6. bölüm / 40
İntikam Yemini5. bölüm
Bölümler 40Şu an: 5. bölüm
- 1 giriş78 kelime
- 2 1. bölüm734 kelime
- 3 2. bölüm1.176 kelime
- 4 Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker! Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd’i... Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi...625 kelime
- 5 Bazı başlangıçlar vardır hiç istenmeyen bir sonla biter bazı başlangıçlar vardır hiç hatırlanmayan bir sonla biter618 kelime
- 6 5. bölüm2.762 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 6. bölüm1.465 kelime
- 8 7. bölüm2.021 kelime
- 9 8. bölüm991 kelime
- 10 9. bölüm1.293 kelime
- 11 10 bölüm877 kelime
- 12 11 bölüm586 kelime
- 13 12. bölüm1.557 kelime
- 14 13. bölüm448 kelime
- 15 14. bölüm1.337 kelime
- 16 15. bölüm1.599 kelime
- 17 Sen askersin KATİL DEĞİL!779 kelime
- 18 tolga'nın kayıbı1.230 kelime
- 19 “Ölüm, bir aynadır; herkes kendi yüzünü orada kaybeder.” Necip Fazıl Kısakürek1.155 kelime
- 20 “Bir yüz silindi hayatımdan, aynalar bile eksik artık. Gidenin ardından kalan şey, susmayı öğrenmiş bir varlık.” — Cahit Sıtkı Tarancı631 kelime
- 21 20. bölüm1.214 kelime
- 22 21. bölüm1.147 kelime
- 23 Canavarlarla savaşan dikkat etmelidir ki kendisi de bir canavara dönüşmesin.1.511 kelime
- 24 Bölüm 231.713 kelime
- 25 Bölüm 24293 kelime
- 26 Bölüm 25849 kelime
- 27 Bölüm 261.273 kelime
- 28 Yüzün bir sis bulutu, silinmiş hafızamdan,Lakin kokun vurur geçer, en derin yaramdan1.587 kelime
- 29 Bölüm 283.397 kelime
- 30 "Sana bir şiir okurdum, anlardın.Şimdi bir şehir uzaktasın,Bütün şehirler gibi.Sen artık bir anısın." Özdemir Asaf3.308 kelime
- 31 "Beni öyle bir yalansız sev ki ki,İçindeki bütün yalanlar bana gelsin.Bir gün ölüm düşerse akına,Senin yerine benim canım verilsin." Ümit Yaşar Oğuzcan6.240 kelime
- 32 Bölüm 313.007 kelime
- 33 Bölüm 324.937 kelime
- 34 "Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber...Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber?Kal, dedi, daha vaktin var,Tamamlanacak çok davan var." Necip Fazıl Kısakürek5.189 kelime
- 35 Bölüm 344.755 kelime
- 36 Bölüm 354.135 kelime
- 37 Bölüm 366.525 kelime
- 38 Bölüm 372.489 kelime
- 39 Bölüm 384.632 kelime
- 40 Bölüm 395.134 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Günümüz: ANKARA
“Ben kapatıyorum kızım yemek vakti geldi uğraşamam senle”
“Ya abim daha gelmedi soramadım ona da söyle şu sorunun cevabını yarına yetiştirmem lazım hadi abi yaa”
Bib bibi…
“Öküz söylese ölürdü sanki napıcam şimdi ben of of” diye derdime yanarken annemin derdi başkaydı “derin gel hadi yemek yiyeceğiz kızım”
“tamam, anne” dedim açtım kapıyı çıktım odadan ev mis gibi kokuyordu seda sultan gene döktürmüştü mutfağa yöneldim içerden ecenin sesi geliyordu girdim içeri geçtim masaya tam oturuyordum zil çaldı
“Ben bakarım” diye ece atlayınca oturdum sandalyeme.
Kapının açıldığını duydum
“Abim gelmiş” dedi Ece, sesi baya sevinçliydi
Az sonrada abim göründü kapıdan üzerinde montu elinde sırt çantası vardı. Saçları dağınıktı yüzünde hafif bir yorgunluk vardı.
