İntikam Yemini kitap kapağı

29. bölüm / 40

İntikam Yemini

Bölüm 28

Vaveyla Yazarı: Elara Ates

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 40Şu an: Bölüm 28
  1. 1 giriş78 kelime
  2. 2 1. bölüm734 kelime
  3. 3 2. bölüm1.176 kelime
  4. 4 Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker! Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd’i... Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi...625 kelime
  5. 5 Bazı başlangıçlar vardır hiç istenmeyen bir sonla biter bazı başlangıçlar vardır hiç hatırlanmayan bir sonla biter618 kelime
  6. 6 5. bölüm2.762 kelime
  7. 7 6. bölüm1.465 kelime
  8. 8 7. bölüm2.021 kelime
  9. 9 8. bölüm991 kelime
  10. 10 9. bölüm1.293 kelime
  11. 11 10 bölüm877 kelime
  12. 12 11 bölüm586 kelime
  13. 13 12. bölüm1.557 kelime
  14. 14 13. bölüm448 kelime
  15. 15 14. bölüm1.337 kelime
  16. 16 15. bölüm1.599 kelime
  17. 17 Sen askersin KATİL DEĞİL!779 kelime
  18. 18 tolga'nın kayıbı1.230 kelime
  19. 19 “Ölüm, bir aynadır; herkes kendi yüzünü orada kaybeder.” Necip Fazıl Kısakürek1.155 kelime
  20. 20 “Bir yüz silindi hayatımdan, aynalar bile eksik artık. Gidenin ardından kalan şey, susmayı öğrenmiş bir varlık.” — Cahit Sıtkı Tarancı631 kelime
  21. 21 20. bölüm1.214 kelime
  22. 22 21. bölüm1.147 kelime
  23. 23 Canavarlarla savaşan dikkat etmelidir ki kendisi de bir canavara dönüşmesin.1.511 kelime
  24. 24 Bölüm 231.713 kelime
  25. 25 Bölüm 24293 kelime
  26. 26 Bölüm 25849 kelime
  27. 27 Bölüm 261.273 kelime
  28. 28 Yüzün bir sis bulutu, silinmiş hafızamdan,Lakin kokun vurur geçer, en derin yaramdan1.587 kelime
  29. 29 Bölüm 283.397 kelime · Okuduğun bölüm
  30. 30 "Sana bir şiir okurdum, anlardın.Şimdi bir şehir uzaktasın,Bütün şehirler gibi.Sen artık bir anısın." Özdemir Asaf3.308 kelime
  31. 31 "Beni öyle bir yalansız sev ki ki,İçindeki bütün yalanlar bana gelsin.Bir gün ölüm düşerse akına,Senin yerine benim canım verilsin." Ümit Yaşar Oğuzcan6.240 kelime
  32. 32 Bölüm 313.007 kelime
  33. 33 Bölüm 324.937 kelime
  34. 34 "Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber...Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber?Kal, dedi, daha vaktin var,Tamamlanacak çok davan var." Necip Fazıl Kısakürek5.189 kelime
  35. 35 Bölüm 344.755 kelime
  36. 36 Bölüm 354.135 kelime
  37. 37 Bölüm 366.525 kelime
  38. 38 Bölüm 372.489 kelime
  39. 39 Bölüm 384.632 kelime
  40. 40 Bölüm 395.134 kelime

Koltuğun bütün şeklini almış bir şekilde uyandım saat sabahın beşiydi sadece üç saatlik uykuyla uyanmıştım eskiden ikide yatıp beşte kendi kendime uyanacam he yoook öyle bir şey hiç olmadı ama şimdilerde saat 3 bile olsa uyanırım neyse bu gün yapicak işlerim daha resmi bide boş günümken biraz Hakkariyi gezme gibi planlarım vardı
İlk başta kalkıp güzelcene yatak odasına giriştim dün genel olarak mutfak ve salonu toplamıştım canım anam bu hallerini görse kesin ağlardı yaa işte anam öyle olmuyor neyse bu kadar dram yeter hemen yorganları söktüm çarşafları çıkardım falan saat 8 oldu sonra mutlu mutlu mutfağa ilerledim bı güzel kahvaltı hazırlamaya başladım telefonda da rast gele bir müzik açtım bu anda girdi İbrahim Tatlıses
Kara üzüm habbesi le le lele canım
Göğnüm sevmez herkesi esmersen güzelsin
Ahoo dedim kendi kendime yani bizde kendi çapımızda birileriydik öyle her zaman sert durmuyorum yani biraz ellerimi kıvırdım biraz sallandım falan sonra salatalıkları güzelce yıkayıp soydum doğradım en son sandalyeye oturup bide çay döktüm kendime
Bir saat kadar kahvaltı bulaşık arasında oylandiktan sonra odama geçip üstümü giyindim siyah boğazlı bir kazak altına mavi bir baggy üstüne kaban geçirdim. En son aynadan bakıp şalımın bozulan tepesini düzeltim kapının önünde ayakkabılarımı giydim silahımı aldım ve çıktım evden
İlk işim askeriyeye gitmek ve bir kac tane imza atmak olacaktı araba ısınırken iki gündür annemi aramadigim aklıma geldi hemen aldım telefonu elime aradım annemi bir çaldı iki çaldı üçüncüde açtı kurban olduğum
"Yavrumm" dedi hemen sesinden anladığım kadarıyla sorguya çekilecektim
"Annem kusura bakma arayamadim bir kaç işlerim vardı o yüzden"
"Yok kuzum önemli değil sen iyimisin hiç mesaj da atmadın"
"İyiyim ya bişi yok dediğim gibi işlerim vardı o yüzden siz napıyorsunuz Ece, abim falan nasıl"
"İyiyiz kızım abin de iyi Ece biraz hasta ortalığın hastalığı ama bişi yok hatta ona vereyim mi konuşur musun?"
