Hiçliğin ardında kitap kapağı

12. bölüm / 26

Hiçliğin ardında

12.bolum

Vaveyla Yazarı: 𝑹𝒆𝒊𝒂𝒏𝒂 ⭐

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 26Şu an: 12.bolum

12. BÖLÜM — YENİ DÜZEN

Yeni dünyanın üzerinden birkaç hafta geçmişti.
İki güneşin gökyüzünde aynı anda yükselmesine Rowan artık alışmıştı. İlk zamanlarda bu manzara ona garip gelmiş, gecenin bile tamamen karanlık olmadığı bu dünyayı sürekli eski hayatıyla karşılaştırmasına neden olmuştu. Fakat zaman geçtikçe insanın alışamayacağı şeylerin bile sıradanlaşabileceğini fark etmişti. Sabahları aynı saatte uyanıyor, şehrin dışındaki eğitim alanına gidiyor, askerlerle birlikte çalışıyor ve akşam olduğunda saraya dönüyordu.
Hayatı ilk kez bir düzenin içine girmişti.
Ne bir kitap vardı.
Ne kaderini onun yerine yazan sayfalar.
Ne geçmişten gelen bir ses.
Ne de sürekli değişen bir dünya.
En azından şimdilik.
Rowan eğitim alanında kılıcını kaldırırken karşısındaki askerin hamlesini savuşturdu. Adımları artık eskisi kadar tereddütlü değildi. İlk günlerde herkes onun kim olduğunu merak etmişti. Saraya nereden geldiğini, neden doğrudan kralın emriyle orduya alındığını ve neden Lucien’in ona diğer askerlerden farklı davrandığını kimse bilmiyordu.
Rowan da açıklama yapmamıştı.
Çünkü kendisi bile bu dünyanın kurallarını tam olarak bilmiyordu.
Fakat bir şeyi öğrenmişti.
Burada geçmişini anlatmak zorunda değildi.
Geçmişinin onu tanımlamasına izin vermek zorunda değildi.
Karşısındaki asker bir kez daha saldırdığında Rowan yana çekildi ve kılıcını onun silahına dayadı.
“Yeter.”
Eğitmeni elini kaldırdı.
“Son haftalarda gelişiyorsun.”
Rowan nefesini toparlayarak kılıcını indirdi.
“Daha iyi olmam gerekiyor.”
Eğitmeni kaşlarını çattı.
“Ne için?”
Rowan cevap vermeden önce kısa bir süre düşündü.
Eskiden bu soruya vereceği cevap hazırdı.
Birini bulmak için.
Bir şeyleri geri almak için.
Kendisinden çalındığını düşündüğü hayatı yeniden elde etmek için.
Ama şimdi...
“Bilmiyorum,” dedi sonunda. “Sadece iyi olmak istiyorum.”
Eğitmeni onun yüzüne baktı. Sonra başını hafifçe salladı.
“Bazen en zor cevap budur.”
Rowan kılıcını yerine koydu.
Gökyüzündeki iki güneşten biri yavaşça batmaya başlamıştı. Şehrin yüksek kuleleri turuncu ışığın altında parlıyor, sokaklarda insanlar günün son işlerini tamamlıyordu.
Rowan uzaktan saraya baktı.
Lucien hâlâ oradaydı.
Kral olarak.
Fakat son haftalarda Rowan onun yönetim biçiminin değiştiğini fark etmişti.
Lucien artık yalnızca emir veren bir kral değildi. Halkın arasına çıkıyor, şehirdeki sorunları dinliyor, askerlerin eğitimini bizzat denetliyor ve sarayın yıllardır kapalı kalan bazı bölümlerini halka açıyordu.
Bu dünyanın eski düzeni yavaş yavaş değişiyordu.
Ve Rowan bunun bir parçasıydı.
O akşam Rowan sarayın geniş salonuna girdiğinde Lucien pencerenin önünde duruyordu. Üzerinde her zamanki ağır kral kıyafetleri yoktu. Daha sade, koyu renkli bir kıyafet giymişti. Elinde ise şehrin haritası vardı.
Rowan birkaç adım yaklaşarak durdu.
“Beni çağırmışsınız.”
Lucien başını çevirmeden konuştu.
“Şehrin kuzey kapısını gördün mü?”
“Evet.”
“Oradaki asker sayısı?”
“Yeterli değil.”
Lucien sonunda ona döndü.
“Bunu fark eden tek kişi sen değilsin.”
Rowan haritaya baktı.
“Bir saldırı mı bekliyorsunuz?”
“Hayır.”
Lucien haritayı masaya bıraktı.
“Fakat bir kralın yalnızca saldırı olduğunda hazırlık yapması, kral olması için yeterli değildir.”
Rowan sessizce onu dinledi.
Lucien parmağını haritanın üzerinde gezdirdi.
