Hiçliğin ardında kitap kapağı

7. bölüm / 26

Hiçliğin ardında

7.bölüm

Vaveyla Yazarı: 𝑹𝒆𝒊𝒂𝒏𝒂 ⭐

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 26Şu an: 7.bölüm

Bölüm 7 — Üçüncü Hatıra

Gece yarısından sonra saray tamamen sessizliğe bürünmüştü. Şehrin bütün saatlerinin aynı anda durmasının üzerinden birkaç saat geçmişti fakat hiçbir saat yeniden çalışmamıştı. Sanki zaman, bu dünyanın belirli bir noktasında ilerlemeyi reddediyordu. Rowan, kütüphanenin yüksek penceresinin önünde oturmuş, karşıdaki kuleyi izliyordu. Kulede beliren “ÜÇÜNCÜ HATIRA: YARIN.” yazısı hâlâ oradaydı. Ne siliniyor ne değişiyor ne de başka bir işaretle yer değiştiriyordu.
Lucien ise salonun diğer ucunda, masanın üzerinde duran kitabı inceliyordu. Kitabın kapağı kapalıydı fakat arada bir sayfaların arasından soluk bir ışık sızıyordu. Kral birkaç kez kitabı açmayı denemiş ancak her seferinde sayfalar tamamen boş kalmıştı.
Rowan sonunda sessizliği bozdu.
“Sen de korkuyorsun.”
Lucien gözlerini kitaptan ayırmadan cevap verdi.
“Korkmak ile dikkatli olmak aynı şey değildir.”
“Dikkatli biri gibi görünmüyorsun.”
Lucien başını kaldırdı.
“Çünkü korktuğum şeyin ne olduğunu biliyorum.”
Rowan ayağa kalktı.
“Neymiş?”
Lucien birkaç saniye boyunca cevap vermedi. Ardından kitabı kapatıp Rowan'a doğru yürüdü.
“Geçmişin geri dönmesi.”
Rowan'ın yüzündeki ifade değişti.
“Geçmişin neden seni bu kadar rahatsız ediyor?”
“Çünkü bazı şeyler geri döndüğünde, onları değiştirme şansın kalmaz.”
Rowan bu cevabı düşündü. Lucien'in sözlerinde yalnızca eski bir pişmanlık yoktu. Kral, sanki yirmi yıl önce yaşananların yeniden ortaya çıkmasından gerçekten endişeleniyordu.
Tam o sırada sarayın derinliklerinden bir ses duyuldu.
Çın.
İkisi de sustu.
Ardından ikinci bir ses geldi.
Çın.
Sanki çok uzaklarda bir yerde eski bir çan çalıyordu.
Lucien'in yüzü değişti.
“Bu olmamalı.”
Rowan ona baktı.
“Ne?”
“Batı kulesi.”
“Ne olmuş?”
“Yirmi yıldır çalmıyor.”
Ses üçüncü kez duyuldu.
Bu kez kütüphanedeki bütün mumların alevleri aynı anda titredi.
Kitap kendi kendine açıldı.
Sayfalar hızla çevrilmeye başladı.
Rowan masaya yaklaştı.
“Yine başladı.”
Sayfalar durdu.
Bu kez yazı hemen ortaya çıkmadı. Önce boş sayfanın ortasında küçük bir siyah nokta belirdi. Nokta giderek büyüdü ve mürekkep gibi sayfaya yayıldı.
Sonunda bir cümle oluştu:
“HATIRANIN KAPISI AÇILDI.”
Lucien kitabı kapatmaya çalıştı.
Fakat kapak kapanmadı.
Yeni bir cümle ortaya çıktı:
“KRAL DA HATIRLAYACAK.”
Lucien'in eli sayfanın üzerinde dondu.
Rowan bunu fark etti.
“Demek mesele yalnızca benim hatırlamam değil.”
Lucien cevap vermedi.
Kitap bir kez daha sayfa çevirdi.
Bu kez bir görüntü belirdi.
Yirmi yıl önceki bir şehir.
Yağmur altında duran genç bir adam.
Lucien.
Fakat bugünkü hâlinden çok farklıydı. Üzerinde kral kıyafetleri yoktu. Başında taç yoktu. Yüzünde bugünkü soğuk ifade bulunmuyordu.
Karşısında başka biri duruyordu.
Yüzü net değildi.
Görüntü bulanıktı.
Fakat Lucien'in sesini duymak mümkündü.
“Bunu yapmak zorunda değilim.”
Karşısındaki kişi cevap verdi:
“Bazen gitmek, kalmaktan daha kolaydır.”
Görüntü bir anda kesildi.
Rowan, Lucien'e baktı.
“Bu kişi kim?”
Lucien uzun süre konuşmadı.
Sonunda:
“Bilmiyorum.”
Rowan şaşkınlıkla baktı.
“Nasıl bilmiyorsun? Bu senin anın.”
“Hatırlamıyorum.”
Bu kez Rowan sustu.
Kralın gözlerinde ilk kez gerçekten bir boşluk vardı.
Sanki geçmişinin bir parçası onun zihninden silinmişti.