“nasılsınız yav ” dedi annemin yanağından öperken
“Farkındayım, biraz geç kaldım ama trafik vardı ” Annem hemen atladı “hadi elini yüzünü yıka da, yemek soğumadan gel” dedi abimse “tamamdır sultanım” deyip gülümsedi.
Ben kafamı çevirdim hala bozuk suratla oturuyordum ama çok sevgili abim yanımdan geçerken saçımı karıştırdı.
“Ne oldu sana yine yüzün sirke satıyor hanımefendi?”
“Hiç” dedim
“Hiç diyorsan kesin vardır bir şey” dedi kendi kendine teşhisi koymuştu
Biraz sonra abim elini yüzünü yıkayıp geldi ve oturdu sandalyeye Ece'nin derdi gene başkaydı
“Abi lunaparka gidicez demi”
Abim “bakalım bu hafta sonu mesai var gibi olmazsa gideriz”
“tamam, ama bak gidelim geçen hafta da gitmedik zaten” diye yükselince annem girdi “Tamam, başlama yine gidersiniz. Hadi yiyin soğutmayın”
Abim bana döndü ve “Ee ne olduğunu söyleyecek misin artık”
“Yok bişey” dedim yine
“yok, bişey” dedi beni taklit ederek. “Sen var ya, söyle oğlum işte uzatma Ne oldu, birimi canını sıktı ?”
“Yarın sunumu var ya abi” dedi Ece ağzı doluyken. “hangi konuda yapacaktın abla?”
Başımı salladım “Yapacağımda ne anlatacağıma karar veremedim”. Abim bir kaşını kaldırdı. “Sunum konusu neydi?”
“Hayallerimiz ve hedeflerimiz…”
Birden sofrada kısa bir sessizlik oldu. Sadece kaşık sesleri yankılandı.
Abim başını salladı “çocuk musun kızım siz 12. Sınıfsınız bu ne böyle saçma sapan ”
Haklıydı ama benim mevzum başkaydı
Bir anlığına masanın sesi uzaklaştı. Annemin kaşığı tabağa çarptı Ece hala ekmekle oynamaya devam ediyordu, ama artık ben başka bir yerdeydim.
“Hayallerimiz ve hedeflerimiz”
Bu cümle kafamda yankılandı. Ve birden o gün geldi gözümün önüne. Babalarımızın cansız bedenini göğe kaldıran o sessizlik, o son bakış, o yemin…
“Asker olacağız… Ne olursa olsun” demiştik birbirimize. Ben o sözü verirken bu kadar büyüyebileceğimi düşünmemiştim bile. Büyüyünce her şey geçecek gibi gelmişti acılar, kayıplar hepsi bitecek gibi gelmişti küçük Derine ama tam tersi oluyormuş insan büyüyünce boğazındaki yumru da büyüyormuş o acıların, o kayıpların, o sessizliğin altında ezilip kalıyormuş.
“Derin” dedi bir ses kafamı kaldırdığımda abim bana bakıyordu.
“hı bir şey yok ya aynen de napayım ödev işte” dedim
Yemek bittiğinde herkes dağılmıştı annem bulaşıklara boğulmuş, ecede koltukta tabletine bakıyordu abimse balkondaydı. Dışarı bakarken bir sigara yaktı. Aslında annem izin vermez ama abim “Balkondayken sayılmaz” derdi
Sessizce yanına gittim. O dönüp bana bakmadı sadece “Üşürsün” dedi
“Düşünüyorum da bu sunum biraz fazla anlamlı oldu sanki benim için”
“Belli” dedi “Yüzünden anlaşılıyor zaten”
Omzumu silktim “Herkes doktor olacağım, mühendis olacağım diyor. Ben asker mi diyeceğim şimdi. Dalga geçerler.”
Abim gözlerini bana çevirdi “Dalga geçerlerse de, seni anlayamadıkları içindir. Sen önce kendine inan gerisi gelir.”
