26. bölüm / 40
İntikam YeminiBölüm 25
Bölümler 40Şu an: Bölüm 25
- 1 giriş78 kelime
- 2 1. bölüm734 kelime
- 3 2. bölüm1.176 kelime
- 4 Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker! Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd’i... Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi...625 kelime
- 5 Bazı başlangıçlar vardır hiç istenmeyen bir sonla biter bazı başlangıçlar vardır hiç hatırlanmayan bir sonla biter618 kelime
- 6 5. bölüm2.762 kelime
- 7 6. bölüm1.465 kelime
- 8 7. bölüm2.021 kelime
- 9 8. bölüm991 kelime
- 10 9. bölüm1.293 kelime
- 11 10 bölüm877 kelime
- 12 11 bölüm586 kelime
- 13 12. bölüm1.557 kelime
- 14 13. bölüm448 kelime
- 15 14. bölüm1.337 kelime
- 16 15. bölüm1.599 kelime
- 17 Sen askersin KATİL DEĞİL!779 kelime
- 18 tolga'nın kayıbı1.230 kelime
- 19 “Ölüm, bir aynadır; herkes kendi yüzünü orada kaybeder.” Necip Fazıl Kısakürek1.155 kelime
- 20 “Bir yüz silindi hayatımdan, aynalar bile eksik artık. Gidenin ardından kalan şey, susmayı öğrenmiş bir varlık.” — Cahit Sıtkı Tarancı631 kelime
- 21 20. bölüm1.214 kelime
- 22 21. bölüm1.147 kelime
- 23 Canavarlarla savaşan dikkat etmelidir ki kendisi de bir canavara dönüşmesin.1.511 kelime
- 24 Bölüm 231.713 kelime
- 25 Bölüm 24293 kelime
- 26 Bölüm 25849 kelime · Okuduğun bölüm
- 27 Bölüm 261.273 kelime
- 28 Yüzün bir sis bulutu, silinmiş hafızamdan,Lakin kokun vurur geçer, en derin yaramdan1.587 kelime
- 29 Bölüm 283.397 kelime
- 30 "Sana bir şiir okurdum, anlardın.Şimdi bir şehir uzaktasın,Bütün şehirler gibi.Sen artık bir anısın." Özdemir Asaf3.308 kelime
- 31 "Beni öyle bir yalansız sev ki ki,İçindeki bütün yalanlar bana gelsin.Bir gün ölüm düşerse akına,Senin yerine benim canım verilsin." Ümit Yaşar Oğuzcan6.240 kelime
- 32 Bölüm 313.007 kelime
- 33 Bölüm 324.937 kelime
- 34 "Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber...Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber?Kal, dedi, daha vaktin var,Tamamlanacak çok davan var." Necip Fazıl Kısakürek5.189 kelime
- 35 Bölüm 344.755 kelime
- 36 Bölüm 354.135 kelime
- 37 Bölüm 366.525 kelime
- 38 Bölüm 372.489 kelime
- 39 Bölüm 384.632 kelime
- 40 Bölüm 395.134 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Adımın koridorda yankılanmasıyla göğsümdeki heyecan yerini çelik gibi bir kaskatlığa bıraktı. Üzerimdeki resmi gömleğin yakasını son bir kez düzeltip o ağır ahşap kapıyı yavaşça ittim ve içeri adım attım. Kapı arkamdan tok bir sesle kapandı.
Oda, dışarıdaki koridorun aksine buz gibiydi. Duvarlar, insanı daha da baskı altına almak ister gibi koyu askeri yeşile boyanmıştı. Sol duvarda devasa bir Atatürk portresi ve hemen yanında asılı duran şanlı Türk bayrağı odadaki tek sıcak sığınaktı. Tam karşımda, yarım ay şeklinde dizilmiş uzun bir masa duruyordu. Masanın arkasında jilet gibi ütülenmiş üniformalarıyla beş subay oturuyordu.
Gözlerim gayriihtiyari omuzlarına kaydı. Tam ortada oturan yaşlıca komutanın apoletlerinde, odadaki spot ışıklarının altında parıldayan bir sürü yıldız ve sırma vardı; muhtemelen bir generaldi. Onun hemen sağında ve solunda oturanların da kollarında ve omuzlarında kalın rütbe işaretleri, göğüslerinde ise kazandıkları o şerefli bröveler diziliydi. Hepsi birden, ellerindeki dosyayı bırakıp gözlerini bana diktiler. O beş çift gözün üzerimdeki baskısı, sanki sırtıma tonlarca yük bendirmiş gibiydi.
Nizami ve kendinden emin adımlarla masanın birkaç adım uzağındaki boş sandalyeye doğru ilerledim. Sandalyenin yanında, ellerimi iki yana kenetleyip esas duruşta beklemeye başladım. Kalbimin güm güm vuruşu kulaklarımda uğulduyordu ama dışarıya zerre renk vermiyordum. Gözlerimi tam karşıya, generalin göz hizasına sabitledim.
Masadakiler birkaç saniye boyunca beni baştan aşağı süzdüler; duruşuma, kıyafetime, bakışlarımdaki o kararlılığa baktılar. Sonunda ortada oturan o çok yıldızlı komutan, önündeki kalın dosyayı açıp sayfaları çevirdi. Başını kaldırmadan, o tok ve buyurgan sesiyle konuştu:
"Aday 2240, Derin Tekkurt. Ankara. Geç otur bakalım."
"Sağ olun komutanım," diyerek sandalyeye doğru bir adım attım ve askeri bir diklikle, sırtımı arkaya yaslamadan oturdum. Ellerimi dizlerimin üzerine koyup omuzlarımı gerdim. General kafasını dosyadan kaldırdı, çakmak çakmak gözlerini doğrudan gözlerime dikti. Odadaki o ölüm sessizliğini bozacak olan ilk soruyu sordu:
"Kendini tanıt bakalım aday."
