğiz delirdin mi!’ diye ufak bir çığlık attı Kudret, refleksle kollarını adamın boynuna sımsıkı dolarken. Gözleri şaşkınlıkla açılmıştı.
Vezir gözlerinde o tehlikeli, oyunbaz ama aşk dolu parıltıyla Kudrete doğru baktı. ‘Karımı o kapıdan kucağımda geçirmeyecek miyim sandın? O kadar bekledim bugünleri Kudret Hanım, adetlerimizi yerine getireceğiz demiştin. Bu da benim adetim.’
Kudretin yanakları alev alev oldu, kalbi göğüs kafesinde hızlı hızlı çarpmaya başladı. ‘Sen gerçekten delisin..’ diye fısıldadı adamın boynuna iyice sokularak.
Vezir, Kudreti kucağında sıkıca tutarak karavandan içeri girdi ve kapıyı arkasından usulca kapattı. Karavanın içi loş, küçük led ışıklarla aydınlatılmıştı. Kudreti kucağından indirmeden doğruca yatağa yöneldi. Onu incitmekten, kırılmasından korkarcasına yavaşça, dünyanın en değerli mücevherini bırakır gibi yatağın üzerine yatırdı.
Kendi de hemen yanına, kadının üzerine doğru hafifçe eğildi. Ağırlığını dirseklerine vererek Kudreti kendi kolları arasına hapsetti.
Gözleri, Kudretin yüzündeki her bir detayı, kirpiklerinin titreyişini, yanaklarındaki o tatlı pembeliği ezberlemek ister gibi dolaşıyordu. Al al olmuş yanaklarına eğilip usulca öptü.
Kudret, derin bir nefes alıp elini kaldırdı ve adamın yeni tıraş olmuş, pürüzsüz yanağını okşadı. Gözleri sevgiyle dolup taşmış, göğsü heyecanla inip kalkıyordu.
‘Her şey o kadar güzel ki..’ diye fısıldadı, sesindeki o titreyen mutluluğu gizleyemeden. ‘Bunca acıdan sonra.. Sanki sihirli bir değnek değmiş gibi Vezir..’
Vezir, kadının bu sözleri üzerine yüzünü ona daha da yaklaştırdı. Yeşil gözleri, o kadar güzel bakıyordu ki.
‘Sen çok güzelsin.. Gelinim..’ dedi Vezir, sesi tutkuluydu. ‘Benim dünyamdaki en güzel şeysin sen..’
Vezir eğilip önce Kudretin burnunun ucuna yumuşacık, şefkatli bir öpücük kondurdu. Kudret kıkırdayıp gözlerini kapattığında, Vezir hiç beklemeden dudaklarını kadının dudaklarıyla birleştirdi.
Bu öpüş ormandaki veya sabahki o masum buselere benzemiyordu. Onca zamanın acısını, yıllardır kavuşmanın bekleyişinin intikamını alır gibiydi. Başlangıçta yavaş ve keşfedercesine olan öpücük, saniyeler içinde derin, ateşli bir tutkuya dönüştü.
Vezirin elleri Kudretin belini sıkıca kavrarken, Kudretin elleri de Vezirin gömleğinin yakalarına tutunmuş, onu daha da kendine doğru çekiyordu.
Vezirin dudakları, Kudretin boyun çukuruna doğru süzüldüğünde Kudret hafif bir mırıltı kaçırdı dudaklarının arasından. Sonra hızla Vezirin başını tutup boynundan dudaklarına yönlendirdi.
‘Vezir..’ diye nefes nefese fısıldadı Kudret, öpüşmelerinin arasında.
‘Söyle güzel karım..’ diye mırıldandı Vezir, dudaklarını kadının dudaklarından aşağıya, kolyesinin zincirini takip ederek köprücük kemiklerine doğru kaydırırken.
‘Aşkım kapıyı kilitlemedik..’ dedi Kudret zar zor konuşabiliyordu. Vezir anın büyüsü dağılmasın diye hızla koşup kapıyı kilitledi. Işıkları söndürdü. Koşa koşa sevdiğinin yanına döndü, ay ışığıyla loşça aydınlanmış karavanda.
