13. bölüm / 40
İntikam Yemini12. bölüm
Bölümler 40Şu an: 12. bölüm
- 1 giriş78 kelime
- 2 1. bölüm734 kelime
- 3 2. bölüm1.176 kelime
- 4 Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker! Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd’i... Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi...625 kelime
- 5 Bazı başlangıçlar vardır hiç istenmeyen bir sonla biter bazı başlangıçlar vardır hiç hatırlanmayan bir sonla biter618 kelime
- 6 5. bölüm2.762 kelime
- 7 6. bölüm1.465 kelime
- 8 7. bölüm2.021 kelime
- 9 8. bölüm991 kelime
- 10 9. bölüm1.293 kelime
- 11 10 bölüm877 kelime
- 12 11 bölüm586 kelime
- 13 12. bölüm1.557 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 13. bölüm448 kelime
- 15 14. bölüm1.337 kelime
- 16 15. bölüm1.599 kelime
- 17 Sen askersin KATİL DEĞİL!779 kelime
- 18 tolga'nın kayıbı1.230 kelime
- 19 “Ölüm, bir aynadır; herkes kendi yüzünü orada kaybeder.” Necip Fazıl Kısakürek1.155 kelime
- 20 “Bir yüz silindi hayatımdan, aynalar bile eksik artık. Gidenin ardından kalan şey, susmayı öğrenmiş bir varlık.” — Cahit Sıtkı Tarancı631 kelime
- 21 20. bölüm1.214 kelime
- 22 21. bölüm1.147 kelime
- 23 Canavarlarla savaşan dikkat etmelidir ki kendisi de bir canavara dönüşmesin.1.511 kelime
- 24 Bölüm 231.713 kelime
- 25 Bölüm 24293 kelime
- 26 Bölüm 25849 kelime
- 27 Bölüm 261.273 kelime
- 28 Yüzün bir sis bulutu, silinmiş hafızamdan,Lakin kokun vurur geçer, en derin yaramdan1.587 kelime
- 29 Bölüm 283.397 kelime
- 30 "Sana bir şiir okurdum, anlardın.Şimdi bir şehir uzaktasın,Bütün şehirler gibi.Sen artık bir anısın." Özdemir Asaf3.308 kelime
- 31 "Beni öyle bir yalansız sev ki ki,İçindeki bütün yalanlar bana gelsin.Bir gün ölüm düşerse akına,Senin yerine benim canım verilsin." Ümit Yaşar Oğuzcan6.240 kelime
- 32 Bölüm 313.007 kelime
- 33 Bölüm 324.937 kelime
- 34 "Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber...Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber?Kal, dedi, daha vaktin var,Tamamlanacak çok davan var." Necip Fazıl Kısakürek5.189 kelime
- 35 Bölüm 344.755 kelime
- 36 Bölüm 354.135 kelime
- 37 Bölüm 366.525 kelime
- 38 Bölüm 372.489 kelime
- 39 Bölüm 384.632 kelime
- 40 Bölüm 395.134 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yatağımın üstünde zıplayan eceyle açtım gözümü ben uyanınca yere atladı sinirlenmemek elde değildi “ece napıyorsun ablam” hemen savunmaya geçti “abla valla tolga abi dedi kalksın işimiz var dedi valla” dediği anda kapı tıkladı “hadi ya sen ama uykucuymuşsun kalk artık” dedi tolga abi. Anlamadığım bir halde kalktım eceyi dışarıya kovaladım üstümü giyindim başımı örttüm ve bende çıktım elimi yüzümü falan yıkadım ardından tolga abi
“ günaydında gün bitti gün” dedi kolundaki saati göstererek bende elimdeki telefona baktım saat daha sabah sekizdi ne olmuş olabilir de beni bu saate uyandırdı yani “hem sen spor yapmıyon mu yürü bu gün bende senle gelcem” ya gerçekten bir şey olmalıydı ben daha doğrusu biz bu kadar yakın mıydık?
Yani sorguluyordum şuan her şeyi mesela niye benim bu kadar arkamda duruyorlardı niye bu kadar ilgileniyorlardı bi rahat mı olsalar anlamıyordum hiçbir şey anlamıyordum daha fazla uğraşmadım giydim spor ayakkabılarımı bekledim o önden indi bense arkadan yürüdük biraz yakınlardaki bir spor salonuna geldik girdik içeri ama sadece biz vardık
“niye bu kadar boş” sorgularca baktım suratına “sabah olduğu içindir” dedi olabilirdi
“ilk ne yapacaksın?” diye sordu benimse yüzümde malca bir surat vardı bilmiyordum “abicim sen şınav falan çekmiyor musun? Bir programın yok mu” yoktu benim tek yaptığım koşuydu arada şınav falan kafama göre takılıyordum sonra ısın dedi Isınma falan derken zaten vücut sinyal vermeye başlamıştı ama Tolga Abi’nin yüzünde en ufak bir “tamam” yoktu.