Derin bir nefes alıp başladım:
"Komutanım, ben Derin Tekkurt. 18 yaşındayım, Ankara’da doğup büyüdüm. Bu yıl liseden mezun oldum. Üç kardeşiz; bir abim ve bir küçük kardeşim var. Annem ev hanımı. Babam... Uzman Çavuş Kemal Tekkurt. Kendisi 15 Temmuz darbe girişiminde nizamiye baskınında şehit oldu." Göğsüm sıkıştı, bir an duraksadım ama saniyeler içinde kendimi toparlayıp devam ettim: "Sporla ilgilenirim. B1 seviyesinde İngilizce ve Almanca biliyorum, kendimi geliştirerek A2 seviyesinde de Arapça öğrendim." diyerek sustum.
Generalin yüzündeki çizgiler derinleşti. "Başın sağ olsun, mekanı cennet olsun," dedi içten bir sesle. Hemen ardından sağındaki albay sertçe araya girdi: "Görevin esnasında üstünden mantıksız bir emir alırsan ne yaparsın?"
"Komutanım, askeri disiplinin temeli mutlak itaat ve emir-komuta zinciridir. TSK İç Hizmet Kanunu’na göre, alınan emir anayasaya ve kanunlara aykırı olmadığı yani 'suç teşkil etmediği' sürece, mantıklı olup olmaması sorgulanamaz. Sorgulamak bana kalmaz. Verilen emirlerin hepsinin mantıklı ve kanunlara göre verildiğini bilirim."
Karşımdaki denizci yarbay öne doğru eğildi bu kez: "Diyelim ki subay oldu ve timinin başındasın. En sevdiğin, en başarılı askerinin operasyon esnasında çok ciddi bir disiplinsizlik yaptığını, emre itaatsizlik ettiğini gördün. Onu cezalandırırsan timin morali bozulacak, operasyon riske gelecektir. Cezalandırmazsan disiplin delinecek. Ne yaparsın aday?"
"Komutanım, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ruhu ve temeli mutlak disiplindir. Disiplinin olmadığı yerde ordu değil, kalabalıklar olur. En başarılı askerim dahi olsa, yaptığı itaatsizliği görmezden gelmek, time adalet duygusunun kaybolduğu mesajını verir. Esneklik kim için olursa olsun vatana ihanettir. Onu kesinlikle cezalandırırım."
Masanın diğer ucundaki binbaşı araya girdi: "Aday, bugün Türkiye sadece sınırları içinde değil, sınır ötesinde de yoğun bir terörle mücadele yürütüyor. Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyinde yürüttüğümüz o büyük sınır ötesi harekatların isimlerini say bakalım. Neden oradayız?"
"Komutanım; sınır güvenliğimizi korumak ve terör koridorunu parçalamak için yürütülen Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı, Bahar Kalkanı ve Irak'ın kuzeyinde hala kararlılıkla devam eden Pençe-Kilit harekatlarımız mevcuttur. Amaç, terörü orada boğarak sınırlarımız dışında güçlü bir savunma hattı oluşturmaktır."
En son, ortadaki general ellerini masada birleştirip o can alıcı soruyu vurdu: "Kadın halinle subaylık gibi zor bir mesleği neden seçiyorsun? Masa başı bir iş bulamaz mıydın?"
Son soru olmasını umarak tüm inancımla cevapladım:
"Komutanım, bizim dinimizde de tarihimizde de vatan savunması konusunda cinsiyet ayrımı yoktur. Her Türk gencinin bu vatanı koruma görevi vardır; ben de bu görevi en önden, cepheden gerçekleştirmek istedim."
Tamamdır aday, mülakatın bitti," dedi tok bir sesle.
Ortadaki generalin bu sözüyle birlikte askeri bir refleksle anında ayağa kalktım. Topuklarımı birbirine vurup jilet gibi bir esas duruşa geçtim.
Sol tarafta oturan albay elindeki kalemi masaya bırakırken ekledi:
"Çıkabilirsin. Sonucunu ve sonraki aşama bilgilendirmelerini hemen dışarıdaki koridorun sonundaki gişeden öğreneceksin."
"Sağ olun komutanım!" diyerek gür bir sesle bağırdım.
Kapıya doğru yürürken bacaklarımın titrediğini yeni yeni fark ediyordum ama adımlarım yere her zamankinden çok daha sağlam basıyordu. O ağır ahşap kapıyı açıp kendimi dışarıdaki koridorun serinliğine attığımda, kapı arkamdan aynı toklukla kapandı. Ciğerlerime derin bir nefes çektim. Göğsümün üzerindeki o tonlarca yük kalkmış, yerini tarifsiz bir hafifliğe bırakmıştı.
Vakit kaybetmeden albayın söylediği yöne, koridorun sonundaki gişe benzeri camlı bölmeye doğru yürümeye başladım. Kalbim ritmini fena halde arttırmıştı; dünkü koşudan daha hızlı atıyordu şimdi. Gişedeki görevli askere yaklaştım, masanın üzerindeki barkod okuyucuya aday numarasını söyledim. Asker bilgisayar ekranına birkaç saniye baktıktan sonra kafasını kaldırıp yüzüme baktı ve elindeki kağıdı bana doğru uzatıp gülümsedi:
"Tebrikler aday. Sözlü mülakatı başarıyla geçtiniz. Yarın sabah sağlık raporu işlemleri için hastane sevk belgeniz budur."
Aldım belgeyi teşekkür edip yürümeye başladım başarmıştım babamdan miras kalan o bayrağı o üniformayı giymeme çok az kalmıştı
Bölüm etkileşimi
