23. bölüm / 40
İntikam YeminiCanavarlarla savaşan dikkat etmelidir ki kendisi de bir canavara dönüşmesin.
Bölümler 40Şu an: Canavarlarla savaşan dikkat etmelidir ki kendisi de bir canavara dönüşmesin.
- 1 giriş78 kelime
- 2 1. bölüm734 kelime
- 3 2. bölüm1.176 kelime
- 4 Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker! Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd’i... Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi...625 kelime
- 5 Bazı başlangıçlar vardır hiç istenmeyen bir sonla biter bazı başlangıçlar vardır hiç hatırlanmayan bir sonla biter618 kelime
- 6 5. bölüm2.762 kelime
- 7 6. bölüm1.465 kelime
- 8 7. bölüm2.021 kelime
- 9 8. bölüm991 kelime
- 10 9. bölüm1.293 kelime
- 11 10 bölüm877 kelime
- 12 11 bölüm586 kelime
- 13 12. bölüm1.557 kelime
- 14 13. bölüm448 kelime
- 15 14. bölüm1.337 kelime
- 16 15. bölüm1.599 kelime
- 17 Sen askersin KATİL DEĞİL!779 kelime
- 18 tolga'nın kayıbı1.230 kelime
- 19 “Ölüm, bir aynadır; herkes kendi yüzünü orada kaybeder.” Necip Fazıl Kısakürek1.155 kelime
- 20 “Bir yüz silindi hayatımdan, aynalar bile eksik artık. Gidenin ardından kalan şey, susmayı öğrenmiş bir varlık.” — Cahit Sıtkı Tarancı631 kelime
- 21 20. bölüm1.214 kelime
- 22 21. bölüm1.147 kelime
- 23 Canavarlarla savaşan dikkat etmelidir ki kendisi de bir canavara dönüşmesin.1.511 kelime · Okuduğun bölüm
- 24 Bölüm 231.713 kelime
- 25 Bölüm 24293 kelime
- 26 Bölüm 25849 kelime
- 27 Bölüm 261.273 kelime
- 28 Yüzün bir sis bulutu, silinmiş hafızamdan,Lakin kokun vurur geçer, en derin yaramdan1.587 kelime
- 29 Bölüm 283.397 kelime
- 30 "Sana bir şiir okurdum, anlardın.Şimdi bir şehir uzaktasın,Bütün şehirler gibi.Sen artık bir anısın." Özdemir Asaf3.308 kelime
- 31 "Beni öyle bir yalansız sev ki ki,İçindeki bütün yalanlar bana gelsin.Bir gün ölüm düşerse akına,Senin yerine benim canım verilsin." Ümit Yaşar Oğuzcan6.240 kelime
- 32 Bölüm 313.007 kelime
- 33 Bölüm 324.937 kelime
- 34 "Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber...Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber?Kal, dedi, daha vaktin var,Tamamlanacak çok davan var." Necip Fazıl Kısakürek5.189 kelime
- 35 Bölüm 344.755 kelime
- 36 Bölüm 354.135 kelime
- 37 Bölüm 366.525 kelime
- 38 Bölüm 372.489 kelime
- 39 Bölüm 384.632 kelime
- 40 Bölüm 395.134 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kaç saattir mutfak balkonunda oturuyorum bilmiyorum. Yani bir şeyler oluyordu, bir şeyler geçiyordu ama ne olduğunu asla bilmiyorum.
Ayağa kalktım. Saatlerdir betonun üstünde kıpırdamadan oturmaktan bacaklarım öyle bir uyuşmuş ki, ilk adımda resmen boşa düştüm. Dizlerim tutmadı, duvara tutunmak zorunda kaldım. Bacaklarımdaki o iğne batma hissi canımı yaktı ama asıl canımı sıkan şey bu değildi.
İçimde en ufak bir kıpırtı yoktu. Sıfır. “Şoka girdim herhalde” dedim kendi kendime. Başka bir açıklaması olamazdı çünkü. İçeride insanlar acıdan geberiyor, Merve abla dünyayı yıkmış, Asuman teyze toprağın altında... Benim hüngür hüngür ağlamam, duvarları yumruklamam falan lazım ama ben balkonda dikilmiş yağmuru izliyorum. Ruhsuz bir robota dönmüş gibiydim. Kendime sinirlendim, 'Kızım sen hayırsız mısın, ne biçim insansın?' diye söylendim içimden ama yok, kalbime iğne batsa hissetmeyecek kıvamdaydım.