“Bu dünyada önceki düzenin izleri hâlâ duruyor. İnsanlar yıllarca korkuyla yaşadı. Şimdi onlara özgür olduklarını söylemek kolay. Fakat özgürlüğün ne olduğunu öğretmek daha zor.”
Rowan bu sözleri duyunca bir an sustu.
Çünkü bu cümle ona fazlasıyla tanıdık gelmişti.
Özgürlük.
Bir zamanlar kendisinin de istediği şey buydu.
Fakat özgürlüğü yanlış anlamıştı.
Kendi istediği hayatı elde etmek için başkasının hayatını yok saymıştı.
Başkasının yerini almanın özgürlük olduğunu sanmıştı.
Şimdi ise ilk defa bunun ne kadar farklı bir şey olduğunu anlamaya başlıyordu.
“Peki benden ne istiyorsunuz?”
Lucien ona baktı.
“Yarın kuzey bölgesine gideceksin.”
Rowan başını kaldırdı.
“Asker olarak mı?”
“Evet.”
“Kimin emrinde?”
Lucien kısa bir sessizlikten sonra cevap verdi.
“Benim.”
Rowan şaşırmadı.
“Ne yapmam gerekiyor?”
“İnsanları dinle. Askerleri denetle. Sorunları öğren. Bana rapor getir.”
Rowan hafifçe kaşlarını çattı.
“Bu bir savaş görevi değil.”
“Hayır.”
Lucien’in sesi sakindi.
“Yeni bir dünya kurmak için her zaman savaşmak gerekmez.”
Bu sözler salonun sessizliğinde uzun süre asılı kaldı.
Rowan başını eğdi.
“Anladım.”
Lucien haritayı kapattı.
“Rowan.”
“Efendim?”
“Buraya geldiğinden beri ilk kez gerçekten bir yere aitmişsin gibi davranıyorsun.”
Rowan’ın yüzündeki ifade değişti.
Bu cümle beklemediği bir yerden gelmişti.
Bir zamanlar ait olmak için başka birinin hayatına tutunmuştu.
Şimdi ise biri ona kendi yerini bulması gerektiğini söylüyordu.
“Belki,” dedi Rowan yavaşça, “ilk defa bir yere ait olmaya çalışmıyorumdur.”
Lucien onu birkaç saniye izledi.
“Belki de.”
Ertesi sabah Rowan kuzey kapısına ulaştığında şehir henüz tamamen uyanmamıştı. Atların ayak sesleri taş yolda yankılanıyor, askerler hazırlıklarını tamamlıyordu.
Rowan zırhının üzerindeki yeni rütbe işaretine baktı.
Küçük bir işaretti.
Ama onun için anlamı büyüktü.
Çünkü bunu kimse ona miras bırakmamıştı.
Kimse onu bir başkasının yerine koyarak vermemişti.
Kendisi kazanmıştı.
Atına binerken sarayın yüksek balkonuna baktı. Lucien orada duruyordu.
İkisi uzaktan birbirlerine baktılar.
Lucien başını hafifçe eğdi.
Rowan da aynı şekilde karşılık verdi.
Sonra kuzey kapısından dışarı çıktı.
Şehrin geride kaldığını gördükçe içinde garip bir huzur oluştu.
İlk defa arkasına bakmak zorunda hissetmiyordu.
Çünkü geçmiş hâlâ vardı.
Ama artık önünde yürümüyordu.
Aynı saatlerde sarayın en eski bölümünde, uzun zamandır kullanılmayan bir odanın kapısı kendiliğinden açıldı.
Odanın içinde kimse yoktu.
Duvarlarda eski tablolar, raflarda tozlanmış kitaplar vardı.
Masaların birinin üzerinde ise daha önce orada bulunmayan siyah bir kitap duruyordu.
Kitabın kapağında hiçbir isim yazmıyordu.
Sayfaları kendi kendine açıldı.
Birinci sayfa boştu.
İkinci sayfa da.
Üçüncü sayfada ise yavaşça tek bir cümle belirdi:
“YENİ DÜZEN BAŞLADI.”
Bir süre hiçbir şey olmadı.
Sonra sayfanın altına ikinci bir cümle yazıldı.
“FAKAT BU DÜNYA HENÜZ KİMİN İÇİN YARATILDIĞINI UNUTMADI.”
Kitap kapandı.
Ve odanın içinde, daha önce duyulmayan bir ses yankılandı.
“Bir hikâye bittiğinde... başka bir hikâye gerçekten başlayabilir mi?”
Kapı yeniden kapandı.
Dışarıda ise Rowan, hiçbir şeyden habersiz, kuzeye doğru ilerliyordu.
İlk kez geçmişinden kaçmıyordu.
İlk kez geleceğine doğru yürüyordu.
Fakat bilmediği şey şuydu:
Bazı dünyalar insanlara yeni bir hayat vermek için kurulmaz.
Bazıları, insanın gerçekten değişip değişmediğini görmek için doğar.