Hiçliğin ardında kitap kapağı

14. bölüm / 26

Hiçliğin ardında

14.bolum

Vaveyla Yazarı: 𝑹𝒆𝒊𝒂𝒏𝒂 ⭐

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 26Şu an: 14.bolum

GÖLÜN ÖTESİNDE

Ertesi sabah Rowan, Lucien’in neden özellikle göl bölgesine gitmek istediğini hâlâ bilmiyordu. İki yıl boyunca bu dünyanın neredeyse her köşesini öğrenmişti; kuzey sınırlarını, batıdaki ormanları, doğudaki ticaret yollarını ve güneydeki eski yerleşimleri defalarca görmüştü. Fakat sarayın çok uzağında, iki güneşin ışığının bile farklı göründüğü o göl bölgesine daha önce hiç gitmemişti.
Lucien atının yanında bekliyordu.
Üzerinde kral olduğunu belli eden ağır kıyafetler yoktu. Sade bir yolculuk kıyafeti giymiş, omzuna koyu renkli bir pelerin almıştı. Rowan bunu görünce istemsizce gülümsedi.
“Bugün kral gibi görünmüyorsunuz.”
Lucien kaşını kaldırdı.
“Bu iyi mi, kötü mü?”
“İyi. En azından bugün sizinle konuşurken diz çökmek zorunda kalmayacağım.”
“Zaten hiçbir zaman diz çökmeni istemedim.”
Rowan bir an sustu.
“Bunu diğer askerlerin yanında söylemeyin. İki yıldır kazandığım bütün saygınlığı kaybederim.”
Lucien’in yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.
“Merak etme. Senin saygınlığını benden önce kaybetmenin bir yolunu bulacağına eminim.”
Rowan güldü.
İki yıl önce böyle bir konuşma yapmaları mümkün değildi.
O zamanlar aralarında mesafe vardı.
Şimdi ise konuşmalarında doğal bir rahatlık oluşmuştu.
Birbirlerinin sessizliğine alışmış, birbirlerinin bakışlarından ne düşündüklerini anlamayı öğrenmişlerdi.
Yola çıktılar.
Göl bölgesine vardıklarında öğle güneşlerinden biri gökyüzünün tam ortasındaydı. Göl, diğer bölgelerde gördüklerinden farklıydı. Suyun yüzeyi neredeyse tamamen hareketsizdi. İki güneşin ışığı suya vurduğunda gölün üzerinde iki ayrı renk oluşuyor, biri gümüş, diğeri altın gibi görünüyordu.
Rowan atından indi.
“Burada neden hiç rüzgâr yok?”
Lucien de atından inerken göle baktı.
“Bu gölde rüzgâr oluşmaz.”
“Nasıl yani?”
“Dünyanın kurallarından biri.”
Rowan başını çevirdi.
“Bunu bana neden daha önce söylemediniz?”
“Hiç sormadın.”
“İki yıldır bu dünyadaki bütün kuralları öğrendiğimi sanıyordum.”
Lucien ona baktı.
“İki yıl, bir dünyayı tanımak için uzun bir süre olabilir. Ama onu tamamen anlamak için yeterli değildir.”
Rowan bu söz üzerinde düşündü.
Sonra gölün kıyısındaki taşlara oturdu.
“Peki buranın başka bir kuralı var mı?”
Lucien bir süre cevap vermedi.
“Var.”
Rowan merakla ona döndü.
“Ne?”
Lucien gölün karşı tarafını gösterdi.
“Gölün ötesine geçmek yasaktır.”
Rowan’ın yüzündeki ifade değişti.
“Neden?”
“Bilmiyorum.”
“Bilmiyor musunuz?”
“Bilmiyorum.”
Bu cevap Rowan’ın dikkatini çekmişti.
Çünkü Lucien iki yıldır ona bu dünyanın kurallarını öğreten kişiydi. Dünyanın sınırlarını, yasalarını, şehirlerin kuruluşunu ve hatta insanların doğumdan sonra nasıl bu dünyaya bağlandığını biliyordu.
Ama şimdi ilk kez bir konuda gerçekten cevapsız kalmıştı.
“Hiç kimse geçmedi mi?”
Lucien sessizce göle baktı.
“Geçenler oldu.”
“Sonra?”
“Geri dönmediler.”
Rowan göle tekrar baktı.
Bir anda burası birkaç dakika önceki kadar huzurlu görünmemeye başladı.
“Bunu neden şimdi anlatıyorsunuz?”
Lucien ona döndü.
“Çünkü bugün buraya gelmemizin nedeni bu.”
Rowan’ın yüzündeki ifade ciddileşti.
“Gölün ötesine mi gideceğiz?”
Lucien cevap vermedi.
Bu sessizlik yeterliydi.