"Ver ver" konuşurken lojmandan çıkmış karargaha doğru yol almıştım
"Ablaaa" diye bağırdı Ece sesi biraz yamulmus gitmiş yani
"Napiyon lan geçmiş olsun hasta mı oldun?"
"Evet abla ya bizim sınıftaki bir tane kız abi salak ya neyse bak kız geldi önüme oturdu arkasını dönüp duruyor ya dedimki bak benim bağışıklığım biraz düşük çok yaklaşma tamam falan diyor da yok yani neyse o yüzden bulaştı ya"
Güldüm bu anlatışına "e hap falan içmedin mi iç de kalk hemen ayağa"
"İçiyorum ya da faydası yok" derken arkadan annemin sesi geldi "kızım yeter işi vardır belki ablanın"
"İşin var mı abla?"
"Malesefff var"
"Yavv işin yokken arada konuşalım ya neyse hadi bay bay anneme veriyorum"
"Hadi görüşürüz dikkat et kendine" telefonu anneme verdi sonra
"Kuzum işin varsa hallet sen sonra gene ararsın ben aramıyorum nerdesin rahatsız etmemek için sen bulduğun boşlukta ara" onaylayıp kapattık zaten karargaha gelmiştim içeri girdim imzaları attım ve şöyle biraz dolandıktan sonra çıkarken komutanı gördüm hemen esas duruşa geçip"teğmen derin Tekkurt emredin komutanım" dedim
"Ne işin var burada ben sana izin vermedim mi?"
"Bir kaç tane imza atmam gerekti komutanım o yüzden"
"Tamam onları gelincede halledebilirdin bir daha aklında bulunsun git dinlen şimdi"
" Emredersiniz komutanım" dedim ve komutan gitti bende arkasından takip ettim sonra komutanın yanına biri geldi sırtından gördüm ikiside çıkışa ilerliyordu burnuma bir koku çarptı gene Deniz ve odunumsu koku aklım bı anda karşı dairedeki adamın kokusuyla karşılaştırdı aynı kokuydu onlar sağa bende sol tarafa gittim acaba o bu muydu eğer buysa şimdiden uyuz olmuştum yani sadece merhaba diyecektim kapıyı yüzüme çarpmasına gerek yoktu arabaya bindim ve merkeze ilerledim biraz arabayla dolandıktan sonra bu kafeye oturdum
Bir tane ice latte sipariş ettikten sonra telefonla ilgilendim kafedeki karmaşa sesler beynimin Karman çorman olmasına sebep oldu. Kulaklığımı takıp gelen kahvemi yudumladım
Derken telefonum titredi ve üste bir numara düştü ilk başta başımı telefondan kaldırıp etrafa bir göz attım her şey olabilirdi sonra daha fazla kurcalamadan açtım telefonu
"Alo"
Sert bir erkek sesi vardı telefonun diğer ucunda "Teğmen derin Tekkurt?"
"Benim dinliyorum"
"Teğmenim, İzin iptal. Tomris Albay emretti, 15 dakika içinde karargahta, olmanız gerekiyor. Derhal harekete geçin."
"Anlaşıldı komutanım"
Telefonu kapattığım an masadaki ice latte’ye baktım. Daha yarısına bile gelmemiştim ama Yüksekova’da asker olmanın birinci kuralı buydu: Plan yapmayacaksın. Kahveden son bir yudum alıp kulaklığı hızlıca cebime tıkıştırdım, masaya parayı bırakıp fırladım.
