22. bölüm / 40
İntikam Yemini21. bölüm
Bölümler 40Şu an: 21. bölüm
- 1 giriş78 kelime
- 2 1. bölüm734 kelime
- 3 2. bölüm1.176 kelime
- 4 Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker! Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd’i... Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi...625 kelime
- 5 Bazı başlangıçlar vardır hiç istenmeyen bir sonla biter bazı başlangıçlar vardır hiç hatırlanmayan bir sonla biter618 kelime
- 6 5. bölüm2.762 kelime
- 7 6. bölüm1.465 kelime
- 8 7. bölüm2.021 kelime
- 9 8. bölüm991 kelime
- 10 9. bölüm1.293 kelime
- 11 10 bölüm877 kelime
- 12 11 bölüm586 kelime
- 13 12. bölüm1.557 kelime
- 14 13. bölüm448 kelime
- 15 14. bölüm1.337 kelime
- 16 15. bölüm1.599 kelime
- 17 Sen askersin KATİL DEĞİL!779 kelime
- 18 tolga'nın kayıbı1.230 kelime
- 19 “Ölüm, bir aynadır; herkes kendi yüzünü orada kaybeder.” Necip Fazıl Kısakürek1.155 kelime
- 20 “Bir yüz silindi hayatımdan, aynalar bile eksik artık. Gidenin ardından kalan şey, susmayı öğrenmiş bir varlık.” — Cahit Sıtkı Tarancı631 kelime
- 21 20. bölüm1.214 kelime
- 22 21. bölüm1.147 kelime · Okuduğun bölüm
- 23 Canavarlarla savaşan dikkat etmelidir ki kendisi de bir canavara dönüşmesin.1.511 kelime
- 24 Bölüm 231.713 kelime
- 25 Bölüm 24293 kelime
- 26 Bölüm 25849 kelime
- 27 Bölüm 261.273 kelime
- 28 Yüzün bir sis bulutu, silinmiş hafızamdan,Lakin kokun vurur geçer, en derin yaramdan1.587 kelime
- 29 Bölüm 283.397 kelime
- 30 "Sana bir şiir okurdum, anlardın.Şimdi bir şehir uzaktasın,Bütün şehirler gibi.Sen artık bir anısın." Özdemir Asaf3.308 kelime
- 31 "Beni öyle bir yalansız sev ki ki,İçindeki bütün yalanlar bana gelsin.Bir gün ölüm düşerse akına,Senin yerine benim canım verilsin." Ümit Yaşar Oğuzcan6.240 kelime
- 32 Bölüm 313.007 kelime
- 33 Bölüm 324.937 kelime
- 34 "Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber...Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber?Kal, dedi, daha vaktin var,Tamamlanacak çok davan var." Necip Fazıl Kısakürek5.189 kelime
- 35 Bölüm 344.755 kelime
- 36 Bölüm 354.135 kelime
- 37 Bölüm 366.525 kelime
- 38 Bölüm 372.489 kelime
- 39 Bölüm 384.632 kelime
- 40 Bölüm 395.134 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Hoca sordu. “Hakkınızı helal ediyor musunuz?” Kalabalığın içinden aynı anda ses yükseldi. “Helal olsun.” Bir daha sordu. Bir daha aynı sesler çıktı.
O an şunu düşündüm; biri daha asıl yerine gitmişti. Bir can daha, sahibinin gerçekten Allah olduğunu göstermişti. Ölüm diye bir şey olmasa insanlar sevdiklerinin kıymetini yine böyle bilir miydi bilmiyorum. Ama Asuman teyze öldükten sonra şunu anladım; baba acısı insanın sırtını bükerdi belki… ama anneler gidince insanın içindeki ev yıkılıyormuş.
Gözlerim sürekli Tolga abiyi arıyordu. Özellikle uzaklara bakıyordum. Sanki çıkıp gelecekmiş gibi. Gelirse uzaktan izlerdi, emindim. Erkekler öndeydi, biz kadınlar arkada durmuştuk. Annemin gözleri kıpkırmızıydı. Etraf ağlayan kadın sesleriyle doluydu.
Merve abla ise annesi toprağa verilirken resmen ayakta durmaya çalışıyordu sadece. Tanımadığım bir erkek toprak atıyordu kefenli bedenine o sırada daha da ağladı ama zar zor ayağa kalktı. Yürüdü ve adamın sırtına dokunup “bende atayım mı” dedi ama böyle sanki o yaptığı şey son iyiliği olacaktı.
