16. bölüm / 40
İntikam Yemini15. bölüm
Bölümler 40Şu an: 15. bölüm
- 1 giriş78 kelime
- 2 1. bölüm734 kelime
- 3 2. bölüm1.176 kelime
- 4 Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker! Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd’i... Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi...625 kelime
- 5 Bazı başlangıçlar vardır hiç istenmeyen bir sonla biter bazı başlangıçlar vardır hiç hatırlanmayan bir sonla biter618 kelime
- 6 5. bölüm2.762 kelime
- 7 6. bölüm1.465 kelime
- 8 7. bölüm2.021 kelime
- 9 8. bölüm991 kelime
- 10 9. bölüm1.293 kelime
- 11 10 bölüm877 kelime
- 12 11 bölüm586 kelime
- 13 12. bölüm1.557 kelime
- 14 13. bölüm448 kelime
- 15 14. bölüm1.337 kelime
- 16 15. bölüm1.599 kelime · Okuduğun bölüm
- 17 Sen askersin KATİL DEĞİL!779 kelime
- 18 tolga'nın kayıbı1.230 kelime
- 19 “Ölüm, bir aynadır; herkes kendi yüzünü orada kaybeder.” Necip Fazıl Kısakürek1.155 kelime
- 20 “Bir yüz silindi hayatımdan, aynalar bile eksik artık. Gidenin ardından kalan şey, susmayı öğrenmiş bir varlık.” — Cahit Sıtkı Tarancı631 kelime
- 21 20. bölüm1.214 kelime
- 22 21. bölüm1.147 kelime
- 23 Canavarlarla savaşan dikkat etmelidir ki kendisi de bir canavara dönüşmesin.1.511 kelime
- 24 Bölüm 231.713 kelime
- 25 Bölüm 24293 kelime
- 26 Bölüm 25849 kelime
- 27 Bölüm 261.273 kelime
- 28 Yüzün bir sis bulutu, silinmiş hafızamdan,Lakin kokun vurur geçer, en derin yaramdan1.587 kelime
- 29 Bölüm 283.397 kelime
- 30 "Sana bir şiir okurdum, anlardın.Şimdi bir şehir uzaktasın,Bütün şehirler gibi.Sen artık bir anısın." Özdemir Asaf3.308 kelime
- 31 "Beni öyle bir yalansız sev ki ki,İçindeki bütün yalanlar bana gelsin.Bir gün ölüm düşerse akına,Senin yerine benim canım verilsin." Ümit Yaşar Oğuzcan6.240 kelime
- 32 Bölüm 313.007 kelime
- 33 Bölüm 324.937 kelime
- 34 "Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber...Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber?Kal, dedi, daha vaktin var,Tamamlanacak çok davan var." Necip Fazıl Kısakürek5.189 kelime
- 35 Bölüm 344.755 kelime
- 36 Bölüm 354.135 kelime
- 37 Bölüm 366.525 kelime
- 38 Bölüm 372.489 kelime
- 39 Bölüm 384.632 kelime
- 40 Bölüm 395.134 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“annemm” diye bağıran Merve ablanın sesiyle irkilmiştim bir şeyler olmuştu belli hemen salona gittim Merve abla yere çökmüş ağlıyordu.
“abla dur bi dur ne oldu” dedim bende yanına çökerek, ağlamaya devam etti “derin” diye sarıldı başka hiçbir şey demiyordu sadece hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Sırtını sıvazladım nefes alması için süre tanıdım sonra yavaşça sordum
“ablam ne oldu hı bana da söyle hadi” dedim ama pek söyleyebilecek durumda değildi. Ardından hemen ayağa kalktı ellerimden tutup çekmeye çalıştı hala ağlıyordu “derin kalk gidelim, derin hadi nolur hadi yetişmemiz lazım” ayağa kalktım nereye kime yetişecektik bilmiyordum, hiçbir şey bilmiyordum şu anda tekrar sakinleştirmeye çalışarak sordum. Evet, belki sırası değildi ama annemler evde yoktu ve onlara nereye gittiğimizi söylemem lazımdı ellerimle yüzünü avuçladım başparmağımla yaşlarını sildim
“abla bak sakin ol ben buradayım tamam mı yanındayım ve sadece bir şey sorucam kimle konuştun ve biz nereye gitmeliyiz” dedim ellerimi tuttu elleri titriyordu
“derin tolga, tolga” dedi zor nefes alıyordu zar zor bir nefes daha aldı “aradı annem derin annem ne olur hadi gidelim yalvarırım” dediği an beynimden kaynar su dökülmüş gibi oldum. Hemen kapıya doğru koştum abimin arabası aşağıdaydı anahtarı aldığım gibi çıktık. Bindik arabaya hemen tolga abiyi aradım neredelerdi hangi hastaneydi öğrenmem lazımdı.
