Hiçliğin ardında kitap kapağı

11. bölüm / 26

Hiçliğin ardında

11.bölüm

Vaveyla Yazarı: 𝑹𝒆𝒊𝒂𝒏𝒂 ⭐

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 26Şu an: 11.bölüm

Bölüm 11 — Yeni Bir Hayat

Yeni dünyanın sabahı, Rowan'ın daha önce gördüğü hiçbir sabaha benzemiyordu. Gökyüzünde iki güneş vardı; biri ufkun üzerinde yükselirken diğeri daha uzakta, soluk bir ışık bırakarak şehrin kulelerini aydınlatıyordu. Rowan sarayın yüksek balkonundan aşağı baktığında, dün gece girdikleri şehrin artık ona yabancı gelmediğini fark etti. Sokaklarda insanlar işe yetişmek için ilerliyor, dükkânların kepenkleri açılıyor, meydandaki çeşmenin çevresinde çocuklar koşuşturuyordu. Her şey sıradandı. Belki de uzun zamandır ilk kez, hayatın yalnızca gizemlerden ve geçmişten ibaret olmadığını hissediyordu.
Lucien ise birkaç metre ileride, şehrin haritasını inceleyen danışmanları dinliyordu. Bu dünyaya geldikleri ilk gün kral olduğunu öğrenmişti ve görünüşe göre bu dünyanın halkı da onu kendi hükümdarları olarak kabul etmişti. Saray, askerler, yönetim ve taht hâlâ yerli yerindeydi. Değişen tek şey Lucien'in kendisiydi. Önceki dünyasında sürekli geçmişini taşıyan bir adam gibi davranırken burada ilk kez önüne bakmaya çalışıyordu.
Rowan balkonun kenarından ayrılıp yanlarına geldi.
“Bugün ne yapıyoruz?”
Lucien haritadan başını kaldırdı.
“Şehri tanıyacağız.”
“Ben askerî birlikleri görmek istiyorum.”
Lucien kaşını kaldırdı.
“Daha ilk gününden mi?”
Rowan omuzlarını silkti.
“Burada kalacaksak bir işe yaramam gerekiyor.”
Lucien haritayı masaya bıraktı.
“Sen zaten bir işe yarıyorsun.”
Rowan şaşkınlıkla ona baktı.
“Neye?”
“Henüz bilmiyorum.”
Rowan istemsizce güldü.
“Bunu iltifat olarak kabul edeceğim.”
Lucien'in yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
“Öyle yap.”
Öğleden sonra Rowan sarayın arkasındaki geniş eğitim alanına götürüldü. Burada onlarca asker çalışıyordu. Kılıç sesleri, talimatlar ve koşan insanların ayak sesleri bütün alanı dolduruyordu. Rowan birkaç dakika boyunca onları izledikten sonra eğitim alanının ortasına çıktı.
Askerlerin komutanı ona kuşkuyla baktı.
“Majesteleri sizi neden buraya gönderdi?”
“Bundan sonra burada görev yapacağım.”
“Rütbeniz?”
Rowan kısa bir süre düşündü.
“Henüz yok.”
Komutan şaşırdı.
Rowan kılıcını belinden çıkardı.
“Fakat kazanabilirim.”
Birkaç saat sonra Rowan'ın saray askerleri arasına katıldığı kesinleşmişti. Onun için bu yalnızca bir görev değildi. İlk defa bir yerde kendisine ait bir düzen kurabileceğini hissediyordu. Daha önce hayatı boyunca bir şeylerin peşinden koşmuş, sürekli bir yerden başka bir yere sürüklenmişti. Şimdi ise her sabah kalkacağı, çalışacağı ve akşam geri döneceği bir yer vardı.
Bu düşünce ona tuhaf bir huzur veriyordu.
Akşam olduğunda Rowan saraya döndüğünde Lucien'i taht salonunda değil, büyük pencerelerin önünde buldu. Kralın üzerinde sade siyah bir kıyafet vardı. Taç başında değildi.
Rowan durdu.
“Taç nerede?”
Lucien ona baktı.
“Her zaman takmak zorunda değilim.”
“İnsanlar kral olduğunu nasıl anlayacak?”
“Bana bakınca anlıyorlar.”
Rowan güldü.
“Egon hâlâ yerinde.”
Lucien başını iki yana salladı.
“Sen de hâlâ fazla konuşuyorsun.”
Birlikte pencerenin önünde durdular.
Şehir gece ışıklarıyla parlıyordu.
Rowan uzun süre sessiz kaldı.
“Lucien.”
“Efendim?”
“Burada kalmayı düşünüyor musun?”
