18. bölüm / 26
Hiçliğin ardında18.bolum
Bölümler 26Şu an: 18.bolum
- 1 1.bölüm793 kelime
- 2 2.bolum1.006 kelime
- 3 3.bölüm866 kelime
- 4 4.bolum767 kelime
- 5 5.bolüm732 kelime
- 6 6.bölüm903 kelime
- 7 7.bölüm885 kelime
- 8 8.bolum628 kelime
- 9 9.bölüm913 kelime
- 10 10.bolum758 kelime
- 11 11.bölüm844 kelime
- 12 12.bolum897 kelime
- 13 13.bolum898 kelime
- 14 14.bolum871 kelime
- 15 15.bolum772 kelime
- 16 16.bolum791 kelime
- 17 17.bolum1.486 kelime
- 18 18.bolum830 kelime · Okuduğun bölüm
- 19 19.bolum796 kelime
- 20 20.bolum937 kelime
- 21 21.bolum649 kelime
- 22 22.bolum874 kelime
- 23 23.bolum859 kelime
- 24 24.bolum Final875 kelime
- 25 Bölüm 24.5548 kelime
- 26 Özel..
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
DEĞİŞMEYEN İSİM
Sabah, evin pencerelerinden içeri yumuşak bir ışık süzülürken Rowan gözlerini açtı. Birkaç saniye boyunca tavana baktı; ardından gecenin sessizliğinde konuşulanları hatırladı. Dört yıldır aynı evde yaşadığı, hayatının en zor dönemlerinde yanında olan Lucien'e karşı hislerinin artık yalnızca dostluk olmadığını ikisi de kabul etmişti.
Fakat garip olan şuydu...
Her şey aynı görünüyordu.
Aynı oda.
Aynı pencere.
Koridorda duran iki mont.
Mutfaktan gelen kahve kokusu.
Ve salondan duyulan Lucien'in sakin sesi.
“Uyandın mı?”
Rowan yataktan doğruldu.
“Evet.”
“İşe geç kalacaksın.”
Rowan istemsizce gülümsedi.
“Bunu söyleyeceğini biliyordum.”
“Dört yıldır aynı şeyi söylüyorum.”
“Artık kral olmadığını hatırlatmam gerekiyor mu?”
Mutfaktan kısa bir sessizlik geldi.
“Hatırlatmana gerek yok.”
Rowan odasından çıktığında Lucien mutfakta kahve hazırlıyordu. Üzerinde sade bir gömlek ve koyu renkli bir pantolon vardı. Sarayda taşıdığı ağır kıyafetlerden eser yoktu.
Rowan birkaç saniye onu izledi.
Dört yıl önce bu adamı bir kral olarak görmüştü.
Şimdi ise kahvesini nasıl içtiğini, sabahları ne kadar sessiz olduğunu ve düşünürken parmaklarını masaya hafifçe vurduğunu bilen biriydi.
Hayat garipti.
Bazen insanın karşısına bir kapı çıkarıyor ve o kapının arkasında bütün geçmişini kaybettiğini sanıyordu.
Sonra fark ediyordu ki bazı şeyler kaybolmuyor.
Sadece başka bir biçimde yeniden karşısına çıkıyordu.
O gün Rowan işe gittiğinde zihni sürekli bir gece önceki konuşmaya dönüyordu.
Lucien'in söyledikleri...
Kendi söyledikleri...
Ve en önemlisi, ikisinin de ilk kez duygularını saklamamış olması.
Öğle arasında masasının başında otururken önündeki kitaba bakıyordu.
Kitabın sayfalarından biri açıktı.
Bir karakter geçmişinden kaçıyor, başka bir şehirde yeni bir hayat kuruyordu.
Rowan birkaç saniye o sayfaya baktı.
Sonra kitabı kapattı.
Eskiden böyle bir hikâyeyi okuduğunda kendisini o karakterin yerine koyardı.
Şimdi ise yalnızca dışarıdan bakabiliyordu.
Çünkü kendi hikâyesinin artık başka birinin yazdığı bir hikâye olmadığını biliyordu.
Akşam eve döndüğünde Lucien salonda oturuyordu.
Masada iki tabak hazırlanmıştı.
Rowan kapının yanında durdu.
“Beni bekledin mi?”
Lucien başını kaldırdı.
“Evet.”
“Yemek yemedin mi?”
“Hayır.”
“Neden?”
Lucien sanki bunun cevabı çok açıkmış gibi baktı.
“Sen yoktun.”
Rowan'ın yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.
Eskiden böyle bir cümle onu şaşırtırdı.
Şimdi ise kalbinin derinlerinde sıcak bir yere dokunuyordu.
Montunu çıkarıp sandalyeye oturdu.
“Bugün garip bir şey düşündüm.”
Lucien ona baktı.
“Ne?”
“İsimler hakkında.”
Lucien'in ifadesi hafifçe değişti.
“Ne demek istiyorsun?”
Rowan ellerini masanın üzerinde birleştirdi.
“Geçmişte farklı dünyalar gördük. Farklı hayatlar yaşadık. İnsanların isimleri değişti. Hikâyeler değişti. Dünyalar değişti.”