Arabanın kapısını açıp kendimi sürücü koltuğuna attığımda kalbim ritmini arttırmaya başlamıştı bile. Lojmana gidip üzerimdeki sivil kazağı, baggy pantolonu saniyeler içinde çıkardım. Üniformamı giyerken ellerim otomatikte çalışıyordu; postalların bağcıklarını sıktım, belime silahımı taktım, şalımı alelacele düzeltip kapıdan fırladım.
On beş dakika dolmadan karargahın koridorlarında postal seslerim yankılanıyordu. Tomris Albay’ın makam odasının kapısına vardığımda derin bir nefes alıp üstümü başımı son kez kontrol ettim ve kapıyı sertçe çaldım.
"Gir
Albay'ın makam odasının kapısını çalıp içeri girdiğimde Tomris Albay tek başınaydı. Sert ve vakur duruşuyla doğrudan gözlerimin içine baktı.
"Derhal hazırlanıp hangara geç Teğmenim," dedi tek bir kelime bile fazla etmeden.
"Emredersiniz komutanım!" Diyip çıktım hemen silahların bulunduğu odaya dalıp Çelik yelegimi giydim şarjörlerim doldurdum bütün kontrollerimi yapıp silahımı alıp çıktım
Hangara doğru adımlarımı atarken içimde tuhaf bir huzursuzluk vardı. Ağır demir kapıyı itip içeri girdiğimde tim hazır kıta dizilmişti. Hepsi iri yarı, sert bakışlı özel operasyon askerleriydi... Ve aralarındaki tek kadın bendim. Duruşumu hiç bozmadan, başım dik bir şekilde gidip sıranın en başına geçtim.
Çok geçmeden ağır adım sesleriyle birlikte Tomris Albay içeri girdi. Yanında uzun boylu Dalyan gibi bir asker vardı gözlerimi yüzüne kitleyip odaklandım siyah saçlı kahverengi gözlü biriydi yüzü çok tanıdıktı ancak biraz hatırlamam zordu.
Tomris Albay gür sesiyle timin karşısında durdu:
"Asker! Yeni tim komutanınız Kıdemli Üsteğmen Tolga Alabey. Yardımcısı ise şimdilik Teğmen Derin Tekkurt. Daha iyi şartlarda, daha sakin bir zamanda tanışmanızı isterdim ama burası Yüksekova. Şimdilik bu duruma ve birbirinize alışın, çünkü fırtına koptu!"
"Tolga Alabey" komutan bu ismi söyledikten sonra her şey yeni oturmuştu bütün taşlar olmaması gereken anda kendi yerini bulmuştu tam düşüncelerimin ortasında bir koku ilişti burnuma o koku...
İmza atmaya geldiğimde albayın yanında duran lojmanda karşı dairemde kapıyı yüzüme kapatan ve en son burada komutanım olan o koku benim geçmişime aitti aile bildiklerime sevdiklerime aitti oydu Asuman teyzeyi kaybettikten sonra 6 yıldır haber alamadığım ilk görevimi aldığım andan beri araştırdım bulmaya çalıştığım Tolga abiydi
Ve o an kulaklarımda Tolga abi’nin yıllar önce söylediği o cümle yankılandı:
“Yolda görsen yönünü değiştir, komutanın olursam emrime uy geç, geçmişi kurcalama…”
Sanki dizlerimin bağı çözülür gibi oldu, başım hafifçe döndü. Bir an sendeler gibi hissettim ama asla, dışarıya zerre renk vermedim. Çenemi sıktım, omuzlarımı dikleştirdim, bakışlarımı milim kaydırmadım. Dışarıdan bakıldığında çelik gibi bir teğmendim ama zihnim fırtınalarla boğuşuyordu.
Albay’ı dinlemeye çalışıyordum ama beynim asla izin vermiyordu. Bir filmin ortasına düşmüş, geçmişe gitmiş gibiydim. Arkadan zihnime sürekli aynı ses geliyordu: “Komutanın olursam emrime uy geç…” Gözümün önünden geçen sahneler ise geçmişe aitti: Birlikte koşturduğumuz, yemek yediğimiz, sarıldığımız, ağladığımız ve daha nicesi...
"Anlaşıldı mı asker?!"
Tomris Albay’ın gür sesiyle irkilerek kendime geldim. Tim tek bir ağızdan gürledi: "Sağ ol!"