Başımı salladım ama pek eminde değildim
“Derin” dedi bu sefer sanki bir şeyleri kavramamı istiyormuş gibi “O söz… Çocuklukta verilmiş olabilir ama anlamı hala seninle yaşıyorsa, o zaten büyümüştür. İnsan bazen çocukken verdiği sözleri tutarak büyür ve şunu unutma o söz büyüdüyse artık bir yemindir.”
Gözlerim doldu. O hiçbir şey demedi. Sadece sigarasını söndürdü ve elini omzuma attı.
“İnsan bazen çocukken verdiği sözleri tutarak büyür” dedi ya… O cümle içime düştü. Sanki bir düğmeye bastı.
Bir süre sustuk. Rüzgar hafif esiyordu, camdan içeri biraz soğuk girdi ama rahatsız etmiyordu. Hatta iyi geliyordu. Kendini ayın karanlığına bırakmaya çalışan güneşten çekmedim gözlerimi.
“Bazen düşünüyorum o anı… Babamları o halde gördüğümüz günü… Sanki hala oradaymışım gibi hissediyorum. Gözümün önünden gitmiyor.”
Abim başını salladı “Gitmez ama zamanla değişir. İlk başta keskin bir acı olur, sonra o acı şekil alır… Taş gibi durur yüreğinde. Ama sonra o acıyla yaşamayı da öğrenirsin.”
“Ben asker olmak istiyorum, evet… Ama bazen korkuyorum da. Ya başaramazsam? Ya o gün ki gibi hala izleyici olursam? Ya babama verdiğim sözü tutamazsam abi.” Artık ağlamaya başlamıştım çünkü gerçekten çok korkuyorum. Çöktüm yere yanıma abim geldi kaldırdım başımı gözlerinde gene o tanıdık yorgunlukla karışık gurur vardı kafamı tekrar omzuna dayadım.
“Derin… O gün sadece bir çocuktun. Şimdi büyüyorsun. Ve şunu bil: O günü hala bu kadar net hatırlıyorsan sadece bi izleyici değilsin. Sen hala savaşan birisin güzelim” İşaret parmağını kalbime getirdi “Burada”
İyice sokuldum omzuna “Abi ama artık neyle savaştığımı dahi bilmiyorum kendimi çok kötü hissediyorum, kendimi bir salak gibi hissediyorum.” Ağlamam iyice şiddetlendi nefesim iç çekişlerimle boğulmaya başladı. O an abim dönüp sımsıkı sarıldı sırtımı okşadı sanki beni değil de kendi içindeki savaşı durdurmaya çalışıyormuş gibi
“Şşt sakin ol ben buradayım, sil o düşünceleri saçmalama sakinleş” dedi
“Ama abi gerçekten neyle savaştığını bilmeyen bir zavallıdan farkım yok artık”
“Hayır, öyle bir şey yok sen çok güçlü bir kızsın çünkü kendinle, geçmişinle, korkularınla savaşıyorsun. Bu çok normal korkunun olduğu yerden cesaret doğar. Korkmuyorsan zaten cesaret edemezsin.”
Yutkundum “Ben bazen o söz verdiğim kıza yabancı hissediyorum kendimi. O çok güçlüydü daha cesurdu en önemlisi de o kız daha kararlıydı.”
“Hayır” dedi abim kesin bir sesle “O kız hala orada o kız sensin. Ama artık cesaretin yanında akıl var, deneyim var, yaşanmışlık var. Korkarak yürüyorsun ama gene de yürüyorsun işte bu o küçük kızın ve senin cesaretin derin.”
Sessizlik oluştu ben hala bitkin bir şekil abime sarılıyordum. Sessizliği bölen sadece balkon demirlerine çarpan rüzgar sesiydi
Abim elini belimden çekip uzaklaştı ve elini cebine attı elini tekrar bana uzattı, avucuma küçük bir şey bıraktı. Küçük bir rozetti kendisi siyahtı ona renk veren ortasındaki yıldızdı.
