İntikam Yemini kitap kapağı

35. bölüm / 40

İntikam Yemini

Bölüm 34

Vaveyla Yazarı: Elara Ates

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 40Şu an: Bölüm 34
  1. 1 giriş78 kelime
  2. 2 1. bölüm734 kelime
  3. 3 2. bölüm1.176 kelime
  4. 4 Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker! Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd’i... Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi...625 kelime
  5. 5 Bazı başlangıçlar vardır hiç istenmeyen bir sonla biter bazı başlangıçlar vardır hiç hatırlanmayan bir sonla biter618 kelime
  6. 6 5. bölüm2.762 kelime
  7. 7 6. bölüm1.465 kelime
  8. 8 7. bölüm2.021 kelime
  9. 9 8. bölüm991 kelime
  10. 10 9. bölüm1.293 kelime
  11. 11 10 bölüm877 kelime
  12. 12 11 bölüm586 kelime
  13. 13 12. bölüm1.557 kelime
  14. 14 13. bölüm448 kelime
  15. 15 14. bölüm1.337 kelime
  16. 16 15. bölüm1.599 kelime
  17. 17 Sen askersin KATİL DEĞİL!779 kelime
  18. 18 tolga'nın kayıbı1.230 kelime
  19. 19 “Ölüm, bir aynadır; herkes kendi yüzünü orada kaybeder.” Necip Fazıl Kısakürek1.155 kelime
  20. 20 “Bir yüz silindi hayatımdan, aynalar bile eksik artık. Gidenin ardından kalan şey, susmayı öğrenmiş bir varlık.” — Cahit Sıtkı Tarancı631 kelime
  21. 21 20. bölüm1.214 kelime
  22. 22 21. bölüm1.147 kelime
  23. 23 Canavarlarla savaşan dikkat etmelidir ki kendisi de bir canavara dönüşmesin.1.511 kelime
  24. 24 Bölüm 231.713 kelime
  25. 25 Bölüm 24293 kelime
  26. 26 Bölüm 25849 kelime
  27. 27 Bölüm 261.273 kelime
  28. 28 Yüzün bir sis bulutu, silinmiş hafızamdan,Lakin kokun vurur geçer, en derin yaramdan1.587 kelime
  29. 29 Bölüm 283.397 kelime
  30. 30 "Sana bir şiir okurdum, anlardın.Şimdi bir şehir uzaktasın,Bütün şehirler gibi.Sen artık bir anısın." Özdemir Asaf3.308 kelime
  31. 31 "Beni öyle bir yalansız sev ki ki,İçindeki bütün yalanlar bana gelsin.Bir gün ölüm düşerse akına,Senin yerine benim canım verilsin." Ümit Yaşar Oğuzcan6.240 kelime
  32. 32 Bölüm 313.007 kelime
  33. 33 Bölüm 324.937 kelime
  34. 34 "Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber...Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber?Kal, dedi, daha vaktin var,Tamamlanacak çok davan var." Necip Fazıl Kısakürek5.189 kelime
  35. 35 Bölüm 344.755 kelime · Okuduğun bölüm
  36. 36 Bölüm 354.135 kelime
  37. 37 Bölüm 366.525 kelime
  38. 38 Bölüm 372.489 kelime
  39. 39 Bölüm 384.632 kelime
  40. 40 Bölüm 395.134 kelime

1 hafta sonra
"Anne tamam ya dur iyiyim ben" dedim ama annemin pek umrunda değildi bu gün hastaneden taburcu oluyordum ama kolumdaki yara yüzünden bir ay boyunca görev almiycak ve evde dinlencektim.
"Ne dur, dur ana yeter Allah Allah kızım bak daha her yerin yara incitecen bir yerini dinlenme süren uzuyacak benim düşündüğüm kadar ah bı kendinizi düşünseniz ölürsünüz" dedi annem. Bende ortamı yumuşatmak adına
"Ölüyordum zaten" dedim ve gülmeye başladım ama anneme baktığımda pek gülüyor gibi durmuyordu
"Ağzından çıkanı kulağın duysun kızım," dedi sesi titreyerek ama bir yandan da üzerimi düzeltmeye çalışarak. "Biz o kapının önünde neler cektik, bir Allah bilir bir de şu hastanenin duvarları. Şakası bile ağırıma gidiyor, ölüm falan deme bana."
"Tamam melek annem, tamam..." dedim, sağ elimle annemin kolunu pat patlayarak. "Söz, bir daha ağzıma almayacağım o kelimeyi."
O sırada kapı iki kere yavaşça tıklandı. İçeriye abim girdi, arkasında ise nizamiye kapısından itibaren görevlendirilen, elinde benim sivil eşyalarımın olduğu çantayı taşıyan Er Mustafa duruyordu. Mustafa, bir komutan odasına girer gibi hazırolda bekleyip başıyla saygıyla selam verdi.
"Komutanım, eşyalarınız," dedi Mustafa asker disipliniyle, çantayı komodinin üzerine bırakıp geriye doğru bir adım atarak. "Taburcu işlemleriniz tamamlandı, araç kapıda hazır bekliyor."
"Sağ ol Mustafa, eline sağlık," dedim pürüzlü sesimle. Mustafa nizamı bozmadan başını sallayıp "Aşırı bir emriniz yoksa dışarıda nöbetçi olarak bekliyorum komutanım" diyerek kapının önüne çıktı. Tolga da diğer komutanlar da zaten kendi birliklerinin, görevlerinin başındaydı; askeri disiplin ve nizam bunu gerektirirdi. Hastane koridorunda duygusallığa ya da görev tanımı dışında beklemelere yer yoktu. Ki bende istemezdim ama şuan burada olmak canım yakıyordu
Kaan abim elindeki reçeteyi cebine koyup yanıma yanaştı. Yüzündeki o bir haftalık yorgunluk çizgileri hâlâ duruyordu ama gözleri gülümsüyordu.
"Hazır mısın bakalım teğmenim?" dedi abim, nazikçe sağ koluma girerek. "Evde seni bekleyen koca bir dinlenme süresi var."
