13. bölüm / 26
Hiçliğin ardında13.bolum
Bölümler 26Şu an: 13.bolum
- 1 1.bölüm793 kelime
- 2 2.bolum1.006 kelime
- 3 3.bölüm866 kelime
- 4 4.bolum767 kelime
- 5 5.bolüm732 kelime
- 6 6.bölüm903 kelime
- 7 7.bölüm885 kelime
- 8 8.bolum628 kelime
- 9 9.bölüm913 kelime
- 10 10.bolum758 kelime
- 11 11.bölüm844 kelime
- 12 12.bolum897 kelime
- 13 13.bolum898 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 14.bolum871 kelime
- 15 15.bolum772 kelime
- 16 16.bolum791 kelime
- 17 17.bolum1.486 kelime
- 18 18.bolum830 kelime
- 19 19.bolum796 kelime
- 20 20.bolum937 kelime
- 21 21.bolum649 kelime
- 22 22.bolum874 kelime
- 23 23.bolum859 kelime
- 24 24.bolum Final875 kelime
- 25 Bölüm 24.5548 kelime
- 26 Özel..
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
13. BÖLÜM — İKİ YIL SONRA
İki yıl geçmişti.
İlk zamanlarda bu dünya Rowan’a yabancı gelmişti. Gökyüzünde aynı anda parlayan iki güneş, geceleri tamamen kararmayan ufuk, şehirlerin kendine özgü kuralları, insanların kullandığı farklı para sistemi ve dünyanın sınırlarını belirleyen görünmez yasalar… Bunların hiçbirini anlamak kolay olmamıştı. Fakat iki yıl, insana yalnızca zamanı değil, alışkanlığı da öğretiyordu.
Artık Rowan için bu dünya yabancı değildi.
Burası onun yaşadığı yerdi.
Sabahları iki güneşten biri yükselirken uyanıyor, askerî birliklerin bulunduğu bölgeye gidiyor, günün büyük bölümünü sınırların güvenliğini sağlamak ve şehirlerin düzenini denetlemekle geçiriyordu. Başlangıçta sıradan bir asker olarak başladığı görev, zaman içerisinde değişmişti. Artık birçok asker onun emirlerini dinliyor, sınır bölgelerindeki birlikler onun raporlarına göre hareket ediyor ve Lucien önemli kararlar almadan önce onun görüşünü soruyordu.
Rowan bunun ne zaman başladığını bile fark etmemişti.
Bir gün sadece bir askerdi.
Sonra bir danışman.
Sonra Lucien’in yanında duran en güvendiği insanlardan biri olmuştu.
Ama Rowan için asıl değişen şey rütbesi değildi.
Lucien’di.
İki yıl önce sarayın balkonunda duran, kimseye yaklaşmayan, her kelimesini ölçerek konuşan kral artık Rowan’ın hayatının doğal bir parçası hâline gelmişti.
Sabahları bazen birlikte kahvaltı ediyorlar, öğleden sonraları şehrin sorunlarını konuşuyorlar, akşamları ise sarayın geniş salonunda haritaların başında saatler geçiriyorlardı.
Aralarında garip bir sessizlik oluşmuştu.
Eskiden rahatsız edici olan sessizlik.
Şimdi ise ikisinin de alıştığı bir huzurdu.
Rowan sarayın avlusuna girdiğinde Lucien çoktan oradaydı.
Kral, taş masanın üzerinde duran haritaya bakıyordu.
Rowan yaklaşırken Lucien başını kaldırdı.
“Geç kaldın.”
Rowan hafifçe gülümsedi.
“Üç dakika.”
“Üç dakika geç kalmaktır.”
“İki yıldır sizinle çalışıyorum. Hâlâ üç dakikayı hesaplıyor olmanız şaşırtıcı.”
Lucien’in yüzünde belli belirsiz bir ifade oluştu.
“Sen de iki yıldır hâlâ geç kalıyorsun.”
“Demek ki değişmeyen bazı şeyler var.”
Lucien ona baktı.
“Evet.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Lucien haritayı ona doğru çevirdi.
“Kuzey bölgesinden haber geldi.”
Rowan eğilip haritaya baktı.
“Yeni bir sorun mu?”
“Hayır. Tam tersine.”
Lucien parmağıyla kuzeydeki yerleşimleri gösterdi.
“Oradaki köyler artık kendi yönetimlerini oluşturmuş. Vergi sistemi değişti. Askerî birliklere ihtiyaçları azaldı.”
Rowan başını kaldırdı.
“Yani düzen oturuyor.”
“Evet.”
Lucien’in sesi ilk kez gerçekten memnuniyet taşıyordu.
“İki yıl önce bu insanların yarısı bizim ordumuzdan korkuyordu.”
Rowan haritaya baktı.
“Şimdi ise kendi kararlarını verebiliyorlar.”
Lucien başını salladı.
“Bu dünyayı ilk kurduğumuzda böyle bir şey mümkün görünmüyordu.”
Rowan ona baktı.
“Artık bu dünyanın kurallarını biliyoruz.”
Lucien gözlerini ona çevirdi.
“Kuralları biliyoruz.”
Bir an durdu.
“Ama hâlâ neden var olduğunu bilmiyoruz.”
Bu cümle ikisinin de sessizleşmesine neden oldu.
İki yıl boyunca dünyayı anlamışlardı.
Sınırlarını öğrenmişlerdi.
