Hiçliğin ardında kitap kapağı

3. bölüm / 26

Hiçliğin ardında

3.bölüm

Vaveyla Yazarı: 𝑹𝒆𝒊𝒂𝒏𝒂 ⭐

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 26Şu an: 3.bölüm

Bölüm 3 — Kralın Sırrı

Rowan, kralın karşısından ayrıldıktan sonra odasına dönmek yerine sarayın koridorlarında dolaşmaya karar verdi. Lucien'in söyledikleri zihninde dönüp duruyordu. “Bu dünyaya neden geldiğini öğrendiğinde, burada neden bulunduğunu da anlayacaksın.” Bu cümlede sıradan bir tehditten daha fazlası vardı. Kral, Rowan'ın gelişini tesadüf olarak görmüyordu. Sanki onun geleceğini biliyormuş gibi konuşmuştu. Üstelik Rowan, hiçlikteyken bu dünyanın kendi gözlerinin önünde oluştuğunu görmüştü. Eğer gerçekten kimse tarafından yazılmadıysa, Lucien bu dünyanın varlığını nasıl açıklayabilirdi?
Koridorun sonunda büyük bir pencere gördü. Pencerenin ardında şehir bütün ihtişamıyla uzanıyordu. Güneş, yüksek kulelerin arasından yükseliyor, meydanlarda insanlar hareket ediyor, at arabaları taş döşeli yollardan geçiyordu. Rowan bir süre sessizce izledi. Her şey normal görünüyordu. Fazlasıyla normal. Ancak biraz daha dikkatli baktığında tuhaflıkları fark etmeye başladı. Şehrin bazı bölgelerinde binalar sanki yarım bırakılmış gibiydi. Bir sokağın sonunda duvarın devam etmesi gerekirken yalnızca sis vardı. Uzakta duran bir kule ise gökyüzüne yükseliyor fakat en üst kısmı hâlâ tamamlanmamış bir çizim gibi bulanık görünüyordu.
Rowan gözlerini kıstı.
“Bu dünya tamamlanmamış…”
Arkasından bir ses geldi.
“Bunu fark etmen uzun sürmedi.”
Rowan hızla döndü.
Lucien koridorun diğer ucunda duruyordu. Kralın üzerinde yine siyah ve altın işlemeli kıyafetleri vardı. Fakat bu kez yanında asker yoktu. Tek başınaydı.
Rowan ona kuşkuyla baktı.
“Beni mi takip ediyorsun?”
Lucien ağır adımlarla yaklaşmaya başladı.
“Hayır. Saray benim.”
“Bu cevap olmadı.”
“Ben de sana cevap vermek zorunda değilim.”
Rowan istemsizce gülümsedi. “Gerçekten acımasızsın.”
Lucien'in yüzünde hiçbir değişiklik olmadı.
“Bunu daha önce de söyleyenler oldu.”
“Ve?”
“Artık hiçbiri söylemiyor.”
Rowan'ın gülümsemesi kayboldu.
Kral pencerenin önüne geldi ve şehre baktı.
“Bu dünyayı gördüğünde ne düşündün?”
“Bir çıkış olduğunu.”
Lucien ona döndü.
“Yanılıyorsun.”
Rowan kaşlarını çattı.
“Ne demek istiyorsun?”
“Burası çıkış değil.”
Lucien'in sesi bu kez daha düşüktü.
“Burası bir sonuç.”
Rowan'ın gözleri kralın yüzünde sabitlendi.
“Sonuç?”
“Bazı dünyalar bir başlangıçtan doğar. Bazıları ise bir şey sona erdiğinde.”
Rowan, Lucien'in sözlerini anlamaya çalışıyordu.
“Bu dünya neyin sonucunda oluştu?”
Lucien cevap vermedi.
Onun yerine Rowan'ın yanından geçerek koridorun sonundaki kapıya doğru yürüdü.
“Gel.”
Rowan birkaç saniye tereddüt etti fakat ardından peşinden gitti.
Kapı açıldığında uzun, karanlık bir merdiven ortaya çıktı. Aşağı indikçe sarayın gürültüsü geride kaldı. Duvarlardaki meşalelerin ışığı giderek azaldı. Sonunda büyük, taş bir salona ulaştılar.
Salonun ortasında eski bir masa vardı.
Masanın üzerinde kitaplar bulunuyordu.
Rowan yaklaşınca kitapların hiçbirinin kapağında isim olmadığını fark etti.
“Bunlar ne?”
Lucien masaya yaklaştı.
“Hatıralar.”
Rowan kitaplardan birine uzandı.
Lucien elini tuttu.
“Dokunma.”
Rowan elini çekti.
“Neden?”
“Çünkü bazı hatıralar insana ait değildir.”
Rowan'ın bakışları kitapların üzerinde dolaştı.