"Hazırım abi," dedim, yataktan yavaşça destek alarak doğrulurken. Karnımdaki yaralar iyileşmiş sayılırdı ama kolum hala oynatamıyordum
Abim ve annemin desteğiyle yataktan yavaşça doğrulurken, vücudumdaki dikişlerin çekildiğini hissettim ama bozuntuya vermeden dik durmaya çalıştım.
Er Mustafa hemen öne geçip kapıyı açtı, askeri bir terbiyeyle kenarda bekledi. Hastane koridoruna adım attığımda, o ağır ilaç kokusunun yerini dışarıdan gelen temiz hava almaya başladı. Sol kolumdaki sargı ve o ağır yorgunluk hâlâ yerli yerinde duruyordu ama adımlarımı sarsmadan atmaya kararlıydım. Çünkü ayaklarım sağlamdı yani
Annem koluma biraz daha girip beni iyice destekledi. "Yavaş kızım, acele etme. Yavaş yavaş bas ayağını," diye mırıldandı.
"İyiyim anne, gerçekten iyiyim," dedim, sesimin olabildiğince güçlü çıkmasına gayret ederek.
Kaan abim diğer tarafımda adımlarımı kolluyor, bir an olsun gözünü üzerimden ayırmıyordu. Koridor boyunca ilerlerken Er Mustafa da çantamla birlikte hemen arkamızdan geliyordu.
Bir ay boyunca görevden uzak kalacak olmak, evde dinlenmek zordu ama bedenimin toparlanması için bu zamana ihtiyacım vardı. Asansörün önüne geldiğimizde Mustafa hemen düğmeye bastı. Kapılar açıldığında içeri geçtik.
Zemin kata indiğimizde hastanenin kapısında bizi bekleyen askeri araç görünmüştü. Güneş ışığı yüzüme vurduğunda gözlerimi hafifçe kıstım. Bir haftalık yoğun bakım ve hastane odasından sonra dışarıda olmak, havanın sıcaklığını tenimde hissetmek yeniden yaşadığımı hatırlatıyordu.
Abim arka kapıyı açıp annemle binmeme yardımcı oldu. Araca yerleştiğimde derin bir nefes aldım. Araç hareket edip hastane bahçesinden çıkarken, dikiz aynasından bana bakan Er Mustafa’ya başımla hafif bir selam verdim. Önümde uzun bir iyileşme süreci vardı ve bu sürecin sonunda o üniformayı yeniden giymek için ne gerekiyorsa yapacaktım
Askeri araç lojmanların bahçesine girip nizamiyeden geçtiğinde, kapıdaki nöbetçiler araca doğru selam durdu. Şoför koltuğundaki Er Mustafa, aracı bizim bloğun tam önünde, kaldırıma sıfır yanaştırıp motoru durdurdu.
Araç durur durmaz Mustafa hızla kapısını açıp dışarı fırladı. Bağajdan çantamı alıp arka kapıyı açmak için hamle yaptı. Kaan abim önce davranıp inmiş, elini bana uzatmıştı.
"Yavaşça tutun bana güzelim," dedi abim, sol kolumu incitmememe dikkat ederek belimden hafifçe destekleyerek.
Yavaş adımlarla araçtan indim. Lojmanın bahçesindeki o tanıdık çam kokusu yüzüme çarptı. Er Mustafa çantamı elinde tutmuş, hazır ol vaziyetinde bekliyordu.
"Komutanım, çantanızı yukarı kadar çıkarayım," dedi Mustafa nizami niyetle, gözlerini benden ayırmadan.
Yüzümdeki yorgun ifadeyi silip hafifçe başımı salladım. Askerin görev bilincini ve hürmetini anlıyordum ama artık kendi evimin sınırları içindeydim ve karşımda duran erin daha fazla beklemesine gerek yoktu.
"Gerek yok Mustafa, sağ ol," dedim, sesime bir komutan ciddiyeti vererek. "Abim alır çantayı. Sen nizamiyeye, birliğine dönebilirsin. Eline, ayağına sağlık."
Mustafa bir an duraksadı, ardından askeri bir disiplinle selamını verdi. "Sağ olun komutanım! Geçmiş olsun tekrardan, Allah şifa versin."
"Sağ ol, hayırlı nöbetler," dedim.
Mustafa arkasını dönüp araca bindi ve araç lojman bahçesinden yavaşça uzaklaştı.
Annem yanıma gelip koluma girdi, abim de çantamı yüklenip bina kapısını açtı. Merdivenleri ağır ağır çıkarken, o tanıdık ev kokusu ve sessizlik beni karşıladı. Bir ay sürecek olan iyileşme ve dinlenme dönemi, kendi evimde, ailemin yanında resmen başlıyordu.
Merdivenlerden yukarı çıktık ve dairenin önünde durduk gözlerim bi anlığına karşı dairenin kapısına gitti sebebi Özlem falan değildi sadece yaralandığımda o çizgiyi ben geçmiştim yani bunu yapmış olmak koydu biraz.
Kapıdan girdikten sonra abim eşyaları odama götürdü annem mutfağa girdi bende ayakkabılarımı çıkarmaya başladım ama Ece'nin sesiyle ona bakmak zorunda kaldım.
"Ablam" diye koşarak bütün hışmıyla üstüme atladı kolumu acıtmamak için biraz kaldırdım ama ece balyoz gibiydi sarılmasıyla biraz sarsıldım, annemde mutfaktan gelip Eceyi ayırdı "kızım dur bak canı acıyacak ablanın" dedi bense anneme bakıp bir şey olmadığını söyledim.
Biraz süre geçtikten sonra Birliği aranan gerektiği aklıma geldi oturduğum koltuktan kalkıp odama doğru ilerledim odaya girip kapıyı kapattım hemen telefonumu alıp aradım
Telefonu elime alıp direkt tabur komutanlığının dâhili numarasını çevirdim. Arama sesi kulağımda çınlarken bakışlarım odadaki çalışma masama, orada duran üniformamın asılı olduğu askıya kaydı. Görevden uzak kalmak, evde bir ay boyunca sivil bir şekilde yatıp dinlenmek düşüncesi bile şimdiden boğazıma bir yumru gibi oturuyordu.