Karanlık koridora çıktım, salondan gelen o ağır nefes seslerini duymamak için adımlarımı hızlandırıp kendimi banyoya attım. Işığı açtım. Aynada kendime baktığım an, içime o lanet olası korku oturdu.
Aynadaki kızın gözlerinde ne bir damla yaş vardı ne de bir acı. Sadece buz gibi bir kararlılık Tıpkı Tolga’nın o karakoldaki, o sorgu odasındaki o tekinsiz, ruhsuz hali gibi "Yok artık," diye mırıldandım. Eğilip musluğu sonuna kadar açtım ve yüzüme defalarca soğuk su çarptım. Su tenimi dondurdu ama kafamın içindeki o uğultuyu susturmadı. İki elimle lavabonun o beyaz mermerine öyle bir tutundum ki parmak boğumlarım bembeyaz oldu. Aynaya dik dik baktım.
"Yok, yok, yok... Derin saçmalama lütfen," dedim kendi kendime, sesim banyonun fayanslarında yankılandı. "Sen insancıl birisin kızım. Onun gibi ruhsuz bir hayvan, öyle boş bir insan değilsin. Sen insansın, kendine gel."
Ama içimdeki o diğer ses, o zamana kadar hiç duymadığım o soğuk ve ukala yanım anında cevabı yapıştırdı 'Hem sen onun gibi gitmezsin, savaşırsın. Bu zamana kadar hep savaştın, ne ara böyle geri zekalı bir şey oldun sen?'
Başımı iki yana salladım kurtulmak ister gibi. Ama o iç ses susmuyordu, tam beynimin ortasından konuşuyordu benimle:
'Merve savaştı da ne oldu? Kadını evden attı ama annesi geri geldi mi? Yok. Tolga bunu bildiği için mi sustu acaba o gün? Düşünsene bir Derin... Savaşmak salaklıktı belki de. En azından Tolga öyle düşünüyordu ki, şu an sen de tam olarak böyle düşünüyorsun. Karşında düşman yok ki kızım; ölüm var, insan çiğliği var. Neyle savaşacaksın?'
"İnsanlarla!" diye sessizce bağırdım aynaya doğru. "İnsanlarla savaşacağım. Neyle savaşabilirim başka? Yapabilirim, yaparım." Mermeri kıra donduracak gibi sıkarken içimden o son, en zehirli soru yükseldi. Beni darmadağın eden, nefesimi bıçak gibi kesen o soru
'Senin şu an yapman gereken, savaşman gereken tek şey o verdiğin söz. Hayat devam ediyor Derin... Ya o gün, o toprağın altına giren kişi Asuman teyze değil de... Annen olsaydı?'
Gözlerim irileşti. Göğsüme ve mideme o an öyle bir ağrı saplandı ki, lavabonun kenarına iyice kapaklandım. Bir anlık kusacak gibi oldum. Bu konu hep böyle yapıyor olmamalıydı.
Nefes alamadım bir an. Sanki banyonun duvarları üstüme üstüme geldi, o küçücük taziye evi beni içine çekti, nefessiz bıraktı.
Annem olsaydı...
Eğer bugün o mezarlıktaki, o çamurlu toprağın altına giren Asuman teyze değil de benim annem olsaydı, ben şu an bu balkonda sessizce oturamazdım. Merve abla gibi sadece o kadını evden atıp kapıyı yüzüne kapatmakla kalmazdım. Yakar geçerdim. O evi de, o insanları da, o dünyayı da ateşe verir kimseyi dinlemezdim abimi bile görmezdi gözüm.
Ama Tolga abi... O sadece gitmişti. Karakola giderken bile gözlerinde o delirtici, o korkunç sakinlik vardı çünkü biliyordu. Yakıp yıkmanın gideni geri getirmeyeceğini, sadece insanı zayıflatacağını biliyordu öğretilmişti belki de zorla öğrenmek zorunda kalmıştı.
"Ben yakardım..." diye fısıldadım, sesim benden bağımsız, titreyerek çıktı. "Ben duramazdım."
Aynadaki yansımam bana acır gibi baktı. Soğuk su damlaları çenemden lavaboya, tık tık diye damlıyordu. Dışarıdaki yağmurun ritmiyle aynıydı.