“Peki neden buradalar?”
Lucien uzun süre sustu.
Sonunda:
“Çünkü bu dünya onları unutmamak için yaratıldı.”
Rowan'ın kalbi hızlandı.
“Kim yaratıldı?”
Lucien cevap vermeden önce gözlerini Rowan'a çevirdi.
“Senin gibi biri.”
Rowan'ın yüzü gerildi.
“Benim gibi biri mi?”
“Bir dünyadan kopmuş, başka bir dünyaya ait olmayan biri.”
Rowan geri çekildi.
“Başka biri daha mı geldi buraya?”
Lucien'in cevabı gecikti.
“Evet.”
“Kim?”
Lucien'in bakışlarında ilk kez belli belirsiz bir gölge oluştu.
“Yirmi yıl önce tanıdığım biri.”
Rowan'ın nefesi kesildi.
Aklına Aurelion geldi.
Fakat Lucien'in söylediği kişi Aurelion değildi. Bunu bilmiyordu ama kralın geçmişinde, Aurelion'dan sonra hayatına giren ve ona çok benzeyen başka birinin olduğunu hatırlamaya başlamıştı.
“Onu neden terk ettin?” diye sordu Rowan.
Lucien'in gözleri bir anda sertleşti.
“Bu soruyu sana kim söyledi?”
“Kimse.”
“Öyleyse neden sordun?”
Rowan cevap veremedi.
Çünkü kendisi de bilmiyordu.
Lucien birkaç saniye onu inceledikten sonra masadaki kitaplardan birini aldı.
Kapağını açtı.
Sayfalar tamamen boştu.
“Bu dünya doğduğunda burada hiçbir şey yoktu.”
Lucien parmağını boş sayfanın üzerinde gezdirdi.
“Ne şehir vardı ne saray ne de ben.”
Rowan şaşkınlıkla baktı.
“Sen de mi sonradan oluştun?”
“Belki.”
Lucien kitabı kapattı.
“Belki de bu dünya beni oluşturmadı. Belki ben bu dünyayı oluşturdum.”
Rowan'ın yüzünde tedirgin bir ifade belirdi.
“Hangisi doğru?”
Lucien hafifçe gülümsedi.
“Bilmiyorum.”
Bu cevap Rowan'ı daha çok huzursuz etti.
Kral gibi biri için bilmiyorum demek beklenmedik bir şeydi.
Tam o sırada salonun derinliklerinden ince bir ses duyuldu.
Tak.
İkisi de sustu.
Ardından bir ses daha.
Tak. Tak.
Sanki taş bir zeminde birisi yürüyordu.
Rowan arkasına baktı.
Kimse yoktu.
Lucien ise hiç şaşırmamıştı.
“Buraya senden önce kimse girmedi,” dedi Rowan.
“Ben girmedim demedim.”
Lucien'in bakışları salonun karanlık köşesine çevrildi.
“Burası seni tanıyor.”
Rowan'ın yüzündeki ifade değişti.
“Beni mi?”
Lucien başını salladı.
“Sen buraya geldiğinde bu dünya henüz yoktu.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Sen ortaya çıktığında başladı.”
Rowan'ın gözleri büyüdü.
“Yani bu dünya…”
“Seninle birlikte doğdu.”
Bu sözlerden sonra salonun duvarlarında ince çatlaklar belirmeye başladı. Çatlakların arasından beyaz bir ışık sızdı. Masanın üzerindeki boş kitaplardan biri kendiliğinden açıldı.
Sayfada tek bir cümle belirdi:
“İLK KARAKTER GELDİ.”
Rowan donup kaldı.
Lucien kitaba baktı.
İfadesinde ilk kez gerçek bir şaşkınlık vardı.
Sonra sayfa değişti.
İkinci cümle ortaya çıktı:
“KRAL HENÜZ HATIRLAMIYOR.”
Lucien'in yüzü bir anda sertleşti.
“Bu imkânsız.”
Rowan ona baktı.
“Ne?”
Lucien kitabı kapattı.
Fakat kitap tekrar açıldı.
Bu kez yalnızca iki kelime yazıyordu:
“ROWAN GELDİ.”
Salon sessizliğe gömüldü.
Rowan, adının sayfada belirmesine bakarken içindeki bütün düşünceler birbirine karıştı.
Bu dünya gerçekten tesadüfen oluşmamıştı.
Birileri onu buraya getirmişti.
Ya da…
dünya onun gelmesini bekliyordu.
Lucien kitabı eline aldı ve Rowan'a döndü.
Bu kez sesi eskisinden çok daha ciddiydi.
“Artık seni saraydan göndermeyeceğim.”
Rowan gözlerini kıstı.
“Neden?”
Lucien kitabın kapağını kapattı.
“Çünkü sen buraya yalnızca yeni bir hayat bulmak için gelmedin.”
Bir an durdu.
“Sen bu dünyanın neden var olduğunu öğrenmek için geldin.”