21. bölüm / 26
Hiçliğin ardında21.bolum
Bölümler 26Şu an: 21.bolum
- 1 1.bölüm793 kelime
- 2 2.bolum1.006 kelime
- 3 3.bölüm866 kelime
- 4 4.bolum767 kelime
- 5 5.bolüm732 kelime
- 6 6.bölüm903 kelime
- 7 7.bölüm885 kelime
- 8 8.bolum628 kelime
- 9 9.bölüm913 kelime
- 10 10.bolum758 kelime
- 11 11.bölüm844 kelime
- 12 12.bolum897 kelime
- 13 13.bolum898 kelime
- 14 14.bolum871 kelime
- 15 15.bolum772 kelime
- 16 16.bolum791 kelime
- 17 17.bolum1.486 kelime
- 18 18.bolum830 kelime
- 19 19.bolum796 kelime
- 20 20.bolum937 kelime
- 21 21.bolum649 kelime · Okuduğun bölüm
- 22 22.bolum874 kelime
- 23 23.bolum859 kelime
- 24 24.bolum Final875 kelime
- 25 Bölüm 24.5548 kelime
- 26 Özel..
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
21. BÖLÜM — HİÇLİĞİN İÇİNDE
Dünya önce sessizleşti.
Sonra karardı.
Şehrin ışıkları birer birer söndü. Sokaklardaki insanlar kayboldu. Binalar, yollar, arabalar ve evler sanki hiç var olmamışlar gibi karanlığın içinde erimeye başladı.
Rowan pencerenin önünde duruyordu.
“Lucien...”
Lucien onun yanına geldi.
“Buradayım.”
Fakat sesi bile eskisi kadar gerçek gelmiyordu.
Evin duvarları saydamlaşmaya başladı.
Masanın üzerindeki fincanlar yok oldu.
Fotoğraflar silindi.
Kitaplar ortadan kayboldu.
Bahçedeki ağaçlar bile karanlığın içine çekildi.
Rowan Lucien'in elini tuttu.
“Bırakma.”
“Bırakmayacağım.”
Karanlık ikisini tamamen sardı.
Ve dünya yok oldu.
Rowan gözlerini açtığında hiçbir şey göremedi.
Ne gökyüzü vardı.
Ne zemin.
Ne ev.
Ne de şehir.
Sadece sonsuz bir karanlık.
Fakat birkaç saniye sonra bileklerinde soğuk bir ağırlık hissetti.
Hareket etmeye çalıştığında zincirlerin onu yerinde tuttuğunu fark etti.
“Lucien?”
Cevap gelmedi.
Rowan başını kaldırmaya çalıştı.
“Lucien!”
Bu kez uzaktan bir ses duyuldu.
“Rowan!”
Lucien.
Rowan sesin geldiği yöne baktı.
Karanlığın içinde birkaç metre ötede Lucien duruyordu.
Fakat Lucien yalnız değildi.
Yanında bir kişi daha vardı.
Aurelion.
Rowan'ın gözleri büyüdü.
“Sen...”
Aurelion ona bakmadı bile.
Gözleri Lucien'deydi.
Sanki bütün bu karanlığın içinde onu buraya getiren tek şey Lucien'di.
Rowan zincirleri tekrar hareket ettirmeye çalıştı.
“Lucien, git buradan.”
Lucien'in yüzündeki ifade değişti.
“Hayır.”
“Beni bırak.”
“Hayır, Rowan.”
Aurelion sonunda Rowan'a döndü.
“Onu hâlâ korumaya çalışıyorsun.”
Rowan cevap vermedi.
Aurelion yeniden Lucien'e baktı.
Lucien ise Rowan'ın bulunduğu yere doğru bir adım atmak istedi.
Fakat Aurelion önüne geçti.
Lucien'in sesi sertleşti.
“Onu rahat bırak.”
Aurelion sessiz kaldı.
Lucien bu kez daha kararlı konuştu.
“Canını yakıyorsun.”
Aurelion'un yüzündeki ifade değişti.
“Benim canım kadar yanmıyordur.”
Lucien sustu.
Aurelion devam etti:
“Sen gittin, Lucien.”
Sesi öfkeliden çok kırgındı.
“Ardında bıraktığın dünyanın nasıl bir hâle geldiğini gördün mü?”
Lucien başını eğmedi.