Elleri sabırsızca Kudretin gelinliğinin arkasındaki fermuara gitti. Tek bir yumuşak hareketle fermuarı aşağıya çektiğinde, gelinliğin üst kısmı Kudretin omuzlarından aşağıya doğru kaydı.
Beyaz teni, karavanın o loş ışığında pürüzsüzce parlıyordu. Vezir kendi ceketini hızla omuzlarından silkip yere fırlattı, Kudret de Veziri kendine çekip gömleğinin düğmelerini adeta koparırcasına açıp omuzlarından indirdiği gibi bir kenara attı.
Adamın sıcak göğsü, Kudretin teniyle buluştuğunda ikisi de aynı anda derin bir nefes aldı. Vezir, gözleriyle kadını baştan aşağı süzdü, ona adeta taparcasına bakıyordu. Kudret ise adamın o geniş, yara izleriyle dolu göğsünde parmak uçlarını dolaştırıyordu. Sonra tutkuyla, ellerini adamın boynunun arkasına kenetleyip Veziri tamamen üzerine çekti. Dudaklarını büyük bir arzuyla birleştirdi.
Gecenin karanlığı ormanın üzerine tamamen çökerken, dışarıda esen hafif rüzgar karavanın camlarını usulca vuruyordu. Ama içerideki fırtına çok daha şiddetliydi. Yıllardır imkansızlıklarla, ölümlerle, ayrılıklarla boğuşan bu iki aşık, nihayet dünyadaki her şeyi dışarıda bırakıp sadece birbirlerine, kendi tutkulu dünyalarına teslim oldular.
O gece, o küçük karavanda yankılanan tek şey; aşkın, sabrın ve birbirlerine sonsuza dek mühürlenmiş olmanın o doyumsuz fısıltılarıydı.
. . .
Güneşin ilk ışıkları ormanın sık ağaçları arasından süzülüp karavanın küçük pencerelerinden içeri sızdığında, içerideki o derin ve huzurlu sessizliği, sadece çiftin düzenli nefes alışverişleri bozuyordu.
Kudret, yüzünde yıllardır hiç olmadığı kadar huzurlu bir tebessümle yavaşça gözlerini araladı. İlk hissettiği şey, yanağını yasladığı o sıcak, güven veren göğüs ve burnuna dolan, artık tamamen ona ait olan o tanıdık kokuydu. Başını usulca kaldırıp kolları arasında kaybolduğu adama baktı.
Vezir, bir kolunu Kudretin beline sıkıca sarmış, sanki rüyasında bile onu bırakmaktan korkarcasına onu kendine hapsetmişti. Yüzündeki o temkinli ifade tamamen silinmiş; yerine dünyanın en mutlu, en huzurlu adamı gelmişti. Yüzüne vuran sabah güneşi, dağınık saçlarını ve huzurla inip kalkan göğsünü aydınlatıyordu.
Kudret, elini hafifçe kaldırıp parmağındaki o alyansa ve tektaşa baktı. Gözleri doldu. İşaret parmağını yavaşça Vezirin çenesinde, hafifçe çıkmaya başlamış sakallarında dolaştırmaya başladı.
‘Kocam..’ diye fısıldadı kendi kendine, bu kelimenin dudaklarından dökülüşünün tadını çıkararak. ‘Benim serseri kocam..’
Vezirin dudakları, gözleri henüz kapalıyken bile yana doğru hafifçe kıvrıldı.
‘Bir daha söylesene..’ diye mırıldandı uykulu ve bir o kadar da baştan çıkarıcı bir sesle. Kolunu Kudretin belinde daha da sıkılaştırıp onu tamamen kendi üzerine çekti.
Kudret kıkırdayarak başını adamın boynuna sakladı. ‘Sen uyumuyor muydun? Sinsice beni mi dinliyorsun Vezirr.’ utanmıştı çok.
Vezir yavaşça yeşil gözlerini araladı; gözlerindeki ateş dünden hiç farksız, taptaze yanıyordu. ‘Karım kulağıma bu kadar güzel kelimeler fısıldarken uyumak, bu hayatta yapacağım en büyük aptallık olurdu.’
Kudretin çenesinden tutup yüzünü kendi hizasına getirdi ve dudaklarına uzun, günaydın tadında sımsıcak bir öpücük kondurdu.