Lucien sessizce dinliyordu.
“Ben Rowan'dım.”
“Evet.”
“Sen Lucien'din.”
“Evet.”
“Başka bir dünyada başka isimlerin olabilirdi.”
Lucien başını hafifçe salladı.
“Olabilirdi.”
Rowan bir süre düşündü.
“Fakat bir isim hiç değişmedi.”
Lucien'in bakışları ciddileşti.
“Aurelion.”
Odanın içindeki hava bir anda ağırlaştı.
İkisi de sustu.
Aurelion.
Bu isim, ne kadar zaman geçerse geçsin hikâyelerinin bir yerinde ortaya çıkıyordu.
Bazen bir prens olarak.
Bazen bir anı olarak.
Bazen başka bir dünyanın geçmişinde bırakılmış bir insan olarak.
Fakat her defasında aynı isim.
Aurelion.
Rowan sandalyesinde geriye yaslandı.
“Bunu düşününce her şey daha da garip geliyor.”
Lucien:
“Çünkü bazı insanların dünyalar değişse bile hikâyelerdeki yeri değişmiyor.”
Rowan ona baktı.
“Peki neden?”
Lucien cevap vermedi.
Çünkü ikisinin de bilmediği bir şey vardı.
Aurelion'un isminin değişmemesi tesadüf değildi.
O gece Rowan uyuyamadı.
Pencereden dışarı baktı.
Şehir sakindi.
Arabaların ışıkları caddelerde ilerliyor, apartmanların pencerelerinde farklı hayatlar görünüyordu.
Bir zamanlar sonsuz hiçlikte yürümüş olan Rowan için bu görüntü hâlâ inanılmazdı.
Bir ev.
Bir iş.
Bir şehir.
Ve yanında Lucien.
Gerçek bir hayat.
Kendi seçtiği bir hayat.
Yatağına geri döndüğü sırada masanın üzerinde duran eski bir defteri fark etti.
Defteri açtı.
İlk sayfa boştu.
İkinci sayfa da.
Üçüncü sayfada ise tek bir kelime vardı.
Rowan'ın daha önce yazmadığı bir kelime.
AURELION.
Rowan'ın kalbi hızlandı.
Deftere dokundu.
“Hayır...”
Sayfanın altına yeni bir cümle yavaşça ortaya çıktı.
“İSİMLER DEĞİŞİR.”
Bir satır daha belirdi.
“DÜNYALAR DEĞİŞİR.”
Rowan'ın eli dondu.
Ve son cümle yazıldı:
“FAKAT BAZI İSİMLER HİKÂYENİN KENDİSİDİR.”
Rowan defteri kapattı.
O sırada arkasından Lucien'in sesi geldi.
“Ne oldu?”
Rowan döndü.
Lucien kapının önünde duruyordu.
Rowan birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.
Sonra defteri ona uzattı.
Lucien sayfayı açtı.
Aurelion'un adını gördüğü anda yüzündeki ifade değişti.
“Bu mümkün değil.”
“Biliyorum.”
“Bu dünya hiçbir zaman bizim geçmişimizdeki kitabı taşımadı.”
“Biliyorum.”
“Burada hiçbir şeyin yazılı olmaması gerekiyordu.”
Rowan sessizce ona baktı.
“Belki de yazılı olan dünya değil.”
Lucien başını kaldırdı.
“Ne?”
Rowan'ın gözleri defterdeydi.
“Belki yazılan biziz.”
Lucien cevap vermedi.
Çünkü o anda defterin son sayfasında yeni bir cümle belirdi.
“SON DÜNYA.”
Altında ise:
“İKİ HİKÂYE.”
Ve en altta tek bir isim:
“AURELION.”
Sonra sayfa yeniden tamamen boşaldı.
Sabah olduğunda hiçbir şey değişmemişti.
Dünya hâlâ yerindeydi.
Şehir aynıydı.
Ev aynıydı.
İnsanlar normal hayatlarına devam ediyordu.
Hiçbir kapı açılmamıştı.
Hiçbir dünya çökmemişti.
Ve ikisi de bunun farkındaydı.
Bu dünya onların sonuydu.
Ama son, hikâyenin bitmesi anlamına gelmiyordu.
Bazen son...
İlk kez gerçekten yaşamaya başladığın yerdi.
Rowan mutfakta kahvesini hazırlarken Lucien yanına geldi.
“Bugün ne yapıyorsun?”
“Çalışacağım.”
“Akşam?”
Rowan ona baktı.
“Eve geleceğim.”
Lucien başını salladı.
“Ben de.”
Bu kadar basit bir konuşma, geçmişte yaşadıkları bütün dünyalardan daha değerliydi.
Çünkü artık kimse onları bir yere göndermiyordu.
Kimse kaderlerini değiştirmiyordu.
Kimse hayatlarını ellerinden almıyordu.
Ve belki de Aurelion'un ismi artık onların peşinden gelmiyordu.
Sadece geçmişlerinin bir parçası olarak orada duruyordu.
Bu kez hikâyeyi geçmiş yazmayacaktı.
Rowan ve Lucien yazacaktı.
