6. bölüm / 26
Hiçliğin ardında6.bölüm
Bölümler 26Şu an: 6.bölüm
- 1 1.bölüm793 kelime
- 2 2.bolum1.006 kelime
- 3 3.bölüm866 kelime
- 4 4.bolum767 kelime
- 5 5.bolüm732 kelime
- 6 6.bölüm903 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 7.bölüm885 kelime
- 8 8.bolum628 kelime
- 9 9.bölüm913 kelime
- 10 10.bolum758 kelime
- 11 11.bölüm844 kelime
- 12 12.bolum897 kelime
- 13 13.bolum898 kelime
- 14 14.bolum871 kelime
- 15 15.bolum772 kelime
- 16 16.bolum791 kelime
- 17 17.bolum1.486 kelime
- 18 18.bolum830 kelime
- 19 19.bolum796 kelime
- 20 20.bolum937 kelime
- 21 21.bolum649 kelime
- 22 22.bolum874 kelime
- 23 23.bolum859 kelime
- 24 24.bolum Final875 kelime
- 25 Bölüm 24.5548 kelime
- 26 Özel..
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bölüm 6 — Geçmişin Yankısı
Rowan, kütüphanede gördüğü görüntünün ardından uzun süre pencerenin önünden ayrılmadı. Gökyüzünde açılan o kısa geçit çoktan kaybolmuştu fakat Aurelion'un yüzü hâlâ gözlerinin önündeydi. Görüntü yalnızca birkaç saniye sürmüştü. Yine de Rowan, o birkaç saniyenin içinde yıllardır kaçmaya çalıştığı her şeyi yeniden görmüş gibiydi. Aurelion'un yüzündeki ifade, eski dünyanın görüntüsü ve ardından kapının kapanması… Bunların hiçbiri tesadüf olamazdı. Rowan, bu dünyanın kendisine yeni bir başlangıç sunduğunu düşünmüştü ama artık bunun yalnızca bir başlangıç olmadığını biliyordu. Hiçlikten doğan bu dünya, geçmişinden parçaları içine çekiyor ve onları önüne bırakıyordu.
Kütüphanedeki kitap hâlâ elindeydi. Kapağını kapatmış olmasına rağmen sayfaların arasından hafif bir ışık sızıyordu. Rowan kitabı masanın üzerine bıraktı ve birkaç adım uzaklaştı. Ardından kitabın kendi kendine açıldığını gördü. Sayfalar yavaşça çevrildi ve sonunda tamamen boş bir sayfada yeni bir cümle belirdi.
“İLK HATIRA UYANDI.”
Rowan'ın yüzü gerildi.
“Ben hiçbir şey hatırlamadım.”
Sayfadaki yazı silindi.
Ardından başka bir cümle ortaya çıktı:
“Hatırlamak, her zaman görmek değildir.”
Rowan kitabı kapattı.
Tam o sırada kapı açıldı ve Lucien içeri girdi. Kralın yüzü her zamanki gibi sakindi fakat gözleri doğrudan kitaba yöneldi.
“Gökyüzündeki kapıyı gördün.”
Bu bir soru değildi.
Rowan başını kaldırdı.
“Evet.”
“Ne gördün?”
Rowan birkaç saniye sustu.
Sonunda:
“Aurelion.”
Lucien'in yüzündeki sakinlik bir anda bozuldu. Çok kısa sürmüştü fakat Rowan bunu fark etmişti.
“Demek o.”
Rowan ayağa kalktı.
“Sen onu tanıyorsun.”
Lucien cevap vermedi.
“Bana yirmi yıl önce hayatında biri olduğunu söyledin. Onu terk ettiğini söyledin. Ama bana bütün gerçeği anlatmadın.”
“Anlatmak zorunda değilim.”
“Belki değil.”
Rowan ona doğru yaklaştı.
“Ama bu dünya beni onun görüntülerine götürüyor. Kitap benim adımı yazıyor. Gökyüzünde onun yüzü beliriyor. Bana hâlâ bunun tesadüf olduğunu söyleyemezsin.”
Lucien uzun süre sessiz kaldı.
Sonunda pencereye doğru yürüdü.
“Yirmi yıl önce,” dedi, “ben başka biriydim.”
Rowan onu dinlemeye devam etti.
“Tahtım yoktu. Ordum yoktu. İnsanların benden korkması için hiçbir sebep yoktu. Sadece başka bir dünyada yaşayan sıradan bir adamdım.”
Rowan şaşkınlıkla baktı.
“Başka bir dünya mı?”
Lucien başını salladı.
“Benim dünyam da seninki gibi değildi.”
“Peki Aurelion?”
Lucien'in bakışları uzaklara daldı.
“Onunla yollarımız kesiştiğinde henüz ikimiz de bunun ne anlama geldiğini bilmiyorduk.”
“Sonra onu terk ettin.”
“Evet.”
“Neden?”
Lucien bu kez hemen cevap vermedi.
“Çünkü onun yanında kaldığım sürece, onun hayatının benim yüzümden değişeceğini düşündüm.”
Rowan kaşlarını çattı.
“Bunu onun iyiliği için mi yaptın?”
Lucien'in yüzünde acı bir ifade belirdi.
“Bazen insan kendisini haklı çıkarmak için ‘iyiliği’ kelimesini kullanır.”
Bu cevap Rowan'ı susturdu.
Lucien devam etti:
“Onu geride bıraktım. Ardından uzun süre hiçbir şey olmadı. Ta ki bir gün gözlerimi açtığımda kendimi bu dünyanın içinde bulana kadar.”