‘Günaydın benim güzel karım..’ diye fısıldadı Vezir, her kelimenin tadını çıkararak. ‘Dünyanın en güzel gelini.. Kudret Karslı.. Günaydın.’
Kudret, duyduğu isimle sevinçle gülümsedi. ‘Soyadımı değiştirmeyeceğimi biliyordun değil mi? Ben de sana nasıl söyleyeceğimi düşünüyordum.’
Vezir, burnunun ucunu kadının burnuna sürttü, gözlerinde sonsuz bir sevgi ve saygı vardı. ‘Senin adının yanına benim sevgimden başka hiçbir şeyin eklenmesine gerek yok güzelim. Sen nasıl mutluysan öyle kalacak. Benim için en büyük gurur seninle aynı hayatı paylaşmak.’
Kudret uzanıp adamın yanağına sert, sesli bir öpücük kondurdu.
‘Şimdi’ diye devam etti Vezir, hafifçe doğrulup sırtını yatak başlığına yaslarken Kudreti de göğsüne yatırdı. Bir eliyle kadının çıplak omuzunu okşarken, diğer eliyle saçlarıyla oynamaya başladı.
‘Biz bu rüya gibi gecenin ardından İstanbula o kaosun içine döneceğiz. Ve benim asıl merak ettiğim şey şu; biz bu haberi bizimkilere nasıl vereceğiz? Derya beni kesin vurur, Timur 'Bensiz nasıl nikah kıyarsınız' diye otogarı başıma yıkar, Yahya zaten fırsat kolluyor. Bekarlığa veda da yapamadık zaten.’
Kudretin yüzündeki o huzurlu ifade bir anda silindi, yerini meşhur tek kaşı kalkık tehlikeli bakışları aldı. Göğsüne yaslandığı adamdan hızla doğrulup gözlerini kıstı.
‘Bekarlığa veda mı?’ dedi sesini tehlikeli bir tona çıkararak. İşaret parmağını adamın çıplak göğsüne sertçe bastırdı. ‘Hayırdır Vezir Yılmaz? Yahya ile dansöz mü oynatacaktınız yoksa?’
Vezir onun bu ani kıskançlık krizine bayılmıştı, gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı. ‘Yani.. Adettendir sonuçta güzelim. Kurtlarımızı dökerdik fena mı olurdu?’
Kudretin gözlerinden resmen ateş çıkıyordu. ‘Sen o gözlerini benden başka bir kadına çevir de, ben o gözlerini nasıl oyuyorum senin Vezir Yılmaz! O kurtları da o dansözün zillerini de sana tek tek nasıl yediriyorum!’
Vezir daha fazla dayanamayıp kahkahayı patlattı. Kıvrak bir hamleyle Kudreti yatağa sırt üstü yatırıp üzerine kapandı, yüzünü şefkatle ellerinin arasına aldı. ‘Benim kıskanç karım. Yirmi yılı seni bekleyerek geçirmişim ben, bu saatten sonra senden başka bir kadının gölgesi bile düşebilir mi benim dünyama?’
Kudretin çatık kaşları yavaşça gevşedi, dudaklarına o hafif zafer kazanmış gülümseme geri döndü. Omuz silkip kollarını adamın boynuna doladı.
‘Bizimkilere nasıl söyleyeceğiz kısmına gelirsek..’ dedi muzip muzip.
‘Valla orasını beni bu karavanla kaçıran, ormanın ortasına pazarcı teyzeyle nikah memuru çağıran beyefendi düşünecek. Benim keyfim çok yerinde..’ diyerek hızlıca öpüp bıraktı Veziri.
Vezir gülerek başını geriye atıp güldü. ‘Desene yandık.. Ama sen bana kıyamazsın, kurtarırsın beni onların elinden. Bilmiyoruz sanki.’ dedi burnunu burnuna değdirirken.
Kudret gülümseyerek kollarını adamın boynuna daha da sıkı sardı. ‘O zaman hadi, kalk bakalım kocam bey. Önce güzel bir kahvaltı yapalım, sonra da gidip ailemize bu güzel haberi ilan edelim.’