“açsana ya aç ya” tolga abi tabi açmadı hemen asuman teyzenin telefonunu aradım bir iki çalmadan sonra açıldı “alo alo kimle görüşüyorum acaba?”
“merhaba ben hemşire ceylan” dedi telefondaki kadın “ya bana çok acil bir şekilde hangi hastane olduğunu söyler misiniz? Bu telefonun sahibine ne oldu” sesim telaşlı çıkıyordu direksiyondaki diğer elim ise titriyordu.
“hanımefendi burası Ankara devlet hastanesi, getirilen hasta hakkında bilgi veremem maalesef” dedi “hemşire hanım hayat memat meselesi lütfen sadece ne konudan geldi daha fazlasına ihtiyacım yok kendisi benim annem söyler misiniz artık” sinirden bağırıyordum gözlerimden yaş akıyordu.
“kurşun yaralanması hanımefendi” dedi kadın ayağım frene gitti ve verdiğim ani fren yüzünden öne doğru eğildik telefonu kapattım ardından arkamdan tiz kulakları çınlatacak şekilde bir fren sesi eşliğinde korna çaldı. Yan koltukta ise ağlayan Merve ablaya hiçbir şey yapamıyordum.
Arkadaki arabadan biri bağırmaya başladı “napıyorsun kardeşim!” diye bende pencereden kafamı uzattım “bağırma be bağırma” sesim ağlamalı çıkmıştı ama şuan sırası değildi destek olmam gereken insanlar vardı. Tekrar vitesi attım ve gazı kökledim giderken abimi aradım, açmadığı için mesaj attım
Bir iki dakika içerisinde hastaneye geldik koşarak indik arabadan önüme gelen ilk hemşireyi çevirdim “ameliyathane nerde” oda hemen cevapladı “ilerde sağda” duyar duymaz koştuk. Sağa döner dönmez karşılaştığım manzara hiç iç açıcı değildi. Tolga abi yere çökmüş, kafasını duvara dayamış, elleri ve beyaz gömleği kanlar içerisinde, saçı başı dağılmış, ağlıyordu. Benim ayaklarım istemsizce yavaşlarken Merve abla koştu tolga abinin önüne çöktü ellerinden tuttu bağırarak sarstı kollarını.
“tolga ne oldu nasıl oldu tolga niye korumadın niyee” diye bağırdı ikisi de aynı acıyı ikinci kez yaşıyordu bu sefer daha yıkıcı bir şekilde tolga abi kaldırdı başını “Allah benim belamı versin, Allah benim belamı versin” diye bağırdı ellerini Merve abladan çekmiş göğsüne vuruyordu.
“kes lan sesini niye olum niye lan niye koruyamadın niye aynı acıyı ikinci kez layık görüyorsun bize niye” diyerek ayağa kalktı Merve abla saçını yoluyordu daha fazla izleyici olamadım Merve ablanın yanına gittim kollarından tutum “ abla sakin ol onunda suçu yok bak gör çıkacak oradan asuman teyze göreceksin ama ne olur yalvarırım bi sakin ol otur şuraya” diye sandalyelere doğru ittirmeye başladım ama gözü dönmüştü ilk defa böyle görüyordum onu
“bırak derin bırak o geri zekalı söyleyecek ne oldu neden oldu hepsini anlatacak” dedi asla durduramıyordum “abla “diyebildim sadece. Bu sefer ayağa kalkan tolga abi oldu.
Gözyaşlarını elinin tersiyle sildi gözlerindeki hırsı ve yıkılmışlığı gizlemeye çalışıyordu “anlatayım kollarımda, kollarımda lan bir tane orospu çocuğunun sıktığı iki kurşunla yığıldı kollarıma daha on dakika öncesi neşeyle gülen kadın korumaya yemin ettiğim kadın bir tane piç yüzünden soldu lan ellerimde oldu mu duydun başın göğe erdi mi?” her kelimesinde daha da kızardı gözleri Merve abla ise her seferinde daha da ağladı. Durmadı tolga abi asıl gözü görmeyen oydu yakmaya devam ediyordu.