“Bunu babamın sandığında buldum geçen al belki ilham olur kararını daha iyi verirsin”
Rozete baktım sıktım elimde hani bazen hiçbir şey konuşmazsın ama her şey kendi yerine oturur ya aynen öyle oldu her şey yerli yerindeydi.
Bu gece odam daha sessizdi sanki. Karanlık her zamanki gibi köşelere sinmişti ama ilk defa korkmuyordum çünkü yanımda babam vardı. Rozeti elime aldım, ışığın altına tuttum. Küçücük bir şeydi… ama ağırlığı vardı. Hatıraların ağırlığı. Sözlerin ağırlığı.
Defterimi açtım. Sayfanın üstüne büyük harflerle şunu yazdım
Hayallerimiz ve Hedeflerimiz
Bir an durdum. Kalem elimdeydi ama yazamadım sonra derin bir nefes aldım ve içimden geçtiği gibi yazmaya başladım.
“Küçüktüm. Ne olmak istediğim sorulduğunda hep gözlerime bakarlardı. Ama gözlerimde neyi görmelerini istediğimi ben de bilmiyordum. Sonra bir gün, hayat beni zorla büyüttü. Bir vedayla. Sessiz bir sözle. Asker olmak istedim. Çünkü adaletin, cesaretin ve korumanın bir anlamı vardı bende askerlik. Babamı uğruna verdiğim vatan. Kimine göre bir toprak parçası bir bayrak ama en çok biz şehit çocukları için öyle değildi. Bizim için vatandı bizim için kanla boyanmış yıldız ve ayla süslenen ecdadımızın bu vatan uğruna şehit düşmüş her bir askerin, ana kuzusunun bize bıraktığı en büyük mirastı ve bizim sayemizde bu payidar olacaktı. Şimdi yine soruluyor: Ne olmak istiyorsun? Bu soruya hala net bir cevabım yok ama içimdeki küçük çocuk, o sözü tutmak istiyor. Ve belki de bu, bir hayal değil… Bir görevdir”
Kalemi bıraktım. Bir süre yazdığıma baktım. Sonra rozeti sayfanın tam ortasına koyup kapağı kapattım. O an anladım herkes sunum için bir şeyler yazacaktı ama ben bir yemin yazmıştım
Sınıf her zaman ki gibi kalabalıktı, gürültülüydü hoca geldi ve bütün sesler kesildi. Ayağa kalktık hoca oturun deyince oturduk. Pencere tarafından sırayla çıktık tahtaya iyi ki duvar tarafında en arkada oturuyordum. Herkes sırayla okudu kimi doktor kimi mühendis kimi çocuk gelişimi okumak istiyordu Allah'tan ortaokulda değildik ki astronot olucam filan diyen yoktu neredeyse bitti önümde 3 kişi vardı onlardan sonra sıra bendeydi.
Bir an kalbim göğüs kafesime sığmadı ellerim titredi önümdeki defteri sımsıkı tutum ardından arsındaki rozeti çıkartıp elime aldım heyecanımın dinmesini beklerken ellerim daha fazla titredi neden böyle olmuştu ki?
Hoca “hazır mısın derin?” diye sorunca başımı salladım ve tahtaya çıktım. Başladım okumaya ben dalga geçecekler duygusuyla okurken içimdeki küçük kız coştu çünkü ilk defa hayalini bu kadar fazla insana okuyordu.
“Şimdi yine soruluyor: Ne olmak istiyorsun? Bu soruya hala net bir cevabım yok ama içimdeki küçük çocuk, o sözü tutmak istiyor. Ve belki de bu, bir hayal değil… Bir görevdir” son cümlemi okuduktan sonra anladım ki bütün sınıf suskun bir şekilde beni dinliyordu. Bir süre sadece kalp atış seslerimi duydum sonra yavaş yavaş alkışlar yükseldi en sonunda bütün sınıf alkışladı.
Hoca hiçbir şey demedi ama benim içim ilk defa bu kadar rahattı çünkü artık küçük derinin hayali geçmişte kalmamıştı artık gelecekti.