Lucien şehirden gözlerini ayırmadı.
“Evet.”
Rowan şaşırdı.
“Gerçekten mi?”
“Evet.”
“Geçmişini aramayacak mısın?”
Lucien'in yüzündeki ifade biraz değişti.
“Geçmişimi artık biliyorum.”
“Peki ya değiştirmek?”
“Bazı şeyler değiştirilmek için değil, kabul edilmek için vardır.”
Rowan bu söz üzerine sustu.
Lucien ona döndü.
“Sen ne yapacaksın?”
Rowan birkaç saniye düşündü.
“Bilmiyorum.”
Sonra dışarı baktı.
“Ama ilk kez bir şeylerin peşinden koşmak istemiyorum.”
Lucien kaşını hafifçe kaldırdı.
“Bu senden beklemediğim bir cevap.”
“Ben de kendimden beklemiyordum.”
İkisi bir süre sessizce şehri izledi.
Günler geçmeye başladı.
Rowan artık saray askerleri arasında görev yapıyordu. Sabahları eğitim alanına gidiyor, günün büyük bölümünü askerlerle geçiriyor, akşamları ise sarayın kütüphanesinde vakit geçiriyordu. Lucien ise krallığın yönetimiyle ilgileniyor, halkın sorunlarını dinliyor ve yeni dünyadaki düzeni anlamaya çalışıyordu.
İlk haftanın sonunda Rowan'ın odası da değişmişti. İlk geldiği gün kendisine verilen soğuk ve boş oda artık tamamen ona aitmiş gibi görünüyordu. Masanın üzerinde birkaç kitap, pencerenin yanında bir sandalye ve duvarın kenarında askerî kıyafetleri vardı.
Rowan odasına girip yatağın kenarına oturdu.
Etrafına baktı.
Sonra kendi kendine fısıldadı:
“Bir ev…”
Bu kelimeyi söylemek bile ona garip gelmişti.
Çünkü uzun zamandır hiçbir yere ev diyememişti.
Kapı çalındı.
Rowan başını kaldırdı.
Lucien içeri girdi.
“Yarın şehir dışına çıkacağım.”
“Nereye?”
“Kuzey sınırındaki köylere. Yeni bölgeleri görmek istiyorum.”
Rowan ayağa kalktı.
“Ben de geliyorum.”
Lucien ona baktı.
“Sen asker olarak görevlendirildin, benim gölgem olarak değil.”
“Ben de zaten gölgen olmak istemiyorum.”
“Güzel.”
“Yanında savaşmak istiyorum.”
Lucien birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra başını salladı.
“Peki.”
Rowan gülümsedi.
“Bu kadar kolay mı?”
“Fazla konuşursan fikrimi değiştirebilirim.”
Rowan kapıya yöneldi.
“Yarın görüşürüz, Majesteleri.”
Lucien arkasından seslendi.
“Rowan.”
Rowan döndü.
“Efendim?”
“Burada kalıcı olacaksan…”
Lucien kısa bir süre durdu.
“Bu dünyaya yalnızca hizmet etmeye çalışma. Kendine de bir hayat kur.”
Rowan'ın yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.
Bu söz, beklemediği kadar derine dokunmuştu.
Başını hafifçe salladı.
“Deneyeceğim.”
Kapı kapandıktan sonra Lucien odada tek başına kaldı.
Pencereye yaklaşıp dışarı baktı.
Yeni dünyanın iki güneşi çoktan batmıştı.
Şehrin üzerinde yıldızlarla dolu geniş bir gökyüzü vardı.
Her şey sakindi.
Her şey olması gerektiği gibiydi.
Ve belki de bu kez gerçekten böyle kalabilirdi.
Ertesi sabah Rowan sarayın kapısından çıktığında üzerinde artık bir mahkûmun ya da yabancının kıyafetleri yoktu.
Kendisine ait bir askerî üniforması vardı.
Kemerinde bir kılıç, omzunda yeni rütbesini gösteren küçük bir işaret bulunuyordu.
Lucien atının üzerinde onu bekliyordu.
Rowan yanına geldi.
“Hazırım.”
Lucien başını salladı.
“Öyleyse başlayalım.”
Saray kapıları arkalarında kapandı.
İkisi şehrin dışındaki yola doğru ilerlemeye başladı.
Rowan bir kez olsun arkasına bakmadı.
Çünkü ilk kez geçmişine dönmek istemiyordu.
Önünde yeni bir dünya vardı.
Yeni bir görev.
Yeni bir hayat.
Ve belki de ilk defa…
kendi hikâyesini baştan yazmak için gerçekten bir şansı vardı.