İşte tam o an, hayatımda ilk kez kendimden, kendi içimdeki o potansiyel canavardan iliklerime kadar korktum. Eğer sevdiklerimi korumak istiyorsam, o her şeyi yakıp kül eden hırçın kız olamazdım. Çünkü o kız, ilk fırtınada kendi evini yakardı. Benim o yangını kontrol etmeyi öğrenmem gerekiyordu. Duygularımı, öfkemi, acımı tıpkı Tolga abi gibi buzlaşmam gerekiyordu.
İstemiyordum. Tolga gibi ruhsuz, etrafına duvarlar örmüş bir robota dönüşmekten nefret ediyordum ama başka çarem yoktu. Eğer iki gün sonra o mülakat kapısından girip o üniformayı giyeceksem, o merdivenleri çocuk gibi ağlayarak değil, bir asker gibi basarak çıkmalıydım.
Lavabonun mermerini bıraktım. Ellerimi üstüme kuruladım. Banyodan çıkarken içimdeki o her şeye parlayan hırçın kızın, arkamdan ağlayarak bana baktığını hissettim. Ama dönüp arkama bakmadım. Kapıyı kapattım, ışığı söndürdüm.
O gece, o banyoda bir çocuk öldü. Ve ben, iki gün sonraki mülakata gitmek için o koridorda bambaşka bir adım attım
Gözlerimin arasından sızan güneş ışığından dolayı gözlerim yandı. Zar zor araladım gözlerimi o kadar uykum vardı ki beynimin uyanmadığına emindim boştu kafam valla uyanmadı beynim. Elim yastığımın altına gitti telefonumu aldım. Saate baktım 9.18 durdum biraz tavanı izledim bir süre en sonunda ayaklandım. Ayaklarımı yataktan sarkıttım biraz da öyle bekledim kapüşonumu kafama çekip lavaboya gittim yüzümü yıkadım, dişlerimi fırçaladım. Tekrar odama döndüm.
Üstümü falan değiştirdim ve çıktım odadan hala kimse uyanmamıştı. Sessizce ilerleyip askıdan abimin arabasının anahtarını aldım. Ve indim aşağıya ardından arabaya bindim dikiz aynasını düzelttim, koltuğu biraz öne çektim, kemerimi bağladım ve çevirdim kontağı.
Her zaman ki gibi Ayşe teyzenin minik çiçek dükkanına uğradım minik stant da denilebilirdi. Kırmızı kamelya aldım bu sefer kasaya geçtim tam ödeme yapacakken.
“kırmızı kamelya…” dedi Ayşe teyze “bilir misin? Anlamını yavrum”
Başımı salladım “hıhı” dedim sadece. Ayşe teyze ise “gene mi özledin” dedi
Buruk bir gülümseme belirdi dudaklarımda “geçmiyor ki kalıyor. Ben büyüdükçe oda büyüyor saklasan saklanmıyor kaçsan nereye kadar öyle ya işte boş ver sen beni” dedim ödedim ve çıktım arabayı kilitledim ve yürüdüm. Girdim içeri küçüklükten beri kaldırmam başımı çünkü saygı diye düşünürüm.
Geldim sonunda çöktüm yanına şöyle bir mezar taşını sildim aldığım kamelyaları yerleştirdim rengarenkti toprağı oydu, içi gibiydi, BABAM gibiydi…
“baba, babam ben geldim” gene doluyordu genzim yanıyordu gözlerim “ben gene sana bir şey söyleyicem de rahatsız olmazsın demi? Biraz erken geldim çünkü” Başımı eğdim. “Evde kimseye söylemedim geldiğimi.” Bir taş parçasını alıp elimde çevirdim “Annem kızar şimdi habersiz çıktım diye.” İstemsizce gülümsedim. “Abim de arabayı görünce anlar zaten.”
Bir süre sustum başındaki ağaca baktım, tam tepemizdeki ay yıldızlı bayrağa en sonda babamın mermer üzerindeki resmine
“baba…” yutkundum bir damla geldi bile “baba ben seni çok özledim ya” devamı da geldi ağladım “ valla yoruldum baba. Bir kere sarılsam sana öpsen saçlarımı oh mis kokulu kızım desen hadi yürü desen” hıçkırıklarım başlamıştı bile “h-her şey geçer gibi ama yok sen yoksun bende yokum baba. Şey keşke sana daha çok sarılsaymışım babam deseymişim. Ben, ben seni her şeyden çok seviyormuşum” burnumu çektim gülümsedim “annemi de seviyorum ama hem belki onun ki bir tık fazla da olabilir tamam mı?”