Gece ve gündüzün neden farklı olduğunu, şehirlerin nasıl oluştuğunu, insanların doğum ve ölüm düzenini, dünyanın bazı bölgelerinde neden zamanın farklı aktığını öğrenmişlerdi.
Ama tek bir sorunun cevabını bulamamışlardı.
Bu dünya neden yaratılmıştı?
Ve daha önemlisi...
Neden Rowan buradaydı?
Fakat son iki yılda bu sorunun peşinden koşmayı bırakmışlardı.
Belki de bazı cevapların hemen bulunmaması gerekiyordu.
Akşam olduğunda yağmur başladı.
Rowan sarayın balkonunda durup şehri izliyordu. İki yıl önce bu manzaraya baktığında kendisini bir yabancı gibi hissederdi.
Şimdi ise aşağıdaki sokakları tek tek tanıyordu.
Hangi dükkânın gece geç saatlere kadar açık kaldığını, hangi sokakta askerlerin nöbet tuttuğunu, hangi meydanda çocukların oyun oynadığını biliyordu.
Lucien sessizce yanına geldi.
“Yağmurdan hoşlanıyorsun.”
Rowan şaşkınlıkla ona baktı.
“Bunu nereden çıkardınız?”
“İki yıldır seni gözlemliyorum.”
Rowan kısa bir kahkaha attı.
“Bu biraz ürkütücü bir cevap.”
Lucien’in yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.
“Öyle mi?”
“Biraz.”
İkisi tekrar şehre döndü.
Bir süre konuşmadılar.
Sonra Rowan yavaşça sordu:
“Hiç pişman oldunuz mu?”
Lucien ona baktı.
“Neden?”
“Burada kalmaya karar verdiğiniz için.”
Lucien cevap vermeden önce uzun süre düşündü.
“Eskiden geçmişimde bıraktığım şeyleri düşünürdüm.”
“Şimdi?”
“Şimdi daha az.”
Rowan başını eğdi.
“Ben de.”
Lucien onun yüzüne baktı.
“Geçmişini özlüyor musun?”
Rowan'ın gözleri uzaklara kaydı.
“Hayır.”
Bu cevap beklediğinden daha kolay çıkmıştı.
“Geçmişimi hatırlıyorum,” diye devam etti Rowan. “Ama artık oraya ait olduğumu düşünmüyorum.”
Lucien sessizce onu dinledi.
“Peki buraya ait olduğunu düşünüyor musun?”
Rowan cevap vermeden önce şehrin ışıklarına baktı.
“Sanırım.”
Sonra Lucien’e döndü.
“Çünkü burada ilk kez kimsenin hayatını almak ya da birinin yerine geçmek zorunda değilim.”
Lucien’in bakışları yumuşadı.
“Burada yalnızca Rowan olabilirsin.”
Bu söz Rowan’ın içinde beklenmedik bir sıcaklık bıraktı.
İki yıl önce Lucien onun için yalnızca bu dünyanın kralıydı.
Şimdi ise...
Güvendiği biriydi.
Yanında kendisi olabildiği biriydi.
Geçmişini anlatmadan da anlayan, sessiz kaldığında bile onu zorlamayan biriydi.
Rowan bunu henüz bir isimle tanımlayamıyordu.
Ama bunun sıradan bir bağlılık olmadığını hissediyordu.
Lucien de aynı şeyi fark etmiş gibiydi.
İkisi arasında artık yalnızca kral ve asker ilişkisi yoktu.
Aralarında yıllar boyunca kurulmuş bir güven vardı.
Sessizce büyüyen, kimsenin adını koymadığı bir yakınlık.
Gece ilerlediğinde Rowan odasına çekilmek üzereyken Lucien onu kapının önünde durdurdu.
“Rowan.”
Rowan döndü.
“Efendim?”
Lucien birkaç saniye sustu.
Sonra alışılmadık bir şekilde daha sakin bir sesle konuştu.
“Yarın benimle gel.”
“Nereye?”
“Şehrin dışındaki göl bölgesine.”
“Görev mi?”
“Hayır.”
Rowan şaşırdı.
“O zaman neden?”
Lucien’in cevabı kısa oldu.
“Birlikte biraz zaman geçirmek istiyorum.”
Rowan birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.
Sonra başını hafifçe salladı.
“Tamam.”
Lucien uzaklaşırken Rowan arkasından baktı.
İki yıl önce bu adamın yanında kendisini güvende hissedeceğini düşünemezdi.
Şimdi ise Lucien’in yanında olduğu anlarda geçmişin sesi biraz daha uzaklaşıyordu.
Ve Rowan ilk kez şunu fark etti:
Bazı bağlar insanı geçmişine götürmez.
Bazıları, insanın geleceğini kurmasına yardım eder.
O gece sarayın dışında iki güneş de gökyüzünden çekilmişti.
Fakat şehir karanlığa gömülmemişti.
Uzakta, gökyüzünde yeni bir ışık belirdi.
Kimse fark etmedi.
Yalnızca sarayın en üst katındaki eski taş duvarın üzerinde ince bir çatlak oluştu.
Çatlağın içinde çok küçük harfler belirdi:
“İKİ YIL TAMAMLANDI.”
Ardından ikinci cümle yazıldı:
“BAĞ OLUŞTU.”
Ve son satır...
“ŞİMDİ DÜNYA HAREKETE GEÇECEK.”
