22. bölüm / 26
Hiçliğin ardında22.bolum
Bölümler 26Şu an: 22.bolum
- 1 1.bölüm793 kelime
- 2 2.bolum1.006 kelime
- 3 3.bölüm866 kelime
- 4 4.bolum767 kelime
- 5 5.bolüm732 kelime
- 6 6.bölüm903 kelime
- 7 7.bölüm885 kelime
- 8 8.bolum628 kelime
- 9 9.bölüm913 kelime
- 10 10.bolum758 kelime
- 11 11.bölüm844 kelime
- 12 12.bolum897 kelime
- 13 13.bolum898 kelime
- 14 14.bolum871 kelime
- 15 15.bolum772 kelime
- 16 16.bolum791 kelime
- 17 17.bolum1.486 kelime
- 18 18.bolum830 kelime
- 19 19.bolum796 kelime
- 20 20.bolum937 kelime
- 21 21.bolum649 kelime
- 22 22.bolum874 kelime · Okuduğun bölüm
- 23 23.bolum859 kelime
- 24 24.bolum Final875 kelime
- 25 Bölüm 24.5548 kelime
- 26 Özel..
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
22. BÖLÜM — İKİ TARAF
Hiçlikte zamanın geçtiğini anlamak mümkün değildi.
Rowan ne kadar süredir orada olduğunu bilmiyordu. Dakikalar mı geçmişti, saatler mi, yoksa günler mi... Hiçliğin içinde bunların hiçbir anlamı yoktu.
Sadece karanlık vardı.
Ve sessizlik.
Bazen uzaktan, nereden geldiği belli olmayan ince bir uğultu duyuluyor, ardından yeniden her şey susuyordu.
Rowan başını kaldırdı.
Hâlâ aynı yerdeydi.
Bileklerini saran zincirler karanlığın içinde uzanıyor, nereye bağlandıkları görünmüyordu. Onları ne kadar zorlarsa zorlasın zincirler gevşemiyordu.
Ama artık asıl canını acıtan şey zincirler değildi.
Lucien'in gitmiş olmasıydı.
Gözlerini kapattı.
Ve zihninde bir görüntü belirdi.
İlk evleri.
Kutuların arasında duran Lucien.
Rowan'ın elinde yanlış yere koyduğu bir kitap.
Lucien'in sakin sesi:
“Onu oraya koyma.”
Sonra başka bir anı.
Birlikte hazırladıkları ilk yemek.
Rowan'ın mutfakta ortalığı dağıtması.
Lucien'in sessizce arkasından bakması.
Sonra yağmurlu bir akşam.
İkisi aynı şemsiyenin altında yürürken Rowan'ın gülüşü.
Bir başka görüntü...
Balkonda yan yana oturdukları gece.
Duygularını ilk kez birbirlerine söyledikleri an.
Rowan gözlerini açtı.
Görüntüler bir anda dağıldı.
“Hayır...”
Zincirler hareket etti.
Anılar yeniden ortaya çıktı.
Fakat bu kez görüntüler güzel başlamasına rağmen sonunda parçalanıyordu.
Ev yıkılıyor.
Sokak boşalıyor.
Lucien uzaklaşıyor.
Rowan yalnız kalıyordu.
Rowan başını eğdi.
“Yeter.”
Zincirlerden biri hafifçe titredi.
Rowan ona baktı.
İlk kez zincirlerin yalnızca bedenini tutmadığını fark etti.
Onlar...
korkusundan besleniyordu.
Lucien'i kaybetme korkusundan.
Onu bir kez daha kaybetme düşüncesinden.
Geçmişte kaybettiği her şeyi tekrar kaybetmekten duyduğu korkudan.
Rowan yavaşça nefes aldı.
“Beni burada tutan sen değilsin...”
Zincirlere baktı.
“Benim korkum.”
Bu sözleri söylediği anda zincirlerden biri çatladı.
Çok küçük bir ses.
Ama hiçlikte yankılanacak kadar belirgindi.
Rowan'ın gözleri büyüdü.
Aynı anda hiçliğin başka bir yerinde Lucien yürüyordu.
Aurelion birkaç adım önündeydi.
İkisinin etrafında hiçbir yol yoktu. Yalnızca karanlığın içinde beliren soluk taş parçaları vardı. Lucien her adımını attığında taşların altında belli belirsiz bir ışık oluşuyor, sonra yeniden sönüyordu.
Lucien birden durdu.
Aurelion arkasına baktı.
“Ne oldu?”
“Rowan.”
Aurelion'un yüzü değişmedi.
“Onu düşünüyorsun.”
“Evet.”
“Burada bile.”
Lucien'in cevabı gecikmedi.
“Her yerde.”
Aurelion birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra yürümeye devam etti.
Lucien de arkasından ilerledi.
Bir süre sonra Aurelion konuştu.
“Onun için gerçekten her şeyi bırakacak mısın?”
Lucien durdu.
Aurelion da durdu.
“Ben zaten her şeyi bıraktım.”
Aurelion gözlerini ona çevirdi.
“Beni de?”
Lucien uzun süre cevap vermedi.
Sonunda:
“Evet.”
Aurelion'un yüzünde belli belirsiz bir kırgınlık oluştu.
Lucien bunu gördü.
Ama sözünü değiştirmedi.
“Yirmi yıl önce seni terk ettim. Bunun yanlış olup olmadığını yıllarca düşündüm. Fakat şimdi başka bir hayatım var.”