Telefon üç tonda açıldı. Karşı taraftan Bölük Astsubayı nöbetçi erinin o nizami sesi geldi:
"Bölük Komutanlığı, buyurun?"
"Teğmen Derin," dedim, sesimdeki tüm o yorgunluğu ve ağrıları saniyeler içinde geriye itip askeri ciddiyeti öne çekerek. "Taburcu işlemleri bitti, evdeyim. Komutanıma tekmil vereceğim."
"Anlaşıldı komutanım, bağlıyorum."
Kısa bir cızırtının ardından hat santralden doğrudan Bölük Komutanı'nın odasına aktarıldı. Karşımdaki ses tonunu duyduğum an istemsizce sağ ayağımı hafifçe geriye atıp duruşumu dikleştirdim.
"Teğmen Derin?"
"Komutanım, Teğmen Derin," dedim net bir sesle. "Taburcu oldum. Evde istirahatime başladım. İstirahat raporumu ve hastane evraklarımı gün içinde birliğe ileteceğim. Bir emriniz var mıdır?"
Karşı taraftan derin, ama bir o kadar da sınırları çizen bir nefes sesi duyuldu.
"Geçmiş olsun Derin," dedi Tomris albay, o sert asker kabuğunun altındaki samimiyetle. "Sesini güçlü duymak güzel. Raporun sisteme düştü zaten, evrak için kendini yorma, hallederiz. Şimdi senin tek bir görevin var; o kolunu iyileştirmek ve sana verilen bir aylık istirahatin hakkını vermek. Birlik görevinde, her şey kontrol altında. Aklını buraya takıp kendini zorlamıyorsun. Anlaşıldı mı teğmenim?"
"Anlaşıldı komutanım!"
"Güzel. Ailenede selamlarımı ilet, bir ihtiyacın olursa doğrudan bölüğe haber veriyorsun. Hayırlı istirahatler."
"Sağ olun komutanım," deyip telefonu kapattım.
Ekran karardığında telefonu yatağın üzerine yavaşça bıraktım. Sağ elimle incitmemeye çalışarak sol kolumdaki askıyı düzelttim. Odayı kaplayan o sessizlikte, karşı dairenin kapısını düşündüm yine. Yaralandığım an, o çizginin aşılışı, Tolga'nın o anki yüz ifadesi... Askeri nizam içerisinde duygulara yer yoktu belki ama o üniformanın altındaki insanın canı bazen mermiden değil, tam olarak bu belirsizlikten yanıyordu. Ben o duyguların önüne geçmeye çalışıp sonuna kadar bunu isterken böyle olması hiç iyi olmamıştı ve daha bundan annemlerin haberi yoktu belki abim duysa tolga'yı öldürürdü bile.
Yavaşça yatağımın kenarına iliştim. Bir ay boyunca bu odada, o duvarların arasında kendimle ve vicdanımla baş başa kalacaktım. Ki kapı tıklandı ben "gir" diyince abim girdi odaya yavaşça kapıyı kapatıp yanıma oturdu.
"Abim nasılsın" dedi ama şuan daha yeni yan yanaydik iyi olduğumu biliyordu sorgularcasına yüzüne bakarak.
"İyiyim abi bölüğü aradım" dedim gülümsedi bir şeylerin olduğunu seziyordum ama umarım boş bir düşüncedir diyede çok takmamaya çalışıyordum.
"Senle gezelim mi hem dertleşir biraz ne dersin?"
"O-olur zaten evrak bırakmam gerekti onları bırakırım, da sen iyimisin abi"
"Değilim abicim o yüzden çıksak iyi olur gibi belki iyi olurum"
Kaşlarım çatıldı "abi korkmam gerekiyor mu?" Dedim çünkü sonu hayra varmıyacak bir uçurumdaymışım gibi hissediyordum
"Hayır tabikide, ya kardeşimi özlemiş olamaz mıyım?"
"Pekii ben hazırlanıyım o zaman" dedim abimde tamam diyerek odadan çıktı. Üstümü değiştirdikten sonra çıktık evden ilk başta evraklarımı teslim edip imzamı attım ardından merkezde bir kafeye geçtik ve oturduk.
Sessizlik aramızda koyu bir gölge gibi büyüyordu. Masa üzerindeki ahşap kaplama, ikimizin de odaklandığı tek nokta haline gelmişti. Kaan abim önündeki çay bardağıyla oynuyor, parmaklarını sıcak camın etrafında gezdirip duruyordu. Yüzündeki o çizgiler sadece yorgunluktan değildi; bir şeylerin altında ezilen, bana bakmaya çekinen bir adamın burukluğu vardı gözlerinde.
"Abi," dedim, sesimdeki merak ve o içten gelen huzursuzlukla. "Beni buraya sadece çay içmek için getirmediğini biliyorum. Ne oldu? Birliğin ortasında veya evde konuşamayacağımız ne var?"
Abim derin bir nefes aldı. Bardağı masanın ortasına doğru itip sırtını sandalyeye yasladı. Bakışlarını doğrudan gözlerime diktiğinde, içimdeki o askeri reflekslerin hepsinin alarma geçtiğini hissettim.
"Derin," dedi, kelimeleri özenle seçmeye çalışarak. "Sen hastanedeyken, o ameliyathane kapısının önünde beklediğimiz saatleri hatırlıyor musun?"
Göğsüme ansızın ağır bir taş oturdu. "Hatırlıyorum abi. Neden açtın şimdi bu konuyu?"
"Ben oradaydım Derin," dedi sesini biraz daha düşürerek. "Annem oradaydı. Ama orada sadece biz yoktuk. Karşı dairedeki o komutanın, Tolga'nın... O kapının önündeki halini gördüm. Aslında en baştan senin hakkaaride ne işin var o da ayrı bir soru ama neyse"
Sözleri zihnimde yankılanırken sol kolumdaki sargının altı sızlamaya başladı. Gözlerimi kaçırmak istedim ama abim bakışlarını üzerimden bir milim bile çekmiyordu.