İki kürek toprak attıktan sonra dayanamadı. Dizlerinin bağı çözülür gibi oldu. Yanındaki kuzenleri hemen tuttu eski yerine oturttular. Merve abla başını hiç kaldırmadı. Akrabaları etrafına çökmüştü ama o sanki artık hiçbirini görmüyordu. Bir süre sonra herkes dağılmaya başladı
Herkes sadece şunu dedi “başın sağ olsun”
15 dakika sonra
Mezarın üstü çiçeklerle dopdoluydu ama yalnız, yapayalnızdı. Bir süre daha mezarın başında durdum. İnsanlar yavaş yavaş gidiyordu. Dualar azalıyor, sesler uzaklaşıyordu. Az önce kalabalık olan yer şimdi garip bir sessizliğe gömülüyordu. Rüzgar hafifçe esiyordu sadece.
Merve abla hala aynı yere bakıyordu. Sanki biri gelip “şaka yaptık” diyecekmiş gibi. Gözüm tekrar etrafa kaydı. Mezarlığın biraz ilerisindeki ağaçlık tarafa baktım istemsizce. Saçma biliyorum ama gerçekten bir an Tolga abiyi göreceğimi düşündüm. Uzaktan bakar giderdi belki. Yaklaşmazdı ama bakardı. Annem geldi yanıma “hadi gel gidelim” dedi
İçimdeki o küçücük ihtimal de mezarın üstüne atılan son toprak gibi kapanmıştı sanki. Tam dönecekken Merve ablanın sesi geldi. “derin” Hemen yanına çömeldim. Gözleri şişmişti sesi neredeyse çıkmıyordu. “telefonu hala kapalı mı?”
Boğazım düğümlendi. Başımı yavaşça salladım “evet abla” dedim gözlerini kapattı. Dudakları titredi ama ağlamadı bu sefer. İnsan bazen o kadar yoruluyordu ki ağlayamıyordu artık. “gelecek” dedi kendi kendine der gibi. “annemi böyle bırakıp gitmez o” cevap veremedim çünkü bende aynı ihtimale tutunuyordum.
Annem asuman teyzenin mezar taşını öptü ve son kez baktı. Kimseye bir şey demeden uzaklaştık. Son kez baktım belki vardır ablasını bırakmaz diye ama yoktu gelmeyecekti de.
Gözlerim ağaçlıklardan Merve ablaya kaydı kuzenleri, tanıdıkları mezarın başından kaldırmaya çalışıyordu ama o toprağa yatmış “bırakmam” diye ağlayarak sarılıyordu
Arabaya bindiğimizde kimsenin konuşacak hali yoktu. Annem camdan dışarı bakıyordu. Gözleri hala doluydu. Abim direksiyona geçmişti ama normalden yavaş sürüyordu. Eve geldiğimizde apartmanın önü doluydu. Kapıda ayakkabılar vardı. İçeriden Kuran sesi geliyordu. Bu seslerin ve görüntünün tanıdık olması yakıyordu içimi. Kapıyı ben açtım ve eve girdik manzara ise küçük derinin kapatamadığı yarayı kanatmaya yetti.
Birileri mutfakta sessiz, sessiz yemek hazırlıyordu. Bazıları salonda dua okuyordu. Bazıları ise sadece susuyordu. Tek ses arka odadan gelen çocuk sesleriydi sadece gülüşüyorlardı haberleri yoktu hiçbir şeyden kötülükten, kayıptan yaşam veya ölümden belki de onlara sadece uzak bir yere gitti denmişti.
Cenaze evlerinin en kötü yanı buydu bence. Ev dolu olurdu… Ama eksik olan kişi yüzünden her yer boş hissedilirdi. İnsan nefes bile almak istemezdi içeriye girip herkesle selamlaştıktan sonra ben mutfağa yardıma geçtim annemse içerdeydi.
Sanki bir cenaze yokmuş gibi yemek hazırlanıyordu. Herkes nerdeyse normal hayata dönmüştü. Küçüklüğümden beri cenazede yemek yenmesinden nefret ederim. Ya bu insanların acısı var bir kayıp yaşanmış hala tek dertleri yemek hazırlamak hizmet etmekmiş gibi davranılmamalı.
Kapı çaldı açtım kapıyı o sırada mutfaktaki diğer kızlar yemek taşıyordu odaya. Gelen Merve ablaydı üstü çamur gözleri kıpkırmızıydı hiçbir şey demeden içeriye geçti bende mutfaktan iki tane tabak alıp servis etmek için götürdüm. Bir tane yaşlı teyzeye verdim burun kıvırır gibi oldu sonra “ay tuzu az olmuş kuzum bi tuz getiriver” dedi Merve abla kadına baktı sonra ben tuz getirirdim uzattım kadına.