Rowan dikkat kesildi.
“Bu dünya seni de mi seçti?”
“Bilmiyorum.”
“Peki nasıl kral oldun?”
Lucien'in gözleri taht salonunun bulunduğu yöne kaydı.
“Bu dünya bana bir taht verdi. Ben de kabul ettim.”
“Hiç sorgulamadın mı?”
“İlk başlarda sorguladım.”
“Sonra?”
“Sonra anladım ki bu dünyada bazı soruların cevaplarını aramak, cevaptan daha tehlikelidir.”
Rowan'ın bakışları sertleşti.
“Ben yine de arayacağım.”
Lucien ona döndü.
“Biliyorum.”
“Bunu nereden biliyorsun?”
“Çünkü sen buraya geldiğin ilk günden beri aynı şeyi yapıyorsun.”
Rowan sustu.
Lucien yavaşça masaya yaklaştı ve kitabı eline aldı.
“Bu kitap seni tanıyor.”
“Beni neden tanıyor?”
“İşte bunu henüz bilmiyorum.”
Lucien kitabı açtı.
Sayfalar bu kez tamamen boştu.
Kral parmaklarını sayfanın üzerinde gezdirdi.
“Fakat artık bir şeyden eminim.”
Rowan bekledi.
“Sen bu dünyaya geldiğinde yalnızca yeni bir hayat oluşmadı.”
Sayfada ince bir çizgi belirdi.
Ardından kelimeler ortaya çıkmaya başladı.
“İKİNCİ HATIRA YAKLAŞIYOR.”
Rowan kitabı Lucien'in elinden aldı.
“Ne demek bu?”
Lucien'in gözleri sayfaya sabitlendi.
“Bilmiyorum.”
“Yalan söylüyorsun.”
“Hayır.”
Kral ilk kez açıkça huzursuz görünüyordu.
“Çünkü bu yazıyı daha önce hiç görmedim.”
Bir anda kitabın sayfaları hızla çevrilmeye başladı. Rowan kitabı bırakmaya çalıştı fakat sayfalar kendi kendine hareket etmeye devam etti. Sonunda kitap açık kaldı.
Yeni bir görüntü oluştu.
Eski bir taş merdiven.
Bir bahçe.
İki genç çocuk.
Biri Aurelion'du.
Diğeri ise Rowan'ın tanımadığı bir çocuktu.
Rowan görüntüye dikkatle baktı.
Çocuğun yüzünü seçemiyordu.
Fakat Aurelion'un sesini duyabiliyordu.
“Bir gün buradan ayrılırsan beni unutma.”
Çocuk gülümsedi.
“Seni unutmayacağım.”
Görüntü aniden kayboldu.
Rowan nefesini tuttu.
Lucien'in yüzü bembeyaz olmuştu.
“Bu görüntüyü nereden buldu?” diye fısıldadı.
Rowan ona baktı.
“Sen de gördün.”
Lucien cevap vermedi.
Çünkü görüntüdeki çocuk Aurelion'un hayatındaki bir anıya ait olabilirdi ama Rowan'ın tanıdığı hikâyede bu sahne hiç yaşanmamıştı.
En azından onun bildiği kadarıyla.
Kitabın son sayfasında yeni bir cümle belirdi:
“GEÇMİŞ, HATIRLAYANLARA DEĞİL; HATIRLAMAYA HAZIR OLANLARA AÇILIR.”
Rowan sayfaya bakarken içindeki huzursuzluk daha da büyüdü.
“Lucien…”
Kral başını kaldırdı.
“Bu dünyada Aurelion'un geçmişinden daha fazlası var.”
Lucien sessizce başını salladı.
“Evet.”
“Ve sen bunun bir parçasısın.”
“Evet.”
“Peki benim bununla ne ilgim var?”
Lucien cevap vermeden önce Rowan'a uzun süre baktı.
Sonra çok sakin bir sesle:
“İşte asıl korktuğum şey bu.”
Rowan'ın gözleri daraldı.
“Neden?”
Lucien kitabı kapattı.
“Çünkü bu dünya senin gelişinle başladı.”
Bir an durdu.
“Ve şimdi geçmiş de senin yüzünden uyanıyor.”
Kütüphanede sessizlik hâkim oldu.
Dışarıda sarayın çanları yeniden çalmaya başladı.
Fakat bu kez gökyüzünde hiçbir kapı açılmadı.
Onun yerine şehrin bütün saatleri aynı anda durdu.
Tam gece yarısı.
Rowan pencereye baktı.
Ve uzakta, şehrin henüz tamamlanmamış kulelerinden birinin üzerinde tek bir ışık yandı.
Lucien o ışığı görünce ilk kez gerçekten tedirgin oldu.
“Hayır…”
Rowan ona döndü.
“Ne oldu?”
Lucien cevap vermedi.
Çünkü ışığın altında, taş kuleye yeni bir cümle yazılıyordu:
“ÜÇÜNCÜ HATIRA: YARIN.”
Rowan'ın yüzünde kararlı bir ifade oluştu.
“Yarın ne olursa olsun, gerçeği öğreneceğim.”
Lucien ona baktı.
“Gerçeği öğrendiğinde hâlâ onu bilmek isteyecek misin?”
Rowan birkaç saniye düşündü.
Sonra gözlerini yeniden kuleye çevirdi.
“Bilmiyorum.”
Kısa bir sessizlikten sonra ekledi:
“Ama artık bilmemek daha korkutucu.”