"Abi, o... o sadece bölükten bir komutan, arkadaşım, üstüm..." diye geveledim ama sesimdeki o çaresiz kırılma ikimizin de ikna etmeye yetmedi. Ama bu gerçekti benim için bir komutandı
"Bana yalan söyleme," dedi Kaan abim, sesinde kızgınlıktan çok derin bir kırgınlıkla. "O adamın ameliyathane kapısına yumruk atışını gördüm ben. 'Ölemez, uyanacak' diye bağırışını, nizamı da askeri disiplini de hiçe sayıp o koridorda nasıl mahvolduğunu kendi gözlerimle gördüm. Bütün tabur ordaydı ama kimse onun gibi bakmıyordu o kapıya."
Boğazım kurudu. Ne diyeceğimi, kendimi nasıl savunacağımı bilemedim. Abimin bu gerçeği öğrenmesi, kafamın içinde kurduğum en büyük kıyamet senaryolarındemyian biriydi. Ve evde hissettiğim uçurum kenarından frenleri kopmuş bir araba gibi yuvarlanıyordum
"Sen iyileş diye sustum bir hafta boyunca," diye devam etti abim, masaya doğru biraz eğilerek. "Annem fark etmedi, anlamadı. Ama ben salağa yatacak adam değilim Derin. Aranızda ne var sizin? O çizgi ne zaman aşıldı?"
Başımı salladım beni böyle aklına getiremezdi bunu bilmesi beni tanımış olması gerekirdi "abi" dedim ama bu normal bir abi değildi.
"Derin insanca soruyorum yalan dolan istemiyorum abicim sadece öğrenmek istiyorum" dedi ve gerçekten beni tanımıyormuş gibi konuşuyordu sinirlerime hakim olamamaktan çok korkuyordum çünkü o benim kanımdı, canımdı ama bu olayı atlattıktan sonrada tolgayla konuşacaktim çünkü onun mallığı yüzündendi bunlar.
"Sakın abi çok ciddiyim sakın, bu düşünceye kapılmış olma ve tatsızlık çıkmasın ne olur" dedim olabildiğince sakin olarak.
"Peki ne olduğunu en başından anlat ki böyle düşünmeyeyim derin tamam mı?" Dedi "mesela sorularıma yanıt ver neden Hakkari'desin neden bizim haberimiz yok, Tolga senin nasıl komutanın koskoca dünyada ona mı düştü" yemin ederim bende aynısını düşündüm abi diye geçirdim içimden "ve en önemlisi neden bu kadar ağladı anlat derin, dökül yoksa ben anladığım şekilde kalırsam yerim bu kafayı anlat güzelim hadi"
Abimin bu bakışları beni yerin dibine sokmaya yetiyordu zaten kafedeki bütün sesleri susturdum ve abime odaklandım. Gözlerimi abimden kaçırmadan dikleştim. Onu kaybetmekten, beni yanlış anlamasından ölesiye korkuyordum ama sinip geri çekilmek bir teğmene yakışmazdı.
"Beni dinleyeceksen, lafımı kesmeden dinleyeceksin abi," dedim, sesimdeki titremeyi bastırıp o askeri kararlılığı tonuma yansıtarak. "Bana öyle yabancıymışım, tanıyamıyormuşsun gibi bakmayı da bırak. Ben senin kardeşinim."
Kaan abim çenesini sıktı, başını hafifçe sallayarak konuşmamı bekledi.
"İlk sorundan başlayayım," dedim, ellerimi masanın üzerinde birleştirip. "Hakkari meselesi... Size tayinim ilk çıktığında söyleyemedim. Annemi biliyorsun abi, 'gitme, istifa et, vazgeç' diyecekti. Ki bunlarıda geç bende gelmeden saatler önce öğrendim hatta oradaki timin, tim komutanımın bile haberi yoktu nasıl olur diye şaşırdı özel ve gizli bir görevdi taki şu ana kadar. Sana yemin ederim ki hangi time gideceğimi, nereye gideceğimi, ne görevi yapacağımı bile helikopterde elimdeki dosyadan yalan yanlış öğrendim. Sonrasında bana lojmanda kalmam için bir yer ayarlandı bir araba falan neyse çok açıklamadan şöyle anlatayım izin verildi izin günü acil bir çağrıyla toplandık yeni timimi bile o an gördüm ki sonrasında Tolga abiyi gördüm tüm komutanımızmış her şey tahmin edemeyeceğim bir hızla gerçekleşti. Buraya kadar tamam mı?" Dedim abim başını sallayınca devam ettim.
"Sonra görevlere çıktık falan sonrada ben yaralandım işte bu yani" diye kestirdim çünkü Tolga abi beni seviyormuş hatta bunca yıl o yüzden arayıp sormamış demek istemiyordum.
Abim derin bir nefes aldı ve gözlerini gözlerime kitledi. "Pek inandırıcı gelmedi teğmenim," dedi abim, sesindeki o sert askeri tonu ilk defa tamamen bana yönelterek. Arkasına yaslandı ama gözlerindeki fırtına dinmemişti. "Operasyon kısmını, tayin belirsizliğini bir kenara bırakıyorum. Ama bir komutan, emrindeki bir teğmen yaralandı diye hastane koridorunu birbirine katmaz Derin. 'Ona bir şey olursa hepinizi yakarım' diye bağırıp feryat etmez. Tolga'yı da tanırım, o kadar kontrolsüz bir adam değildir. Karşımda çocuk yok, anlat bana. Gerçekte ne var aranızda?"
Sol kolumdaki sargıyı hafifçe sıktım. Canımın acısı, abimin bakışlarının yakıcılığı yanında hiçbir şeydi.
"Abi..." dedim, sesimi olabildiğince alçaltarak bir şeyleri tam şuan sıçmıştım ve toparlamam gerekiyordu. "Tolga sadece komutanım değil. Çocukluğumuzun geçtiği, aynı mahallede büyüdüğümüz Tolga abi o. Ben o dağda vurulduğumda, kanım onun ellerine bulaştığında bana baktı abi. Benim gözlerimin önünde kayıp gidişimi izlerken komutanlığı falan kalmadı adamın yani kalmamıştır"Sıçtın ve suvama yolunda ilerliyoraun derin aferin "Bir canını, çocukluğunu kaybediyor gibi hissetti. Hepsi bu. Yani bide bu adam annesini kaybetti benide kardeşi gibi görüyor o yüzdedir."
