5. bölüm / 26
Hiçliğin ardında5.bolüm
Bölümler 26Şu an: 5.bolüm
- 1 1.bölüm793 kelime
- 2 2.bolum1.006 kelime
- 3 3.bölüm866 kelime
- 4 4.bolum767 kelime
- 5 5.bolüm732 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 6.bölüm903 kelime
- 7 7.bölüm885 kelime
- 8 8.bolum628 kelime
- 9 9.bölüm913 kelime
- 10 10.bolum758 kelime
- 11 11.bölüm844 kelime
- 12 12.bolum897 kelime
- 13 13.bolum898 kelime
- 14 14.bolum871 kelime
- 15 15.bolum772 kelime
- 16 16.bolum791 kelime
- 17 17.bolum1.486 kelime
- 18 18.bolum830 kelime
- 19 19.bolum796 kelime
- 20 20.bolum937 kelime
- 21 21.bolum649 kelime
- 22 22.bolum874 kelime
- 23 23.bolum859 kelime
- 24 24.bolum Final875 kelime
- 25 Bölüm 24.5548 kelime
- 26 Özel..
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bölüm 5
Rowan, Lucien'in odasından ayrıldıktan sonra doğrudan kendi odasına dönmedi. Sarayın koridorlarında ağır adımlarla ilerlerken zihninde yalnızca tek bir isim vardı: Aurelion. Bu dünyanın Aurelion ile aynı dünya olmadığını biliyordu. Buradaki Lucien, onun geçmişinde tanıdığı hiç kimse değildi. Yine de yirmi yıl önce yaşanmış bir hikâyenin izleri, hiç beklemediği bir yerde karşısına çıkmıştı. Üstelik Lucien, Aurelion'u yalnızca tanımakla kalmamış, onu terk ettiğini de açıkça söylemişti.
Rowan'ın kafasındaki sorular giderek çoğalıyordu. Lucien neden Aurelion'u terk etmişti? Aurelion bu dünyada hiç yaşamamışsa, çocukluğunu gösteren o portre neden buradaydı? Daha da önemlisi, hiçlikten oluşan bu dünya neden Rowan'ın gelişinden sonra geçmişe ait görüntüleri ortaya çıkarmaya başlamıştı?
Koridorun sonundaki pencerenin önünde durdu. Dışarı baktığında şehir hâlâ uyuyordu. Sokak lambaları taş yolları aydınlatıyor, sarayın yüksek duvarlarının ötesinde sis yavaşça şehrin üzerine yayılıyordu. Rowan camdaki yansımasına baktı. Birkaç saniye boyunca kendi yüzünü izledi.
Sonra çok hafif bir ses duydu.
“Rowan…”
Başını çevirdi.
Kimse yoktu.
Ses tekrar gelmedi.
Rowan gözlerini kapattı. Bunun yorgunluğundan kaynaklandığını düşünmek istedi. Fakat içindeki huzursuzluk buna izin vermiyordu. Bu dünya, ona geldiğinden beri sürekli geçmişini gösteriyordu. Sanki bir şey anlatmaya çalışıyordu.
Ertesi sabah Rowan sarayın kütüphanesine gitti. Kütüphane, sarayın diğer bölümlerinden çok daha eski görünüyordu. Tavana kadar uzanan rafların üzerinde binlerce kitap vardı. Bazılarının kapakları yepyeniyken bazıları yüzyıllardır açılmamış gibi duruyordu.
Rowan rafların arasında ilerlerken bir kitabın sırtında tanıdığı bir sembol gördü.
Aynı sembolü Lucien'in taht salonunda da görmüştü.
Kitabı çekti.
Kapak açıldığında ilk sayfada yalnızca bir tarih yazıyordu.
“20 yıl önce.”
Rowan'ın parmakları sayfanın üzerinde durdu.
Sayfayı çevirdi.
İlk satırda şu cümle vardı:
“Bir yabancı bu dünyaya geldiğinde, geçmişin kapıları açılacaktır.”
Rowan'ın kaşları çatıldı.
Bir sonraki sayfayı çevirdi.
“Yabancı, kaybettiği bir dünyadan gelecektir.”
Bir sonraki sayfada ise yalnızca tek bir kelime vardı:
ROWAN.
Rowan kitabı hemen kapattı.
Kalbi hızlanmıştı.
“Bu mümkün değil…”
Kitabı yeniden açtı.
İsim hâlâ oradaydı.
Fakat bu kez ismin altında yeni bir cümle belirmişti:
“Henüz anlamadı.”
Rowan birkaç saniye boyunca sayfaya baktı.
Arkasından bir ses geldi.
“Onu bulduğunu biliyordum.”
Rowan kitabı kapatarak döndü.