Akşamüstüne doğru gölün kıyısında yürümeye başladılar. Suyun kenarında eski taş sütunlar vardı. Bazılarının üzerinde yazılar bulunuyordu ancak yazılar zamanla silinmişti.
Rowan parmaklarını taşlardan birinin üzerinde gezdirdi.
“Bunlar bizim dünyamızdan daha eski.”
Lucien başını salladı.
“Evet.”
“Bu mümkün mü?”
“Dünyanın oluşumundan önce yapılmış olmaları gerekiyor.”
Rowan elini çekti.
“Bu nasıl mümkün olabilir?”
Lucien ona baktı.
“Bilmiyorum.”
İkisi de sustu.
Sonra Rowan taşın üzerindeki silik sembollerden birini fark etti.
Sembol, daha önce gördüğü hiçbir yazıya benzemiyordu.
Fakat garip olan başka bir şey vardı.
Rowan o sembole baktığında içinde tanıdık bir his oluştu.
Sanki...
Daha önce görmüştü.
Ama nerede?
Parmaklarını sembole yaklaştırdığı anda taşın yüzeyi hafifçe parladı.
Rowan geri çekildi.
Lucien hemen yanına geldi.
“Ne oldu?”
“Bilmiyorum.”
Taşın üzerindeki sembol birkaç saniye boyunca ışıldadı.
Ardından söndü.
Lucien’in yüzündeki ifade değişmişti.
“Rowan.”
“Ne?”
“Bir daha dokun.”
Rowan tereddüt etti.
Sonra yeniden elini taşa koydu.
Bu kez hiçbir şey olmadı.
Lucien sessizce taşı inceledi.
“Demek ki seni tanıyor.”
Rowan’ın kaşları çatıldı.
“Taşlar insanları tanımaz.”
“Bu dünyada artık bundan emin değilim.”
Gece çökerken gölün üzerinde garip bir ışık belirdi.
İki güneş çoktan batmıştı.
Gökyüzü yine tamamen karanlık değildi fakat gölün ortasında, suyun altında başka bir ışık hareket ediyordu.
Rowan ayağa kalktı.
“Lucien.”
“Gördüm.”
Işık yavaşça kıyıya yaklaştı.
Sonra gölün üzerinde tek bir kelime belirdi.
“HATIRLA.”
Rowan’ın nefesi kesildi.
Lucien onun yanında durdu.
İkisi de konuşmadı.
Çünkü aynı anda aynı şeyi fark etmişlerdi.
Bu kelime rastgele ortaya çıkmamıştı.
Bir zamanlar kitaplar da böyle konuşmuştu.
Fakat burada kitap yoktu.
Eski dünya yoktu.
Aurelion yoktu.
Vaelis yoktu.
Sadece yeni dünya vardı.
Ve Rowan.
Işık kayboldu.
Göl yeniden sessizleşti.
Rowan uzun süre suya baktı.
“Bence geçmişimizi geride bıraktığımızı sanmıştık.”
Lucien gözlerini gölden ayırmadan cevap verdi.
“Belki de geçmiş bizi geride bırakmadı.”
Rowan ona baktı.
“Peki şimdi ne olacak?”
Lucien ilk kez tereddüt etti.
Sonra Rowan’a döndü.
“Bilmiyorum.”
Bu iki kelime, Rowan’ın içinde garip bir his uyandırdı.
Çünkü Lucien’in yanında ilk kez cevabı olmayan bir şeyle karşı karşıyaydı.
Ama bu kez Rowan kaçmak istemedi.
Gölün karşısındaki karanlığa baktı.
“Yarın geçeceğiz.”
Lucien ona baktı.
“Bunun tehlikeli olabileceğini biliyorsun.”
“Evet.”
“Geri dönemeyebiliriz.”
Rowan birkaç saniye sustu.
Sonra sakin bir sesle konuştu:
“İki yıl önce burada yeni bir hayat kurmaya karar verdik.”
Lucien sessizce dinledi.
“Eğer bu dünyanın bizi neden buraya getirdiğini öğrenmemiz gerekiyorsa... bunu da birlikte öğreniriz.”
Lucien’in bakışları Rowan’ın üzerinde kaldı.
Sonunda başını salladı.
“Birlikte.”
O gece gölün kıyısında küçük bir ateş yaktılar.
İlk kez kral ve asker olarak değil...
Sadece iki insan olarak yan yana oturdular.
Konuşmadan da uzun süre aynı manzaraya baktılar.
Ve ikisi de henüz bilmiyordu.
Gölün ötesinde onları bekleyen şey, yalnızca bu dünyanın sırrı değildi.
Çünkü iki yıl boyunca kurdukları düzenin altında, daha önce hiç bilmedikleri başka bir dünyanın kapısı uyanmaya başlamıştı.
Gölün uzak tarafında, karanlığın içinde bir kapı yavaşça belirdi.
Üzerinde tek bir kelime vardı:
“BAŞLANGIÇ.”