8. bölüm / 26
Hiçliğin ardında8.bolum
Bölümler 26Şu an: 8.bolum
- 1 1.bölüm793 kelime
- 2 2.bolum1.006 kelime
- 3 3.bölüm866 kelime
- 4 4.bolum767 kelime
- 5 5.bolüm732 kelime
- 6 6.bölüm903 kelime
- 7 7.bölüm885 kelime
- 8 8.bolum628 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 9.bölüm913 kelime
- 10 10.bolum758 kelime
- 11 11.bölüm844 kelime
- 12 12.bolum897 kelime
- 13 13.bolum898 kelime
- 14 14.bolum871 kelime
- 15 15.bolum772 kelime
- 16 16.bolum791 kelime
- 17 17.bolum1.486 kelime
- 18 18.bolum830 kelime
- 19 19.bolum796 kelime
- 20 20.bolum937 kelime
- 21 21.bolum649 kelime
- 22 22.bolum874 kelime
- 23 23.bolum859 kelime
- 24 24.bolum Final875 kelime
- 25 Bölüm 24.5548 kelime
- 26 Özel..
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bölüm 8 — Unutulan Gece
Batı Kulesi'ndeki aynanın kararmasının üzerinden yalnızca birkaç dakika geçmişti fakat Rowan'a saatler geçmiş gibi geliyordu. Lucien hâlâ aynanın karşısında duruyor, gözlerini yüzeyden ayırmıyordu. Az önce gördükleri görüntü, yalnızca geçmişten kalmış sıradan bir anı değildi. Genç Lucien'in söylediği o cümle, kralın bugünkü hâliyle hiçbir şekilde uyuşmuyordu.
“Seni terk edersem, beni bir daha asla affetme.”
Rowan bu sözün ardındaki hikâyeyi düşünüyordu. Lucien yıllar önce birini terk etmişti. Bu kişi onun için yeterince önemliydi ki aradan yirmi yıl geçmesine rağmen hatırası hâlâ bu dünyanın duvarlarında yaşamaya devam ediyordu.
“Sen gerçekten onu terk etmek istememişsin.”
Lucien cevap vermedi.
Rowan devam etti:
“Öyleyse neden yaptın?”
Kral aynadan uzaklaştı. Birkaç saniye boyunca odanın karanlık köşesine baktı.
“Çünkü o zaman başka seçeneğim olduğunu düşünmüyordum.”
“Şimdi olsa?”
Lucien'in bakışları Rowan'a döndü.
“Şimdi aynı şeyi yapıp yapmayacağımı bilmiyorum.”
Bu cevap Rowan'ın beklediği cevap değildi. Lucien her zaman kesin konuşuyordu. Kararlarından şüphe etmeyen, emir verirken sesini yükseltmeye bile ihtiyaç duymayan bir kraldı. Fakat geçmişinden söz ettiğinde, karşılarında bambaşka biri ortaya çıkıyordu.
Rowan aynaya yaklaştı.
“Bu aynada neden Aurelion'u gördük?”
Lucien birkaç saniye sustu.
“Çünkü bazı insanlar birbirleriyle hiç karşılaşmasa bile aynı hikâyenin izlerini taşıyabilir.”
Rowan başını çevirdi.
“Bu ne demek?”
“Bilmiyorum.”
Tam o anda aynanın yüzeyinde küçük bir ışık belirdi.
İkisi de sustu.
Işık giderek büyüdü ve aynanın üzerinde yeni bir görüntü oluştu.
Bu kez Aurelion yoktu.
Genç Lucien vardı.
Yirmi yıl önceki hâliyle.
Yağmurlu bir gecede, şehrin dışında eski bir taş köprünün üzerinde duruyordu. Karşısında ise yüzü görünmeyen biri vardı.
Lucien ona bir şey söylüyordu fakat ses duyulmuyordu.
Rowan biraz daha yaklaştı.
Görüntü değişti.
Genç Lucien bir kapının önünde tek başına duruyordu.
Elinde küçük, siyah kapaklı bir kitap vardı.