O andan sonra her şey bir film şeridi gibi hızlandı. Saniyeler içinde kendimizi helikopterin içinde, Yüksekova'nın o donuk, karanlık ve heybetli dağlarının üzerinde bulduk. Pervane sesleri kulakları tırmalarken helikopterin içindeki kimseden tık çıkmıyordu. Tolga Üsteğmen tam karşımdaki koltukta oturuyordu. Bakışları sertti, bana bakarken gözlerinde en ufak bir duygu kırıntısı bile yoktu. Sanki o küçükken peşinden koştuğum, yıllardır izini sürdüğüm adam değildi; karşımda sadece görevine odaklanmış buz gibi bir komutan duruyordu.
İntikal, arama, tarama ve nihayetinde sıcak temas...
Çatışmanın ortasında, aranan o terörist şerefsizlerden birini kıskıvrak yakalayıp zırhlı aracın arkasına fırlattık. Ancak tam o sırada diğerleri etrafımızı sarıp araca ateş açmaya başladı. Mermiler zırhlı kapılara çarpıp sekereken Tolga ile ben aracın arka kapılarını açıp kendimize siper yaptık. Sol kapıda Tolga, sağ kapıda ben... Dışarıya mermi yağdırıyorduk. Sadece aracın etrafında ikimiz vardık tim mağaranın içini boşaltıp temizliyordu bizde bu şerefsizi alıp geri onların yanına gidecektik
Aracın içindeki kelepçeli şerefsiz, dışarıdaki çatışmanın gürültüsü arasında sırıtarak bana baktı:
"Oo... Dağlarda böyle güzeller de mi varmış? Kimin yamuklususun kız sen, kim yiyor seni?"
O an dünya bir saniyeliğine durdu. Kim mi yiyordu beni orospu çocuğunun kurduğu cümleye bak
Sol kapıdaki komutanın gözlerinin karardığını, adama doğru hamle yapmak için bir adım attığını gördüm. O da kendini zor tutuyordu ama ben Ondan önce davrandım. Kendimi bir hışımla zırhlı aracın içine attım. İlk başta yakasından tutup sarstım
"Sen ne diyorsun ulan OROSPU ÇOCUĞU!"
Geçirdiğim ilk yumrukla birlikte aracın içinde feci bir DUNK! sesi yankılandı. Ses dışarıya, mermi seslerinin arasına bile taştı. Adamın kafası arkadaki demir aksama çarpıp gözleri kaydı, bilincini kaybetti. Hırsımı alamayıp suratının ortasına bir tane daha patlattım.
Tolga kapının eşiğinde durmuş, çenesi seğirerek bana bakıyordu. Ettiği o kadar laftan sonra bana laf geçirememenin, üstüne bir de o adamı komalık etmemin stresi yüzünden okunuyordu. Kendi de adamı parçalamak istiyordu ama komutanlık duruşunu bozmamak için tutuyordu kendini.
"Teğmen! Gel buraya, tamam!" dedi sert ama kontrolünü zor sağlayan bir sesle.
Derin bir nefes alıp üstümü başımı düzelttim. Aracın içinden çıkıp Tolga’nın karşısında durdum. Adam beni hatırlamıyormuş, geçmişi yok sayıyormuş gibi davranıyorsa, ben de profesyonel kalacaktım. Buradui ne yeriydi nede zamanı çatışmanın ortasında bunu düşünemezdim zaten
"Özür dilerim komutanım," dedim buz gibi bir sesle.
Tolga gözlerimin içine derin ve hırslı bir bakış fırlattı.
"Sonra halledeceğiz. Geç çalışmaya devam et, buradan çıkmamız lazım!" Sonrasında eli kulakligina gitti "Aras hızlı bir şekilde araca doğru intikal edin Baskın yedik sadece derin teğmen var yanımda eğer siz 5 dakika içinde gelemezseniz ayaz'ı yolla şerefsizin sağlık durumuna bakması lazım" dedi
Telsizden kulağıma "emredersiniz komutanım" sesi geldi gozumu dürbünden ayırmadan sıkmaya devam ettim ancak bitmiyordu
Üç dakika içerisinde bizimkilerin silah sesi geldi arkadan temizlemeye başlamışlardı teröristler sıkıştıkları çin en son kaçmaya başladılar bizim tim karşı taraftan koşmaya başladı en önde Ayaz vardı gelip tolga'nın karşısında durdu tam ağzını açıcakken Tolga "geç içeri bak şu yolunu siktigimin Şerefsizine" dedi bı an gözlerim büyüdü ilk defa küfür ettiğini duymuştum ayaz ikiletmeden direkt içeri atladı
Ayaz tek bir kelime bile etmeden zırhlı aracın içine atlarken, timin geri kalanı aracın etrafında emniyet çemberi oluşturdu. Mermi sesleri dağların arasında yankılanıp yavaşça kesilirken geriye sadece Yüksekova'nın o dondurucu rüzgarı ve genzi yakan barut kokusu kalmıştı.