Kitap yeniden hareket etti.
Yeni bir görüntü ortaya çıktı.
Bir oda.
Masanın üzerinde açık bir kitap.
Kitabın karşısında genç Lucien oturuyordu.
Bir şey yazıyordu.
Rowan görüntüye yaklaşmaya çalıştı.
“Ne yazıyor?”
Lucien de dikkatle baktı.
Sayfanın üzerinde yalnızca birkaç kelime seçilebiliyordu:
“Eğer bir gün geri dönerse…”
Cümlenin devamı yoktu.
Sayfa aniden karardı.
Görüntü kayboldu.
Kütüphane yeniden sessizliğe gömüldü.
Rowan'ın zihninde tek bir soru vardı.
“Lucien… sen bu dünyaya nasıl geldin?”
Kral cevap vermedi.
“Bana gerçeği anlat.”
“Bilmiyorum.”
“Yalan söylüyorsun.”
“Hayır.”
Lucien'in sesi bu kez daha sertti.
“Gerçekten bilmiyorum.”
Rowan bir adım geri çekildi.
Kralın yüzündeki ifade, ilk kez onu korkutan bir şey taşıyordu. Lucien kendi geçmişinden kaçmıyordu.
Kendi geçmişini hatırlayamıyordu.
Sabah olduğunda sarayın atmosferi tamamen değişmişti.
Şehrin saatleri hâlâ durmuştu. İnsanlar meydanlarda toplanmış, gökyüzündeki değişimleri konuşuyordu. Sarayın askerleri ise kulelerin çevresinde nöbet tutmaya başlamıştı.
Rowan odasının penceresinden dışarı baktığında gökyüzünde ince bir çizgi gördü.
Dün gördüğü kapının aynısı değildi.
Bu kez gökyüzünde yalnızca bir çatlak vardı.
Çatlağın içinden karanlık görünüyordu.
Ve karanlığın içinde…
bir çift göz.
Rowan birkaç adım geri çekildi.
Gözler kayboldu.
Kapısı açıldı.
Lucien içeri girdi.
“Hazırlan.”
“Nereye gidiyoruz?”
“Batı kulesine.”
Rowan şaşırdı.
“Oraya neden?”
“Çünkü üçüncü hatıra orada.”
Batı kulesi sarayın diğer bölümlerinden çok daha eskiydi. Duvarları yosun tutmuş, merdivenleri zamanla aşınmıştı. Lucien önden ilerlerken Rowan onu takip etti.
En üst kata ulaştıklarında karşılarına yuvarlak bir oda çıktı.
Odanın ortasında büyük bir ayna vardı.
Fakat aynada onların yansımaları görünmüyordu.
Aynanın yüzeyinde başka bir yer vardı.
Başka bir zaman.
Rowan aynaya yaklaştı.
Bir çocuk gördü.
Aurelion.
Tek başına eski taş merdivenlerde oturuyordu.
Rowan'ın nefesi kesildi.
Aurelion başını kaldırdı ve sanki doğrudan ona bakıyormuş gibi göründü.
“Beni duyabiliyor musun?”
Rowan'ın gözleri büyüdü.
“Bu mümkün değil…”
Ayna cevap vermedi.
Aurelion konuşmaya devam etti:
“Eğer bir gün bu dünyaya gelen biri olursa…”
Görüntü titredi.
“Ona güvenme.”
Rowan'ın yüzündeki ifade değişti.
Lucien aynaya doğru bir adım attı.
“Aurelion…”
Bu ismi söyler söylemez ayna çatladı.
Çatlakların arasından güçlü bir ışık yayıldı.
Aurelion'un görüntüsü kayboldu.
Fakat onun yerine tek bir cümle kaldı:
“ÜÇÜNCÜ HATIRA TAMAMLANDI.”
Rowan aynaya bakarken nefesini tuttu.
“Bize ne anlatmaya çalışıyor?”
Lucien cevap vermedi.
Çünkü aynanın altında yeni bir yazı ortaya çıkmıştı.
“DÖRDÜNCÜ HATIRA İÇİN KRAL GEREKLİ.”
Lucien'in yüzü sertleşti.
“Demek sonunda sıra bana geldi.”
Rowan ona baktı.
“Ne hatırlayacaksın?”
Lucien aynanın karşısında durdu.
Uzun süre kendi yansımasını göremedi.
Sonunda aynada ilk kez Lucien'in genç hâli belirdi.
Genç Lucien, yağmur altında bir kapının önünde duruyordu.
Karşısında ise yüzü hâlâ görünmeyen biri vardı.
Genç Lucien'in dudaklarından tek bir cümle döküldü:
“Seni terk edersem, beni bir daha asla affetme.”
Ayna karardı.
Rowan ve Lucien sessizce birbirlerine baktılar.
Artık ikisi de aynı şeyi anlamıştı.
Yirmi yıl önce yaşanan hikâye henüz anlatılmamıştı.
Ve dördüncü hatıra başladığında, Lucien'in geçmişindeki en büyük sır ortaya çıkacaktı.