25. bölüm / 26
Hiçliğin ardındaBölüm 24.5
Bölümler 26Şu an: Bölüm 24.5
- 1 1.bölüm793 kelime
- 2 2.bolum1.006 kelime
- 3 3.bölüm866 kelime
- 4 4.bolum767 kelime
- 5 5.bolüm732 kelime
- 6 6.bölüm903 kelime
- 7 7.bölüm885 kelime
- 8 8.bolum628 kelime
- 9 9.bölüm913 kelime
- 10 10.bolum758 kelime
- 11 11.bölüm844 kelime
- 12 12.bolum897 kelime
- 13 13.bolum898 kelime
- 14 14.bolum871 kelime
- 15 15.bolum772 kelime
- 16 16.bolum791 kelime
- 17 17.bolum1.486 kelime
- 18 18.bolum830 kelime
- 19 19.bolum796 kelime
- 20 20.bolum937 kelime
- 21 21.bolum649 kelime
- 22 22.bolum874 kelime
- 23 23.bolum859 kelime
- 24 24.bolum Final875 kelime
- 25 Bölüm 24.5548 kelime · Okuduğun bölüm
- 26 Özel..
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
KAYBOLUŞ
Deniz kıyısında gece çoktan çökmüştü.
Saatler önce güneşin altında duran sahil, şimdi ay ışığının altında sessizce uzanıyordu. Dalgalar kıyıya vuruyor, sonra geri çekiliyordu.
Lucien hâlâ aynı yerdeydi.
Hiç kalkmamıştı.
Rowan'ın yanında geçirdiği saatlerin ne kadar sürdüğünü artık bilmiyordu. Zaman onun için anlamını kaybetmişti.
Bir zamanlar zamanın durduğu dünyalardan kaçmışlardı.
Şimdi ise Lucien, zamanın yeniden ilerlemesini istemiyordu.
Çünkü her geçen saniye Rowan'ın artık yanında olmadığını daha fazla hatırlatıyordu.
Başını kaldırıp gökyüzüne baktı.
“Yedi yıl...”
Sesi neredeyse duyulmuyordu.
“Yedi yıl boyunca seni kaybetmemek için her şeyi yaptım.”
Bir süre sustu.
Sonra acı bir gülümseme belirdi yüzünde.
“Ve sonunda seni yine kaybettim.”
Dalgalar cevap vermedi.
Lucien gözlerini kapattı.
İlk evlerini düşündü.
Rowan'ın sabahları alarmı ertelemesini...
Mutfakta bıraktığı kitapları...
Evin içinde dolaşırken kendi kendine konuşmasını...
İşten döndüğünde kapıyı açıp,
“Geldim.”
deyişini...
Bütün bunlar artık yalnızca anılardı.
Lucien yavaşça ayağa kalktı.
Son kez denize baktı.
“Bana yeni bir hayat vermiştin.”
Sesi titredi.
“Ben o hayatı seninle yaşamak istemiştim.”
Arkasını döndü.
Fakat birkaç adım attıktan sonra durdu.
Sanki bir şey onu geri çağırmıştı.
Kıyıya yeniden baktı.
Ve o anda denizin üzerinde garip bir ışık belirdi.
Çok uzakta, dalgaların üzerinde küçük bir kapı gibi açılan beyaz bir çizgi vardı.
Lucien ona baktı.
Aurelion'un dünyasından mı geliyordu?
Hiçlikten mi?
Yoksa bu dünyanın kendisi miydi?
Bilmiyordu.
Ama artık umursamıyordu.
Çünkü içinde kalan tek şey Rowan'dı.
Lucien ışığa doğru yürümeye başladı.
Bir adım.
Sonra bir adım daha.
Ayaklarının altındaki kum giderek saydamlaşmaya başladı.
Lucien durdu.
Arkasına baktı.
Deniz hâlâ aynıydı.
Kıyı hâlâ aynıydı.
Fakat Rowan yoktu.
Lucien gözlerini kapattı.
“Hoşça kal.”
Sonra ışığın içine doğru yürüdü.
Ve kayboldu.
Ertesi sabah sahile gelenler yalnızca boş bir kıyı gördüler.
Kumların üzerinde tek bir ayak izi bile kalmamıştı.
Ne Lucien vardı.
Ne Rowan.
Ne de geceden geriye onları anlatacak bir iz.
Sadece kıyıya vuran dalgaların arasında küçük, siyah bir anahtar duruyordu.
Kimse onun nereden geldiğini bilmiyordu.
Kimse ona dokunmadı.
Çünkü bazen bazı şeylerin açıklaması olmazdı.
Çok uzaklarda...
Hiçliğin içinde küçük bir ışık yandı.
Önce yalnızca bir noktaydı.
Sonra büyüdü.
Bir siluet ortaya çıktı.
Lucien.
Gözlerini açtı.
Etrafına baktı.
“Rowan?”
Cevap yoktu.
Bir adım attı.
Sonra bir adım daha.
Hiçliğin içinde yürümeye başladı.
Nereye gittiğini bilmiyordu.
Nereye ulaşacağını bilmiyordu.
Ama ilk kez korkmuyordu.
Çünkü yedi yıl boyunca Rowan'la öğrendiği bir şeyi hatırlıyordu:
Bir insanı gerçekten sevdiysen, onu kaybettiğinde hikâyesi bitmez.
Lucien karanlığın içinde yürümeye devam etti.
Belki Rowan'ı bulamayacaktı.
Belki hiçbir kapı açılmayacaktı.
Belki de bu yolun sonunda yalnızca sonsuz bir sessizlik vardı.
Ama yine de yürüdü.
Çünkü arkasında bırakabileceği bir dünya artık yoktu.
Ve önünde...
yalnızca bilinmeyen vardı.
Bir zamanlar iki insan, farklı dünyalardan geçerek birbirlerini bulmuştu.
Birlikte ev kurmuşlar, birlikte yeni bir hayat yaşamışlar ve ilk kez kendi hikâyelerini kendileri yazmışlardı.
Sonra dünya onları birbirinden ayırmıştı.
Rowan kaybolmuştu.
Lucien ise onu aramak için hiçliğe yürümüştü.
Aurelion'un nerede olduğu bilinmiyordu.
Dünyaların ne hâle geldiği bilinmiyordu.
Kapıların nereye açıldığı bilinmiyordu.
Ama bir şey kesindi.
Rowan ve Lucien'in hikâyesi mutlu sonla bitmemişti.
Yine de tamamen sona erdiği de söylenemezdi.
Çünkü bazı hikâyeler bir son cümlesiyle kapanmaz.
Bazıları geride yalnızca bir isim bırakır.
Ve bu hikâyede o isimler artık yalnızca isim değildi.
ROWAN.
LUCIEN.
İki farklı insan.
İki farklı dünya.
Birlikte geçirilen yedi yıl.
Ve hiçliğin ardında kaybolan iki hayat.
Son sayfa yavaşça kapandı.
Üzerinde yalnızca tek bir cümle vardı:
“Bazı insanlar hayatımızdan çıkar; fakat bıraktıkları hikâye, bizden çok daha uzun yaşar.”
SON