Aurelion:
“Rowan.”
Lucien başını salladı.
“Evet.”
Aurelion gözlerini yere indirdi.
“Onu seviyorsun.”
Lucien'in sesi sakindi.
“Evet.”
Aurelion uzun süre sustu.
Sonra:
“Bunu senden duymak... beklediğimden daha ağır.”
Lucien cevap vermedi.
Çünkü Aurelion'un acısını anlayabiliyordu.
Fakat anlayabilmek, geçmişe geri dönmek anlamına gelmiyordu.
Aurelion'un dünyasına ulaştıklarında Lucien ilk olarak sessizliği fark etti.
Bir şehir vardı.
Ama şehir yaşamıyordu.
Sokakta yürüyen insanlar hareketsizdi.
Bir adamın elindeki gazete havada açık kalmıştı.
Bir çocuk koşarken olduğu yerde donmuştu.
Gökyüzünden düşen yağmur damlaları bile yere ulaşmıyordu.
Lucien etrafına baktı.
“Burası...”
Aurelion:
“Benim dünyam.”
Lucien birkaç adım ilerledi.
“Ne oldu?”
Aurelion:
“Sen gittikten sonra başladı.”
“Bunu sen mi yaptın?”
“Hayır.”
Lucien ona döndü.
“Öyleyse kim yaptı?”
Aurelion uzun süre sessiz kaldı.
Sonra:
“Bilmiyorum.”
Lucien'in yüzü sertleşti.
“Bunca yıldır burada mıydın?”
“Evet.”
“Bu dünyada zaman ilerlemedi mi?”
“Hayır.”
Aurelion şehrin donmuş sokaklarına baktı.
“Sen gittikten sonra her şey olduğu yerde kaldı.”
Lucien'in gözleri karanlık gökyüzüne çevrildi.
“Ve şimdi?”
Aurelion:
“Şimdi dünya seni geri istiyor.”
Aynı anda Rowan'ın bulunduğu hiçlikte başka bir şey oldu.
Zincir çatlağından ışık sızdı.
Rowan şaşkınlıkla ona baktı.
Işık büyüdü.
Ve içinden bir görüntü oluştu.
Lucien.
Rowan'ın nefesi kesildi.
“Lucien...”
Lucien de başka bir yerde durmuştu.
Önünde beliren ışığın içinde Rowan vardı.
İkisi birbirlerini görebiliyordu.
Fakat dokunamıyorlardı.
Rowan elini kaldırdı.
“Beni duyuyor musun?”
Lucien de elini ışığa doğru uzattı.
“Rowan.”
Sesleri birbirlerine ulaşmıyordu.
Ama birbirlerinin dudaklarından ne söylediklerini anlayabiliyorlardı.
Rowan gülümsedi.
Gözlerinde ilk kez umut vardı.
Lucien de aynı şekilde ona baktı.
Aurelion birkaç adım geride durmuş, ikisini izliyordu.
Yüzündeki ifade okunmuyordu.
Rowan birden zincirine baktı.
Çatlak biraz daha büyümüştü.
Üzerinde küçük bir yazı belirdi.
BAĞ KOPMADI.
Rowan'ın gözleri büyüdü.
Lucien de yazıyı gördü.
Aurelion'un yüzündeki sakinlik ilk kez bozuldu.
“Bu olmamalı.”
Lucien ona döndü.
“Ne olmamalı?”
Aurelion cevap vermedi.
Çünkü tam o anda gökyüzünde büyük bir çatlak oluştu.
Çatlağın içinden başka bir dünya görünmeye başladı.
Sonra bir başka dünya.
Ve bir başka.
Farklı şehirler.
Farklı saraylar.
Farklı hayatlar.
Fakat hepsinin merkezinde aynı isim vardı.
Aurelion.
Rowan bunu görünce fısıldadı:
“Demek bütün bunların nedeni sensin.”
Aurelion başını kaldırdı.
“Hayır.”
Lucien:
“Öyleyse neden bütün yollar sana çıkıyor?”
Aurelion uzun süre cevap vermedi.
Sonunda gözlerini kapattı.
“Çünkü ben de cevabı arıyorum.”
Hiçlik yeniden sarsıldı.
Rowan'ın zincirlerinden biri tamamen kırıldı.
Fakat diğerleri hâlâ yerindeydi.
Lucien bir adım öne çıktı.
“Dayan.”
Rowan başını kaldırdı.
“Bekleyeceğim.”
“Ben de seni bulacağım.”
Aurelion ikisine baktı.
Sonra arkasındaki donmuş şehre döndü.
Ve ilk kez gerçekten korkmuş gibi konuştu:
“Üçümüzün hikâyesi birbirine bağlandı.”
Gökyüzündeki çatlak daha da büyüdü.
“Ve artık hiçbir dünya eskisi gibi kalmayacak.”
O anda üçü de aynı şeyi gördü.
Karanlığın içinde, çok uzakta tek bir kapı açılıyordu.
Kapının üzerinde yalnızca bir isim vardı:
AURELION.
Hiçlik sessizce kapıya doğru genişlerken Rowan zincirlerini kırmaya çalıştı.
Lucien ona ulaşmak için ilerledi.
Aurelion ise kapının önünde durdu.
Ve üçü ilk kez aynı anda birbirlerini gördü.
Ama hâlâ farklı taraflardaydılar.
Ve bu kez onları ayıran şey bir dünya değildi.
Birbirine bağlanmış üç farklı geçmişti.