Tolga Üsteğmen, tüfeğini emniyete alıp derin bir nefes verdi. Şakaklarında biriken ter damlaları ayazda donacak gibi duruyordu. Bakışları sert, mesafeli ve tamamen görev odaklıydı. Karşısındaki teğmenin kim olduğuyla değil, görevin pürüzsüz bitmesiyle ilgileniyordu.
"Durum ne Ayaz?" diye seslendi Tolga, sesi bir komutanın olması gerektiği gibi net ve soğuktu.
Aracın içinden Ayaz'ın sesi geldi: "Gözü kaymış, burnu elinde kalmış komutanım. Teğmenim öyle bir oturtmuş ki şuur kapalı ama nabız var. Karargaha kadar dayanır."
Timdekilerden Aras Astsubay hafifçe sırıtarak bana baktı. "Teğmenim, siz Tunceli’de boksu hobi olarak mı yapıyordunuz yoksa meslek mi değiştirdiniz?"
Çenemi dikleştirip gözlerimi dürbünden ayırmadan cevap verdim: "Hak edene hak ettiği dilden konuşuyoruz Astsubayım."
Tolga araya girerek Aras’a sert bir bakış fırlattı. "Geyik yapmayı kesin. Aras, aracı sen sürüyorsun. Kelepçeliyi arkaya sabitleyin. Birlikte karargaha dönüyoruz, helikopter bizi bekleme noktasından alacak. Hareket edin!"
"Emredersiniz komutanım!"
Herkes seri adımlarla pozisyon alırken ben de zırhlı aracın yan kapısına doğru ilerledim. Tolga yan kapağa geçip emniyeti sağlarken yanından geçip içeri adım attım. Ne bir laf etti ne de bakışlarını üzerimde tuttu.
Araca bindiğimde sırtımı soğuk metale yaslayıp derin bir nefes verdim. Parmak boğumlarım adamın suratına geçirdiğim yumruktan dolayı hafifçe sızlamaya başlamıştı. Karargaha giden yol boyunca kimse konuşmadı. Zırhlı aracın motor gürültüsü ve dışarıdaki fırtınanın sesi hakim kılıyordu ortamı. Düşüncelerimi, geçmişi ya da kişisel meseleleri tamamen zihnimin arkasına ittim. Şu an sadece bir teğmendim ve ilk görevimi başarıyla tamamlayıp karargaha dönüyordum. Konu bu kadar netti.
Araba karargahın nizamiyesinden içeri girdiğinde Yüksekova'da havanın iyice karardığını fark ettim. Bizi karşılayan askeri inzibatlar teröristi araçtan alıp sorgu odasına götürürken, Tomris Albay helikopter pistinin kenarında bizi bekliyordu.
Aras ve tim araçtan inip esas duruşa geçti. Ben de hemen Tolga'nın iki adım gerisinde yerimi aldım.
Tomris Albay gözlerini üzerimizde gezdirdi. Bakışları Tolga'dan bana, sonra da burnu kan revan içinde götürülen teröriste kaydı. Yüzünde belli belirsiz sert bir onaylama belirdi ama hemen ciddiyetini geri takındı.
"Temiz iş," dedi gür sesiyle. "Sorgu ekibi içeride hazır. Üsteğmen Tolga, raporu hazırlayıp odama getir. Teğmen Derin, seninle de lojman ve tim uyumu hakkında konuşacaklarımız var. Şimdilik üstünüzü değiştirip dinlenin. Yarın uzun bir gün olacak."
"Sağ ol!"
Albay arkasını dönüp karargah binasına doğru ilerlerken Tolga asker selamı verip arkasını döndü. "Dağılabilirsiniz" diyerek sert adımlarla binaya doğru yürüdü.
Kabanımın yakalarını kaldırıp rüzgara karşı yürürken ben de soyunma odasına doğru yöneldim. Yorgundum ama görev tamamlanmıştı.
Soyunma odasının kapısını itip içeri girdiğimde ortamda sadece çalışan ısıtıcının hafif uğultusu ve kendi derin nefeslerimin sesi vardı. Ağır ve soğuk çelik yeleğimi omuzlarımdan indirip masanın üzerine bıraktım. Şarjörleri, teçhizatları tek tek söküp yerine dizerken parmak boğumlarımdaki hafif sızı bana araçtaki o şerefsizi hatırlattı. Aynaya doğru baktığımda, yüzümde hafif barut izleri ve gözlerimde günün tüm yorgunluğuna rağmen sarsılmamış bir kararlılık gördüm. Kafamda tek bir düşünce bile barındırmamaya kararlıydım. Lojmana dönüp sadece dinlenmek istiyordum.