Kitabı açtı.
Bir sayfaya birkaç kelime yazdı.
Ayna yazıyı Rowan'a göstermeye çalışıyormuş gibi ışıldadı.
“Bir gün geri dönerse…”
Sonrası yine boştu.
Rowan fısıldadı:
“Cümleyi neden tamamlamamışsın?”
Lucien'in yüzü gerildi.
“Çünkü hatırlamıyorum.”
“Belki de hatırlamak istemiyorsun.”
Lucien bu kez ona sertçe baktı.
“Beni tanımıyorsun.”
Rowan karşılık verdi:
“Sen de beni tanımıyorsun.”
İki adam birbirlerine baktılar.
Sonra ayna yeniden değişti.
Bu kez görüntüde genç Lucien'in yanında başka bir adam belirdi.
Yüzü hâlâ gölgede kalıyordu.
Fakat Rowan onun siluetini gördüğü anda içinde tuhaf bir his oluştu.
Adam, Lucien'in yanında yürüyordu.
Aralarında bir konuşma geçiyordu.
Sonra adam durdu.
Lucien'e baktı.
Ve görüntü kaybolmadan hemen önce yalnızca şu söz duyuldu:
“Beni bulduğunda çok geç olacak.”
Ayna karardı.
Rowan'ın yüzündeki ifade değişti.
“Kimdi o?”
Lucien cevap vermedi.
Çünkü kralın gözleri aynada değildi artık.
Kendi ellerine bakıyordu.
Parmakları hafifçe titriyordu.
Rowan bunu fark etti.
“Lucien?”
Kral başını kaldırdı.
“Onun yüzünü hatırlayamıyorum.”
“Kim olduğunu hatırlıyor musun?”
Lucien uzun süre düşündü.
Sonunda:
“Hayır.”
“Peki neden onu kaybettiğini hatırlıyorsun?”
Lucien gözlerini kapattı.
“Çünkü bazı acılar yüzleri unutturur ama kendilerini unutturmaz.”
Rowan sessiz kaldı.
Bu sözlerden sonra odadaki hava değişmişti.
Tam çıkacakları sırada aynanın yüzeyinde son bir cümle belirdi.
“DÖRDÜNCÜ HATIRA UYANDI.”
Altında ise:
“FAKAT KRAL HÂLÂ HATIRLAMIYOR.”
Lucien aynaya baktı.
“Demek daha fazlası var.”
Rowan kapıya yöneldi.
“Ve bulacağız.”
Lucien onun arkasından baktı.
“Sen neden bu kadar kararlısın?”
Rowan durdu.
Bir süre cevap vermedi.
Sonra başını hafifçe çevirerek:
“Çünkü ben zaten her şeyimi kaybettim.”
Sesi sakindi.
“Kaybedecek başka bir şeyim kalmadı.”
Lucien'in bakışları Rowan'ın üzerinde kaldı.
“Yanılıyorsun.”
Rowan ona döndü.
“Ne hakkında?”
Lucien kapıya doğru yürüdü.
“Henüz kaybetmediğin şeylerin ne olduğunu bilmiyorsun.”
Rowan cevap veremedi.
İkisi birlikte kuleden çıktılar.
Ancak kapı kapandığı anda aynanın yüzeyinde yeni bir görüntü belirdi.
Bu kez ne Rowan vardı ne Lucien.
Sadece karanlık bir oda.
Odanın ortasında bir masa.
Masanın üzerinde siyah bir kitap.
Kitabın kapağı yavaşça açıldı.
Ve sayfanın ortasında tek bir cümle belirdi:
“BEŞİNCİ HATIRA, ROWAN'IN HATIRASI OLACAK.”
Kitap kapandı.
Batı Kulesi yeniden sessizliğe gömüldü.
Fakat hiç kimse fark etmedi.
Sarayın en eski duvarlarından birinde, yıllardır kapalı duran küçük bir kapı kendi kendine açılmıştı.
Kapının ardında ise yalnızca karanlık yoktu.
Birinin Rowan'ı beklediği bir oda vardı