“Benim seçimim buydu.”
“Peki şimdi?”
Aurelion Rowan'a baktı.
“Şimdi başka birini seçtin.”
Rowan başını kaldırdı.
“Lucien'in seçimi benim.”
Aurelion'un gözleri ona döndü.
“Sen karışma.”
Rowan cevap vermek istedi fakat Lucien ondan önce konuştu.
“Onu bunun dışında bırak.”
Aurelion birkaç saniye Lucien'i izledi.
Sonra yavaşça:
“Öyleyse bir seçim yap.”
Hiçlikte sessizlik oluştu.
Lucien'in yüzü sertleşti.
“Ne seçimi?”
Aurelion Rowan'ı gösterdi.
“Ya benimle gelirsin...”
Bir an durdu.
“Ya da Rowan burada kalır.”
Lucien'in gözleri Rowan'a çevrildi.
Rowan başını hemen iki yana salladı.
“Hayır.”
Lucien:
“Rowan...”
“Bunu yapma.”
“Başka seçeneğim yok.”
“Var.”
Rowan'ın sesi titredi.
“Beni burada bırak.”
Lucien başını iki yana salladı.
“Bunu yapamam.”
“Lucien, dinle beni.”
“Hayır.”
Lucien ilk kez sesini yükseltti.
“Yedi yıldır seni hayatımın bir parçası olarak görüyorum. Seni burada bırakıp gitmemi bekleyemezsin.”
Rowan sustu.
Aurelion ikisini izliyordu.
Sonunda Lucien gözlerini kapattı.
Uzun bir süre hiçbir şey söylemedi.
Sonra yeniden Rowan'a baktı.
“Bana kızma.”
Rowan'ın gözleri doldu.
“Lucien...”
Lucien Aurelion'a döndü.
“Tamam.”
Aurelion sessizce onu izledi.
Lucien'in sesi bu kez sakindi.
“Seninle geleceğim.”
Rowan başını hızla kaldırdı.
“Hayır!”
Lucien devam etti.
“Yeter ki onu bırak.”
Aurelion'un yüzünde ilk kez belli belirsiz bir ifade oluştu.
“Kararından emin misin?”
Lucien Rowan'a baktı.
“Evet.”
Rowan zincirlerin arasında ona doğru uzanmaya çalıştı.
“Bunu istemiyorum.”
Lucien'in bakışları yumuşadı.
“Biliyorum.”
“Beni bırakma.”
Lucien bir an sustu.
Sonra sakin bir sesle:
“Bırakmıyorum.”
Rowan'ın gözleri ona kilitlendi.
“Öyleyse neden gidiyorsun?”
Lucien cevap vermeden önce Aurelion'a baktı.
“Çünkü seni burada bırakmak istemiyorum.”
Hiçlik yeniden sessizliğe gömüldü.
Aurelion elini kaldırdı.
Karanlığın içinde başka bir kapı oluşmaya başladı.
Lucien kapıya doğru ilerlemeden önce son kez Rowan'a baktı.
“Beni bekleme.”
Rowan başını iki yana salladı.
“Bekleyeceğim.”
Lucien:
“Rowan...”
“Ne kadar sürerse sürsün.”
Lucien'in yüzünde küçük, hüzünlü bir gülümseme belirdi.
“İşte bundan korkuyorum.”
Sonra Aurelion'un yanında durdu.
Kapı açıldı.
Aurelion içeri girmeden önce Rowan'a baktı.
“Artık seçim yapıldı.”
Rowan hiçbir şey söylemedi.
Lucien son kez arkasına döndü.
Bakışları Rowan'ın üzerinde kaldı.
Ve kapı kapanırken Rowan yalnızca tek bir şeyi duyabildi:
“Seni bulacağım.”
Kapı yok oldu.
Hiçlik yeniden sonsuz karanlığa dönüştü.
Rowan başını eğdi.
Artık yanında Lucien yoktu.
Ama Lucien'in son sözleri hâlâ zihnindeydi.
Seni bulacağım.
Ve hiçliğin derinliklerinde, görünmeyen bir yerde başka bir şey daha hareket etmeye başlamıştı.
Çünkü Aurelion'un bilmediği bir gerçek vardı:
Lucien bu kez onunla isteyerek gitmişti.
Ama kalbi...
Rowan'ın yanında kalmıştı.