Karargah binasından çıkıp dondurucu Yüksekova ayazına adım attığımda, lojman bloğuna doğru yürümeye başladım. Etrafta devriye gezen nöbetçi askerlerin bot sesleri ve rüzgarın ıslığı dışında hiçbir şey yoktu. Lojman merdivenlerini üçer beşer çıkıp kendi katıma ulaştığımda adımlarım istemsizce karşı dairenin kapısına kaydı. Zifiri karanlıktı. Tolga hâlâ Albay’ın odasında rapor yazıyor olmalıydı.
Cebimden anahtarı çıkarıp kapımı açtım ve içeri girdim. Ev, bıraktığım gibi sessiz ve sııcacıktı. Botlarımı çıkarıp koridora adım attığımda omzumdaki yükün yavaşça hafiflediğini hissettim. Mutfağa geçip kendime sıcak bir bitki çayı demledim. Bardaktan yükselen buharı izlerken salonun penceresinden dışarıdaki karanlık dağlara baktım.
Çayımı bitirip banyoya geçtim. Üniformami çıkartıp sıcak suyun altına girdiğimde günün bütün barut kokusu, dağların tozu ve kaslarımdaki o sert gerginlik suyla birlikte akıp gitti. Banyodan çıkıp üzerime rahat bir eşofman takımı geçirdim. Yatağıma uzanıp uyumaya çalıştım
Sabah saat 05:30’da alarmın sesiyle gözlerimi açtım. Saniyeler içinde toparlanıp jilet gibi üniformamı giydim, tabancamı kontrol edip şalımı düzelttim. Botlarımı bağlayıp evden çıktım.
Tam merdivenlere doğru yönelecekken karşı dairenin kapısı açıldı. Tolga, üzerinde jilet gibi üniforması ve elinde evraklarla dışarı adım attı. Kapısını kilitleyip arkasını döndüğünde göz göze geldik. Yüzünde yine en ufak bir duygu kırıntısı bile yoktu.
Anında topuklarımı birleştirip esas duruşa geçtim: "Emredin komutanım!" Tolga bana doğru bir adım attı. Bakışları üzerimde kısa bir an gezindikten sonra soğuk, keskin ve tamamen disiplin odaklı sesi merdiven boşluğunda yankılandı "Karargahtan çıkarken almanız gereken operasyon değerlendirme evraklarını masada bırakıp çıkmışsınız Teğmen. Bir daha böyle bir sorumsuzluk istemiyorum. Yarım saat sonra brifing odasında eksiksiz hazır olun."
Hiçbir kişisel yakınlık, hiçbir geçmiş hatırlatması yoktu. Sadece görevini yapan ve disiplinden taviz vermeyen sert bir komutan vardı karşımda.
Gözlerimi bir milim bile kaydırmadan, sesimdeki çelik gibi ciddiyeti koruyarak cevap verdim:
"Emredersiniz komutanım! Bir daha tekrarlanmayacak."
Tolga tek bir kelime daha etmeden yanımdan geçip sert adımlarla merdivenlerden aşağı inmeye başladı. Arkasından bakarken duruşumu bozmadım.
Burada sadece bir teğmendim, o da komutanımdı. Ve görev başlıyordu.
Aracıma bindiğimde o çoktan gitmişti ama ben algılayamıyorum neden bu kadar hızlı silip attığını neden geçmişine sahip çıkmadığını anlayamıyorum ya benim burada olmama sebep olan kişi bile kendisiyken neden böyle ya abimdi o benim ufak bi açıklama bile yapmadı neden niye bütün sorular cevapsızdı boğazıma bir yumru ile sürmeye devam ettim arabayı ağlayamıyordum bile hiç bir şey bu kadar olmamalıydı.
Askeriyeye gelip arabamı Park ettim hızlı bir şekilde toplanma odasına gittim sonra timle beraber brifing odasına gittik yerlerimize oturup komutanları bekledik.
İlk Tolga geldi hepimiz esas duruşa geçtik tolgada baş selamı verip "oturun" dedi.