“Ring değil,” dedi birden.
“Önce güç. ”Demiri gösterdi. “Barfiks.” İçimden sövdüm ama ses etmedim. Zıpladım, tuttum Bir, iki, üç dördüncü yarım kaldı. “İnme,” dedi. “Devam.”
“Abi olmuyor,” dedim dişlerimin arasından. “Olmuyor diye bir şey yok,” dedi “Olana kadar deniyorsun var.” Bir tane daha zorladım çenem demire yaklaştı ama geçmedi. Bıraktım yere indiğimde kollarım bildiğin boştu.
“Şınav,” dedi hiç ara vermeden pozisyon aldım. Yirmiye kadar saymadı bile “Dirsek, Nefes.” Her kelimesi ayrı batıyordu otuzda kollar çöktü göğsüm yere değdi.
“Derin,” dedi. “Kalk.” Sinir bir anda patladı. “Yeter ama ya!” dedim ayağa fırlayarak. “Ben senin eğitim verdiğin askerlerden değilim.” Bir an durdu Gözlerini üstümden çekmedi. Sonra çok sakin ama çok aşağıdan alan bir tonla konuştu. “Zaten değilsin,” dedi “Ve şunu iyi dinle. ”Bir adım yaklaştı. “Benim yetiştirdiğim aslanların, şu an yaptıkların dişinin kovuğuna bile yetmez. Abartma.” O cümle tam yerine oturdu can yakmadı sanma. Yaktı.
“Ne yani?” dedim. “Beni küçük mü görüyorsun?”
“Küçük değilsin,” dedi. “Ham ’sın.” Bu daha beterdi ringin iplerini tuttu, içeri girdi. “Eğer bunu hazmedemiyorsan,” dedi, “çık kapı orada.”
“ben onlar değilim zaten onlara verdiğin eğitimi bana veremezsin biraz insan olabilirsin mesela” durdum kaşlarım çatıldı “ya da en azından emir vermene gerek olmayabilir”
“Ne dedin sen?” dedi. Geri adım atmadım.
“Yanlış duymadın,” dedim. “Sen askerlik kafasıyla gelmişsin. Her şeyi emir, baskı. İnsan gibi konuşmayı denesen ölür müsün?” Bir adım attı bana doğru.
“İnsan?” dedi. “Ne yani,” diye devam etti, sesi yükselmeden ama keskinleşerek “sen insansın da onlar hayvan mı?”
“ ben öyle demedim biraz daha normal davrana bilirsin dedim” iyice kızışmıştı ortalık anlaya biliyordum bu kadar ileri gitmek istemiyordum ama şu cümlesi her şeyi bitirdi
“tutan yok derin kapı orada abicim çıkıp gidebilirsin” sinirden güldüm öylemi dercesine bir nefes verdim
“öyle mi tutan yok demi yok tutan aynen” durdum ve devam ettim “ tutan var yoksa bende babamın hayrına bir şeyler başarmak istemiyorum keyfimden seçmiyorum bu yolu beni buraya ezmeye mi? getirdin dediğim gibi oradakilere emir verebilirsin ama şuan burada rütbeler konuşmuyor. Komutan, sadece bir abi olacaksan ol olmayacaksan orası ayrı”
“derin ileri gidiyorsun yeter tamam mı yeter” sinirlenmemek için dişlerinin arasında konuşuyordu. “ben abi olmaya çalıştığım için bu yolun seninle ilgili olduğunu bildiğim içi-” devamı gelecekti ama böldüm
“evet ya benimle ilgili ama nedense herkes hala ve hala başkalarının çizeceği bir çizgiymiş gibi görüyor. Neden ya niye bu kadar ilgileniyorsunuz anlamıyorum neden yani niye” kollarımı iki yana açtım “yok derin şöyle yap derin bu yol yorucu derin şunu bil derin bunla yaşa neden ya abi bende bir şeylerin farkına varabiliyorum görüyorum zorsa zor neden bu pof pofllama bırakın ya salın beni bi” dedim cümlem biter bitmez o girdi
“tamam, lan salalım seni madem pof pofluyormuşuz ya salalım anasını satayım ne yapıcan derin he kimse senle ilgilenmesin yanında durmasın napıcan ya” tam konuşmaya başlıyordum ki “bitmedi daha bitmedi” dedi ve devam etti “abi zaten lafı ağzından penseyle alıyoruz hadi beni salla ben ilim ya annen, abin bunlar senin için ellerinden geleni yapıyorlar evet belki çok sıkıyorlar ama sende bizde biliyoruz ki sen o okula alınamazsan hayatın biter bir b planın var mı yok o zaman konuda yok sen başındasın diye sana bunları söylüyoruz annen aynı acıyı yaşamamak için sana bu yolun zorluğundan bahsediyor. Bak, bak” dedi ve tişörtünün kolunu yukarı kaldırdı dikiş izi vardı
“bu daha en hafifi bunu hissetmedim bile o ortamda. Bundan annemin haberi yok daha doğrusu hiç birinden haberi yok, helikoptere bindiğimde arkadaşlar söyledi. Bunu bil diyolar yarın bir kör kurşun saplanır haberin olmaz baban asker olabilir benimde babam askerdi ama o cehennemi görene kadar bu kadar kötü olduğunu ben bile bilmiyordum.”