Teneffüs çaldı herkes dışarı çıktı bense arkada ellerimi masaya koymuş gözlerimi dinlendiriyordum birden bir el sırtıma değdi
“derin” kafamı kaldırdım ses hocadan çıkmıştı “buyurun hocam”
“Sunumun çok güzeldi ellerine sağlık” teşekkür ettim ve hoca çıktı o an sadece hocaya değil babama da teşekkür ettim. Eğer o olmasaydı ben böyle bir babanın kızı olmasaydım, bu kadar derin bir hayalim olmazdı.
Akşam eve geldim abim odasında oyun oynuyordu. Annemlerde asuman teyzelerdeydi bende odama girdim. Kapı çaldı giren abimdi
“Naber lan hiç selam sabah yok”
“Abi sunumu okudum ve korktuğum gibi olmadı” bu sırada çantamdan rozeti çıkartıp abime uzattım. “teşekkür ederim”
“bu ne şimdi” rozete başka bir şeymiş gibi bakıyordu
“rozet için bu sende durmalı nede olsa babam bunu sana bırakmış olmalı” elimi geri ittirdi
“eğer ben o yoldan gidebilseydim evet ama her türlü senin daha çok ihtiyacın var” o günden sonra ne yaptıysa ikna edememişti annemi. Anneme her söylediğinde “bana o acıyı bir daha yaşatma yavrum ben evimin bir yiğidini kaybettim ikincisini de kaybedemem”
Derdi bu yüzden makine teknisyeni olmuştu. Ama ben bunu yapacaktım annem benim canımdı ama o sözü tutmam lazım benimkine biraz da onaylamasının sebebi kadınların çok göreve çıkmamış olmasıydı gerçi kabul ettirinceye kadarda ak la karayı seçmiştim ama olsun
O akşam odamda oturuyordum sınav takvimi duvarda duruyordu, altını fosforlu kalemle çizmiştim: MSÜ sadece iki hafta kalmıştı. Kitaplar önümde açıktı ama benim kafam almıyordu sanki bir şeyler eksikti bilmiyorum.
Telefonu elime aldım mesajlara girip tek bir ismin üstüne tıkladım Tolga Abi kendisi verdiğimiz sözü tutmuş ve bu yola 5 sene önce çıkmıştı
“abi müsait misin?” hemen mavi tik oldu
“buyur abim”
“abi sana bir şey soracağım ben babama Hasan amcaya verdiğim sözü tutamazsam diye şüphe ediyorum çok korkuyorum ya yapamazsam”
“bende şüphe ettim ama şu an değil o parkura çıktığım an ama o an babamların naşın’ ın getirildiği gün geldi aklıma onlar bizim için yaptı ama korkunun olduğu yerde her zaman cesaret vardır”
“peki, o cesareti nasıl çıkardın?”
“babamları düşündüm. Biz yarım kalmış bir cümleyiz derin. Ve bu cümleyi biz tamamlamazsak, o cümle sonsuza kadar eksik kalacak”
Tam bir cümle yazıyordum ki Tolga Abi görüntülü arıyor… Yazısını görünce ayağa kalktım ve başımı örtüp tekrar yatağa geçtim açtım telefonu
Üstünde üniforma yüzünde asker tıraşı ile
“nasılsın”
“iyiyim abi”
“kız gene mi gözlerin doldu senin” abim bir bu ikiydi beni nasıl bu kadar iyi tanıdıklarına hayret ediyordum abimde ağladığımı hemen sezerdi. Tabi bunu dile getirdim
“ ya abimle ikinizde beni nasıl bu kadar tanıyabiliyorsunuz hayret ediyorum bazen”
“elimizde büyüdüğün için olabilir mi? Acaba” doğru salak derin böyle mal mal sorular sor kızım
“neyse onu bunu boş ver de sen niye takıldın bu kadar”
“gün yaklaştıkça içimdeki korku büyüyor abi ya sözü tutamazsam diye sorgulayıp duruyorum”
“derin” dedi en son bu masumluğu o gün görmüştüm yüzünde “bak biz ikimiz bu yola o gün söz verdik eğer o gün bu kadar kararlı olmasaydık bunu yapmazdık sen benim bu dünyada gördüğüm en cesur kızsın eğer sen gerçekten istemeseydin bu kadarda gelemezdin kendine güven sen Kemal Tekkurt‘un kızısın baban görse ne derdi kendine gel yapabileceğine inan çünkü sana inanan kocaman bir ailen var buna bizde dahil.”