Up uzun bir masa vardı masanın sol başında Tolga sağ başında ben vardım karşı karşıya oturuyorduk kolum masanın üstünde ellerim ise birbirine kenetlenmiş şekilde vücudum dik duruyordum gözlerim gözlerine kitliydi oda bana bakıyordu
İçimden bir ses geldi biraz uzaklardan "Lan gerizekalı karşındaki komutan mal senin Tolga abin değil karşındaki üsteğmen Tolga mal napiyon çek şu bakışlarını gerçekten uyuz oluyorsa yazar dilekçeni verir üstlerine yakar atar askerliğini mal"
Bi an mantıklı geldi yapar mıydı belki hattaa yapabilirdi artık tanımıyordum ki bilmiyordum onu
İçimdeki o mantıklı sesin tokatı zihnimde yankılanırken gözlerimi Tolga’nın üzerinden milim kaydırıp masadaki haritaya sabitledim. Bakışlarımı çekmemle birlikte derin, sessiz bir nefes verdim.
Saniyeler sonra ağır kapı bir kez daha açıldı. İçeri giren Tomris Albay ile birlikte timdeki herkes aynı anda ayağa fırlayıp esas duruşa geçti:
"Sağ ol!"
Tomris Albay masanın tam ortasındaki ana koltuğa doğru ilerlerken eliyle "Oturun" işareti yaptı. Bakışları sert, tavrı her zamanki gibi tam bir askeri otoriteydi. Herkes yerine oturduğunda odadaki hava dondurucu bir ciddiyete büründü.
"Gözümüz aydın," diye söze başladı Albay, gür ve tok sesiyle. "Dün gece zırhlı aracın arkasında pert ettiğiniz şerefsiz sabaha karşı dile geldi. Sorgu ekibi ihtiyacımız olan ilk bilgileri söktü aldı."
Albay başıyla Tolga’ya işaret verince Tolga oturduğu yerden doğruldu. Elindeki lazer işaretçiyi duvardaki devasa Yüksekova ve sınır hattı topoğrafik haritasına tuttu. Kırmızı nokta doğrudan Sarp Kayalıklar denilen bölgeye kilitlendi.
"Dün paketlediğimiz teröristin verdiği bilgiye göre," dedi Tolga, sesi odanın içinde buz gibi çınlıyordu. "Örgütün bölgedeki mühimmat deposu ve lojistik aktarma noktası bu mağarada. İçeride ağır silahlar ve mühimmat var. Görevimiz: Bölgeye gizlice sızmak, mühimmatı imha etmek ve alanı temizlemek."
Lazer işaretçiyi yavaşça haritanın kuzeyindeki dar kanyona doğru kaydırdı.
"Arazi çok engebeli. Helikopter bizi doğrudan tepeye indiremez, tespit ediliriz. Bu yüzden sızma planımız iki aşamalı olacak."
Gözlerini masadakilerin üzerinde gezdirdi:
"Öncü ekibimiz Serhat Başçavuş ve Aras, ana gruptan bir saat önce intikale başlayacak. Arazide iz sürerek güvenli hat oluşturacaklar. Biz ana tim olarak onlardan bir saat sonra helikopterle indirme bölgesine geçip arkalarından sızacağız."
İntikal düzenini harita üzerinde tek tek göstererek anlatmaya devam etti:
"Arazideki yürüyüş düzenimiz şöyle: En önde Murat Üsteğmenim ve ben komutayı çekeceğiz. Teğmen Derin, bizim hemen arkamızda merkez hatta ilerleyecek. En arkada ise Ayaz ve Batuhan artçı emniyeti alarak arkamızı kollayacak. Hava sıcaklığı eksi on beş derece. Ayaz ve tipi var. Taktiksel disiplinden milim sapılmayacak. Herkes görevini anladı mı?!"
Tim tek ses gürledi: "Anlaşıldı komutanım!"
Tomris Albay oturduğu yerden kalktı. Yüzündeki ifade tamamen çelikten yapılmış gibiydi. "Hata istemiyorum çocuklar. Fırtına arkamızda değil, önümüzde. Öncü ekip hemen hazırlansın, ana tim 50 dakika sonra piste çıksın. Dağılabilirsiniz!"
"Sağ ol!"
Herkes seri hareketlerle sandalyelerini geriye çekip ayağa kalktı. Şapkalarını takıp odadan çıkmaya başlarken ben de adımlarımı kapıya doğru yönelttim. Tam kapının eşiğinden geçeceğim sırada Tolga’nın arkamdan gelen soğuk sesi adımlarımı kesti:
"Teğmen Derin, kal."
Timdekiler çaktırmadan kısa bir an bana bakıp odadan çıktılar. Kapı arkalarından kapandığında koca brifing odasında sadece ikimiz kalmıştık. On sekiz yaşındaki çocukluğum, altı yıldır aradığım adam ve şu anki komutanım...