Bir an durdum haklıydı çok ileri gitmiştim bunu bu kadar çabuk kabullenmek istemiyordum ama öyleydi gösterdiği yara tazeydi sadece sargısı yoktu dikişler hala duruyordu. Devam etmedi yetti bu sözleri gözlerim doldu ama akmadı parçalamıştı içimi anlatabiliyor muyum?
“acıyor mu? Hala” dudaklarımdan aktı gitti bu daha en hafifi demişti Allah bilir daha nasıl yaraları vardır
Kahverengi gözleri bana döndü anlamamışcasına kafasını sağa yatırdı. Bende bir adım yaklaştım koluna dokundum “daha taze acıyor olmalı acıyor demi” sesim çok çocuksu çıkmıştı gözlerini kısa bir süre kapattı ve açtı
“acımıyor” dedi ayaklarım kaymaya başladı ama direniyordum, acıyordu biliyordum ama bunu bilmenin ne bana ne ona bir faydası yoktu
“Tolga abi,” dedim bu sefer sesim titremedi. Daha beteri oldu: boş çıktı. “Az önce söylediklerim…” Duraksadım. “Onları savunacak halim yok.” Başımı kaldırdım gözlerim kaçmadı. İlk defa kaçmadı.
“Ben sana bağırmadım, yani bağırmak istemedim ” dedim. “Ben… Çok saçma çıkıştım sana patladım” Bir nefes aldım. “Ve seni hedef yaptım. Ama yemin ederim ki niyetim seni kırmak değildi” Yutkundum, boğazım yandı. “Bunu hak etmedin.” Bir an sustum. “Özür dilerim. Gerçekten canını yaktım”
Bu sefer kelime gibi değil itiraf gibiydi. Tolga Abi’nin yüzü değişmedi ama omuzları düştü. Sanki yükünü indirdi. “Derin,” dedi. Sesi alçaktı.
Gözlerim doldu bu sefer durduramadım. Ağlamak istemiyordum ama tutmak daha çok can yakıyordu. Tolga abi fark etti bir şey demedi sadece bakışını kaçırdı. Başını başka yöne çevirdi. Çenesini sıktı omuzları gerildi.
“Derin…” dedi. Devamını getirmedi sesindeki o küçük kırılma… İşte orada dağıldım. Gözümden yaş aktı sessizdi hıçkırık yoktu. Ama gerçekti.
Tolga abi bana bakmadı bakarsa dayanamayacağını biliyordu. O da kendini tuttu. Ben bir adım attım
Bir adım sonra bir adım daha hiç konuşmadan yanına geldim ve ben sarıldım kollarımı ona doladım. Sıkıca ama taşırmadan. Kaçmayacak kadar. Başımı göğsüne yasladım şuan ne olduğu umurumda değildi tolga abi ilk başta şaşırdı sonra ise sadece elini sırtıma değdirdi okşamadı bastırmadı sadece değdirdi.