“abi çok sağ ol iyi
ki varsın”
“ sende iyi ki varsın”
“neyse abi ben kapatıyorum işlerim var sonra ararım”
“tamam, abim görüşürüz dikkat et kendine”
“görüşürüz”
Bu konuşma baya iyi gelmişti bi anlık gazlamayla sabah 7 ye kadar ders çalışmışım
Ertesi sabah
“Kalk kızım gene geç yattın demi” sorusuyla telefona baktım saat 2 olmuştu ve ben bu saate kadar uyumuş muydum? Her neyse biraz yatakta kendimle cebelleştikten sonra kalktım. Mutfağa geldiğimde annem her zamanki gibi temizlik yapıyordu.
“Kolay gelsin annem” dedim ve sarıldım.
“geleyim de bir yardım edeyim yok anca yat zaten demi kızım nasıl ev hanımı olacaksınız siz böyle” diye annem her zaman ki marşını okumaya başlamıştı dolaptan kahvaltılık çıkartıp güzel bi tabak hazırladım bu gün dinlenme günümdü yani kendimce, tabağımla odama geçtim.
Çalışma masama oturdum ve bilgisayardan bir şeyler izledim ardından telefonum çaldı.
Bacım görüntülü arıyor evet canım bacım benim hasretime dayanamadı ve beni aradı hemen açtım.
“Kankaa aklıma mükemmel bir fikir geldi”
“Ne oldu kanka”
“Kütüphaneye gidelim ders çalışırız bir şeyler de yeriz gezeriz” bu kızda olmasa ders çalışmayacağım bu kesin
“kanka ben bu gün dinlencem ya”
“ya kanka hadi ya zaten bi dün çalıştın başka yok gel işte ya da tamam gezeriz”
“Anneme sorsana o zaman”
“Tamam, ben geliyorum zaten alırım izin” kendisi bizim evin kızı olmuştu birlikte 8 sene geçirmiştik o yüzden gayet rahattı
“gel birlikte bana da kombin yaparız”
“Tamam geliyorum”
Kapattık biraz sonra geldi ve tabii ki annemden izni de kopardı
“ee kanka böyle benim kaçmam gerek”
Eline telefonunu aldı ve baktı “kanka saat daha 4.30 daha yeni buluştuk sayılır”
“bazı işlerim var kanka”
“ne birlikte halledelim”
“öyle değil ya”
“peki, ama her zaman ara sorun falan olursa ayarlarız yani” gözünü kırptı gülüştük sarıldık o sağa gitti bende sola asıl önemli işimi halletmek için yola koyuldum.
İçeri girmeden önce derin bi nefes aldım. Ve girdim içeri. Dümdüz yürümeye başladım hediyemi sıkıca kavradım sağımda solumda insanlar vardı kimseyle çok göz teması da kurmadım herkes bir şeyler anlatmaya, dertleşmeye, özlemlerini soğuk bir mezar taşıyla gidermeye gelmişti aynı benim gibi. Sonunda aradığım yere gelmiştim. Beyaz bir mezar taşı üzerine yazılmış isim geldiğimden beri gözlerimin aradığı ve şuan çok ihtiyacımın olduğu o isim
ŞEHİT
UZM.ÇVŞ. KEMAL TEKKURT
MEMLEKETİ: ANKARA
ANNE ADI: MERYEM
BABA ADI: FUAT
D.T.1978-Ş.T.2016
Gözlerim mermerdeki resmine değdi her zaman ki gibi gülüyordu. Gözlerim sızladı ama ağlamadım. Acısı içimi dağladı ama ağlamadım. Aklıma ufak kesitler düştü.