Arkamı dönüp esas duruşta durdum.
"Emredin komutanım."
Tolga masasındaki dosyaları toplamaya devam ederken yüzüme bakmadan konuştu. Sesi alçak ama odadaki bütün havayı emip bitirecek kadar ağırdı:
"Çatışma esnasında kişisel hırslarını, öfkeni veya geçmişini o sahaya taşırsan... Sadece kendini değil, arkandaki adamları da yakarsın."
Sözlerini bitirip kafasını kaldırdı. Kahverengi gözleri doğrudan, buz gibi bir soğuklukla gözlerimin içine çivilendi. Yüzünde ne bir nefret ne de bir sevgi vardı; sadece askeri bir uyarı.
"Tunceli’deki dosyanı inceledim Teğmen. Son bir buçuk yıldır yaptıklarını, operasyonlardaki sert müdahalelerini tek tek okudum. Bayağı bir icraatın varmış, kafanın dikine gitmeyi seviyorsun. Ama fevri hareketlerini burada biraz indirmen gerek. Burası Tunceli değil, burası Yüksekova ve sen benim timimdesin! Ben benim timimde böyle fevri hareketler yapan adam istemem. Anlaşıldı mı?"
‘Çok normal insansın ya sen!’ diye geçirdim içimden, bakışlarımı milim bile oynatmadan. ‘Dünyadaki tek fevri insan benim zaten! Sanki kendisi çok sakin, çok kuralcı bir adammış gibi bir de bana laf yetiştiriyor...’
İçimdeki o hırçın sesi bastırıp yüzümdeki çelik gibi ciddiyeti bir an olsun bozmadım. Tekrar komutanımı dinlemeye odaklandım. Göğsümü kabarttım, çenemi dikleştirdim.
"Anlaşıldı komutanım!"
Brifing odasından çıkar çıkmaz zamanla yarışımız başladı. Serhat Başçavuş ile Aras, öncü ekip olarak bizden bir saat önce fırtınanın ve tipinin içine daldı. Bir saat sonra helikopter pervanelerinin gürültüsü kulaklarımızı patlatırcasına yankılanırken, tim olarak indirme bölgesine ayak bastık.
Hava eksi on beş dereceydi; dondurucu ayaz adeta tenimizi kesiyordu. Tipinin göz gözü görmediği sarp patikalarda, fırtınaya karşı diz boyu karda ilerlemeye başladık. En önde Tolga Üsteğmen ile Murat Üsteğmen komutayı çekiyor, ben onların hemen arkasında merkez hatta adımlarımı basıyordum. En arkada ise Ayaz ile Batuhan gözlerini bir an bile kırpmadan artçı emniyetini sağlıyordu.
Yaklaşık üç saat boyunca dondurucu soğukta arazide iğneyle kuyu kazar gibi ilerledik. Sonunda mağaranın bulunduğu derin kanyona ulaştığımızda öncü ekibimiz Aras ile buluştuk. Mağaranın girişi ve etrafındaki nöbetçiler tam karşımızdaydı. İçerideki devasa mühimmat deposunu tek tek elle imha etmekle vakit kaybetmeyecektik.
Tolga Üsteğmen hemen telsize geçti. Lazerle hedef işaretlemesini yapıp karargaha koordinatları bildirdi:
"Gölge’den Karargaha. Hedef kilitlendi, hava unsurlarını yönlendirin."
Dakikalar sonra gökyüzünü yaran o heybetli gürültü duyuldu. İki F-16, kanyonun üzerinden alçak uçuş geçerek lazerle işaretlediğimiz mağarayı tam isabetle yerle bir etti. Patlamanın şiddetiyle dağlar sallandı, mağara girişindeki mühimmat deposu zincirleme patlamalarla havaya uçtu.
Bombardımandan hemen sonra patlamadan sağ çıkıp kaçmaya çalışan terörist unsurlar dışarı dökülünce çatışma başladı. Tolga ve Murat Üsteğmen liderliğinde kaçış yollarını tuttuk. Çember daraldı, kaçmaya çalışanların tamamı kısa sürede etkisiz hale getirildi.
İki gün boyunca bölgedeki diğer olası kaçış hatlarını tarayıp arama-tarama faaliyetini tamamladıktan sonra karargaha döndük. Üzerimizdeki barut ve çamur kokusuyla, yorgunluktan ayakta duramayacak haldeydik. Tomris Albay timin karşısına geçip gür sesiyle emretti:
"Bu gün çarşı izni! Herkes dinlensin, kafa toplasın."
"Sağ ol!"

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

12okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18