Gözlerim mezar taşındaki fotoğrafa kaydı.
“Hatırlıyor musun? Ben küçücükken sen görevden gelince kapının arkasına saklanırdım. Bir de her seferinde bulamıyormuş gibi yapardın.” İstemeden güldüm. “Ev iki oda baba. El kadar çocuğu bulamıyormuş gibi yarım saat arıyordun.” Sesim yine kırıldı. “Ben de kandım sanıyordum seni.” Elimi toprağın üstüne koydum. “Soğukmuş. İnsan alışıyor sanıyordum. Alışılmıyormuş.” Bir süre konuşamadım. Rüzgâr geçti. Bayrak hafifçe dalgalandı. “Biliyor musun? Asuman teyze öldü.” Durdum nefes aldım birkaç saniye
“herkes dağıldı baba. Herkes farklı üzülüyor Merve abla ne kadar içinde yaşasa da patlıyor dışarıya. Annem yıkıldı. Tolga…” durdum gene “ tolga abi ise gitti baba ulaşılamıyor, açmıyor telefonlarımızı. Hadi Merve ablayı üzmek istemiyor ama beni de sildi sanırım niye yaptı bilmiyorum bide baba senin bu eski küçük keratan ne yaptı biliyor musun?” ellerimin tersiyle yaşlarımı sildim. “bana dedi ki yolda görürsen yönünü değiştir, komutanın olursam emre uy geç geçmişi kurcalama kendine iyi bak dedi. Beni de sildi hatta bekledim ama cenazeye bile gelmedi baba”
Toprağı avucumla düzelttim. "Gerçi boş ver baba." Burnumu çektim. "Her şeyi sana şikayet etmeye geldim yine." Başımı iki yana salladım. "Sen olsan şimdi kızardın bana." İstemsizce babamın sesini hatırlamaya çalıştım.
“kim olursa olsun arkasından ağlama her bitiş bir başlangıç derdin belki” bu belki yaktı içimi tekrar sıktım toprağını “seni tanıyamadım bile baba ne derdin ne yapardın onu bile kestiremiyorum ki” İstemsizce sesini hatırlamaya çalıştım ama olmadı. Yüzünü unutmazdım. Gülüşünü unutmazdım. Ama sesin... Sesin gitgide uzaklaşıyordu. İşte en çok bundan korkuyordum. Ölümden değil. Unutmaktan.
"Düşünsene baba..." dedim kısık sesle. "Bir gün sesini tamamen unutursam ne olacak? Bir yerde okumuştum. Şehit vurulunca değil unutulunca ölürmüş ben seni öldürmek itemiyorum baba”
Sesim titredi. "Fotoğraflarına bakıyorum bazen. Videolarını açıyorum. Anneme aynı hikayeleri defalarca anlattırıyorum. Belki sesini duyarım diye." Başımı eğdim. "Ama insan korkuyor işte. Ya bir gün gülüşünü karıştırırsam? Ya sesini başka birinin sesiyle karıştırırsam?" Toprağı avucumun içine aldım. "Çok ayıp olur gibi geliyor."
Bir süre hiçbir şey söylemedim. Rüzgâr geçti. Ağacın yaprakları hafifçe hışırdadı. Sonra istemsizce güldüm. "Bak yine saçmalıyorum ama” Burnumu çektim. "Özledim be baba."
Yavaşça üstümü toparladım. Cebimden mendilimi çıkarıp her zamanki gibi biraz toprağından aldım. Mezar taşını kocaman öptüm “baba özür dilerim bu günlük bu kadar oldu.” Son akan damla gözyaşımı sildim. Burnumu çektim derin bir nefes alarak “sana sarılamadığım her saniyenin intikamını almak için içinde açan o renkli dünyayı siyaha boyadıkları için beni babasız, dağsız, kanatsız bıraktıkları için senin sesini unutma korkusunu içime aşıladıkları için Ece'nin bir babayı hatırlayamayacak kadar küçük büyümesine sebep oldukları için intikamını alıcam baba. Bir gün sonra mülakatlar var giriş biletim yani. Sonra ne olacak dersen sonrası mefta okul bittikten sonra girilmedik mağara bırakmıycam hepsini inlerinde boğucam”
Bölüm etkileşimi