“ben özür dilerim gerçekten çok özür dilerim böyle olsun istemedim yemin ederim” ağlamam gene hızlandı başladı mı asla durmayı bilmiyordu
“Sakin derin sakin ol ağlayacak bişi yok abim” dedi. Burnumdan nefes almaya çalıştım. Hava giriyor gibiydi ama yetmiyordu. “Abi…” dedim sesim neredeyse fısıltıydı “eee ben bayılacak gibiyim bayılmam demi?” şu aralar ağlayınca böyle oluyordum
“Nefese devam etme,” dedi hemen. “Dur ve sakinleşmeye çalış tamam mı abim ” Sesi netti panik yoktu. Elini sırtımda biraz daha sabitledi bu sefer kaçamayacağım kadar. “Bana bak,” dedi masumca “Bayılmıyorsun. Hiç bir şeyin yok ”
Bir nefes daha almaya çalıştım burnumdan. Göğsüm sıkıştı. “Abi olmuyor,” dedim. “Kalbim ağrıyor… Midem bulanıyor.” Yutkundum. “Kusacağım galiba.”
Tolga abi “Tamam,” dedi. “Bırak kusacak gibi olsun geçer, hatta tutma kus. Şimdi yere değil, bana yaslan.” Biraz daha yaklaştı ama beni çekmedi sadece oradaydı. “Bak,” dedi. “Bayılan insan bu kadar konuşamaz. Ne bu çene yav” dedi güldürmeye çalışıyordu ama benim başım zonkluyordu. Gözlerim kararıp açılıyordu.
“ gel şöyle” dedi kenara oturtmak adına adımımı attım ama gerçekten gözlerim kararıyordu sırtımdaki eliyle tutuyordu bende onun sırtını tutuyordum ama daha da sıkı tuttum çünkü ciddi manada başım dönüyordu yavaşça çöktük kenara “Başını koy,” dedi. “Omzuma.”
Tereddüt etmedim. O an düşünmek istemiyordum zaten. Başımı omzuna yasladım. Sertti omzu ama güvenliydi. Başörtüm yana kaydı, düzeltmeye çalışacak gücüm bile yoktu elim ayağım boşalmıştı Tolga abi eliyle hafifçe düzeltti. Özenle. Görmeden.
“Gözlerini kapat,” dedi. “Bakmana gerek yok.” Kapattım. “Nefesini zorlamıyorsun” dedi. “Gelip gitmesine izin veriyorsun. Sakince uyumaya çalış kapat gözlerini.” Bir an sustum. Göğsüm hala sıkışıktı ama artık panik değildi. Yorgunluktu.
“Uyuyamam,” dedim kısık bir sesle. “Uyumak zorunda değilsin,” dedi. “Sadece dinlen.” Elini sırtımda sabit tuttu. Okşamadı. Çekmedi. Gitmedi. Oradaydı. Boğazım yeniden düğümlendi ama ağlamadım başımı biraz daha yasladım.
Abi…” dedim. Sesim benim gibi değildi. Uzak bir yerden çıkmış gibiydi.
“Buradayım,” dedi hemen. Aynı yerden. Kaçmadan.
Başımı biraz daha omzuna bıraktım. Dudaklarım zor hareket ediyordu “Affettin… değil mi?” dedim. Kelimeler birbirine girdi. “Kızmadın bana…”
Tolga abi cevap vermedi hemen. Sanki acele etmek istemedi. Elini sırtımda sabit tuttu. “Derin,” dedi sonra. “Şimdi bunu düşünme ” Kaşlarım çatıldı, bilinçsizce. “Ben… Kırmak istemedim,” dedim. “Sesim çıktı… Kötü oldu.” Bir nefes almaya çalıştım ama yarım kaldı. “Affettin mi abi…”
Tolga abi başını hafifçe bana doğru eğdi. Sesini daha da alçalttı. “Affettim,” dedi netçe. “Çoktan.” Dudaklarım aralandı. Sanki bir şey çözülmüş gibi. “Tamam…” dedim fısıltıyla. “O zaman…” Devamını getiremedim. Başım daha ağırlaştı. Omzuna iyice yaslandım.
“Uyu,” dedi. “Sayıklıyorsun.”
“Gitmesen,” dedim istemsizce. “Burda kalsan.”
“Buradayım,” dedi yine. Aynı cümle. Aynı yer. Elini bir anlığına başımın arkasına koydu. Bastırmadı. Tutmadı. Sadece oradaydı. “Nefes al,” dedi. “Ben sayıyorum. Sen düşünme.” Saymaya başladı. Ben sayıları duymadım bile. Karanlık bu sefer korkutmadı.
Ve sesler…
Yavaş yavaş sustu.
Bölüm etkileşimi