“Babam geldi. Baba” diye koştum kapıya açtım kapıyı hiçbir şey demeden gene babamın kucağında buldum kendimi
“Kızım nasılsın özledin mi beni” yanağıma kocaman bir öpücük bıraktı…
“baba hadi zıplamaca”
“kızım bak abinin elini sıkı sıkı tut tamam mı güzelim”
Ve daha nicesi
“baba ben geldim” büyük adımlarla başucuna gittim elimdeki çiçekleri toprağına yerleştirdim kafamı mezar taşına yasladım bir elimde toprağın daydı.
“seni çok özledim baba keşke şu an burada olsaydın”
Sessizlik
“keşke bunları sana sarılarak söyleseydim ama kader işte. Beni hep izlediğini biliyorum...” ben konuşmaya devam ederken babamın diğer tarafına bir kuş tünedi kafamı kaldırdığımda çok masum bakıyordu. Bu kuş babamdı buna emindim yüzümde bir tebessüm oluştu tekrar başımı aynı yere koydum.
“ baba” duruşumu dikleştirdim çünkü babamda burada olsaydı onu isterdi elimi hala ayırmadım topraktan “sana verdiğim sözü tutucam baba bir daha ki gelişimde bunu kanıtlıycam biliyor musun? Geçen gün bir tane sunum hazırlamam lazımdı adı da hayallerimiz ve hedeflerimiz herkes olmak istediği mesleği yazıcaktı eve geldim hayalim küçüklükten belliydi ama bunu kâğıda nasıl dökücem ya dalga geçerlerse ne olacaktı benimle dalga geçmeleri sorun değil sorun o meslekle dalga geçecek olmalarıydı. Ben bu meslek uğruna seni verdim baba ve daha nice çocuk benimle aynı hayatı yaşadı böyle kutsal bi meslekle nasıl dalga geçebilirler baba buna kimin gücü yeter neyse akşam yemeğinde bunu düşünüyordum işte evdeki herkes farkında bunu biliyorum ama dile getiremediler. Abimle konuştuk balkonda bana senden kalan rozeti verdi belki sen abime bırakmıştın ama bana verdi bu sana yardımcı olur dedi. Her neyse yazdım gittim okula işte sıra bana geldi okudum ve herkes alkışladı kimse dalgada geçmedi o an o sözü yeniledim baba artık ne olursa olsun gerçekten vazgeçmiycem.” Artık gerçekten dik durdum
“Belki senin hayalinde bu yoktu baba ama senin kanını Hasan amcamın kanını yerde bırakamam kusura bakma zaten bu yola tolga abim çıktı bende peşinden gidicem onları yapanları inlerinde boğacağımdan hiç şüphen olmasın baba” telefonum titredi ekrana baktığımda annem arıyordu.
“bak seda sultanda konuşmak istiyor sanırım seninle baba” güldüm telefonu açmadan kapattım “demek ki bize ayrılan süre bu kadar baba kızdırmayalım seda sultanı kızınca nasıl olduğunu bilirsin neyse bu konuşmada aramızda kalsın kimseye deme olur mu baba.” Babamın başındaki kuş öttü nazlı nazlı güldüm mezar taşını öptüm eskiden babamın beni öptüğü gibi kocaman öptüm.
Kalktım ayağa her gelişimde yaptığım gibi toprağından biraz aldım elimdeki beze sonra toprağını suladım başındaki ay yıldızlı bayrağa baktım ve çıktım.
“alo anne”
“alo kızım neredesin aradım açmadın da zaten merak ettim”
“sakin anne kütüphanedeydim o yüzden geliyorum zaten şimdi en geç yarım saate evdeyim” söylersem üzülürdü söylememek daha mantıklı
“tamam, bak aradığım aç bir daha tamam mı eve de çabuk gel akşam oluyor”
“tamam, tamam uçup geliyorum” güldüm biraz
“aman dalga geç zaten”
“ne dalgası anne şaka yapıyorum neyse hadi bay bay”
“hadi görüşürüz”
Bölüm etkileşimi