Lucien.
Kral kütüphanenin girişinde duruyordu.
“Beni mi takip ediyorsun?”
“Hayır.”
“Öyleyse nasıl buradasın?”
Lucien sakin bir şekilde yaklaştı.
“Çünkü bu kütüphaneye senden önce yalnızca ben giriyordum.”
Rowan kitabı masanın üzerine bıraktı.
“Bu kitap benim adımı yazdı.”
Lucien kitabın kapağına baktı.
“Görüyorum.”
“Bunun ne anlama geldiğini biliyorsun.”
“Hayır.”
Rowan şaşırdı.
“Bilmiyor musun?”
“Kitapların ne söyleyeceğini kontrol edemiyorum.”
Bu cevap Rowan'ın dikkatini çekti.
“Yani bu dünya tamamen senin kontrolünde değil.”
Lucien'in yüzünde hafif bir ifade belirdi.
“Hiçbir dünya tamamen bir kişinin kontrolünde değildir.”
Rowan kitabı açtı.
“Burada yirmi yıl önce bir şey olmuş.”
“Evet.”
“Ve sen bunun içindeydin.”
Lucien cevap vermedi.
Rowan bir adım yaklaştı.
“Aurelion da.”
Bu kez Lucien'in bakışları değişti.
“Onun adını bir daha burada söyleme.”
Rowan durdu.
“Niçin?”
“Çünkü geçmişte kalan insanların isimleri bazen geçmişi yeniden çağırır.”
“Belki de çağırılması gerekiyordur.”
Lucien'in sesi sertleşti.
“Sen neyi anlamaya çalışıyorsun?”
Rowan gözlerini ondan ayırmadı.
“Beni buraya kimin getirdiğini.”
Sessizlik oldu.
Lucien uzun süre Rowan'a baktı.
Sonunda:
“Belki de seni buraya kimse getirmedi.”
“Öyleyse?”
“Belki sen buraya kendi geçmişin tarafından getirildin.”
Rowan cevap veremedi.
Lucien kitabı kapattı.
“Bu dünyada bazı kapılar açılmak için anahtar beklemez. Bir hatıranın yeterince güçlenmesini bekler.”
“Ve Aurelion?”
Lucien başını kaldırdı.
“Onunla ilgili ne biliyorsun?”
Rowan birkaç saniye sustu.
“Sandığından daha fazlasını.”
Lucien'in gözleri daraldı.
“Demek sonunda söyleyeceksin.”
Rowan'ın yüzünde temkinli bir ifade oluştu.
“Ne söyleyeceğim?”
“Senin hikâyeni.”
Lucien kitabı Rowan'a uzattı.
“Çünkü buraya geldiğin günden beri herkes sana kim olduğunu soruyor. Fakat sen kim olduğunu anlatmak yerine geçmişinden kaçıyorsun.”
Rowan kitabı aldı.
“Geçmişim beni ilgilendiriyor.”
“Hayır.”
Lucien arkasını döndü.
“Geçmişin seni buraya kadar takip etmiş.”
Kral kütüphaneden çıktı.
Rowan onun ardından bakarken kitabın kapağı kendiliğinden açıldı.
Sayfalar hızla çevrildi.
Sonunda durdu.
Boş olması gereken sayfada yeni bir cümle belirdi:
“İKİNCİ DÜNYA, İLK HATIRAYI BEKLİYOR.”
Rowan'ın yüzündeki ifade değişti.
Tam o anda sarayın bütün çanları çalmaya başladı.
Dışarıdan askerlerin koşuşturmaları duyuluyordu.
Rowan pencereye koştu.
Şehrin gökyüzünde, hiçlikte gördüğü o ilk ışıklara benzeyen parlak bir çizgi belirmişti.
Çizgi yavaşça genişliyor, gökyüzünde bir kapı oluşturuyordu.
Ve kapının ardında…
eski dünyadan bir görüntü vardı.
Rowan donup kaldı.
Aurelion.
Fakat görüntü yalnızca birkaç saniye sürdü.
Sonra kapı kapandı.
Rowan'ın elleri titredi.
“Hayır…”
Bu kez içindeki öfke korkunun önüne geçti.
“Beni rahat bırakın.”
Kitabın sayfasında son bir cümle belirdi:
“Geçmiş seni bırakmadı, Rowan.”
Altında ise daha küçük harflerle:
“Çünkü hikâyen henüz bitmedi.”
Rowan kitabı kapattı.
Artık bir şeyden emindi.
Hiçlikte yalnız değildi.
Ve bu yeni dünya, sandığı gibi ona ikinci bir hayat vermek için doğmamıştı.
Onu geçmişiyle yüzleştirmek için doğmuştu.