“ee ölenle ölünmüyor rabbim affetsin severdik asumanı da” dedi ve yanındaki kadına “benim görümcem olur kendisi pek anlaşamazdık ama neyse ölünün arkasından konuşulmaz. Yavrum çayları da dağıtın bakıyım” dedi yolacaktım kadını ama şu an yeri değildi.
Bi anda Merve abla bağırdı “zıkkımın kökünü iç sen buraya yemek yemeğe mi geldin taziyeye mi neyin şovu bu anlaş anlaşma burası yeri değil” dedi herkes bi anda ellerini ağzına götürerek “abo terbiyesiz” dedi sonra o kadın “düzgün konuş ben senin halanım bana terbiye öğreteceğine kendi kardeşine öğretseydi nerde tolga hem onun yüzünden göçtü gitti asumanım” diyerek timsah gözyaşları döktü
O kadın lafını bitirince odadaki herkes bir anda sustu. Merve ablanın yüzü değişti. Ağlayan insan gitmişti sanki yerine sadece öfkesi kalan biri durmuştu. Bir adım attı kadına doğru “bir daha kardeşim hakkında konuşursan var ya…” dedi dişlerini sıkarak.
Kadın geri çekilmek yerine daha da yükseldi. “ne var konuşurum kızım gerçek bu gerçek! Anan gitti oğlu ortada yok!”
“kes sesini!” diye bağırdı Merve abla. “terbiyeyi senden mi öğrencem ben sen, sen neredeydin babamın yani senin abinin cenazesinde he neyin halalığını taslıyorsun burada” kapıya doğru döndü mutfağa bağırdı “kızlar kimseye yemek vermek yok burası aş evi değil cenaze” sonra tekrar kadına döndü. “benim kardeşim şanlı bir Türk askeri. Senin bir yerlerini kaşıyarak yatan vatan millet düşmanı kocan değil devlete bayrağına saygılı biri o senin gibi pislikler onun adını ağzına bile alamaz bu bir-”
Cümlesi yarım kaldı. Çünkü kadın bu sefer ayağa kalktı. “Bak senin acın var diye susuyorum ama bana da saydırma kızım!” dedi parmağını sallayarak.
Merve abla asla geri adım atmadı “umurunda mı lan benim acım he umurunda mı sen ne hakla benim kardeşime anneme dil uzatırsın konuş yiyorsa gelmiş buraya şov yapıyor bu evde senin gibi aile ne cenazede ne yapılacağını bilmeyen insanlara yer yok sen benim anneme dil uzatacağına git o milletin üstünden topladığın kocana bak senin için annesine babasına mağdur olan babama cenazesine bile saygı duymayan kendine bak”
Merve abla bir anda kadının kolundan tuttu. Öyle sert tuttu ki kadın daha ne olduğunu anlayamadı bile “çık.” dedi dişlerinin arasından. Kadın kolunu çekmeye çalıştı. “delirdin mi sen kızım bırak kolumu” Merve abla hala sürüklüyordu “evimde aileme dil uzatıp barınamazsın çık git!”
Evdeki herkes ayağa kalktı. Annem “Merve yapma kuzum” diye yanına gitmeye çalıştı ama Merve abla kimseyi duymuyordu artık. Kadını resmen sürükleyerek kapıya götürdü. Kadın bağırıyordu hala. “görgüsüz! Terbiyesiz! Milletin içinde—”
Merve abla kapıyı açtı. “ben bugün annemi toprağa verdim.” dedi gözlerinin içine baka baka. “sen hala burada yemekle dedikoduyla uğraşıyorsun. Defol git evimden. Hala birde terbiye diyor o kadar terbiyeliysen aileni silip milletten topladığın kocana gitmezdin ” Kadını kapının dışına itti. Ve gözünü bile kırpmadan kapıyı yüzüne kapattı kimse konuşmadı. Az önce dedikodu yapan kadınlar bile gözlerini kaçırıyordu.
Merve abla birkaç saniye kapının önünde dikildi. Nefes nefeseydi. Elleri titriyordu ama ağlamıyordu artık. Sanki gözyaşı bitecek noktaya gelmişti. Annem yavaşça yanına yaklaştı. “kuzum…” dedi sadece. Merve abla bu sefer geri dönüp salona baktı. Masalara, dağıtılan çaylara, yarım kalmış tabaklara…
“annem öldü bugün.” dedi kısık ama net bir sesle. “siz hala yemek derdindesiniz. Eğer acımıza ortak olmayacak olan varsa beni uğraştırmasın kapı orada çıkıp dedikodunuzda benim şuan yaptığım terbiyesizliğimi de dışarda eleştirsin ”
Bölüm etkileşimi