“asıl koyan ne biliyor musun? Bulmuşlar ve ben o piç kurusunun sorgusuna bile giremiyorum hesap bile soramıyorum anladın mı? O içerde yatan tek senin annen değil benimde annem babamın emaneti ve ben emanetine sahip çıkamadım” sinirle burnundan güldü “ne gereği var lan o zaman benim bu canımın ne kıymeti var he yaşamak için ne sebebim var ve şunu unutma Allah şahidim olsun ki çıktığım ilk operasyonda ölmek için can atıcam” arkasını döndü yürümeye başladı Merve abla koştu arkasından yapıştı koluna “tövbe et lafını geri al tolga, geri al yalvarırım sinirle çıktı abla de, yanlış oldu de tövbe et”
Ne kadar kırdığının yeni farkına varmıştı Merve abla sarıldı tolga abiye eğer Allah korusun ki asuman teyzede ölürse tek dayanağı o olacaktı onu da yıkmak istemiyordu.
“Allah aşkına Allah'ın adını verdim yalvarırım tövbe et ne olur lütfen sende gitme tolga ne olur” dedi. Tolga abinin ise hiç geri adım atacağı yoktu yavaşça tutu Merve ablanın kollarında geri çekti elleri kollarından bileklerine kaydı ellerini avucunun içine aldı “hayır hayır tolga hayır” dedi Merve abla tolga ise hiçbir şey demeden ellerini öptü ve arkasını dönüp gitti
“dizlerinin üstüne yığıldı Merve abla hıçkırarak ağladı ben girdim koluna “ abla kalk kalk otur şöyle” dedim “derin oda, ona da bir şey olmasın git, git durdur onu” kaldırdım ayağa tekrar sandalyeye oturtmak için ilerlettim “merak etme durduracağım abla tamam mı ama sen otur bekle sadece bekle”
Kafa salladı Merve abla bunu görür görmez tolga abini peşinden koştum çoktan dışarı çıkmış neredeyse koşar adım ilerliyordu arkasından bağırdım ama bu onu durdurmak yerine daha da hızlandırdı. En sonunda yetiştim kolundan kavrayıp kendime çevirdim “ abi bi dur” dudaklarını ısırdı gözlerini kapattı birkaç saniyeliğine en sonunda burnundan nefes vererek açtı gözlerini “buyur derin buyur abim ne, ne oldu bu seferde sen mi durdurmaya çalışacaksın Allah rızası için bırak”
“bırakmam! Değil şu an başka bir zamanda olsak bile salmam” dedim ama nafile asla sakinleşmeyeceği belliydi “derin kırdırtma kalbini bırak siktir olup gideyim işte bırak lan”
“kır umurumda bile olmaz hatta git nereyi istiyorsan git asla gitme diye yalvaracak değilim sana şu an yaşadığın acı senin acın tutmam tutamam da zaten” dedim ardımdan hemen lafa girdi “lan bırak o zaman şu sıçtığımın kolunu ne diye engel oluyorsun” dedi ama ben ona engel olmuyordum gerçekten gidip ölebilirdi içi soğuyacaksa yapabilirdi ben sadece unuttuğunu hatırlatmak için koşmuştum peşinden. Tam yüz yüze duruyorduk. Bütün ifadesizliğimle baktım yüzüne
“ölebilirsin için soğuyacaksa git hatta operasyonda bekleme çık dağa at kendini aşağı” bunu dememi asla beklemediği ifadesinden belliydi “ben buraya gitme dur demek için değil unuttuğunu hatırlatmaya geldim yoksa bana ne” elimle yumruk yapıp göğsüne vurdum birkaç kez “sen intikam için giymedin mi bu üniformayı he” cevap gelmedi bir adım daha yaklaştım “demedin mi intikamını alıcam demedin mi hiçbir çocuk daha babasız kalmayacak bu lan senin kalıbın bu mu o intikama yenisini ekleyip o yakaladıkları şerefsizi sorgulamanın yolunu arayacağına ölücem diyorsun bu mu baban demez mi o zaman o canı Allah verdi Allah aldı ama sen benim emanetimin intikamımı almak yerine kaçmayı mı seçtin evlat demez mi?”