Kaan abim çenesindeki kasları sıktı. Parmaklarını masaya ritmik bir şekilde vururken bakışları uzağa, kafenin camından dışarıya kaydı. Uzun, ezici bir sessizlik oldu. İçimde sanki mermiyi yediğim anki o soğuk terler yeniden birikiyordu.
"Çocukluk arkadaşın..." diye tekrarladı abim, sesi fısıltı gibi ama ağır bir hesaplaşmayla doluydu. "Çocukluk arkadaşın olduğu için mi gözlerinin içi yanıyordu Derin? Ben bir erkeğin bir kadına nasıl baktığını bilmeyecek yaşta mıyım?" Aha gazamız mübarek olsun çünkü şu an benim tam sıçıp güzelcene suvadığım andır arkadaşlar. Kendi kendime kafayı çalıştır derin düşün kızım askersin sen hadi desemde düştüğüm kuyudan asla Mısır'a sultan olarak çıkamayacağım belliydi o yüzden köleliği kabul etmem gerekiyordu.
Kaan abim sandalyesinde biraz daha öne eğildi. Gözlerindeki o keskin, sorgulayıcı ifade bir milim bile gevşememişti. Kafedeki uğultu tamamen kaybolmuş, sanki dünyadaki tek ses abimin masaya periyodik olarak vurduğu parmak tıkırtıları haline gelmişti.
"Kendi kendine ne senaryolar yazıp savunuyorsun zihninde, bilmiyorum Derin," dedi abim, sesi tekinsiz bir sakinlikle çıkarak. "Kardeş gibi görüyormuş... Ben salağa benzer bir hareket yaptım mı şu ana kadar?"
Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Gerçekten de yalana sarıldıkça batıyordum ve abimin karşısında bir teğmen gibi değil, suçüstü yakalanmış bir çocuk gibi çaresiz kalmışım hissi canımı fena yakıyordu.
"Abi..." dedim, sesimdeki o kıvırma çabasını tamamen kenara bırakıp ciddileşerek. "Tamam. Haklısın. Saçmaladım, toparlayamadım çünkü şu an karşımdaki duruşun beni ezip geçiyor."
"Seni ezmek istemiyorum Derin," dedi, ses tonu ilk defa biraz yumuşayarak ama ağırlığını kaybetmeden. "Sadece bana dürüst olmanı istiyorum. Karşı dairede oturan adam benim çocukluktan tanıdığım Tolga. Eyvallah. Ama ameliyathane kapısını yumruklayan, 'Ona bir şey olursa dünyayı yakarım' diye bağırarak gözü dönen adam bir 'abi' ya da 'komutan' değildi. Ben o bakışı bilirim."
Masanın üzerindeki soğumuş çay bardağına baktım. Tamam be kardeşim biliyorsan biliyorsun o bakışı ama ben ne bok yedim hiç bir şey abi ben mi dedim ya neyse artık dürüst olma zamanıydı ve tolga'yı öldürmemesi için Rabbime dualar etmem gerekiyordu.
"Şimdi bana söz ver" dedim ama dahada kötüleşiyordu
Derin bir nefes verip "söz derin"dedi.
"Abi ben geldikten sonra Tolga abi beni gördüğü ilk andan beri tanımıyormuş gibi yaptı sonra bir gün Çarşı izninde karşılaştık bende takip ettim. Hiç bir amacım yok sadece neden görmezden geliyor diye sonra konuştuk falan ben dedim en azından Merve ablayı arasaydin falan diye biraz bağırdım çünkü cevap vermiyo falan sonra" dedim sonrası bok gibiydi ben bile onu boğmak istiyordum "sonra abi bu dediki seni seviyorum bende ittirdim nasıl yaparsın ne hakla fala-"
"Öldüreceğim onu geberticem" diyerek ayaklaaya başladı abim kolundan tutup tekrar oturtmaya çalıştım.
"Abii dur bı hani söz vermiştin parlama bide ne demek öldürmek ya burası dingonun ahırı değil devlet var yasa var kendine gel otur şuraya" dedim ama beni dinlemiyordu ayaklanıp kapıya doğru neredeyse koşar adım gitti peşinden bende giderken hesap aklıma geldi geri dönüp bi iki yüz lira bıraktım ve kapıdan çıkarken hala bana bakan insanları görünce "verdiğimiz rahatsızlık için çok özür dilerim kusura bakmayın" diyerek kapıyı açtım ve abimin peşinden koştum arabanın önüne gelince bir elimle omzundan ittirir gibi yaptım. Dışarda olduğumuz için biraz daha bağırdım "abiiii yeter kendine gel"
"Ne demek yeter?" dedi abim, sesindeki öfke o kadar yoğundu ki gözleri adeta alev saçıyordu. Aracın kapısını açmak için uzattığı eli havada asılı kaldı, dönüp doğrudan bana baktı. "Bana bak Derin! Adam sen senelerce onu 'abi' bilip saygı duyarken arkandan iş çevirmiş, yetmemiş gibi üniformasının, rütbesinin arkasına saklanıp senin kafanı karıştırmış! Üstüne bir de hastanede şov yapar gibi 'Ölemez' diye yeri göğü inletiyor! Sen neyin kafasındasın kızım, ben buna nasıl göz yumayım?!"
"Abi bak, dışarıdayız! Millete rezil oluyoruz, bir dur allah aşkına!" dedim,sağ elimle ceketinin kolunu olabildiğince sıkı kavrayarak. "Söz verdin sen bana masada! 'Parlama' dedim, söz verdin! Ne değişti şimdi?"