Bir şeylerin farkına varması lazımdı ben ona toparlan demiyordum sadece yıkılma diyordum. Başını sallamaya başladı “peki, peki emanetime sahip çıkamadın demez mi ben onu sana emanet ettim sen onun sırtından lan sırtından vurulmasına izin verdin demez mi?”
Şu dakikadan sonra geri adım atarsam o üniformada bana nasıp olmasın “demez! Niye biliyor musun? Çünkü Hasan amca canı verenin de alanında kim olduğunu biliyor o senin gibi değil sadece intikam almayıp kendinden daha çok değer verdi karısının biricik Asumanının kanının yere kalmasını yediremez işte o zaman kemikleri sızlar işte o zaman öteki tarafta senin yüzüne tükürür. Ben sana acını yaşama sık dişini robot ol duygusuz davran demiyorum abi. Ben sana farkına var bildiklerini unutma ve elbette ki acını yaşa kır, dök, döv, bağır çağır ama asıl yapman gerekeni unutma asıl hedefin” ellerini gösterdim
“o kan kurumadan intikamını al Allah korusun ama oradan çıkamazsa toprak bedenini sarmadan intikamını al” artık anlamıştı gözlerinde intikam ateşi yanmıştı bir kere “derin-” derken telefonu çaldı açtı hemen. Tek dediği geliyorum oldu sonra bana baş sallayıp çıktı.
Bende hemen Merve ablanın yanına döndüm. “ne oldu derin durduramadın mı? Durdurdum de yalvarırım ya ne olur” hala ağlıyordu ama iyicene mahvolmuştu oturdum yanına “merak etme abla hiçbir şey yapmayacak telefon geldi ona gitti sen üzülme” rahatlamışçasına nefes verdi sarıldı bana asla bırakma niyeti yoktu. O sırada ameliyathanenin kapısı açıldı bir tane 45 yaşlarında erkek doktor çıktı “hasta yakınları siz misiniz?” hemen onayladık “önümüzdeki 2 saat çok kritik zaten gelirken kalbi durmuştu sadece tekrar durmasından korkuyoruz o yüzden yoğun bakımda kalacak”
Doktorun ağzından çıkan "kalbi durmuştu" kelimeleri, koridorda buz gibi bir sessizlik yarattı. Merve ablanın elleri omuzlarımda kaskatı kesildi, gözleri sonuna kadar açıldı ama bakışları boşluğa düştü. Sanki duyduğu şeyi beyni reddediyordu.
"Kalbi mi?" diye fısıldadı sesi titreyerek. Sonra aniden göğsüne bir yumruk yemiş gibi iki büklüm oldu, nefesi kesildi. "Hayır, hayır duramaz! Durmadı, duramaz... Yapmaz bırakmaz o bizi yapmaz"
Hıçkırıkları bu kez kontrolsüz bir çığlığa dönüştü. Elleriyle yüzünü parçalamak ister gibi tırnaklarını geçirdi yanaklarına. Onu durdurmaya çalıştım, kollarını yakaladım ama gücü inanılmazdı; acı ona normalde sahip olmadığı bir kuvvet veriyordu.
"Abla bak bana, buradayım! Yoğun bakımda dediler, yaşıyor!" diye bağırdım ama beni duymuyordu bile. Kendi etrafında sallanmaya, anlamsız kelimeler mırıldanmaya başladı. Göz bebekleri titriyordu, resmen bir sinir krizi geçiriyordu.
Doktor hemen yanımızdaki hemşireye işaret verdi. "Hemen bir sakinleştirici hazırlayın, hasta yakını şoka giriyor."
İki hemşire yardıma geldi, Merve ablayı zorlukla oradaki boş sedyelerden birine yatırdık. Sedyeden kalkmaya çalışıyor kollarını sağa solla sallıyordu. O hala "Durmadı, o beni bırakmaz," diye sayıklarken, hemşire profesyonel bir hızla kolunu açıp iğneyi yaptı.
Birkaç dakika içinde o kaskatı kesilen vücudu yavaş yavaş gevşemeye başladı. Çığlıkları önce sayıklamalara ardından hıçkırığa, sonra derin iç çekişlere dönüştü. En sonunda göz kapakları ağırlaştı ve başı yan tarafa düştü. Sakinleştiricinin etkisiyle bilinci kapanmıştı.
Bölüm etkileşimi