"Ne mi değişti?" diyerek acı bir kahkaha attı. "Lafa bak ya! Ben masada olay 'çocukluk arkadaşı korumacılığı' sanıyordum Derin! Adamın sana karşı niyetinin bu olduğunu duyunca hangi abi yerinde durur soruyorum sana?! Yıllarca gözümüzün önünde büyüdü o ırz düşmanı, ailemizin içine girdi.Yazıklar olsun lan! Onun belasını sike- Çekil derin"
Abim hışımla arabanın kapısını açmaya çalıştı önünde olduğum için beni ittirmek istedi ama hamlesi sol kolunu tutup ittirmek olduğu için gerilemek zorunda kaldım eli yaraya değdiği an beynime elektrik verilmiş gibi oldu abimi tutan sağ elim hemen diğer koluma gitti
"AHH" Dedim dişlerimi sıkarak.O acı çığlık sokağın ortasında buz gibi bir yankı uyandırdı. Dişlerimi birbirine öyle bir kenetledim ki çene kemiklerim sızladı, gözlerimden istemsizce bir damla yaş fırladı. Sol kolumdaki dikişlerin çekilmesi, o etime saplanan sıcak sızı beynime kurşun gibi oturdu. İki büklüm olup sağ elimle sol kolumu korumaya çalışırken nefesim kesilmişti.
Kaan abim, elinin yarama çarptığı o anı ve ağzımdan çıkan o acı dolu feryadı duyduğu an sanki yıldırım çarpmışa döndü. Bütün o gözü dönmüş öfkesi, hırsı ve ateşi saniyeler içinde buharlaşıp yerini dondurucu bir pişmanlığa bıraktı.
"Derin!" dedi, sesi titreyerek.
Yüzündeki o sert ifade bir anda yerle bir olmuş, gözleri korkuyla açılmıştı. Öfkeyle kalkan elleri bu kez havada titredi, ne yapacağını bilemez bir halde panikle etrafımda dönmeye başladı.
"Derin, özür dilerim... Vallahi bilerek olmadı, yemin ederim görmedim kızım, istemeden oldu!"
Gözünden tek bir damla yaş süzülürken hemen önümde diz çöktü. Dokunmaya bile korkarak, ellerini sargılı kolumun etrafında havada tuttu.
"Çok mu acıdı? Hastaneye dönelim hemen, yürü, bin arabaya geri gidiyoruz!"
"D-dur..." dedim, nefesimi düzene sokmaya çalışarak. Görüşüm acıdan bir anlığına bulanıklaşmıştı ama derin derin nefes alıp kendimi zorladım. "Tamam... Geçiyor. Bir anlık sızlama sadece, zorlama kendini."
"Ne geçmesi Derin, rengin attı!" dedi abim, sesi neredeyse ağlamaklı çıkıyordu. Sinirlerim kolumdaki ağrıyla hat safhaya ulaştı. Derin bir nefes alıp sağ elimle azcik abimi ittirdim.
"Evet rengim attı" diye bağırmaya başladım "çünkü sabahtan beri sana dur diyorum dinle diyorum ama hiç birini yapmıyorsun abii" acıyla bir nefes daha Almaya çalıştım "ya bide öldürecem diyorsun neyi kimi öldürüyorsun ya he senin ve onun bu saçma düşünceniz yüzünden biriniz mezara, biriniz mapusa düşecek ben bende bok yoluna meslekten ihraç edilecem. Ya sana bir saattir dinle diyorum ya dinlee" kolumdaki Ağrı biraz daha artınca konuşamadım arabaya sırtımı verip yere iyicene oturdum acı gecsin diye derin nefesler alıp verdim.
Sokağın ortasında, arabanın kaportasına sırtımı yaslayıp soğuk kaldırıma çöktüğümde abimin gözlerindeki o hırsın tamamen sönüşünü, yerini dehşet dolu bir çaresizliğe bırakışını izledim. Bağıran sesim, sokaktaki uğultuyu kesip atmıştı. Sol kolumdaki zonklama omzuma doğru yayılırken, gözlerimi kapatıp alnımı sağ dizime yasladım ve derin, ritmik nefesler almaya çalıştım.
Abim önümde dizlerinin üzerine çöktü. Bütün o heybetli, öfkeli duruşu ufalanıp gitmişti. Ellerini bana doğru uzattı ama değmeye korkarak birkaç santim ötede tuttu.
"Derin... Tamam abicim,tamam konuşma," dedi, sesi o kadar kırgındı ki sanki mermiyi yiyen ben değil de kendisiydi. "Kalk hadi kaldırımdan, kurban olayım kalk. Tamam, dinleyeceğim. Yemin ederim tek bir laf etmeyeceğim, sadece kalk."
"Kalkamıyorum şu an abi, dur iki dakika," dedim, fısıltı gibi çıkan sesimle. "Başım dönüyor zaten."
Abim gözlerini kapatıp küfretti kendine. Ellerini yüzüne bastırıp derin bir nefes aldı. Bütün o korumacı ağabey öfkesinin, kardeşine zarar verme korkusu karşısında nasıl yok olduğunu görmek canımı ağrımdan daha çok yaktı. Birkaç dakika sokağın ortasında, sadece benim düzensiz nefeslerim ve abimin pişmanlık dolu sessizliği kaldı.
Sızı biraz hafifleyip zonklamaya dönüştüğünde sağ elimle arabadan destek alarak kıpırdandım. Abim anında belimden ve sağ kolumdan tutup beni tüy gibi havalandırdı, zorlamadan arabanın koltuğuna yerleştirdi. Emniyet kemerini bu kez sanki kolum pamuktanmış gibi özenle taktı.
Sürücü koltuğuna geçtiğinde arabayı çalıştırmadı. Direksiyona iki eliyle sarılıp alnını dayadı.
"Ben..." dedi, sesi boğuk çıkıyordu. "Ben sadece seni korumak istedim Derin. O herifin seni bu duruma düşürmesi, kafanı karıştırması... Hastanede seni o halde görünce, üstüne bir de bunları duyunca beynim attı. Ama sana zarar verdim. Kendi ellerimle canını yaktım."
"Abi," dedim, sağ elimle kolumu sıkarak. "Seni anlıyorum. Yemin ederim anlıyorum. Ama ben çocuk değilim, teğmenim ben. O dağda tek başıma kararlar alıyorum. Tolga'nın ne hissettiği ya da ne söylediği onun problemi. Ben çizgimi çektim, bitti. Senin gidip bunu bir gurur meselesine dönüştürmen sadece ortalığı yakar. Annemi düşün, Ece'yi düşün. En çok da beni düşün. Benim iyileşmeye ihtiyacım var, sizin kavganıza değil. Bide ayrıca bir anda esip gürlemeseydin ben sözümü bitirecektim zaten, bana öyle diyince ben zaten ona her şeyi söyledim alacağı cevabı çok iyi aldı o günden sonra da ağzına almadi o kelimeyi hastane mevzusuda yaralıyım bilincim yamuk yumuk yanımda bir abi gibi durdu ameliyat masasını bilemem yani kusura bakmayın o an öteki tarafla uğraşıyordum bir şeyler demiştir belki ama şuda bir gerçek ben beni sevme diyince bir anda silip atamaz beraber büyüdük en azından bunun yüzünden atamaz, zararı kendine benlik bir sorun yok ki zaten senlikte olmasın mümkünse abi" dedim belki biraz ağırdı ama beni bu kadar yanlış anlamasına göz yumamazdım
" Lütfen eve gidelim artık şu yaraya bir bakayım evde hadi" dedim ağrıdan azıcık gözlerim kapanıyordu.
"Eve falan değil hastaneye gidelim belki dikişlerin attı tekrar dikiş atarlar" dedi abim
"Abi gerek yok sadece o an acıdı şuan iyiyim bi sıyrık zaten bir şey yok" dedim çünkü şuan gayet iyiyidim sızlama vardı ama normaldi yani
Abim dikiz aynasından bakıp "derin hastaneye gidicez. Belki önemli bir şey oldu, dikişlerin zorlandı. Sen kendine bakmazsın zaten, umursamazsın. O yüzden önce bir hastaneye gidilecek, oradakiler bir bakacak."
"Hayır abi," dedim net bir sesle, kaşlarımı hafifçe çatarak. "Ben iyiyim. İyi olmasam söyler, gidelim derdim zaten. Ben de mal değilim herhalde, dinlenme süremi uzatacak kadar bilinçsiz hareket etmem. Gerek yok hastaneye falan."
Abim dikiz aynasından bana baktı, derin bir nefes verip pes eder gibi direksiyonu sıktı. "Tamam Derin, tamam..." dedi ama sesindeki kırgınlık ve gerginlik hâlâ duruyordu.
O andan sonra ikimizden de tek bir kelime çıkmadı. Arabanın içini ağır, huzursuz bir sessizlik kapladı. Yol boyunca ne o bir şey söyledi ne de ben lafa girdim. Eve geldigimizde annemler evde değildi lojmanı turluyorlardı belkide abim salona geçti bende odama üstümü değiştirdim sonra bir yorgunluk çöktü daha nerdeyse ilk görevlerimden böyle bir hata yapıp yakalanmam bana 1 aya patlamıştı. Ve daha ilk günden bok yolunda ilerliyordu. Belkİ sonrasında başka bir birliğe bile gönderilebilirdim belkide olmazdı ama düşünmeden de edemiyorum.
Ben böyle düşünürken kapi çaldı "gir" dedim gelen tabikide abimdi bide bu konuyla uğraşmak zorunda kalmıştım ağlamak yeter demek istiyordum artık.
Abim elinde pansuman malzemeleri, batikon ve gazlı bezle içeri girdi. Yüzü hâlâ gergindi ama gözlerindeki o mahcup ve endişeli ifade duruyordu.
"Otur şöyle," dedi yatağı işaret ederek. "Hastaneye gitmedin madem, en azından şurada bakayım yarana."
"Tamam abi, ben hallederim," dedim yatağın kenarına ilişirken. "Çok bir şey yok zaten. Bir şey olmadığı için abartmaya gerek yok, acımıyor şimdi de."
Abim dinlemedi bile. "Bir otur şuraya Derin," dedi emir verir gibi ama sesi kısıktı. Yanıma diz çöktü, ev haliyle giydiğim kısa kollu tişörtümün sol kolunu yavaşça yukarı doğru katladı. Sargının bantlarını söküp bezi açmaya başladı. Sargı açıldığında ikimizin de gözü dikişlere kaydı. Sargı bezinin iç kısmına ufak bir kan sızmıştı; taze, kırmızı bir damla... Dikişlerden biri zorlanıp hafifçe sızlatmıştı.
Abim kanı görünce çenesini sıktı. "Al işte... Bak, dikişin zarar görmüş!" dedi kızgınlıkla karışık bir vicdan azabıyla.
Hiçbir şey demedim, başımı öne eğip dikişime baktım sadece. Abim komodinin üzerindeki batikonlu pamuğu alıp yaraya yaklaştırırken ellerinin hafifçe titrediğini gördüm. Pamuğu açık dikişin üzerine yavaşça bastırdı.
Batikonun o keskin, yakıcı sızısı etime işlediğinde istemsizce gözlerimi kapatıp derin bir nefesi içime çektim. Açık yaraya sürülen tentürdiyot kurşundan daha çok yakıyordu o an.
Abim bedenimin kasıldığını görünce pamuğu çeker gibi oldu. "Özür dilerim," dedi net ve kısa bir tonla. Yetişkin iki kardeşin arasında olması gerektiği kadar düzgün bir özürdü bu. Titreyen elini toparlayıp pamuğu kenara koydu, bakışları yüzüme kaydı. Tolga meselesini yeniden açacak gibi oldu.
" Abi yeter saçmalama artık ya hangi abi kardeşine sargı yapıyor dizi demiyiz ben hallederim"dedim, elindeki pansuman malzemelerine uzanarak. "Askersin, teğmensin diyorsun ama sanki ilkokulda düşüp dizini kanatmış küçük kız çocuğun varmış gibi davranıyorsun. Bak kendim halledebiliyorum, çık sen lütfen."
Kaan abim elimi geri itmedi, ama elindeki gazlı bezi de yavaşça yatağın kenarına bıraktı. Yüzündeki o sert ama içi oyulmuş ifadeyle bana baktı. Birkaç saniye hiçbir şey söylemedi. Göğsü hızla kalkıp iniyordu; bir yanda abilik içgüdüsü ve öfkesi, diğer yanda benim bu katı ve geri adım atmayan duruşum arasında sıkışıp kalmıştı.
"Ben sadece..." dedi, sesi ilk defa bu kadar yorgun çıkarak. Devamını getirmedi. Malzemelerin kutusunu komodinin üzerinde bıraktı, dizlerinin üzerinden doğrulup ayağa kalktı.
"Tamam," dedi başını hafifçe sallayarak. "Tamam Derin, sen hallet."
Odadan çıkarken adımları ağırdı. Kapıyı tamamen kapatmadı, aralık bıraktı. Ben de derin bir nefes alıp masanın üzerindeki yeni sargı bezini ve batikonlu pamuğu elime aldım. Kendi sargımı kendim sararken, bu bir aylık istirahat süresinin ne kadar zor geçeceğini bir kez daha çok net anladım
Ama bi ağırlık çöktü üstüme abimi itmiştim kendimden, sadece beni düşünüyordu ama aynı konularıda açıyordu. Bı an içimden bir ses ya baban olsaydı o ne yapardı tolga'ya veya bu durumda ne yapardı dedi
Aklımdan geçen o düşünce, giden adımların sessizliğinde göğsüme apayrı bir ağırlık gibi oturdu.
Babam... Babam yaşasaydı ne yapardı?
Tolga’ya ne derdi, Kaan abimin bu haline nasıl bakardı, benim şu halimi görünce canı nasıl yanardı? Babam olsaydı belki Kaan abim bu kadar tek başına, bu kadar yük altında hissetmezdi kendini. Bütün o koruma içgüdüsünü, evi ve kardeşlerini çekip çevirme sorumluluğunu omzunda tek başına taşımak zorunda kalmazdı. Belki de abim Tolga’ya kızarken sadece bir ağabey olarak değil, babamın yokluğunda bana siper olmaya çalışan bir aile reisi gibi refleks veriyordu. Bütün bu öfkenin, esip gürlemenin altında asıl yatan şey beni kaybetme ya da zarar görmemi izleme korkusuydu.
Batikonlu pamuğu yarama bastırırken gözlerim doldu. Sadece acıdan değil; abimi o kadar yorgun, çaresiz ve geri çekilmek zorunda kalmış bir halde odadan gönderdiğim için pişmanlıkla karışık bir sızı doldu içime. Sadece beni düşünüyordu, evet aynı konuları açıp durması canımı sıkıyordu ama niyeti kötü değildi.
Sargı bezini koluma dolamayı bitirip bantladım. Tişörtümün kolunu indirdim. Aklımdaki o ses susmuyordu: Babam olsaydı abimden önce belkide o döverdi tolga'yı, belki abim karşı çıkar babam sessiz kalırdı.
Gözlerim iyice dolmuştu yavaş yavaş süzülüyordu yaşlar herkese esip gurlerken kendi kendime kaldığımda içine çöken bu boktan histen ne yaparsam yapayım kurtulamıyordum artık askerdim ama hala bir bok olmamıştım sag dirseğin dizimde başımda elimin üstünde yere bakarak ağlamaya başladım
Sessizce yere bakarak ağlarken gözyaşlarım parkeye damlamaya başladı. "Asker oldun da ne oldu?" diyordum kendi kendime. Dışarıya karşı dimdik duran, dağda fırtına gibi esen o teğmen, odasında yalnız kaldığında küçücük bir kız çocuğuna dönüşüyordu sanki. Herkesle, her şeyle savaşabilirdim ama kendimle savaşmamıyordum.
Bı anda sol kolumun üst kısmında kendine doğru çeken abimle irkildim ne ara gelmişti haberim bile yoktu kendine doğru çekip başımı omzuyla göğsü arasında durdurdu.
"Noldu lan niye ağlıyorsun"
"Yok bir şey ya sadece biraz acıdı ondan bişi yok sen ne ara geldin"
"Acıdan ağladığına inanmamı beklemiyorsun herhalde," dedi abim, sesi artık tamamen durulmuş, kırgınlığının yerini o tanıdık, şefkatli ağabey tonu almıştı. Göğsüne daha da sıkı bastırdı başımı. "Ağla... İçine atıp duruyorsun. Bırak biraz da ağla."
Saçlarımı okşarken derin bir nefes çekti içine.
"Ben eşikte bekliyordum aslında," diye fısıldadı. "Beni kovdun ama içim rahat etmedi. Kapının arkasından o sessiz sessiz içinin çekildiğini duyunca dayanamadım girdim içeri."
Başımı göğsünden hafifçe kaldırıp yüzüne baktım. Gözlerim kıpkırmızıydı.
"Bir şey yok abi valla ya bı an böyle ağlayasım geldi"
"Derin emin misin he, bana pek öyle gelmiyor noldu söyle artık"
"Hiç ya uyumak istiyorum sadece" dedim çünkü kendimle çözemediğim bir mevzuyu bir başkasıyla abimde olsa çözemezdim.
"Tamam peki öyle olsun" dedi abim sonra ayaklandı bende yatağa uzandım abim tam kapıdan çıkarken
"Şe- şey saçımı okşar misin" en son ne zaman okşamıştı hatırlamıyorum ama kimseye söylemesemde uyurken saçımın okşanması hoşuma gidiyordu.
Yavaşça yanıma uzandı bende kafamı göğsüne koydum narin narin okşamaya başladı saçlarımı bir şey söyleyim mi prensesler gibiydim.
Yavaş yavaş uyurken "abii" dedim efendim dercesine bir mırıltı çıkardı.
"Bir şey yapma olur mu tolga'ya bide özür dilerim seni kird-" devamını getiremeden gözlerim kapandı zorla tekrar denedim "özür dilerim abi" dedim
"Bişi yok hadi uyu artık" diyerek saçlarımdan öptü. Uzun zaman sonra uyuduğum en güzel uykuya kendimi bıraktım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

15okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18